Skip to content

Ağustos 21, 2017

Bir Liverpool Değerlendirmesi

Geçen yıl tadilat gören yeni tribünlerine kavuşan Liverpool bu sezon transferde büyük dramaları engelledi. İnandıkları oyunculara yatırım yaparken çekinmediler ama alınan oyuncu sayısını yükseltmemeye özen gösterdiler.

Kuşkusuz en önemli katılım Mohamed Salah. Roma’da çok iyi bir sezon geçiren sol ayaklı sağ kanat oyuncusu hızı ile Liverpool’un ön alanına uyum sağlayacak gibi görünüyor. Defansın arkasına koşular yapabildiği için gol şansı her zaman olan bir oyuncu. Sol ayağı ile bitiriciliği de gayet iyi. Aerobik kapasitesi ve topa yatkınlığı İngiltere Ligi’nde başarılı olabileceğini gösteriyor. Liverpool üçüncü bölgede koşu alternatifleri yaratmakta zorlanan bir ekipti. Özellikle geçen yılın son bölümünde Sadio Mane sakatlandıktan sonra pozisyona girmekte zorluklar yaşadılar. Salah, Mane’nin bu konudaki yükünü hafifletecektir.

Transferde ses getiren bir başka oyuncu da Andy Robertson. Geçtiğimiz yıl bu bölgede James Milner oynamış ve çok iyi iş çıkarmıştı. Hull’dan transfer edilen sol bek Robertson, Milner’a yardımcı olacaktır. Ayrıca sakatlık ve ceza durumlarında Milner’ın birçok mevkide kullanılabilme özelliğini ortaya çıkaracaktır. Robertson dengeli bir oyuncu. Gerektiğinde hızlanırken zorlanmıyor ve pozisyonları güçlü ortalarla bitiriyor. İki yıl önce Sevilla’dan gelen Moreno çok hızlı bir oyuncu ama istenen dengeli performansları ortaya koymakta zorlanmış, özellikle defansif olarak büyük hatalar yapmıştı. Robertson daha güvenilir bir isim olarak alındı. Sezona da iyi bir giriş yaptı.

Bir başka yeni transfer ise Dominic Solanke. Chelsea Academy’den alınan 19 yasındaki oyuncu 1.86 boyunda bir forvet oyuncusu. Güçlü fiziği ve kafa toplarındaki hakimiyeti ile dikkat çekiyor. Ayrıca kaleyi cepheden gördüğü noktalarda çok etkili şutlar atabiliyor. Forvet bölgesinde Firmino, Origi, Sturridge alternatifleri olmasına rağmen yeterli katkıyı alamayan Liverpool, Solanke ile bu durumu iyileştirmeye çalışıyor. Solanke önümüzdeki on yıl isminden çok söz ettirecek bir golcü olabilir.

Jürgen Klopp bu yeni transferlerin dışında bazı genç isimleri takıma kazandırmaya çalışıyor. Meslektaşlarıyla bu bakımdan ayrılan teknik adam Trent Alexander-Arnold, Joe Gomez gibi isimleri ligde kullanmaya başladı bile. Alexander-Arnold bayrak taşıyicı bir oyuncu olacak gibi. Ayrıca hazırlık maçlarında Woodburn de rol oynadı. Onda da yeni Coutinho havası var. Liverpool, güçlü bir Academy’e sahip. Ayrıca gelenekçi bir kulüp. Geçmişte altyapı oyuncularına fırsat verdikçe başarılı olmuşlar. Klopp’un bunu anlaması ve oyuncuları yavaş yavaş alıştırması takdire şayan. Kendini riske atmaktan korkmuyor. İlk onbirde 1-2 genç oyuncuyu kullanmaktan çekinmiyor. Barcelona’nın Avrupa’nın zirvesinde olduğu birkaç yıl önceyi hatırlayalım. Bir altyapı devrimi gerçekleştirmişlerdi. Klopp kendi devrimini kovalıyor. İnandığı oyuncuyu oynatmaktan çekinmiyor.

Transferin son günlerine yaklaştığımız şu günlerde Liverpool gündeminde şunlar var. Geçen yıl takımı için harika bir performans gösteren Lallana bu yıla sakatlıklarla başladı. Çok önemli bir kayıp olacaktır. Coutinho, Barcelona için Neymar’ın alternatifi ve bonservis rekoru kırabilir. Coutinho da takım için son derece önemli bir oyuncu. Coutinho olmadığında Liverpool’un maç kazanması tesadüflere kalıyor. Ayrıca Liverpool eleştirmenleri defansın ortasında yeterince alternatifleri olmadığına inanıyorlar. Bir numaralı aday yine bir Southampton oyuncusu. Virgil van Dijk! İyi bir oyuncu. Nathaniel Clyne’ın da belinde bir sakatlık var, sezon başını kaçırdı. Onun sağlığına kavuşması hakkındaki haber bir transfer gerekliliğini doğurabilir.

Önceki yıllarda şampiyonluk ihtimaliyle ilgili yazılar yazmıştım. Ancak bu sene bu soruyu yanıtlamak için henüz çok erken. Klopp sonuç almak yerine doğru bildiğini yapmak isteyen bir teknik direktör. Aklında şampiyonluk olduğunu bile düşünmüyorum. Liverpool’a bir kimlik verme çabası var. Bunu da başarıyla yapıyor. Bu kimlik sezon sonunda tabloda nerede olur onu konuşmak için kış mevsiminin bitmesini beklemeliyiz.

Haziran 22, 2017

The Greatest Website That Ever Died

Grantland ile çetrefil bir ilişkimiz vardı. Grantland’in ne olduğu, nasıl işlediği ve –her ne kadar yayınlara doğrudan katkım, ESPN siteye 2015’te mührü vurmadan çok önce fiilen ortadan kalkmış olsa da– nasıl sona erdiğiyle ilgili hâlen çelişkili hisler taşıyorum. Yine de, 2011’de bu yazıyı yazabilmiş olmam, tek başına, tüm bu girişime dair geçmişe dönük bir memnuniyet duymam için yeterli. Grantland bugüne kadar çalıştığım yerler içinde, “Yirmi üç yıl önce olmuş ve benim dışımda hiç kimsenin hiçbir zaman umursamadığı ucubik bir şey hakkında yazmak istiyorum” diyebildiğim ve herkesin bu öneriye “Tabii, yazsana” diye karşılık vereceğini bildiğim yegâne yerdi. Zaman ve mekân gibi kavramlar önemsizdi. İnternetin geri kalanı gibi olmama fikrine büyük bir bağlılık geliştirilmişti. Bu imkânsız bir hedefti çünkü internet, Grantland’in var olduğu yerdi.”

Chuck Klosterman, X: A Highly Specific, Defiantly Incomplete History of the Early 21st Century, 2017

Mayıs 7, 2017

Chupete

içkiyi bıraktım
ve senin en sevdiğin meyveyi yiyorum

“Yeni kuşak Güney Amerika edebiyatının en parlak yazarlarından biri” olabilir Alejandro Zambra, bu ve başka şeyler, İstanbul’da ortalama bir reklam-metni-yazarının ismini veya üçüncü sınıf bir basketbol turnuvasını takip etmek için Ankara’da geçirilen bir hafta sonunu parlatabilir. Ama son dönemde en çok onun kitaplarında rastlıyorum, gerçekten güzel sigara içen anlatıcılara. Parlamaya namzet birçok ergenin, hemen oracıkta, ergenlikten yetişkinliğin sönük yıldızına sıçramadan önce terk ettiği melankoliye (bir yaşama biçimi olarak değil, ama bir şey olarak) itibarını geri vermek de Zambra kitaplarının (insana) yapabildiği bir başka şey.


“Şoför Arjantinliye, Boca’yı mı tutuyorsun, diye soruyor, evet demek her ne kadar doğru yanıt gibi görünse de Vélez’i tutan kız gerçeği söylemeyi tercih ediyor. Şilili açısından sorun yok, o haydutların bildiği tek Şili takımı Colo-Colo’yu tutuyor. Daha sonra ona Maradona’yı soruyorlar, Arjantinli bir şeyler geveliyor, şoför saçma sapan bir şey söylüyor, Chicharito Hernández, Messi’den daha iyi, diyor, sonra onlara Meksika’da hangi takımı tuttuklarını soruyorlar, Arjantinli futboldan pek anlamadığını söylüyor – bu yalan, çünkü çok iyi anlıyor, Chicharito’nun Messi’den daha iyi olduğunu iddia eden bu zavallı hayduta kıyasla çok daha iyi anlıyor, Şililiyse benzer bir yalana sığınmak yerine geriliyor ve uzun bir saniye süresince derin derin düşünüyor, haydutların Pumas’ı mı yoksa América’yı mı, yoksa Cruz Azul’u mu ya da belki Guadalajara Chivas’ı mı tuttuğunu kestirmeye çalışıyor, çünkü DF’de de pek çok insanın Chivas’ı tuttuğunu duymuşluğu var ama sonunda doğruyu söylemeye karar veriyor ve Monterrey diyor, çünkü Chupete Suazo orada oynuyor, şoför Monterrey’i sevmiyor ama Chupete Suazo’ya bayılıyor ve arkadaşlarına dönüp diyor ki, Chupete Suazo’nun hatırına bunları öldürmeyelim, hayatlarını bağışlayalım.

İki numaralı Şilili, Chupete Suazo kim, diye soruyor, elbette kim olduğunu biliyor ama kendini futbolla ilgilenmiyormuş gibi göstermek zorunda hissediyor. Bu soruya bir numaralı Şililinin yanıt vermesi gerekiyor ama İspanyol, futboldan gayet iyi anlıyor ve bir santrfor olduğunu, şişman ve yavaş görünümlü olsa da öyle olmadığını, Rayados’ta oynadığını ve Zaragoza’da da başarılı bir kiralık dönemi geçirdiğini, Meksika’ya döndüğünü çünkü İspanyolların onun bonservisini karşılayabilecek kadar parası olmadığını söylüyor. Şilili kendi başına da aynı şeyin geldiğini, aslında sıska olduğunu ama insanların onu şişman bulduğunu söylüyor.”

(Belgelerim, Alejandro Zambra, 2014
Notos Kitap, çev. Çiğdem Öztürk)

Aralık 10, 2016

FPL’in Şifreleri #15

TOPSHOT-FBL-ENG-PR-WEST HAM-SWANSEA

#FPL üzerine son kez kalem oynattığımızda zirveyi görmüştüm. O günden bu yana serbest düşüşüm sürüyor. Belki de bu seriye kaldığı yerden devam etmemiz gerekiyordur…

Haftanın bankosunun Liverpool olduğunu düşünüyorum. West Ham berbat durumda. Jonathan Liew,1 5-1 kaybettikleri Arsenal maçı sonrası şöyle bir şey yazdı: Bilic, hastalığın teşhisini koyan ama buna yönelik tedavisi olmayan bir doktoru andırıyor. Bence İngilizler, Bilic’ten hoşlandılar. Alışık olmadıkları farklı bir sıcaklıkla ve samimiyetle konuşuyor. Sanırım doğru ifade şu olacak: Onun acısını hissediyorlar.2 Bilic, bu sezon gerçekten acı çekiyor. Onu saha kenarında veya maç sonu açıklamalarında bir kez olsun izlediyseniz, ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Mesela Liew maç sonundan şu diyaloğu yazmış:

– Bay Bilic, eğer Anfield’da şok bir galibiyet alırsanız tüm sezonu değiştirebilirsiniz.
– Gerçekten mi?

Bunu söyledikten sonra yüzünde alaycı bir inanmama ifadesi belirmiş ve sonra da kahkahayı basmış. Bir Klopp kahkahasından ziyade, kendi durumuna acıyan birinin kahkahası olmalı. Bilic, önceki sezona kıyasla hem antrenmanlarda hem de maçlarda daha az çalıştıklarını, oyuncuların adanmışlıklarının istediği düzeyde olmadığını söylüyor. Çok kolay gol yiyor ve çok kolay dağılıyorlar. Liverpool’dan sonra iç sahada Burnley ve Hull’la, daha sonra da deplasmanda Swansea ve Leicester’la karşılaşacaklar. Ligin en kötü takımlarının toplandığı, harika bir fikstür. Burada da toparlayamazsa, Bilic ne yazık ki kovulacak.3 Bu maça dair son bir not da şu: Adam Lallana ilk 11’e geri dönüyor. Bu da tek başına Liverpool’u bir adım önde görmek için gayet haklı bir sebep.

fpl

Şu anki form durumlarıyla, Alexis Sanchez veya Diego Costa’dan başka birini kaptan yapmayı aklımdan geçiremiyorum. Ben Alexis’i seçeceğim, Tony Pulis’in bir sürpriz yapmasından korkuyorum. İkisini de düşünmeyenler için de, yani eğer böyle birileri varsa, Hazard’ı, Defoe’yu veya Firmino’yu öneriyorum.

Agüero’nun geçtiğimiz hafta yaptığı şeye hâlâ çok kızgınım. Yaptığı harekete değil, sanırım böyle bir şey yapmasını çok da haksız görmüyorum, ama kaptan yaptığım haftada o golleri kaçırmasına, sonra da gidip son dakikada kırmızı kart görmesine çok kızdım. Sonra daha kötüsü oldu. O kızgınlıkla hemen o gün Austin’i kadroya katmamdan beş gün sonra, Southampton’ın Avrupa Ligi maçında, Austin’in galiba omzu çıktı. Bu oyuncuları almayın. Coutinho’nun fiyatı hızla düşüyor, umarım onu da çok geç olmadan satmışsınızdır.

Kelepir oyuncu olarak Matt Phillips’i (5.4) ve Wilfried Zaha’yı (5.4) takip ediyordum. Çünkü Agüero’yu satmadan önce orta sahada tam da bu fiyat aralığında birine ihtiyacım vardı. (Artık yok.) Savunma için de Middlesbrough’dan bir oyuncu bulundurmanın çok faydalı olduğunu düşünüyordum. Ama yine yanlış ata oynadım ve gidip üç hafta önce Friend’i (4.4) aldım. Tabii ki sakatlandı. Siz aynı fiyattan Chambers’ı alabilirsiniz. Eğer ucuz bir forvet arayışındaysanız da, son birkaç haftadır Mini Drogba etkisi yaratan Anichebe’yi (4.7), hâlâ bu kadar ucuzken kesinlikle kaçırmamalısınız.

Kimler denemeye değer? Iheanacho, öyle tahmin ediyorum ki herkesin ilk aklına gelen oyuncudur. Peki Tottenham’ın art arda Hull ve Burnley ile iç sahada karşılaşacağından haberiniz var mı? Kane çok pahalı olabilir, ama Son değil. Fiyatı bir parça düşmüşken Rose da hiç fena seçim değil. Eğer çok pahalı bulmazsanız, Payet’i de değerlendirmeye alabilirsiniz.

Haftanın maçı Man United – Spurs olacak. Acaba Mourinho bu kez kazanabilecek mi?


  1. The Telegraph’ın aylık on bedava makale kotasının tamamını yalnızca ona harcamaya özen gösteriyorum.
  2. They feel for him, diyemedim.
  3. When West Ham finish mid-table next season, many fans will think they have gone backwards from this season. Point them to this: https://twitter.com/colintrainor/status/718159094390071302

Ekim 27, 2016

Yaşama Tutunmak

rach

Yirmili yaşlarının ortasındaydı. İlk senfonisinin beğenilmemesi yüzünden depresyona girmiş, hırkasını giymişti. Terapi görüyor, kulağına hep aynı kelimeler fısıldanıyordu: “Konçertonu yazacaksın. Çok rahat yazacaksın. Eserin mükemmel olacak.”

Şüphesiz tarihin piyano için yazılmış en güçlü eserlerinden biri Rachmaninov’un iki numaralı konçertosu. İlk senfonisinden sonra umutsuzluğa kapılan bestecinin hayata tutunmasıydı. Üç yıl notalardan uzak duran müzisyen, doktoru Nikolai Dahl’in hipnoz tedavisi sırasında devamlı kendisine söylediği kelimelerden aldığı güçle sarılmıştı kaleme kâğıda.

1900’ün yazında kendisine güveni gelen Rahmaninov, başyapıtının peşine düşüyordu. Orkestra şefi olan kuzeni Aleksandr Ziloti’nin tavsiyesiyle bitmemiş eserini aynı yılın son günlerinde çalan müzisyen, tekrar sahalara dönüyordu. Sekiz yıl sonra tekrar orkestrayla çalmış, konser öncesi yakalandığı ağır gribi de alt etmeyi başarmıştı.

Tam 115 yıl önce Moskova’daydı kuzenler. Doktor Dahl’e adanan eser artık bitmiş, gala zamanı gelmişti. Ziloti orkestranın başına geçerken, piyanonun önüne oturan Rahmaninov döktürmüştü.

Son söz bestecinin olsun, yaşama tutunduğu konçerto arşivlerde bulunsun.