Skip to content

Güneşin Battığı Gün

Tam 16 yıl önceydi. Bir süredir inzivaya çekilmiş Zeki Müren, yıllar sonra hayranlarının karşısına çıkmak için TRT İzmir stüdyolarına gelmişti. Akşam altı sularıydı…

Bina içinde ve dışında tatlı bir heyecan vardı. Çalışanlar yayın için son hazırlıkları yapıyor, basın mensuplarıysa içeri davet edilmek için sıralarını bekliyordu. Makyaj bittikten sonra Sanat Güneşi stüdyoda yerini alıyordu. İçeri hücum etmişti muhabirler. Biraz gergin görünen Paşa yine de kameralara gülümsüyordu.. O sırada stüdyoya Ajda Pekkan geliyor, Süperstar’ı Muazzez Ersoy kovalıyordu.

Pek neşeliydi Türk sanat musikisinin en büyük sesi. Hafiften Ajda’ya takılıyor, çekimi bekliyordu. Derken kayıt başlıyordu…

TRT’nin çektiği Sanat Güneşimiz Batmayan Güneş Zeki Müren belgeselinin anonsuna hafif bir itiraz ediyordu kayıt bitince. Yaklaşık dört yıldır kimselere kapısını açmadı ifadesini beğenmeyen Paşa, “Kendisini dinledi” denmesini tercih ediyordu. Hemen akabinde de Ajda’ya “Bana ödül verecekler” diyordu.

TRT’nin ödülü pek heyecanlandırmıştı Sanat Güneşi’ni. 1951’de ilk defa radyoda şarkılarını okuduğu mikrofonu kendisine hediye edilmişti. Sürprizi hayatının en büyük anısı olarak nitelendirmiş, sözlerini “O yıllara iniyorum. Ağlayayım mı güleyim mi bilemiyorum” diye bitirmişti.

Yerine dönerken zor yürüyen efsane, kayıt bittikten sonra biraz dinlenmek üzere makyaj odasının yolunu tutmuştu. Sonra duyulan ‘Paşa fenalaştı’ haberleri doğruydu. Batmayan güneş batmış; bir manada TRT’de doğan Zeki Müren, yine TRT’de ölmüştü.