Skip to content

Anın Tespiti

14 Ağustos 1888’de bir heyecan yaşanıyordu Londra’da. Thomas Edison’ın George Gouraud’a gönderdiği fonograf, bir basın toplantısında görücüye çıkıyordu. Arthur Sullivan’ın The Lost Chord adlı şarkısı tarihin ilk kaydedilen müzik eserlerinden biri oluyordu.

Ölüm döşeğindeki kardeşi için duyduğu acıyı notalara döken bestecinin gözyaşları kısa sürede dünyayı sarmıştı. 1877’de tamamlanan yapıt, yarım ömür sonra Titanic kazasında hayatlarını terk edenler için New York’taki Metropolitan Operası’nda düzenlenen yardım konserinde Enrico Caruso tarafından da söylenmişti. Merak buyurmayın, İtalyan tenorun bir asır önce o mezkûr pazartesi günü söylediği The Lost Chord’un bile kaydı bulunuyor.

Biraz daha eskiye dönelim, Ortaçağ’a… 15. yüzyılın ortasında, Avrupa’nın ortasına matbaa gelmiş, iklim değişmişti. Gutenberg, Johannes Fust’un himayesinde tarihin en büyük buluşlarından birisine imza atmıştı. Öküz doğunca bozulan ortaklık mahkemeye bile taşınmıştı. Yollar ayrılmış, Fust yeni bir ortak bulmuştu: Peter Schöffer.

Davanın sonucunda matbaanın babası iflasın eşiğine gelirken, zengin burjuva işi büyütüyordu. Fust-Schöffer Dükkanı, Mainz Başpiskoposu’nun emriyle bir kitabı fırına veriyordu. Bu dini metnin basıldığı gün tarihe not düşülünce, tarih yazılıyordu. Gutenberg İncil’i daha önce bassa da bunun zamanını kayıt altına almayı hiç düşünmemişti.

14 Ağustos 1457’de insanlık, basıldığı gün bilinen ilk kitaba merhaba demişti. İkili ayrıca kendi adlarını yazmayı da akıl ederek işin abecesini başlatmıştı.