Skip to content

Veda Edilen Zamanlar

"Withnail and I", kasveti ve komediyi sanki bu iki olgu yüzyıllardır birlikteymiş gibi yedirir birbirine. Bunu yapabilmesinin en büyük sebebi ise filmdeki kasvetin metafiziğidir.

“Kesinlikle son kez Withnail and I hakkında bir şey yazıyorum.”1

Eğer Withnail and I’ı daha önce izlememişseniz, yönetmen Bruce Robinson’ın kendi filmine dair kurduğu cümledeki bıkkın tavrı size garip gelebilir. Filmlerinde yoğun biçimde metafor kullandığı iddia edilen yönetmenlerin böyle cümleler kurduklarına rastladığınız olmuştur, fakat Robinson için durum biraz farklı seyrediyor. Zira onun 1987 yapımı filmi Withnail and I için on yıl sonra dahi anlatacakları olmasının bambaşka sebepleri var: Gişede kimsenin ilgilenmediği bir filmin dijital ortamlarda belirince özellikle sinema öğrencileri tarafından büyük bir hayranlıkla karşılanması, filmin Robinson’ın oyuncu olmasına karşın iş bulamayan alkolik arkadaşı Vivian MacKerrell ile olan dostluğu etrafına kurulması, hikayenin altmışların sonunda geçiyor olması…

Viktoryen dönemi hatırlatan eşyalarla dolu darmadağın bir evde yaşayan Withnail ve Marwood,2 işleri hiç yolunda gitmeyen ama bir gün talihin yüzlerine güleceğine inanan iki oyuncudur. Günlerini katıldıkları seçmelerden telefon bekleyerek ve içki içerek geçirirler. Yazının başında referans verdiğim Bruce Robinson yazısının büyük kısmında da Vivian’ın alkolikliğine atıflar bulunduğunu da göz önüne alırsak, Withnail karakterini yaratırken Robinson’ın aklındaki niteliklerden birisinin bu olduğu şüphesiz. Yazıda Vivian’dan, kahvaltıdan önce viski içen birisi olarak bahsediliyor, filmde ise Withnail’ı antifriz içmek için yanıp tutuşan biri olarak görüyoruz. Uyuşturucu taciri arkadaşları evlerine geldiğinde, sattığı hiçbir uyuşturucunun onda majör bir etki yaratmayacağını savunur Withnail. Başka bir oyuncunun ya da yönetmenin elinde bu alkolikliğiyle güldürü malzemesine dönüşmesi muhtemel olan karakter, Richard E. Grant’in oyunculuğunda –belki de kariyerinin en iyi performansıyla– ciddi ve nefret dolu yapısını film boyunca sürdürmeyi başarıyor.

Sefil hayatlarından biraz olsun kurtulmak isteyen ikilinin tek çaresi, Withnail’ın ara sıra ona maddi yardımda bulunan amcası Monty’dir. Biraz parası olan her İngiliz gibi Monty de cümlelerinin arasına Fransızca ifadeler sıkıştıran, tiyatroya ilgisini her fırsatta dile getiren ve sık sık özdeyişlere başvururmuş gibi tınlayan bir sesle konuşan karakteriyle karşımıza çıkar. Tanışmalarının ardından Withnail’ın kulağına fısıldayan Marwood’un dikkatini ise Monty’nin başka bir özelliği çekmiştir: “Kaçık bir eşcinsel.” Amcasıyla yaptığı bir görüşmenin ardından amcasının kır evinin anahtarını kapar Withnail. Yaşamlarına dair umutsuzlukları gitgide artan sefil ikilinin tatili için her şey hazırdır.

Withnail yol boyunca şarap için millete sarkıntılık ederek çocuklar kadar şen bir yolculuk geçirir, ancak çok geçmeden yağmur ve yiyecek sıkıntısı gibi aksilikler baş göstermeye başlar. Bu sırada filmin kült cümlelerinden birisini sarf eder Withnail: “Yanlışlıkla tatile çıktık.” Geri dönmeye karar veren Withnail ve Marwood’un planı, Monty’nin bir anda çıkagelmesiyle ertelense de eşcinsel amcanın ziyaretinin tek sebebinin Marwood’a duyduğu ilgi olması geri dönüş planını yeniden harekete geçirir.

“Eğer uçan bir balona tutunuyorsan, zor bir kararla karşı karşıyasındır. Ya onu çok geç olmadan bırakırsın ya da tutunur ve uçmaya başlarsın. Asıl mesele ise halatı ne kadar tutabileceğindir.”

Eve döndüklerinde, Danny’nin onlar tatildeyken evlerinde kaldığını fark ederler. 60’lar bitmek üzeredir ve bu durum Danny’nin çevresinde büyük yankı uyandırır. Danny, uçan balon metaforunu politikayı açıklamak için kullanmak istese de içinde bulunduğu jenerasyonun sonu yaklaşmıştır. “Altmışların, insanlık tarihinin en iyi döneminin, bitmesine 91 gün kaldı. Güzel şeyler gerçekleştirme konusunda sınıfta kaldık” diyerek jenerasyonu adına günah çıkarır Danny. Bu günah çıkarmanın, itirafın altında ise nostalji yatmaktadır.

Withnail and I, altmışlı yılları ele alır ama bunu uyuşturucu ile değil alkolle yapar. Withnail ve Marwood alkolü bir çeşit haz, coşku, kurtuluş olarak görürler. Onlara içkinin mutluluk getirip getirmediğini sorsak tüm dürüstlükleriyle “Evet!” yanıtını vereceklerdir.

Bruce Robinson, yazısının sonunda Regent’s Park’ta Vivian ile geçirdiği zamanlardan bahseder. Onu uğruna film çekecek kadar etkilemiş dostu, kanser sebebiyle Robinson’a elveda diyemeden göçüp gitmiştir. Marwood ise Withnail’a elveda deme fırsatını yakalar, lakin gara gelmesine gerek yoktur. Yağmurlu bir günde Regent’s Park’ta veda eder Marwood, Withnail’a. Withnail ise dostunun arkasından Hamlet’ten bir pasaj okur, insanoğlunun ne menem bir varlık olduğunu sorgulayarak.

Withnail and I, kasveti ve komediyi sanki bu iki olgu yüzyıllardır birlikteymiş gibi yedirir birbirine. Bunu yapabilmesinin en büyük sebebi ise filmdeki kasvetin metafiziğidir. Karakterler, olaylar ve filmin geri kalan tüm unsurları hem ayrı ayrı, hem de bir bütün olarak kendileridir. Film ne anlatmak istiyorsa özünden hiçbir taviz vermeden tüm samimiyetiyle anlatısına devam eder.

Anthony Bourdain, Robinson’ın yazısı The Criterion Collection’da yayınlandıktan on yıl sonra aynı site için bir film listesi yaptığında Withnail and I’ı yedinci sıraya koymuştu. Film, BFI’ın 1999’da yaptığı “En iyi İngiliz filmleri” listesinin 29. sırasındaydı, 2017’de benzer bir liste yayınlayan Time Out London’a göreyse 15. sıradaydı. 1987’de yayınlandığında pek dikkat çekmeyen filmin artık kült statüsünde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Filmin otuz yılda kazandığı değeri açıklamak pek kolay değil; belki de Withnail’ın ne menem bir varlık olduğunu anlamaya başlamışızdır.


  1. Bruce Robinson’ın yazısı için: https://www.criterion.com/current/posts/122-withnail-and-i
  2. Filmde Paul McGann’in oynadığı karaktere hiçbir zaman Marwood olarak seslenilmese de, bir telgraf sahnesi ve filmin senaryosu “I” karakterinin ismini ele vermektedir.