Skip to content

FPL’in Şifreleri #8

epl1

Sadece bir buçuk ay içindeki ikinci milli maç arasını da kazasız belasız atlatıp Premier League havasını tekrar solumaya başlamış ve üç hafta sonraki üçüncü uzun arayı şimdilik zihinlerimizden kovmuşken, her birimizin sıralamada hatırı sayılır sıçramalar yapma hayalleri kurduğu bir haftayı açmaya hazırlanıyoruz. Bazılarımız wildcard’larını kullandı, bazılarımız triple captain chip’lerini hunharca harcayıp 6 puan aldı, bazılarımızsa transfer üstüne transfer yaparak kazandığından fazlasını tüketti. Tuhaf bir şekilde, neredeyse tüm olumsuz kategorilere girmeyi başaran takımım bir milyon barajının bile dışında ve yine tuhaf bir şekilde, birtakım karanlık güçlerin desteğiyle böyle bir köşede ahkam kesebiliyorum –reklam aralarına girmeden önce, içinde kahve varmışçasına görgüsüz bir kupayı, kameraya görgüsüzce sallama yolunda artık piştiğimi düşünüyorum.

Fikstür konusunda konuşmayı sevmem ama; fikstür konusunda biraz konuşacağım. Şikayet etmeyi pek sevmem ama; biraz şikayet de edeceğim. Nedeni basit: Tahmin yapmanın zor olduğu bir hafta –ne hikmetse- yine bana kaldı; iddialı yabancı hoca 8. haftanın sonunda kovulduktan sonra görevi devralan eski futbolcu/çiçeği burnunda hoca gibi hissetmem bu yüzdendir. Heyecanlı ama hazırlıklıyım. Böyle önemli bir haftada 70+ puan almak istiyorsanız, okumaya devam edin.

Tahminlere geçmeden bazı notlar vermekte yarar var.

Bob Bradley, Premier League tarihindeki ilk Amerikalı menajer oldu ve bunu elbette ki Swansea’nin %68’ini elinde bulunduran Amerikalı kulüp sahiplerine bağlamayacağız. Bakın bunu ima etmek bile ahlaksızlıktır, sakın ha sözlerim yanlış anlaşılmasın (elimdeki kupayı kameraya sallıyorum). Swansea son yıllarda Arsenal’i Arsenal’de yenmeyi alışkanlık haline getirdi; dolayısıyla bu hafta değil, önümüzdeki haftalar ölçü olacak. Kuğular’ın düşme hattında oturmaktan averajla kurtulması doğal değil, ama uçup kaçmaları da şu saatten sonra mümkün görünmüyor (sezonu altıncı bitirdiler).

Beklendiği üzere, bir İtalyan (Francesco Guidolin) gitti; peki bir diğeri (Antonio Conte)? Eğer Türkiye’deyseniz ve bir kulüp yönetimi teknik direktörüne sahip çıkıyorsa, anlarsınız ki en fazla iki haftası kalmış. Eğer İngiltere’deyseniz ve bir menajer kovulmayla ilgili sorulara “gülüp geçiyorsa”, anlarsınız ki en fazla birkaç mağlubiyeti kalmış. Mavi görünce mide bulantım nüksediyor, bence beter olmalarında bir sakınca yok.1 Conte’ye saygım < Chelsea nefretim. Nokta.

Şaka maka geçen senenin Premier League şampiyonu Leicester City –inanması hala bir miktar zor gelse de. Vardy’lere Mahrez’lere doyamadık ama bir futbol sakızı olan “gizli kahraman” payesinin hakkını N’Golo Kante’den daha iyi veren oyuncu azdır. İkili mücadele ve top kapma istatistiklerinin 2015-16 birincisi, eski takımına karşı sahneye çıkıyor. Yerli yersiz hikaye üretip duruyoruz ama bence bu buluşma pek dokunaklı. Kaç puan alır derseniz; yine 500 top kapacak, 500 atak kesecek, 500 ikili mücadele kazanacak, geçen yılki rolünden farklı olarak biraz daha fazla pas yapacak ama titrek defansın gölgesinde maksimum 2 puan alacak. O bir “gizli kahraman”.

Milli maç arası geldi geçti ama bu kez de Şampiyonlar Ligi maçları hafta içini tehdit ediyor ve rotasyon çanları, özellikle de bu takımlar için ince ince çalıyor. Barcelona karşısına çıkacak olsaydınız, yeni düzelmekte olan Kevin de Bruyne ve Sterling’e kaçar dakika süre verirdiniz? Tamam, fazla heyecan yaptım; biliyorum ki Sterling’i Fulham’a kiralık gönderirdiniz, sorumu geri alıyorum! Ya da 23 gün içinde 7 maçınız olsaydı ve kafa kağıdınızda Mauricio Pochettino yazsaydı, zorlu sürecin görece kolay eşleşmelerinden West Brom karşısına nasıl bir 11’le çıkardınız?

Arsenal’in 5 maç kazandığı ligde Sunderland ve Stoke maç kazanamadı; insan bazen hayret ediyor. Sunderland’in ite kaka lige tutunduğu sezonları artık iyice kanıksadık da; Stoke şaşırtıyor. Şu Sunderland-Hull-Swansea-West Ham-Bournemouth-Watford-Burnley serisi iştahlarını kabartıyor olmalı, ama kuru kuru iştah yetmiyor. Bu ilginç buluşmanın ardından, ligde maç kazanamayan takım sayısının değişmeyeceğini düşünüyorum; tam bir 2-2 maçı (4-0 filan bitti).

Teknik Direktör Profesör Doktor Sayın Mareşal Jürgen Klopp Beyefendi belli ki şampiyonluk havasına girmiş; zira 31 Aralık-2 Ocak’a sıkıştırılan City ve Sunderland maçlarına anında tepkiyi koydu. Muhtemelen o tarihe kadar 44 gol atıp 42 gol yemiş ve sekizinciliğe gerilemiş olacağız ama olsun; umut fakirin ekmeği.

Haftanın bankosu kim?

Çok güzel bağladım. Haftanın bankosu, United’ı Anfield’da darmadağın edecek ve en az 3 ekstra santra yaptıracak Liverpool’dur. Bu dostane derbide sevgi, barış ve kardeşlik şarkılarıyla inleyecek Anfield çimlerindeki Mourinho’yu, mağlubiyetin ardından Teknik Direktör Profesör Doktor Sayın Mareşal Jürgen Klopp Beyefendi’nin yanına gidip sahte bir içtenlikle kutlarken görebiliyorum. 11’i opsiyonel bir şekilde hazır bir Liverpool ve hala oturmamış kadrosuyla United; maç önünü, maçı ve hatta maç sonrasını kafamda yaşadım ve 3-1’lik galibiyetle sekizinci haftayı kapattık. Hayırlı olsun.

Kaptan kim olacak?

Futbolu Mekikspor’da bırakmasını ve Yoğurtçu Parkı’na büstünün dikilmesini istediğim bir yağız Şilili var –kendisini iyi tanırsınız. Ta Güney Amerikalardan sakatlık yaşamadan döndü ama işte ta Güney Amerikalardan döndü… Aynı şekilde, bir başka olağan şüpheli Kun Agüero da ta Güney Amerikalardan döndü ve aslında pek moralli de dönmedi. Sürekli gol atan bir adamın sürekli penaltı kaçırmasına hala alışamadık, şaşırmaya devam.

Bu başlık altında macera aramayacağım ve kaptanımı Alexis Sanchez olarak ilan edeceğim. Fabianski karşısında bir gol bir asistle 13 puan alacağını düşünüyorum. Hayırlı olsun.

Kelepir?

Yukarıda fıstık gibi fikstüründen bahsettiğim Stoke’un iki haftadır kalesine geçen 4.0 liralık Grant’in şu 7 maçlık seride birkaç clean sheet’i olabilir diye düşünüyorum. Kaleci seçiminde Şenol Güneş’ten halliceyim, imkan olsa Tolga Zengin’i kaleye koyacak kadar da vizyon sahibiyim ama 12 numara için iyi bir tercih olabilir. Stoke’tan devam edersek, 4.8 liralık Joe Allen da iyi bir tercih olabilirdi ama sakatlığı var.

6.4’lük fiyatlarıyla çok da kelepir sayılmazlar ama Austin ve Wilson’ın da gol/asist yapacağını öngörmek zor değil. Şu 3-4 hafta dişine göre takımlarla oynayacak Bournemouth’tan Adam Smith de 4.6 liralık fiyatıyla bir iki clean sheet ya da sürpriz gol/asist getirir. Hayırlı olsun.

Sat sat sat!

Bu başlık, halihazırdaki 11.4’lük fahiş fiyatıyla Ibrahimovic için yaratılmış olmalı! Son üç 90 dakikayı boş geçen İsveçli, sırf bana inat olsun diye yılın golünü atacaktır ama ben yine de bütçemi artık ferahlatmak istiyorum. Benzer şekilde, Sterling’in de çok süre almayabileceğinden, alsa da bir şey yapamayacağından, yapsa da umrumda olmayacağından hareketle kendisinden tez zamanda kurtulmak istiyorum. Bu hafta ilki 2, ikincisi maksimum 1 puan alır. Hayırlı olsun.

Bonucci uğruna harcanması yakın gibi görünen Hazard da bu mini listeye 9.8 liralık fiyatıyla girebilir.

Denemeye değer!

Kesinlikle Benteke ve kesinlikle Tadic. Küçük takımın büyük golcüsü Benteke, Palace kariyerine hiç de fena başlamadı ve gittikçe ısınıyor. 15 golü rahat bulur, fiyatı da yıl sonunda 8 lirayı geçer. Tadic ise Radovan Curcic-Slavoljub Muslin değişiminin ardından, son olarak Sırbistan’la Avusturya’yı dağıttı. Burnley karşısında çift haneye yakın. Hiç olmadı, 7 puanı var. Hayırlı olsun.

Dediklerimin tam tersini yapmak için hala yeterli zamanınız var. Başarılar.


  1. Bir başka “mavi” olan Everton’a koca yazıda bir kez bile değinmemiş olmam bence takdire şayan. Bu hafta City karşısında –oldu ya- kazanırlarsa 1978’den sonraki en iyi lig başlangıçlarını yapmış olacaklar ama ağızlarıyla kuş tutsalar yaranamazlar.