Skip to content

Temmuz 8, 2019

Peloton Günlükleri #6: Doğrusu Olmayan Yanlışlar

“Louis Althusser, Bolşeviklerin 1920’lerdeki politikasını tartışırken, ‘doğrusu olmayan yanlışlar’ deyimini kullanır, kendi doğrularından uzak düşmüş yanlışlardır bunlar.”1

Hollanda menşeli bisiklet takımı Jumbo-Visma, 7 Temmuz itibariyle Tour de France’a damga vuran bir “ikide iki” performansı sergiledi. Bu performansın arkasındaysa yıllardır son anda kaybetmenin ya da minor zaferlere teba etmenin yası bulunuyor.

26 Mayıs 2016, Giro d’Italia’da 18. Etap koşuluyor. Lotto NL-Jumbo’nun2 Hollandalı bisikletçisi Steven Kruijswijk, etaba başlarken en yakın rakibi Esteban Chaves’in tam olarak üç dakika önünde. Peki bu ne anlama geliyor? Erkekler yol bisikleti sporunun üç büyük turundan birinde sürpriz bir takımın sürpriz bir ismi olan Steven Kruijwsijk, bir aksilik yaşamazsa Giro d’Italia’yı zirvede noktalayacak ve takım tarihinin belki de en büyük zaferini hanesine yazdıracak. Baskı sadece takım ve Kruijswijk üzerinde değil, zira bu zafer gerçekleşirse takımın bisiklet sponsoru Bianchi de artık “büyük tur şampiyonu” için bisiklet üreten bir marka haline gelecek. 18. etabın sonlanmasına yaklaşık 50 kilometre varken, Steven Kruijswijk virajı alamaz ve bir kar yığınına çarpar. Bu kaza ile Steven Kruijswijk’ın Giro’yu kaybetmesinin yanı sıra ben de mezuniyetimi kaçırmıştım. Steven Kruijswijk, büyük bir hayal kırıklığıyla bitişe gelirken ben de bir yandan evden çıkmaya ve takım elbisemin son düğmelerini iliklemeye çalışıyordum. 27 Mayıs 2016 sabahı hem Steven Kruijswijk’a hem de bana sorarsanız çok şey kaybetmiştik: Kruijswijk hayatının en büyük zaferini kaçırmıştı, ben ise mezuniyetimi… Sonrasındaysa ben istediğim üniversiteyi kazandım, Steven Kruijswijk ise Tour de France 2019’a takımının elde ettiği iki galibiyet ile başladı.

2016’da yaşananları Lotto NL-Jumbo cephesi için bir hayal kırıklığı olarak değerlendirmek çok doğru değil. Son üç etaba girerken hiç kimse Hollandalı genel klasmancının, en yakın rakibine üç dakika fark atmış şekilde önde olmasını beklemiyordu zira. Öyle de olmadı zaten, buna karşın Steven Kruijswijk’ın performansı, takımının yeniden yapılanması ve yapılacak transferler konusunda öncü bir rol oynadı ve takım, 2017’yi George Bennett’ın elde ettiği Tour of Californa zaferiyle noktaladı. 2018 itibariyle ise Lotto NL-Jumbo, Steven Kruijswijk’a yardımcı olabilecek genel klasmancısını bulmuştu: Slovenya ve Romandi turlarını zaferle taçlandırmış Primož Roglič. Uzun süre profesyonel olarak futbol oynamış Deceuninck-QuickStep bisikletçisi Remco Evenepoel gibi yol bisikletine uzak bir spordan gelen Primož Roglič, erkekler yol bisikletine geçişini belki de kayakla atlamada yaşadığı büyük kazalara borçlu.3 Spor kariyeri büyük başarısızıklarla ve kazalarla başlasa da erkekler yol bisikleti, Roglič’in spor kariyerini bambaşka bir yere taşıdı ve 2019 Giro d’Italia’ya başlarken kendisi -en azından benim için- en büyük favoriydi.

Giro, Roglič için beklenildiği gibi geçmedi ve Jumbo-Visma, büyük turlardaki genel klasman talihsizliklerine bir yenisini daha ekledi. Genel klasman talihsizlikleri diyorum zira bu süreçte büyük turlarda unutulmaz etap galibiyetleri elde eden bir takım haline gelmişti Jumbo-Visma. Jos van Emden’in 2017 Giro d’Italia’nın son etabında elde ettiği bireysel zamana karşı zaferi, Enrico Battagli’nin 2018’de İtalya’da elde ettiği zafer bunlardan sadece iki tanesi… 2019 Giro d’Italia sonrasındaysa Jumbo-Visma, bambaşka bir imgeleme büründü ve Wout van Aert’ın iki etap galibiyetiyle sonuçlandırdığı Criterium du Dauphiné sonrası Tour de France’a da müthiş bir başlangıç yaptı Hollanda ekibi.

Yazı boyunca bahsetme fırsatı bulamadığım Dylan Groenewegen, bu sene Paris-Nice’in ilk iki etabını kazanmıştı. Amsterdamlı sprinter, Tour de France’ın 106. edisyonunun ilk etabında da favoriler arasında görülse de, son kilometrelerde yaşadığı kazanın, Jumbo-Visma’nın yıllardır süregelen talihsizliğinin bir tekerrürü gibi gözükmesine karşın, Peter Sagan ile sprint yarışına giren takım arkadaşı Mike Teunissen, Jumbo-Visma adına sarı mayoyu giydi ve takımının yıllarca yaşadığı büyük tur talihsizliklerini bir nebze de olsa örtmüş oldu. Teunissen, kendisi adına Peter Sagan’ı geçerek büyük bir iş başarmış olsa da, Steven Kruijswijk ile genel klasman umutlarını canlı tutmak isteyen Jumbo-Visma için 7 Temmuz’da koşulan takım zamana karşı büyük bir önem taşımaktaydı. Belçika zamana karşı şampiyonu Wout van Aert’ı da elinde bulunduran takım, en yakın rakbi Team INEOS’a 20 saniye fark atarak galibiyeti göğüsledi ve takım olarak Tour de France’ın 106. edisyonuna iki zaferle başladı. Steven Kruijwsijk, sarı mayo mücadelesini nasıl noktalar, iki hafta sonra ancak cevap bulacağımız bir soru; lakin vurgulanması gereken bir nokta var ki o da doğrusunun nasıl olduğunu bilmeden yanlışlar yapan bir takımın büyük turlarda verdiği mücadelenin ilk defa iki kez mutlu son görmesi.

  1. Bu alıntı, Max Horkheimer’ın kaleme aldığı ve Metis yayınları tarafından basılan Akıl Tutulması adlı kitaptan alınmış olsa da cümlenin sahibi önsözün yazarı Orhan Koçak’tır. Dokuzuncu basım, s. 16-17. []
  2. Yeni adıyla Jumbo-Visma. []
  3. Roglič’in geçirdiği kazaların en büyüğünü izlemek isterseniz: https://www.youtube.com/watch?v=oNRYgKyZBAI []

Haziran 26, 2019

Peloton Günlükleri #5: Başkasının Oyunu

13 Haziran’da iki bisikletçi, hayatları boyunca unutamayacakları galibiyetler elde ettiler. Elit erkekler klasmanındaki ilk senesini Deceuninck-QuickStep formasıyla geçiren Remco Evenepoel, Baloise Belgium Tour’da elde ettiği etap galibiyetini bir de genel klasman şampiyonluğuyla süsleyerek bu sporun geleceği için neler sunabileceğini bir kez daha göstermiş oldu. Neden “bir kez daha” dediğimi örneklendirmem için, bu sene 55. kez düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 4. etabının son kısmını, Kartepe tırmanışını hatırlatmam yeterli olur. Merhawi Kudus, Valerio Conti, Felix Großschartner gibi yetenekli ve tecrübeli isimlerle yarışın en önünde kalmayı başaran Evenepoel, genç yaşının verdiği tecrübesizlikle erken bir atak sonucu etabı 4. tamamlasa da sporun önemli isimleri ile girdiği dişe diş mücadele sebebiyle günün odaktaki ismi haline gelmişti.

2018’de genç erkekler klasmanında koştuğu yarışların büyük kısmını ilk sırada tamamlamıştı Evenepoel. Hem yol yarışında hem de bireysel zamana karşıda dünya şampiyonu olmuş ve Giro della Lunigiana gibi turlarda gösterdiği genel klasman performansıyla çok kısa sürede dikkatleri üzerine çekince, 2018 yaz döneminde Belçika takımı Deceuninck-QuickStep ile iki yıllık sözleşme imzalamıştı. Belçikalı bisikletçinin kariyerine dair en ilginç detaysa kendisinin aynı zamanda eski bir milli futbolcu olması. Beş yaşındayken Anderlecht’e katılan Evenepoel, sonrasında PSV Eindhoven’da da forma giymiş. Bunun yanında, Belçika U15 ve U16 takımlarında toplamda dokuz kez görev almış. Sonraları futbolda aradığını bulamayan 2000 doğumlu Evenepoel, eski bisikletçi babasının da desteğiyle 2017’de yol bisikletiyle tanışmış. Babası Patrick Evenepoel’in kariyerinde Grand Prix de Wallonie galibiyetinin bulunduğunu ve kendisinin Julian Alaphilippe ile neredeyse aynı fiziki özelliklere sahip olduğunu da düşünürsek gelecek yıllarda Remco’dan La Flèche Wallonne galibi olarak bahsedebiliriz.

13 Haziran’ı bir devrim niteliğinde yaşayan diğer bisikletçi ise, Criterium du Dauphiné’de üst üste iki etap kazanmayı başaran Belçikalı bisikletçi Wout van Aert oldu. 12 Haziran’da bireysel zamana karşı etabında aldığı birincilikle yol bisikleti kariyerinin World Tour seviyesindeki ilk galibiyetini alan Van Aert, bunu yaparken bireysel zamana karşı dünya şampiyonu Tom Dumoulin’e de 47 saniye fark attı. Bir sonraki gün koşulan ve Voiron’da tamamlanan sprint etabını Sam Bennett gibi bir sprinterin önünde bitirmesinin yanı sıra klasiklerde pek çok kez arkasında kaldığı Julian Alaphilippe’i de geçmeyi başardı Van Aert.

Bu sene Jumbo-Visma’ya transfer olmasıyla birlikte Criterium du Dauphiné’de ilk kez yarışan Belçikalı bisikletçinin iki senedir bahar döneminde gösterdiği performans ise onun Jumbo-Visma ile imzaladığı üç yıllık sözleşmenin en büyük sebebiydi. İki yıldır denediği Strade Bianche, Paris-Roubaix, Tour of Flanders, Gent-Wevelgem gibi yarışlarda şans hiçbir zaman yüzüne gülmese de gösterdiği performansa tanıklık etmek bir diğer anlamda da tarihe tanıklık etmekti. Eski bir cyclo-cross bisikletçisi olmasını Paris-Roubaix, Strade Bianche gibi yarışlarda bir avantaja çevirerek sergilediği korkusuz performans, kendisi gibi cyclo-cross geçmişi bulunan Monsieur Paris-Roubaix lakaplı Roger De Vlaeminck’i akıllara getirmekte. Van Aert’ı Arenberg’te izlemek, Vlaeminck’in Paris-Roubaix’de süründüğü yetmişli yılların restorasyonlu görüntüleri adeta. Romain Bardet gibi bir yokuşçunun hemen arkasında yokuş çıkmaya çalışan,1 son saniyesine kadar pedal kesmediği bir yarışı nefes nefese çimlerde tamamlayan Van Aert’ın bu spora duyduğu saygı, Theo de Rooij’in 1985 Paris-Roubaix’de yaşadıklarının da nostaljisini yaşatmakta…

1985’te kazanmaya yakın olduğu Paris-Roubaix yarışını düşerek kaybeden De Rooij, çamur içinde röportaja gelir ve şunları söyler: “Bu yarış tam bir saçmalık! Hayvan gibi çalışıyorsun. İşeyecek vaktin yok, altına yapıyorsun. Böyle bir çamurda bisiklet sürüyorsun, kayıyorsun… Bu koca bir saçmalık.”

Ardından CBS muhabiri John Tesh’in burada tekrar yarışıp yarışmayacağına dair sorusuna şu cevabı verir: “Elbette, dünyadaki en güzel yarış bu.”

  1. Strade Bianche 2018: https://www.youtube.com/watch?v=5fcjjfPLEKw []

Mayıs 27, 2019

Peloton Günlükleri #4: Güzel ve Yüce

Giro d’Italia’nın 102. edisyonunda son haftaya girmiş durumdayız. Bugünkü dinlenme günü genel klasmancılar için bir fırsat sayılabilir mi bilemiyorum, zira Primož Roglič’i sorunsuz tırmandığı Civiglio inişinde bariyerlere çarpıp genel klasmanda 40 saniye kaybederken bırakmıştık. 2016 Giro d’Italia’yı tam olarak bu şekilde, kendi şairane iniş performansına ayak uyduramayan bisikletçileri fırsat bilip kazanmıştı Vincenzo Nibali. Ekvadorlu bisikletçi Richard Carapaz’ın pembe mayoyu taşıdığı; Fransız Arnaud Démare’ın ise hakkında yapılan tüm eleştirilere karşın siklamen mayoyu korumaya devam ettiği Giro’nun bu son dinlenme günü, emin olun, hiçbir bisikletçi için keyifli geçmiyor.

Aslında genel klasman mücadelesi buruk başlamıştı. Team INEOS adıyla ilk büyük turunu yarışacak olan eski Team SKY bisikletçileri, Egan Bernal önderliğinde oldukça güçlü bir kadroyla geliyorlardı ki Bernal’in antrenman esnasında köprücük kemiğini kırmasıyla INEOS’un genel klasman umutları daha tur başlamadan rafa kalktı. Buraya son Paris-Nice şampiyonu olarak gelmesi beklenen ve bu bir haftalık yarıştaki bireysel zamana karşı etabını 6. sırada tamamlayan Egan Bernal’in, üç tane bireysel zamana karşı etabı olan Giro’da neler yapabileceğini merakla beklemiş olsak da 22 yaşındaki Kolombiyalıyı bir büyük turda genel klasmancı olarak izlemek için biraz daha beklememiz gerekecek.

Genel klasman konusunda ikinci hayal kırıklığını ise Sunweb’in Hollandalı bisikletçisi Tom Dumoulin yarattı. 2017’de Milano’daki podyumda pembe mayosunu giyen ve aynı sene bireysel zamana karşı dünya şampiyonasını da kazanarak ne kadar iyi bir zamana karşıcı olduğunu gösteren Dumoulin, geçen sene hem Giro’yu hem de Tour de France’ı ikinci sırada tamamlamıştı. 102. edisyonun bir bireysel zamana karşı olan ilk etabında Madonna di San Luca’ya en hızlı ulaşan beşinci isim olması, performansıyla ilgili soru işaretleri bırakmış olsa da takım içi dinamikleri ve planlamaları ile kendilerine hayran bırakan Tom Dumoulin önderliğindeki Sunweb’i izleyebilmek her yol bisikleti takipçisi için büyük bir keyif.

İki genel klasmancısını erkenden dışarıda bırakan İtalya toprakları, sprinter Elia Viviani’ye de iyi davranmadı. Buraya İtalya şampiyonluk mayosuyla gelen ve önceki edisyonlardan toplam beş etap kazanmış olan Viviani, bu sefer eli boş ayrılmak zorunda kaldı. Bora-Hansgrohe’nin Alman sprinteri Pascal Ackermann’ın iki etap kazanmasıyla birlikte siklamen mayoyu Verona’ya kadar koruyacağını düşünüyorken, 10. etapta yaptığı büyük kaza kendisinin bitiş çizgisine son sıralarda gelmesine sebep olmuş ve Trek-Segafredo’nun genç İtalyan sprinteri Matteo Moschetti’yi de saf dışı bırakmıştı. Siklamen mayo şimdilik Démare’ın üzerinde. Mayoyu Verona’da kimin giyeceğiyse son hafta koşulacak olan 18. etapta, Santa Maria di Sala’da belirlenecek gibi duruyor. Giro’daki ilk etabını bu sene kazanan Fransız sprinter Démare, bu başarısını bir de mayoyla süslerse Fransa’da bambaşka bir tur onu bekleyecektir.

Siklamen mayoyu bir Fransız bisikletçinin üzerinde gördüğümüz 102. edisyonda, pembe mayoda da Movistar’dan Carapaz önde gidiyor. Peki yarış başlamadan önce son haftaya girerken pembe mayonun Carapaz’da olacağını öngörmek mümkün müydü? Cevap hem evet, hem de hayır. Carapaz, geçen sene koşulan Giro’yu genel klasmanda 4. sırada tamamlamıştı. 25 yaşındaki Ekvadorlunun ne kadar iyi bir yokuşçu olduğunu hepimiz bilsek de, bu sene üç adet bireysel zamana karşı etabı olması onu pembe mayodan uzaklaştıran en büyük etmendi. Motor sporlarında sıkça yaşanan ve bir üst sırayı kovalayan iki sürücünün birbirlerini yemeleriyle sonuçlanan kedi fare oyununun bu sene Vincenzo Nibali ve Primož Roglič arasında yaşanması da Carapaz’ın aradan sıyrılıp pembe mayoyu -kazandığı iki etapla birlikte- sırtına geçirmesinde çok büyük bir etmen oldu.

Giro’nun 21. etabı, bireysel zamana karşı olacak. Bunun kendisi için ne kadar büyük bir fırsat olduğunun farkında olan ve halihazırda iki zamana karşı etabını da kazanmış olan Roglič, Verona’da pembe mayoyu giymeye aday isimlerin başında gelmekte. En yakın rakibiyse, İtalya topraklarının tümünü evi olarak gören ve tüm bu etapları gözü kapalı koşacağından emin olduğum Nibali. Nibali’nin ikisi Giro olmak üzere toplam dört adet büyük tur genel klasman şampiyonluğu bulunmakta. Üç büyük turu da kazanmayı başarmış sayılı bisikletçilerden olan Messina köpekbalığı, pelotonun da Chris Froome ile birlikte en prestijli genel klasmancısı. Güzel ve yüce arasında ince bir çizgi yer alır. Roglič içinse pembe mayonun güzelliği ile Nibali’nin yüceliği arasında yalnızca altı etap var.

Mart 28, 2019

Peloton Günlükleri #3: Aynı Yüzler

23 Mart Cumartesi sabahı L’Equipe, Strade Bianche galibi ve Tirreno-Adriatico’dan iki etapla dönen Julian Alaphilippe’i Milano-San Remo için favori gösterdiğinde ilk tepkim, bunun Fransız usulü bir “adam kayırma” olduğunu düşünmekti. Fransız medyasının böyle bir niyeti var mıydı, hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama şurası kesin ki Alaphilippe bundan böyle çıkacağı her yarışın favorisi.

Poggio yokuşuyla, inişiyle, sprint finişiyle her sene ayrı bir hikayenin yazıldığı yarışta geçen sene Poggio’da yaptığı atakla kazanmıştı ilk Milano-San Remo galibiyetini Vincenzo Nibali. Bu sene ise toplu sprint finişinde gülen taraf Deceuninck-QuickStep bisikletçisi Alaphilippe oldu ve ilk anıtsal yarış galibiyetini elde etti.

Güneşli bir Milano sabahı başlayan 291 kilometrelik yarış, kalabalık bir kaçış grubuyla açılsa da son 25 kilometreye girdiğimizde elimizin altında yalnızca her an bir atak yapılacağını sezdiren bir peloton kalmıştı. Direct Énergie’nin İtalyan bisikletçisi Niccolò Bonifazio’nun inişte yaptığı atakla birlikte hareketlenmeler de başlıyordu. Greg Van Avermaet için çalışan CCC’nin pelotonun önüne geçmesiyle son 10 kilometreye girdiğimizde Bonifazio da pelotona çekildi.

Capo Berta’daki duman ile birlikte pelotonu ele geçiren Deceuninck-QuickStep’in etkisiyle bambaşka bir yarış izlemeye başladık. Bünyesinde Van Aert, Sagan, Trentin, Kwiatkowski, Alaphilippe, Clarke, Nibali, Naesen gibi isimleri barındıran elit bir grubun en önde kalmasıyla birlikte kedi fare oyunu da başlamış oldu. Gözler son dünya şampiyonu Alejandro Valverde’nin üzerindeyken Alaphilippe’nin yaptığı atak, Fransız bisikletçiye bu sezonki yedinci zaferini ve kariyerinin ilk anıtsal yarış galibiyetini kazandırdı.

AG2R La Mondiale’in Belçikalı bisikletçisi Oliver Naesen, kariyerinin en iyi anıtsal yarış derecesine (ikincilik) imza atarken Team Sky’ın eski dünya şampiyonu Kwiatkowski, 2017’de kazanmış olduğu yarışta bu kez podyuma üçüncü olarak çıktı. Milano-San Remo ile birlikte anıtsal yarış sezonu da açılmış oldu.

Yarış öncesi konuşulan istatistiklerden bir tanesi de, yarıştan yaklaşık bir hafta önce koşulan iki haftalık tur Paris-Nice’te ve Tirreno-Adriatico’da yarışan sporcuların Milano-San Remo’da aldıkları sonuçlardı. Bu sene yarışın galibi Tirreno-Adriatico’dan çıkarken, podyumdaki diğer iki isimse Paris-Nice’ten gelmişlerdi. Buna ek olarak Kwiatkowski’nin Paris-Nice’te genel klasmanı üçüncü bitirdiğini ve puan mayosunu sırtına geçirdiğini hatırlatmakta yarar var.

Son olarak, “Strade Bianche’den beri yeni bir şeyler oldu mu peki?” diye sorulabilir. Yılın Fransa’daki ilk haftalık turuna Team Sky damgasını vururken İtalya’da ise 2016’da trajik biçimde Giro genel klasmanını kaybeden Jumbo-Visma (o zamanki adıyla LottoNL-Jumbo), bu sefer Primož Roglič’in zamana karşı performansıyla –bir saniyelik farkla– genel klasmanda birinciliği göğüsledi.

Koşulan iki haftalık turla ilgili bahsetmek istediğim bir diğer takım da Astana. Klasikler öncesi sezona ambargo koyan ekip, her iki haftalık turdan da ikişer etap galibiyeti almayı başardı. Bu galibiyetlerden Ion Izagirre’nin kazandığı Paris-Nice 8. etap galibiyetiyle, Jakob Fuglsang’ın Tirreno-Adriatico 5. etap galibiyeti arasında yaklaşık üç dakika vardı. Önceki senelerin aksine aynı yüzleri ve aynı takımları tekrar tekrar andığımız bir sezona başladık. Önümüzdeki anıtsal yarışların bu denklemi bozmamaları içinse hiçbir sebep yok.

Mart 14, 2019

Peloton Günlükleri #2: Fransız Fedaileri

5 Mart 2019, Le Samyn

Taksi Şoförü’nde, Scorsese hem şoförün kafasında dönüp duran tüm psişik klişelerin, hem de şoförün neon ışıklı şehrin sokakları boyunca giderken gördüğü o kayıp geçen sesli ve görsel klişelerin kataloğunu çıkarır.”1

Mutlu sonla biteceğini daha ilk dakikalarından belli eden o filmleri düşünün; mekânı tanımaya başlamamız, kendilerini hak etmedikleri şartlar altında bulan iyi insanlar, şefkat dolu müzikler… Geçen sezonu 73 zaferle noktalayan ve sponsor sıkıntısı çeken bir takımı başka nasıl açıklayabilirim bilmiyorum. Ama bizim filmimiz iyi insanlar hak ettiklerini yaşayınca başlamıştı. Devamı ise hepimiz için bir merak konusu.

Pek çok bisiklet portalı Le Samyn öncesi favorileri saymak yerine yarışın gidişatını bir soruya çevirdiler: “Deceuninck-QuickStep’i kim durduracak?” Karşımıza çıkan en güçlü aday ise geçen sene QuickStep ile bu yarışı kazanan yeni Direct Energie bisikletçisi Niki Terpstra’ydı. Terpstra hafta sonu önce Omloop Het Nieuwsblad’da ardından da Kuurne-Brussels-Kuurne’de bu savaşı kaybetmiş olsa da QuickStep’in Le Samyn için diğer klasiklere nazaran daha zayıf bir kadro ile gelmesi, Terpstra’nın şeytanın bacağını kıracağına dair düşünceleri kuvvetlendirmişti. Öncesinde yağan yağmur ve esen sert rüzgârlarla bir anda bir film-noirsetine dönen Le Samyn klasiğinin galibi ise QuickStep’in Fransız bisikletçisi Florian Sénéchal oldu. Terpstra ise pazar günü Kuurne’de aldığı sonucu tekrar ederek yarışı üçüncü sırada tamamladı.

Yarışın çok büyük kısmını izlesem de, tüm bu bilgileri hatırlayabilmek hiç kolay olmadı. Zira yarışa dair aklımda kalan tek şey, Sénéchal ve eşinin haklı sevinci oldu.

Wanty-Groupe Gobert’in yeni bisikletçisi Aimé De Gendt ise yarışı ikinci sırada tamamlayarak kendisi ve takımı adına çok büyük bir başarıya imza attı. 24 yaşındaki bisikletçinin zorlu şartlar altında koşulan bir klasiği ikinci sırada bitirmesi, ona özgüven inşa ederken çok yardımcı olacaktır.

9 Mart 2019, Strade Bianche

Strade Bianche’nin geçen seneki edisyonu unutulmaz klasiklerden birisiydi. Cross kökenli Wout van Aert’ın sergilediği güç gösterisi ve yarış sonu acılar içinde yerde yatışı, çamura bulanmış Tiesj Benoot, neye uğradığını şaşırmış Peter Sagan… Yaklaşık 63 kilometrelik bembeyaz taşra yollarıyla üstündeki her bisikletçiye ne kadar zorlu olduğunu her saniye tekrar tekrar hatırlatan bu genç klasiğin, bisiklet seyircisinin daha pek çok drama tanıklık etmesini sağlayacağı bir gerçek. Aradan bir yıl geçtiğinde ise başrollerden birisi geçen sene hepimizi ekrana kilitleyen Wout van Aert oldu.

QuickStep’in ilk üç klasiği kazanmasının ardından Strade Bianche’de ne yapacakları büyük bir merak konusu olmuş olsa da bu sefer Favoriler listesi çok daha kabarıktı. Bu kabarıklığın en büyük sebebi ise, yarışı en fazla kazanan bisikletçinin, tecrübesini hiçbir yazıya sığdıramayacağım Fabian Cancellara olmasına rağmen yarışın genç bisikletçilere karşı oldukça bonkör davranması: Moreno Moser (2013), Tiesj Benoot (2018)…

Dört kişilik kaçış grubunda tek başına kalan Diego Rosa’nın da erken havlu atmasıyla büyük bir favori grubunun kendisini önde bulduğu yarışta; yaklaşık 20 kilometre kala Jakob Fuglsang’ın başlattığı atağın Julian Alaphilippe ve Wout van Aert tarafından takip edilmesi ile bünyesinde Benoot, Van Avermaet, Lutsenko gibi isimlerin yer aldığı favori grubunun arkada kalması yavaş yavaş bizlerin de podyuma dair tahminler yürütmesini sağlamıştı. Van Aert’ın kısa süre sonra tempoya ayak uyduramaması ile birlikte yalnız kalan Alaphilippe ve Fuglsang her kaçış grubunun izlemesi gereken bir performansa imza atıp yarışın son kilometrelerine kadar önde kalmayı başardılar. Van Aert’ın kendini bitirmesine karşın onlara yetişmesi hiçbir şey ifade etmedi ve son kilometre içerisinde Fuglsang’ı mağlup eden Alaphilippe, Strade Bianche’nin son edisyonunu kazandı. Böylelikle bir haftalık ara öncesi QuickStep klasiklerde 4/4 yaparken son iki yarış da Fransız bisikletçilerin oldu.

Hem Omloop Het Nieuwsblad’ta hem de Strade Bianche’de güçlü gözüken Astana bisikletçilerinin (özellikle Lutsenko ve Fuglsang) önümüzdeki klasiklere göz kırptıklarını söyleyebiliriz. Yarıştığı her klasikte önde kalmak için her şeyi göze alan Wout van Aert’ın neler yapacağı ise klasikler sezonunun kalan kısmında da sık sık konuşulacaktır.

  1. Sinema I – Hareket-İmge, Gilles Deleuze, Norgunk Yayınları, çev. Soner Özdemir, 2014. []