Skip to content

Berlin’de 232.77 °C

Bir distopya klasiği olan Fahrenheit 451, bize hiç değilse bir şeyi öğretmişti: Kitapların ne kadar sıcaklıkta yanacağını. Ray Bradbury’nin tek solukta okunan başyapıtı, birçoklarını Fahrenheit’la tanıştırmış, ardından hesap yaptırmıştı. Kitaplar 232.77 °C’de tutuşuyordu…

Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte sertleşmeye başlayan iklimin kasıp kavurduğu günlerdi. Yahudilere önce entelektüel düzlemden başlayan saldırıların üzerinde daha dumanlar tütmese de Almanya’da bazıları için nefes almak her geçen gün daha fazla zorlaşıyordu.

Alman dili ve edebiyatını arileştirmek isteyen milliyetçi öğrenciler, üniversite şehirlerinde büyük bir eylem hazırlığındaydı. Kimi kentlerdeki hava muhalefeti planlara mani olurken, 10 Mayıs 1933’te Berlin alev alevdi. 40 bini aşkın insan kitapları yakıyordu.

Tam bir karnaval havası esiyordu Opera Meydanı’nda. Söz alan dokuz sözcü, o insanlık mirasının önemli kilometre taşlarının neden ateşlere atıldığını anlatıyordu. İlk olarak Karl Marx ile Karl Kautsky’nin kitapları fırlatılıyordu. Yoksa şaşırdınız mı… Onları, Heinrich Mann, Erich Kästner, Sigmund Freud, Erich Maria Remarque ve diğerleri izliyordu. 25 bin kitap cayır cayır yanıyordu…

Törenin sonunda söz alan Joseph Goebbels, Yahudi entelektüelliği döneminin kapandığını müjdeliyordu. Geçmiş alevlerde kaderine terk edilirken, geleceğin yüreklerinin aleviyle yaratılacağını haykırıyordu…

Basılmamış kitapların toplatıldığı bir ülkede yaşasak da yine de son sözü eserleri yakılanlardan Heinrich Heine’ye bırakmalı: “Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır.”