Skip to content

Bir Gazete Kese Kağıdı Olduğunda Ne Hisseder?

Nihayet üniversite sınavından sağ çıktıktan sonra, sancılı dönemlerde oluşturduğum listenin tepesindeki yazarlardan Philip Roth’un çevrilmiş kitaplarını aramaya koyulmuştum. Yanılmıyorsam, Ayrıntı Yayınları tam da o sıralarda Pastoral Amerika’yı çevirmişti. Nathan Zuckerman’ın anlattığı hikayede sürüklenmekten şikayetçi değildim, daha sonra Roth’un Wikipedia ile arasını bozması vesilesiyle hatırlayacağım İnsan Lekesi ile devam ettim. Onunla işler çok iyi gitmedi, kimi zaman birkaç ayı bulan esler verdikten sonra tam olarak hesaplaşamadan ardımda bıraktım kitabı. Bu sırada da Roth’un sürekli ürettiğine dair güncellemeler alıyordum ve kendime tam olarak açıklayamadan pes ettim.

Geçen ay Roth’un yazma sürecini beyzboldan örneklendirdiği ve “Buna artık devam edemeyeceğim” dediği röportajını1 okuduktan sonra, belki de ilk kez ona yetişebileceğimi gerçekten düşünmeme izin verdiği için, son dönemde yazdığı kısa romanlar ile arayı kapatmak adına ilk adımı attım. Geri dönüşüm Everyman ile oldu. Kitapla ilgili en etkileyici şeyin Nancy’nin, babasının cenazesindeki konuşması olması beklenebilirdi. Ama bana Roth’un bu kitabı 73 yaşında yazmış olması kadar etkileyici gelmedi. Hele ki yazma alışkanlıklarını da düşünürsek.

Tom Waits’in bugünlerde 63 yaşına basacağını fark ettiğimde, istemsiz olarak bununla bir paralellik kurdum. Bir dönem neredeyse dört ayda bir Waits kapağıyla çıkması ile Roll, aslında bize “Okumadan haftaya başlayamam ama yeri geldi mi alaya almaktan geri kalmayacak kadar da havalıyım” tiradı için kolay bir mazeret veriyordu. Bu güvenli sığınak için bile Roll’a minnettar olmalıydık. Roll kapandı, Bir+Bir’in Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos sayısının yolunu gözlerken Waits’i ihmal ettiğimi düşündüm. 61 yaşında şunun gibi şarkılar yazıyordu, yaptıkları en az Everyman kadar etkileyiciydi.

Roll’un son özel sayısı olmalı, Ekim 2009. Yücel Göktürk’ün derlemesinden.

Size göre cennet nasıl bir yer?

Karımla Route 66’da (Chicago’dan Los Angeles’a uzanan otoyol), Motel 6’dayız. Bir termos kahve, ucuz bir gitar, tefeciden alınmış bir teyple. Sağlam bir araba da kapımızın önünde.

Size zor gelen şeyler neler?

Genellikle gerçeği ve hayali iç içe yaşıyorum. Benim gerçeğimin, bir ampulün duya olan ihtiyacı gibi, hayale ihtiyacı var. Hayal gücümün de, bir körün değneğine duyduğu ihtiyaç gibi, gerçeğe ihtiyacı var. Matematik bana zor gelir. Harita okumak zor gelir. Emirlere uymak da. Ayrıca marangozluk, elektronik, sıhhi tesisat, hadiseleri doğru hatırlamak, çengelli iğne bulmak, sabır, Çince sipariş vermek, Almanca müzik seti kılavuzu…

Dünyada yanlış giden ne?

Enformasyona boğulmuş durumdayız ve enformasyonu bilgi, niceliği bolluk, zenginliği mutluluk zannediyoruz. Leona Helmsley’nin (emlak kraliçesi) köpeği geçen yıl (2007) miras yoluyla 12 milyon dolar kazandı. Öte yandan, Dean McLaine adlı Ohio çiftçisinin geçen yılki gelirinin toplamı 30 bin dolardı. Hepimizin beyninde devasa bir çılgınlık şekilleniyor. Paralı ve silahlı bir maymun sürüsüyüz.

İroniye bayılıyorsunuz. İroniyi nasıl tarif edersiniz?

Chevrolet firması, Chevy Nova markasının dünyanın her yerinde yok satarken Latin Amerika’da iki seksen yatmasına akıl erdiremiyor. Sonra anlıyorlar ki, “no va” İspanyolca’da “gitmez” anlamına geliyor.

Şiar edindiğiniz bir söz var mı?

Jim Jarmusch bana bir keresinde şöyle demişti: “Hızlı, ucuz ve iyi. Bunlardan ikisini seç. Eğer hızlı ve ucuzsa iyi değildir. Ucuz ve iyiyse hızlı değildir. İyi ve hızlıysa ucuz değildir.”

Hemingway’in mezar taşında ne yazıyor, biliyor musunuz?

“Ayağa kalkamadığım için kusura bakmayın.”

Centilmenliği nasıl tarif edersiniz?

Akordeon çalmasını bilen, fakat çalmayan adam.

En olmadık yerlerde tanık olduğunuz en olmadık şeyler neler?

Brezilya’da kral tahtını andıran boyacı sandıkları. Reno’daki bir rehincinin vitrinindeki takma dişler. Müthiş akustik: Hapishanede. Şahane menü: Tulsa-Oklahoma hava alanında. Portekiz’in Fatima kentindeki hediyelik eşya dükkanları. Bir Morrissey konserindeki Chicano kitlesi. Büyük yoksulluk: Washington, DC’de. Evsiz bir adamın, Çin mahallesindeki bir çöplükte, müthiş güzel bir opera sesiyle “bakteri” kelimesini şarkı söyler gibi söylemesi. En güzel atların New York’ta olması. St. Louis sakinlerinin ekseriyetinin kırmızı pantolon giymesi. Baltimore’da 1890’da görülen bir cinayet davasında, bir katil zanlısının suçlu bulunmasına rağmen serbest bırakılması. Yargıç kararı okurken şöyle diyor: “Suçlusunuz bayım, fakat masum bir insanı hapse atamam.” Mesele şu: Katil, Siyam ikizi.

Neleri merak ediyorsunuz?

Jokeyler atlarına ne söyler? Otoyol kenarında bir ağaç olmak nasıl bir duygu? Dünya insanoğlunu ne zaman sırtından silkeleyip atacak? Bir gazete kese kağıdı olduğunda ne hisseder? Bazen keman Siyam kedisi gibi ses çıkarır, ilk keman telleri kedi bağırsağından yapılmış; arada bir bağlantı var mı? Günün birinde insanoğlu robotlarla evlenecek mi? Elmas, sadece sabırlı bir kömür parçası mı? Ella Fitzgerald hakikaten bir şarap kadehini sesiyle kırdı mı?

Korktuğunuz şeyler neler?

Uçak yolculuğunda türbülans. Siren sesleriyle el fenerlerinin buluşması. McCain’in seçimleri kazanması. Ellerinde makineli tüfek olan Almanlar.

Sevdiğiniz sesler?

Atların ve trenlerin gelişi. Okulun paydos zilinde çocuklar. Aç kargalar. Orkestranın akort yapması. Eski western’lerdeki bar piyanosu. Lunapark treni. Buzun eriyişi. Matbaa. Transistörlü radyoda maç nakli. Bir apartmanın penceresinden gelen piyano dersi. Traktör. Eski yazarkasalar. Tap dansçıları. Arjantin’deki futbol tribünleri. Kalabalık bir lokantanın mutfağı. Sis düdüğü. Eski filmlerdeki gazete büroları. Fillerin yürüyüşü. Sucuğun kızarması. Boks ringindeki gong. Çince tartışma. Langırt. Kestane fişeği. Zippo çakmak. Traktör. Theremin. Güvercinler. Martılar. Baykuşlar. Kumrular.2


  1. http://www.nytimes.com/2012/11/18/books/struggle-over-philip-roth-reflects-on-putting-down-his-pen.html
  2. Fazlası için NPR röportajının orijinali burada: http://www.npr.org/blogs/allsongs/2008/05/an_interview_with_tom_waits_by.html