Skip to content

Futebol – Keşif

soton-port

Southampton’da şehir hayatı o kadar sakindir ki, gündüz vakti sokaklarda yürürken birilerini rahatsız etme endişesiyle sessiz konuşma ihtiyacı hissedilir. Büyük bir üniversitesi vardır, Tudor Malikanesi, şehir surları görülecek yerlerdendir ama şehri asıl önemli yapan yeri limanıdır. Tarihte Yeni Dünya’ya açılan kapılardan biri olan bu liman, 17. yüzyıl başlarında Mayflower’ın veya 1908’de Titanic’in yolculuğuna başladığı yerdir.

Futbolda da Southampton Futbol Akademisi dünyanın en iyilerinden olarak kabul edilir. Gareth Bale, Alan Shearer gibi futbolcuları yetiştirmesinin dışında, yaygın bir söylentiye göre beş Dünya Kupası kazanmış Brezilya’da futbolun temeli de bu altyapı sayesinde atılmıştır.

São Paulo’da demir yolu mühendisi olan John Miller, oğlu Charles William Miller’ı 10 yaşındayken Southampton’a gönderir. Charles burada futbolu öğrenir ve Southampton Futbol Kulübüne girer. 1894’te 20 yaşındayken, elinde bir futbol kitabı ve iki tane futbol topuyla São Paulo’ya döner. Charles, Brezilya’da futbolun kurallarıyla, organize bir şekilde oynanmasını sağlayan, kimi kaynaklara göre ilk futbol maçını da organize eden kişi olarak bilinir. Diğer bir söylentiye göre de, Brezilya’da ilk futbol maçı İskoç Thomas Donohoe sayesinde oynanmıştır. O da Southampton limanından Brezilya’ya gelmiş, 1894’te karısını da buraya çağırmış ve onun getirdiği gerçek futbol topuyla oynanan bir maç organize etmiştir.

Anlatılan hikayelerin hepsi Southampton limanına ve İngiltere krallığına bağlanır. Soylu kraliyet ailesine bağlı insanların getirdiği bu oyun, Rio ve São Paulo’da zenginlerin hobisi haline dönüşür. İnsanlar maçları izlemeye en şık kıyafetleriyle giderler. Zaten oynanan bütün maçlar da Avrupa’dan gelen, varlıklı insanlar arasındadır. Siyahların veya fakir halktan birinin karşılaşmaları izlemesine bile izin vermezler.

Fakat futbol bir sınıfın tekeline alamayacağı kadar basit bir oyundur. Oyunun güzelliğini keşfeden, kölelikten yeni kurtulmuş insanlar, sokak aralarında, bulunan boş alanlarda, buldukları her malzemeyi futbol topuna dönüştürerek kendi aralarında oynamaya başlarlar. Kölelik zamanlarında sambayı, capoeira’yı bulan bu halk futbolu da dans eder gibi oynar. Futbol onlar için estetik olması gereken, göze ve duygulara hitap eden, mutluluk veren bir sanat olur. Brezilya halkı arasında sokak aralarında dans ritimleri eşliğinde yayılan futbol yavaş yavaş varlıklı ailelerin tekelinden de çıkmaya başlar. Siyahların ve fakirlerin onlarla oynamasını istemeyen beyaz elitler, yeni kurulan ligde amatörlük şartı gibi kurallar çıkarır. Şimdilerde kulağa hoş gelen “Amatör Ruh” tarihte bu amaç için sıkça kullanılır.1 Düzgün beslenemeyen, sürekli gelir kaynağı olmayan fakir halk, bu oyundan para kazanması engellenerek dışarıda tutulmaya çalışılır. Kölelik bitmesine rağmen ırkçılık hala olduğu gibi durmaktadır. Hatta Brezilya futbolunun temelindeki hızlı, dengeli, kıvrak top sürme yeteneğinin de ırkçılık yüzünden geliştiği söylenir. Siyah oyuncular beyazlarla oynayabildiklerinde, onlara ne zaman dokunsalar kavga çıkar, birçok siyah bu yüzden aşağılanır hatta dövülür. Bunu yaşamak istemeyen siyah futbolcular bu nedenle dribling yeteneklerini geliştirir.2

Futbol Brezilya’da, başlangıçta İngilizler’in bildiği şekilde oynanmıştır fakat Vasco da Gama gibi Rio takımlarının ırkçılık engellerini bir şekilde aşıp, tüm halkı oyuna dahil etmesiyle, içinde müziğin, estetiğin, mutluluğun ve gelecek için umudun olduğu Futebol ortaya çıkmıştır. Belki de sırf bu nedenden, Avrupa futbolu savaş sahnesine benzetirken, Brezilyalılar onu sanata, dansa, bir yaşam şekline benzetirler.


  1. Bu konuyla ilgili burada çok güzel bir yazı var.
  2. Alex Bellos, “Futebol – The Brazilian Way of Life”