Skip to content

Hipodromların Muzaffer Atları

Hep birden kamçıyı kaldırdılar atlara
Vurdular dizginlerinin kayışlarıyla
Çığlıklarla şahlanan atları sürdüler
Atlar süratle mesafeye yetiştiler
Zemini boğup havayı yaktı toz toprak
Siyah, beyaz, kahverengi parıldayarak
Yükselip dalgalandı rüzgarla yeleler
Hız bulup havalandı atlı arabalar
Arabacılar bulutları yardılar
Atlar rüzgarı aşıp zafere koştular
Homeros

Atlı araba yarışları, devrin en popüler sporuydu. Babil’den Roma’ya, İskenderiye’den İstanbul’a dek geniş bir coğrafyaya hükmeden yarışlar, yüzyıllar boyunca hayatın merkezindeydi. Günümüz futbol organizasyonlarını kıskandıracak kalabalıklar hipodromlara doluşur, imparatorlar heyecanla şeref tribününe (kathisma) koşardı. Halk, başka hiçbir ihtiyacı yokmuşçasına yalnızca ekmek yemek ve atlı araba yarışı izlemek isterdi.1 Binlerce yıl önce Olimpiyat’ta yer alan yarışların İstanbul’daki durağı, bugünkü Sultanahmet Meydanı’ydı.

Yeni İmparator Constantinus, Roma’yla aşık atacak bir şehir inşa etmek istiyordu; bir saray, bir mabed ve eşsiz bir hipodrom. Bugünkü Sultanahmet Meydanı’nın olduğu yere inşa edilen hipodrom 330 senesinde tamamlandı. 120 metreye 400 metrelik devasa yapı, asgarî 60.000 seyircinin müsabakaları seyretmesine imkan veriyordu.

3442538337_e04dc34ce3_o

Gravürde hipodromun sağ tarafında görülen kapılardan (carceres) piste çıkan yarışçılar, dörder atın çektiği arabaları hızla sürer, sütunlarla çevrili geniş virajı (sphendone) alıp başladıkları yere geri dönerlerdi. Yedi gezegene ithafen yedi tur atılırdı.2 Bazen arabalar birbirleriyle çarpışır, sakatlananlar ve ölenler seyircileri hayret ve heyecana sürüklerdi. Katıldığı hemen her müsabakayı kazanan muzaffer yarışçılar ise birer kahramanmışçasına hürmet görür, heykelleri hipodroma dikilirdi.

Yukarıdaki Gravür 500 sene önce Panvinio tarafından yapılmış. Hipodromun orta yerine dizilmiş sütunlardan bazılarını bugün Sultanahmet Meydanı’nda görüyoruz; Dikilitaş, Örmeli Sütun… Gravürdeki diğer sütun ve heykellerin çoğu geçmiş yüzyıllarda muhtelif sebeplerle yıkıldı.

Atlı Araba Yarışları Asla Sadece Atlı Araba Yarışları Değildir

Yarışlar başlamadan önce cambazlar, hokkabazlar, güllebazlar gösteri yapar, tiyatrolar oynanır, dansçılar müzik eşliğinde maharetlerini gösterirdi. Hatta dönemin meşhur tiyatrocularından Theodora, güzelliğiyle seyircileri kendine hayran bırakmış, bazı devlet adamlarıyla beraber olmuş ve en sonunda İmparator Iustinanus’la evlenip İmparatoriçe ünvanını almıştı.

Atlı araba yarışlarında iki meşhur takım vardı: Maviler (Vénetoi) ve Yeşiller (Prásinoi). Galatasaray ile Fenerbahçe veya Lahanacılar ile Bamyacılar arasındaki rekabeti hatırlatan bu takımlar, Roma’dan miras kalmışlardı. Bazen birbirleriyle kavga etmişler, dinî, millî veya iktisadî kavgaların farklı cephelerine yerleşmişler, kimi zaman imparatorluk ordularıyla beraber savaşa gidip kahramanlık peşinde koşmuşlar, hatta birleşip isyanlar bile başlatmışlardı.

İmparator Iustinianus, 532 senesinin ilk günlerinde bir yarış düzenledi. Ağır vergi yükü altında ezilen halkın eğlenmesi için yapılan müsabakalar, bazı taraftarların kavgasıyla sona ermiş, birkaç kişi öldürülmüştü. Maviler taraftarı olan Iustinianus, rengine bakmaksızın 10 küsur şüpheliyi hapse mahkum etti. Taraftarlar bu defa aralarında kavga etmek yerine imparatorun kararına karşı çıkıp tutuklananların serbest bırakılmasını talep ettiler. Iustinianus ise şüphelileri idam ederek cevap verdi. Maviler ve Yeşiller adeta çıldırmışçasına Konstantinopolis sokaklarını protesto alanına çevirdi. Yüksek vergilerden şikayet eden halkın isyana katılmasıyla beraber imparatorun tahttan inmesi için gösteriler, saldırılar ve yağmalar yapılmaya başlandı. Gizlice isyana destek veren bazı aristokrat aileler, yeni imparator adayını bulmuşlardı bile.

Şehirden kaçmayı düşünen Iustinianus, İmparatoriçe Theodora’nın ısrarına dayanamadı; mücadeleyi bırakmayıp hasımlarını alt etmeliydi. En yakınlarıyla beraber kafa kafaya verip bir plan yaptı ve yeni bir atlı araba yarışı düzenleyeceğini ilan etti. Yarışların haberini alan onbinlerce insan, hipodromdaki yerlerini aldı. Taraftarların dudaklarında artık forma renkleri değil, yegane hedeflerini temsilen tek kelime vardı: Nika (Zafer). Iustinianus’un elçileri çuval dolusu altınla önce Maviler’in yanına gitti. İmparatorun Maviler taraftarı olduğunu, yeni imparator adayının ise Yeşiller’i tuttuğunu, tahta geçecek yeni bir ismin gelecekteki isyanları engellemek amacıyla Maviler’i cezalandıracağını söyleyen elçiler, altınları bırakıp gittiler. Bazı taraftarlar altınları kabul edip isyana son verme kararı aldı ama hepsi ikna olmamıştı. Maviler’in binlerce taraftarı hâlâ Yeşiller’le beraber tribünlerde zafer çığlıkları atıyor, imparator aleyhine tezahürat yapıyordu. Iustinianus kapıları kapatıp hipodromu ateşe verdi. Hipodromun dışındaysa imparatorluk muhafızları, isyana karışmış her aileyi kılıçtan geçiriyordu. 532 senesinin 13 Ocak gecesinde İstanbul’daki kilise ve saraylar cinnet geçirirmişçesine harlanarak yanıyor, hipodromdan yükselen onbinlerce çığlık sesi geceye karışıyordu.

Bugün İstanbul’da altıncı yüzyıl öncesinden kalmış hemen hiç bina yok. Nika İsyanları, şehrin mimarî mirasını harap etti. İstanbul tarihinin en büyük katliamlarından birini hazırlayan Iustinianus, isyanları takiben şehri yeniden bina etmeye kararlıydı. Eskisinden de haşmetli bir hipodrom ve Süleyman Mabedi’nden bile daha ihtişamlı bir kilise inşa etmek istiyordu. Bugün hipodromun yerinde yalnızca birkaç sütun yükseliyor. Iustinianus’un mabediyse 1500 senedir ayakta. Ayasofya hâlâ tüm görkemiyle İstanbul’u gölgeliyor.


  1. Panem et circenses. Romalı şair Juvenal, kalabalıkların yalnızca bedava ekmek ve atlı araba yarışıyla (hipodrom/sirk) mutlu olduğunu söyler. Aynı kelimeler, zamanla halkı afyonlamak anlamına gelen bir deyime dönüşmüş. Tıpkı Salazar’ın meşhur 3F’si (fado, fatima, futbol) gibi.
  2. Dünya’nın etrafında dönen yedi gezegen: Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn