Skip to content

Haziran 22, 2017

The Greatest Website That Ever Died

Grantland ile çetrefil bir ilişkimiz vardı. Grantland’in ne olduğu, nasıl işlediği ve –her ne kadar yayınlara doğrudan katkım, ESPN siteye 2015’te mührü vurmadan çok önce fiilen ortadan kalkmış olsa da– nasıl sona erdiğiyle ilgili hâlen çelişkili hisler taşıyorum. Yine de, 2011’de bu yazıyı yazabilmiş olmam, tek başına, tüm bu girişime dair geçmişe dönük bir memnuniyet duymam için yeterli. Grantland bugüne kadar çalıştığım yerler içinde, “Yirmi üç yıl önce olmuş ve benim dışımda hiç kimsenin hiçbir zaman umursamadığı ucubik bir şey hakkında yazmak istiyorum” diyebildiğim ve herkesin bu öneriye “Tabii, yazsana” diye karşılık vereceğini bildiğim yegâne yerdi. Zaman ve mekân gibi kavramlar önemsizdi. İnternetin geri kalanı gibi olmama fikrine büyük bir bağlılık geliştirilmişti. Bu imkânsız bir hedefti çünkü internet, Grantland’in var olduğu yerdi.”

Chuck Klosterman, X: A Highly Specific, Defiantly Incomplete History of the Early 21st Century, 2017

Mayıs 7, 2017

Chupete

içkiyi bıraktım
ve senin en sevdiğin meyveyi yiyorum

“Yeni kuşak Güney Amerika edebiyatının en parlak yazarlarından biri” olabilir Alejandro Zambra, bu ve başka şeyler, İstanbul’da ortalama bir reklam-metni-yazarının ismini veya üçüncü sınıf bir basketbol turnuvasını takip etmek için Ankara’da geçirilen bir hafta sonunu parlatabilir. Ama son dönemde en çok onun kitaplarında rastlıyorum, gerçekten güzel sigara içen anlatıcılara. Parlamaya namzet birçok ergenin, hemen oracıkta, ergenlikten yetişkinliğin sönük yıldızına sıçramadan önce terk ettiği melankoliye (bir yaşama biçimi olarak değil, ama bir şey olarak) itibarını geri vermek de Zambra kitaplarının (insana) yapabildiği bir başka şey.


“Şoför Arjantinliye, Boca’yı mı tutuyorsun, diye soruyor, evet demek her ne kadar doğru yanıt gibi görünse de Vélez’i tutan kız gerçeği söylemeyi tercih ediyor. Şilili açısından sorun yok, o haydutların bildiği tek Şili takımı Colo-Colo’yu tutuyor. Daha sonra ona Maradona’yı soruyorlar, Arjantinli bir şeyler geveliyor, şoför saçma sapan bir şey söylüyor, Chicharito Hernández, Messi’den daha iyi, diyor, sonra onlara Meksika’da hangi takımı tuttuklarını soruyorlar, Arjantinli futboldan pek anlamadığını söylüyor – bu yalan, çünkü çok iyi anlıyor, Chicharito’nun Messi’den daha iyi olduğunu iddia eden bu zavallı hayduta kıyasla çok daha iyi anlıyor, Şililiyse benzer bir yalana sığınmak yerine geriliyor ve uzun bir saniye süresince derin derin düşünüyor, haydutların Pumas’ı mı yoksa América’yı mı, yoksa Cruz Azul’u mu ya da belki Guadalajara Chivas’ı mı tuttuğunu kestirmeye çalışıyor, çünkü DF’de de pek çok insanın Chivas’ı tuttuğunu duymuşluğu var ama sonunda doğruyu söylemeye karar veriyor ve Monterrey diyor, çünkü Chupete Suazo orada oynuyor, şoför Monterrey’i sevmiyor ama Chupete Suazo’ya bayılıyor ve arkadaşlarına dönüp diyor ki, Chupete Suazo’nun hatırına bunları öldürmeyelim, hayatlarını bağışlayalım.

İki numaralı Şilili, Chupete Suazo kim, diye soruyor, elbette kim olduğunu biliyor ama kendini futbolla ilgilenmiyormuş gibi göstermek zorunda hissediyor. Bu soruya bir numaralı Şililinin yanıt vermesi gerekiyor ama İspanyol, futboldan gayet iyi anlıyor ve bir santrfor olduğunu, şişman ve yavaş görünümlü olsa da öyle olmadığını, Rayados’ta oynadığını ve Zaragoza’da da başarılı bir kiralık dönemi geçirdiğini, Meksika’ya döndüğünü çünkü İspanyolların onun bonservisini karşılayabilecek kadar parası olmadığını söylüyor. Şilili kendi başına da aynı şeyin geldiğini, aslında sıska olduğunu ama insanların onu şişman bulduğunu söylüyor.”

(Belgelerim, Alejandro Zambra, 2014
Notos Kitap, çev. Çiğdem Öztürk)

Aralık 10, 2016

FPL’in Şifreleri #15

TOPSHOT-FBL-ENG-PR-WEST HAM-SWANSEA

#FPL üzerine son kez kalem oynattığımızda zirveyi görmüştüm. O günden bu yana serbest düşüşüm sürüyor. Belki de bu seriye kaldığı yerden devam etmemiz gerekiyordur…

Haftanın bankosunun Liverpool olduğunu düşünüyorum. West Ham berbat durumda. Jonathan Liew,1 5-1 kaybettikleri Arsenal maçı sonrası şöyle bir şey yazdı: Bilic, hastalığın teşhisini koyan ama buna yönelik tedavisi olmayan bir doktoru andırıyor. Bence İngilizler, Bilic’ten hoşlandılar. Alışık olmadıkları farklı bir sıcaklıkla ve samimiyetle konuşuyor. Sanırım doğru ifade şu olacak: Onun acısını hissediyorlar.2 Bilic, bu sezon gerçekten acı çekiyor. Onu saha kenarında veya maç sonu açıklamalarında bir kez olsun izlediyseniz, ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Mesela Liew maç sonundan şu diyaloğu yazmış:

– Bay Bilic, eğer Anfield’da şok bir galibiyet alırsanız tüm sezonu değiştirebilirsiniz.
– Gerçekten mi?

Bunu söyledikten sonra yüzünde alaycı bir inanmama ifadesi belirmiş ve sonra da kahkahayı basmış. Bir Klopp kahkahasından ziyade, kendi durumuna acıyan birinin kahkahası olmalı. Bilic, önceki sezona kıyasla hem antrenmanlarda hem de maçlarda daha az çalıştıklarını, oyuncuların adanmışlıklarının istediği düzeyde olmadığını söylüyor. Çok kolay gol yiyor ve çok kolay dağılıyorlar. Liverpool’dan sonra iç sahada Burnley ve Hull’la, daha sonra da deplasmanda Swansea ve Leicester’la karşılaşacaklar. Ligin en kötü takımlarının toplandığı, harika bir fikstür. Burada da toparlayamazsa, Bilic ne yazık ki kovulacak.3 Bu maça dair son bir not da şu: Adam Lallana ilk 11’e geri dönüyor. Bu da tek başına Liverpool’u bir adım önde görmek için gayet haklı bir sebep.

fpl

Şu anki form durumlarıyla, Alexis Sanchez veya Diego Costa’dan başka birini kaptan yapmayı aklımdan geçiremiyorum. Ben Alexis’i seçeceğim, Tony Pulis’in bir sürpriz yapmasından korkuyorum. İkisini de düşünmeyenler için de, yani eğer böyle birileri varsa, Hazard’ı, Defoe’yu veya Firmino’yu öneriyorum.

Agüero’nun geçtiğimiz hafta yaptığı şeye hâlâ çok kızgınım. Yaptığı harekete değil, sanırım böyle bir şey yapmasını çok da haksız görmüyorum, ama kaptan yaptığım haftada o golleri kaçırmasına, sonra da gidip son dakikada kırmızı kart görmesine çok kızdım. Sonra daha kötüsü oldu. O kızgınlıkla hemen o gün Austin’i kadroya katmamdan beş gün sonra, Southampton’ın Avrupa Ligi maçında, Austin’in galiba omzu çıktı. Bu oyuncuları almayın. Coutinho’nun fiyatı hızla düşüyor, umarım onu da çok geç olmadan satmışsınızdır.

Kelepir oyuncu olarak Matt Phillips’i (5.4) ve Wilfried Zaha’yı (5.4) takip ediyordum. Çünkü Agüero’yu satmadan önce orta sahada tam da bu fiyat aralığında birine ihtiyacım vardı. (Artık yok.) Savunma için de Middlesbrough’dan bir oyuncu bulundurmanın çok faydalı olduğunu düşünüyordum. Ama yine yanlış ata oynadım ve gidip üç hafta önce Friend’i (4.4) aldım. Tabii ki sakatlandı. Siz aynı fiyattan Chambers’ı alabilirsiniz. Eğer ucuz bir forvet arayışındaysanız da, son birkaç haftadır Mini Drogba etkisi yaratan Anichebe’yi (4.7), hâlâ bu kadar ucuzken kesinlikle kaçırmamalısınız.

Kimler denemeye değer? Iheanacho, öyle tahmin ediyorum ki herkesin ilk aklına gelen oyuncudur. Peki Tottenham’ın art arda Hull ve Burnley ile iç sahada karşılaşacağından haberiniz var mı? Kane çok pahalı olabilir, ama Son değil. Fiyatı bir parça düşmüşken Rose da hiç fena seçim değil. Eğer çok pahalı bulmazsanız, Payet’i de değerlendirmeye alabilirsiniz.

Haftanın maçı Man United – Spurs olacak. Acaba Mourinho bu kez kazanabilecek mi?


  1. The Telegraph’ın aylık on bedava makale kotasının tamamını yalnızca ona harcamaya özen gösteriyorum.
  2. They feel for him, diyemedim.
  3. When West Ham finish mid-table next season, many fans will think they have gone backwards from this season. Point them to this: https://twitter.com/colintrainor/status/718159094390071302

Ekim 27, 2016

Yaşama Tutunmak

rach

Yirmili yaşlarının ortasındaydı. İlk senfonisinin beğenilmemesi yüzünden depresyona girmiş, hırkasını giymişti. Terapi görüyor, kulağına hep aynı kelimeler fısıldanıyordu: “Konçertonu yazacaksın. Çok rahat yazacaksın. Eserin mükemmel olacak.”

Şüphesiz tarihin piyano için yazılmış en güçlü eserlerinden biri Rachmaninov’un iki numaralı konçertosu. İlk senfonisinden sonra umutsuzluğa kapılan bestecinin hayata tutunmasıydı. Üç yıl notalardan uzak duran müzisyen, doktoru Nikolai Dahl’in hipnoz tedavisi sırasında devamlı kendisine söylediği kelimelerden aldığı güçle sarılmıştı kaleme kâğıda.

1900’ün yazında kendisine güveni gelen Rahmaninov, başyapıtının peşine düşüyordu. Orkestra şefi olan kuzeni Aleksandr Ziloti’nin tavsiyesiyle bitmemiş eserini aynı yılın son günlerinde çalan müzisyen, tekrar sahalara dönüyordu. Sekiz yıl sonra tekrar orkestrayla çalmış, konser öncesi yakalandığı ağır gribi de alt etmeyi başarmıştı.

Tam 115 yıl önce Moskova’daydı kuzenler. Doktor Dahl’e adanan eser artık bitmiş, gala zamanı gelmişti. Ziloti orkestranın başına geçerken, piyanonun önüne oturan Rahmaninov döktürmüştü.

Son söz bestecinin olsun, yaşama tutunduğu konçerto arşivlerde bulunsun.

Ekim 15, 2016

FPL’in Şifreleri #8

epl1

Sadece bir buçuk ay içindeki ikinci milli maç arasını da kazasız belasız atlatıp Premier League havasını tekrar solumaya başlamış ve üç hafta sonraki üçüncü uzun arayı şimdilik zihinlerimizden kovmuşken, her birimizin sıralamada hatırı sayılır sıçramalar yapma hayalleri kurduğu bir haftayı açmaya hazırlanıyoruz. Bazılarımız wildcard’larını kullandı, bazılarımız triple captain chip’lerini hunharca harcayıp 6 puan aldı, bazılarımızsa transfer üstüne transfer yaparak kazandığından fazlasını tüketti. Tuhaf bir şekilde, neredeyse tüm olumsuz kategorilere girmeyi başaran takımım bir milyon barajının bile dışında ve yine tuhaf bir şekilde, birtakım karanlık güçlerin desteğiyle böyle bir köşede ahkam kesebiliyorum –reklam aralarına girmeden önce, içinde kahve varmışçasına görgüsüz bir kupayı, kameraya görgüsüzce sallama yolunda artık piştiğimi düşünüyorum.

Fikstür konusunda konuşmayı sevmem ama; fikstür konusunda biraz konuşacağım. Şikayet etmeyi pek sevmem ama; biraz şikayet de edeceğim. Nedeni basit: Tahmin yapmanın zor olduğu bir hafta –ne hikmetse- yine bana kaldı; iddialı yabancı hoca 8. haftanın sonunda kovulduktan sonra görevi devralan eski futbolcu/çiçeği burnunda hoca gibi hissetmem bu yüzdendir. Heyecanlı ama hazırlıklıyım. Böyle önemli bir haftada 70+ puan almak istiyorsanız, okumaya devam edin.

Tahminlere geçmeden bazı notlar vermekte yarar var.

Bob Bradley, Premier League tarihindeki ilk Amerikalı menajer oldu ve bunu elbette ki Swansea’nin %68’ini elinde bulunduran Amerikalı kulüp sahiplerine bağlamayacağız. Bakın bunu ima etmek bile ahlaksızlıktır, sakın ha sözlerim yanlış anlaşılmasın (elimdeki kupayı kameraya sallıyorum). Swansea son yıllarda Arsenal’i Arsenal’de yenmeyi alışkanlık haline getirdi; dolayısıyla bu hafta değil, önümüzdeki haftalar ölçü olacak. Kuğular’ın düşme hattında oturmaktan averajla kurtulması doğal değil, ama uçup kaçmaları da şu saatten sonra mümkün görünmüyor (sezonu altıncı bitirdiler).

Beklendiği üzere, bir İtalyan (Francesco Guidolin) gitti; peki bir diğeri (Antonio Conte)? Eğer Türkiye’deyseniz ve bir kulüp yönetimi teknik direktörüne sahip çıkıyorsa, anlarsınız ki en fazla iki haftası kalmış. Eğer İngiltere’deyseniz ve bir menajer kovulmayla ilgili sorulara “gülüp geçiyorsa”, anlarsınız ki en fazla birkaç mağlubiyeti kalmış. Mavi görünce mide bulantım nüksediyor, bence beter olmalarında bir sakınca yok.1 Conte’ye saygım < Chelsea nefretim. Nokta.

Şaka maka geçen senenin Premier League şampiyonu Leicester City –inanması hala bir miktar zor gelse de. Vardy’lere Mahrez’lere doyamadık ama bir futbol sakızı olan “gizli kahraman” payesinin hakkını N’Golo Kante’den daha iyi veren oyuncu azdır. İkili mücadele ve top kapma istatistiklerinin 2015-16 birincisi, eski takımına karşı sahneye çıkıyor. Yerli yersiz hikaye üretip duruyoruz ama bence bu buluşma pek dokunaklı. Kaç puan alır derseniz; yine 500 top kapacak, 500 atak kesecek, 500 ikili mücadele kazanacak, geçen yılki rolünden farklı olarak biraz daha fazla pas yapacak ama titrek defansın gölgesinde maksimum 2 puan alacak. O bir “gizli kahraman”.

Milli maç arası geldi geçti ama bu kez de Şampiyonlar Ligi maçları hafta içini tehdit ediyor ve rotasyon çanları, özellikle de bu takımlar için ince ince çalıyor. Barcelona karşısına çıkacak olsaydınız, yeni düzelmekte olan Kevin de Bruyne ve Sterling’e kaçar dakika süre verirdiniz? Tamam, fazla heyecan yaptım; biliyorum ki Sterling’i Fulham’a kiralık gönderirdiniz, sorumu geri alıyorum! Ya da 23 gün içinde 7 maçınız olsaydı ve kafa kağıdınızda Mauricio Pochettino yazsaydı, zorlu sürecin görece kolay eşleşmelerinden West Brom karşısına nasıl bir 11’le çıkardınız?

Arsenal’in 5 maç kazandığı ligde Sunderland ve Stoke maç kazanamadı; insan bazen hayret ediyor. Sunderland’in ite kaka lige tutunduğu sezonları artık iyice kanıksadık da; Stoke şaşırtıyor. Şu Sunderland-Hull-Swansea-West Ham-Bournemouth-Watford-Burnley serisi iştahlarını kabartıyor olmalı, ama kuru kuru iştah yetmiyor. Bu ilginç buluşmanın ardından, ligde maç kazanamayan takım sayısının değişmeyeceğini düşünüyorum; tam bir 2-2 maçı (4-0 filan bitti).

Teknik Direktör Profesör Doktor Sayın Mareşal Jürgen Klopp Beyefendi belli ki şampiyonluk havasına girmiş; zira 31 Aralık-2 Ocak’a sıkıştırılan City ve Sunderland maçlarına anında tepkiyi koydu. Muhtemelen o tarihe kadar 44 gol atıp 42 gol yemiş ve sekizinciliğe gerilemiş olacağız ama olsun; umut fakirin ekmeği.

Haftanın bankosu kim?

Çok güzel bağladım. Haftanın bankosu, United’ı Anfield’da darmadağın edecek ve en az 3 ekstra santra yaptıracak Liverpool’dur. Bu dostane derbide sevgi, barış ve kardeşlik şarkılarıyla inleyecek Anfield çimlerindeki Mourinho’yu, mağlubiyetin ardından Teknik Direktör Profesör Doktor Sayın Mareşal Jürgen Klopp Beyefendi’nin yanına gidip sahte bir içtenlikle kutlarken görebiliyorum. 11’i opsiyonel bir şekilde hazır bir Liverpool ve hala oturmamış kadrosuyla United; maç önünü, maçı ve hatta maç sonrasını kafamda yaşadım ve 3-1’lik galibiyetle sekizinci haftayı kapattık. Hayırlı olsun.

Kaptan kim olacak?

Futbolu Mekikspor’da bırakmasını ve Yoğurtçu Parkı’na büstünün dikilmesini istediğim bir yağız Şilili var –kendisini iyi tanırsınız. Ta Güney Amerikalardan sakatlık yaşamadan döndü ama işte ta Güney Amerikalardan döndü… Aynı şekilde, bir başka olağan şüpheli Kun Agüero da ta Güney Amerikalardan döndü ve aslında pek moralli de dönmedi. Sürekli gol atan bir adamın sürekli penaltı kaçırmasına hala alışamadık, şaşırmaya devam.

Bu başlık altında macera aramayacağım ve kaptanımı Alexis Sanchez olarak ilan edeceğim. Fabianski karşısında bir gol bir asistle 13 puan alacağını düşünüyorum. Hayırlı olsun.

Kelepir?

Yukarıda fıstık gibi fikstüründen bahsettiğim Stoke’un iki haftadır kalesine geçen 4.0 liralık Grant’in şu 7 maçlık seride birkaç clean sheet’i olabilir diye düşünüyorum. Kaleci seçiminde Şenol Güneş’ten halliceyim, imkan olsa Tolga Zengin’i kaleye koyacak kadar da vizyon sahibiyim ama 12 numara için iyi bir tercih olabilir. Stoke’tan devam edersek, 4.8 liralık Joe Allen da iyi bir tercih olabilirdi ama sakatlığı var.

6.4’lük fiyatlarıyla çok da kelepir sayılmazlar ama Austin ve Wilson’ın da gol/asist yapacağını öngörmek zor değil. Şu 3-4 hafta dişine göre takımlarla oynayacak Bournemouth’tan Adam Smith de 4.6 liralık fiyatıyla bir iki clean sheet ya da sürpriz gol/asist getirir. Hayırlı olsun.

Sat sat sat!

Bu başlık, halihazırdaki 11.4’lük fahiş fiyatıyla Ibrahimovic için yaratılmış olmalı! Son üç 90 dakikayı boş geçen İsveçli, sırf bana inat olsun diye yılın golünü atacaktır ama ben yine de bütçemi artık ferahlatmak istiyorum. Benzer şekilde, Sterling’in de çok süre almayabileceğinden, alsa da bir şey yapamayacağından, yapsa da umrumda olmayacağından hareketle kendisinden tez zamanda kurtulmak istiyorum. Bu hafta ilki 2, ikincisi maksimum 1 puan alır. Hayırlı olsun.

Bonucci uğruna harcanması yakın gibi görünen Hazard da bu mini listeye 9.8 liralık fiyatıyla girebilir.

Denemeye değer!

Kesinlikle Benteke ve kesinlikle Tadic. Küçük takımın büyük golcüsü Benteke, Palace kariyerine hiç de fena başlamadı ve gittikçe ısınıyor. 15 golü rahat bulur, fiyatı da yıl sonunda 8 lirayı geçer. Tadic ise Radovan Curcic-Slavoljub Muslin değişiminin ardından, son olarak Sırbistan’la Avusturya’yı dağıttı. Burnley karşısında çift haneye yakın. Hiç olmadı, 7 puanı var. Hayırlı olsun.

Dediklerimin tam tersini yapmak için hala yeterli zamanınız var. Başarılar.


  1. Bir başka “mavi” olan Everton’a koca yazıda bir kez bile değinmemiş olmam bence takdire şayan. Bu hafta City karşısında –oldu ya- kazanırlarsa 1978’den sonraki en iyi lig başlangıçlarını yapmış olacaklar ama ağızlarıyla kuş tutsalar yaranamazlar.