Skip to content

Sör Oldu

Sporda altın çağcılık, hiçbir zaman yeterince barışık olamadığım bir nosyon. Bunun en basit açıklaması, şeylerin ait oldukları dönem içinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor olmam. Salt büyük sözler etmek adına zaman bağlamını koparıp atanlar, takip eden argümanları ne olursa olsun kendilerini bana dinletemiyor.1 “Bayanlar baylar şu anda hep birlikte x’in altın çağını yaşıyoruz, tadını çıkaralım.” Beni kaybettiniz. Fakat bir istisna var. Konuşulan bugünün erkekler tenisi ise anlayış gösteriyorum. Bu yine de bir yanılgı olsa bile, son derece anlaşılabilir bir yanılgı zira…

Hala ikna edemedikleri mutlaka vardır, fakat dün gece Andy Murray bu özel dönemin altına imzasını atan dördüncü isim oldu. Artık Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic’i2 kapı önünde sıkılgan tavırlarla bekleyen ‘artı bir’ değil, panteonun en az onlar kadar hak etmiş bir üyesi. Kapıdan giren sonuncu üye olması ise sadece bir ayrıcalık.

Bunun için dört tane büyük hayal kırıklığı atlatmak zorunda kaldı ama o gün sonunda geldi. Murray’nin final yolu açıldığından beri, hakkındaki en popüler not tıpkı şu andaki antrenörü Ivan Lendl gibi Grand Slam bekaretinden beşinci denemesinde kurtulabilme ihtimaliydi. Bense yukarıda bahsettiğim özel nedenlerden dolayı, buna pek fazla kulak asmadım. Finalden hemen önce okuduğum bir hatırlatmaysa beni daha çok etkiledi. Mark Philippoussis, Mariano Puerta, Jo-Wilfried Tsonga. Puerta’dan pek emin olmamakla birlikte, her biri formda dönemlerinde turun en iyileriyle aşık atabilmiş oyuncular… Bu isimleri bir araya getirenin ne olduğunu biliyorsunuz, sırasıyla panteonu oluşturan diğer üçlünün ilk Grand Slam zaferlerinde kaybeden tarafında yer alanlar. Bununla beraber, Tsonga’nın şansı kağıt üzerinde hala devam ediyor olsa da, diğer tarafa hiç geçememiş isimler. Murray’ye ise hiçbir zaman bu lüks bahşedilmemişti, gitgide üzerinde bir yafta halini alan acizliğinden kurtulma yolunda her defasında en iyilerden birini buldu karşısında. Fazlasıyla ‘uyuşuk’ geçen (son derece teknik tenis tabirlerimi affedin) ilk iki setin ardından, Djokovic kimilerinin kaçınılmaz gördüğü geri dönüşüne başlayıp da maçı 2-2’de dengelediğinde hep bir ağızdan gelen “Oh, not again” tepkisinin kaçırdığı -veya gerektiği kadar önemsemediği- bir detaydı bence bu. Murray işleri sonuna kadar getiren ama o her şeyin kaderini belirleyecek anda tetiği çekemeyen sıradan bir Guy Ritchie karakteri değildi. Profesyonel sporun benim takip ettiğim döneminde/bölümünde gerçekten ‘altın çağ’ olmaya en çok yaklaşan bu çağda, “Bahaneler yalnızca kaybedenler içindir” diskuru çekmenin de sırası değildi.

Murray’nin ilk şampiyonluğuna diğerlerininkilerden daha fazla sevindim. Miami’nin 2012 şampiyonluğunun yarattığına benzer ‘sonunda bu muhabbet de bitti’ rahatlaması belki bir sebeptir. Ayrıca desteklediğim sporcuları ne gibi motivasyonlarla seçtiğimi bildiğimden, bir sebebinin de Murray’nin bu panteon içinde kalkanlarını en aşağıda tutan şampiyon olarak sıyrılması olduğundan neredeyse eminim.

Bu şartlar altında dünkü kutlama tarzı beklediğimizden daha vakur muydu? Evet. Wimbledon’da “En azından gittikçe yaklaşıyorum” diye yorumladığı dört setlik epik mağlubiyet sonrasındaki duygu seline benzer bir şey beklemiyordum gerçi. Ama yine de… Onu diğerlerinden farklı kılan ama bir şampiyonda bulunması arzu edilmeyecek düzeydeki kırılganlığı için kalkanlarını doğru zamanda yukarı çekmiş olabilir miydi? Bana bu fazla basit bir açıklama gibi geliyor.

Ne kutlamaydı ama. Celebration of the Lizard… Djokovic’in son topu nihayet dışarı çıktığında ayaklarını sürüyerek fileye doğru ilerledi, Art Garfunkel saçlarıyla rakibine sarıldı ve Jeff Murdock’ın çorap aralığı teorisini3 hiçe sayarak ayakkabılarından kurtuldu. Panteonun en güzel gülümseyen adamının buna hali yok gibiydi. Jason Gay’in ifade ettiği haliyle; kupaya giderken, gece yarısı uykusu bölünmüş, tek gözü açık, saçları dağınık bir çocuğun mutfağa su almaya giderkenki görüntüsünü veriyordu. Maçtan sonra duygularını itiraf etti: “Bazen gerçekten buna değer mi diye düşünüyorsunuz.”

Murray ve taifesi şampiyonluk kutlaması için Hakkasan’ı seçti. Hesap 6500 dolar geldi. Murray’nin payı 6 dolardı, bir bardak soda limon. Yemekten sonraki duyguları nasıldı acaba? “Her kuruşuna değdi.”

Başlık için tabii ki: http://twitpic.com/atitj9


  1. Bu işin en can sıkıcı tarafı da, popüler örnekle, Kobe Bryant’ı yahut LeBron James’i Michael Jordan’la kıyaslamanın öyle bir sınırı aşıyor olması ki gözümüzün önündekinin kendine has değerini ıskalamaya kadar varması.
  2. İlk olarak Andy Roddick yazmışım yanlışlıkla. Ay lav Freudyen sürçme.
  3. http://www.youtube.com/watch?v=uy1_1TUrWs8