Skip to content

Kimdi Yenen, Kimdi Mağlup Olan

calais

İnternetin tek kanallı yıllarıydı. “TRT’nin yılda bir Süt Kupası finalini vermesini dört gözle beklerdik” kadar çaresiz değildik, ama Avustralya gençler ligindeki hocanın kalp ısıtan hikayesini bilecek kadar kaynağımız da yoktu. Futbol romantizminin buluğ çağıydı. NTV’de Calais diye bir takımın Nantes ile Fransa Kupası finalini oynayacağını öğrenmiştik. Cannes, Strasbourg, Bordeaux gibilerini eleye eleye finale kadar çıkmıştı Calais. Fransa’nın en kuzeyindeki, 70.000 kişilik liman kasabasının, sabah işine giden, akşamları  futbol oynayan öğretmenlerden, liman işçilerinden ve memurlardan oluşan takımı, 7 Mayıs 2000’de, ülkenin en büyük maçına çıkacaktı.

Calais finalde de, finale kadar nasıl geldiyse öyle oynadı. Dutitre ile öne de geçtiler ama ikinci yarının başında Antoine Sibierski eşitliği yakaladı. Daha önceki pek çok turlardaki gibi uzatmaya veya penaltılara gidilirse bir şansı olabilecekti Calais’nin, ancak çok ağır bir penaltı kararı sonucu Sibierski beyaz noktadan kuzeylileri ağlatan golü attı. Hafızamda kalan, tüm tribünlülerin ağladığı, Calais’lilerin yasa çekildiği, kalpsiz Nantes’lıların hakem Colombo ile beraber kutlamaları yaptığıydı. Neden bilmiyorum, geçen günlerde tekrar Calais dosyalarına indim. Kazanan ve kaybedeni tartışmalı bir penaltı ayırıyor olabilirdi ama ikinci olan her zaman “ilk kaybeden” olmuyordu. Videoları gördüm, penaltı 13 yıl önce olduğu kadar acımasız gelmedi. Calais’liler de depresyona falan girmemişti. Nantes’ın kaptanı Landreau’nun Reginald Becque’i kupa seremonisine davet ettiğinde gösterdiği gibi, bazen kaybeden de kazanmış sayar kendini. Kazanmış kadar gururludur.1 O gece Calais hiç uyumadı. Ahlar vahların yerini eğlence aldı. Ertesi gün de takımlarını şampiyon gibi karşıladılar.2 Sonu iyi biten her şey iyidir, ama bazen iyi bitmeyen şeyler de iyidir. Sporsa söz konusu olan, bazı mağlubiyetler de kutlamaya değerdir.

Son günlerde bir başka paragraf da düştü aklıma, bunun da neden Calais’nin zaferiyle koşut olarak zihnimde canlandığını bilmiyorum. Ama Türkçe’de spora dair yazılmış en güzel pasajlardan birisi olduğunu biliyorum. Banu Yelkovan, 2006 Türkiye Ligi şampiyonunu belirleyen o kimine göre meşum, kimine göre meşhur, herkese göre unutulmaz Pazar akşamını anlattığı yazısını şöyle bitirmişti:3

Dün gece, maçları seyrederken, kimsenin neden bir konserden “Bu gece iyi söyledik”, sinemadan “Baya iyi rol kestik”, tiyatrodan “Oyunu sahneye iyi koymuşuz” diyerek çıkmadığını bir kez daha anladık. Çünkü hiçbiri oynanırken kendi kendini yazmıyor, hiçbirinin sonucunda kendinizi bu kadar parçası hissetmiyorsunuz. Bu yazıyı tam bu anda, maçların bitmesine daha 25 dakika varken, sonuçlar hakkında hiçbir şey bilmezken bitiriyorum ben arkadaşlar, çünkü dün gece sonuçlar ne olursa olsun fevkaladenin fevki bu sezonda ‘biz’ kazandık. Futbol kazandı.


  1. http://www.youtube.com/watch?v=zcZyax8jSKE
  2. http://www.youtube.com/watch?v=NCnfWO2zzUM
  3. Yazının tamamı için: http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikalyazar&articleid=780475