Skip to content

İtalya Basketbolunun Cahil Hocası

eliot-italya

“Evrensel eğitimi reformcu partilerin programına, zihinsel özgürleşmeyi isyan bayraklarına yazmanın bir anlamı yoktur. Bir insanı ancak gene bir insan özgürleştirebilir. Ancak bir birey, akıl sahibi ve kendi aklının sahibi olabilir. Öğretmenin birçok yolu vardır, insan aptallaştıranların okulunda bir şeyler öğrenir; kitap kadar kullanışlı olmamakla birlikte öğretmen de bir şeydir, o da öğrenilebilir: Gözlemlenebilir, taklit edilebilir, parçalarına ayrılabilir, birleştirilebilir, göz önündeki kişiliği deneyimlenebilir.”

Cahil Hoca, Jacques Ranciere

1951’de Fransa’daki Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda altıncı olan Türkiye, tarihinde ikinci kez Olimpiyat vizesi almıştı. Türkiye’deki basketbol sahalarına “tebeşiri” getiren Samim Göreç1 bazı çevrelerde yetersiz görülüyor, basında İsviçre ve Yunanistan’ın yeni Amerikalı koçlarıyla yaptıkları atılım vurgulanıyordu. Turgut Atakol ve o günkü adıyla Sportif Oyunlar Federasyonu da çareyi Avrupa basketbolunun gördüğü ilk Amerikalı koçu Türkiye’ye getirmekte buldular: Eliot Van Zandt.

Van Zandt’in Türkiye’deki etkileri kısıtlı oldu.2 Helsinki’de takım sayısını 16’ya indirmek için yapılan ön eleme turunda takılan Türkiye, bugün halen ülkeyi olimpiyatlarda temsil eden son erkek basketbol milli takımı olma özelliğini koruyan takımın başında bir özel turnuvaya3 daha çıkıp ülkesine geri döndü. Yani ikinci ülkesine…

zandt-kupür

Amerikalı yazarların İtalya basketbolunun geçmişinde yaptıkları yolculuklar, genellikle Bill Bradley, Mike D’Antoni ya da Kobe Bryant’ın çocukluğuna uğrar. Ancak sadece İtalya basketbolu değil, İtalya toplumu üzerinde izler bırakan bir Amerikalı araştırmaları sırasında gözlerinden kaçar.

1915’te doğan, Chicago’da yalnız bir annenin tek çocuğu olarak büyüyen Eliot 28 yaşında orduya katılır ve Amerikan Beşinci Ordusu ile birlikte Kuzey İtalya’da sürmekte olan savaşa katılır. Yabancı ülkelere barış ve özgürlük getirmek için harekete geçmeyi o yıllarda adet edinen Amerikalılar, bunu yine beceremez elbette. Ama savaş biter, Mussolini ölür, İtalya Cumhuriyeti kurulur ve herkes evine döner. Floransa’da yeni bir hayata başlayan Van Zandt dışında… Söylediğine göre, ABD’de günlük yaşamının tanımlayıcı bir parçası olan ayrımcılığı artık geride bırakmıştır ve yirmi yılı aşkın bir süre faşist bir diktatörün tahakkümü altında yaşadıktan sonra ayağa kalkmaya çalışan bu ülkede kendini daha “eşit” hissetmektedir. Ve onlara ayağa kalkmalarında yardımcı olmaya karar verir.

Livorno’da çocuklara basketbol ve beyzbol öğretmek için bir spor merkezi kurar ve burada İtalya Basketbol Federasyonu’nun başındaki Aldo Mairano’nun dikkatini çeker. 1947’de Mairano tarafından milli takım koçluğuna getirilir. Burada kazandığı madalyalardan sonra Avrupa basketbolunun öncülerinden biri olur. 1947 Avrupa Basketbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan Çekoslovakya’ya Amerikan pasaportu nedeniyle giremediğinde bu ne ilk ne de son olacaktır. Helsinki öncesinde Türkiye’ye gitmek için ülkeden ayrıldığında, Avrupa’daki siyahlar hakkında Ebony dergisine her ay haber geçen bir gazeteci, “Türkler Eliot’ı çaldı, İtalyanlar profesörlerinin arkasından ağlıyor” yazar. Ancak ayrılık kısa sürer, Van Zandt ülkeye dönüşünde bu kez Cus Milano beyzbol takımını kurar ve onları çalıştırır. Aynı zamanda da A.C. Milan futbol takımında kondisyonerlik yapmaya başlar. Burada hem oyuncularla iyi ilişkiler kurar,4 hem de takımın 1959 şampiyonluğunda Van Zandt’in yenilikçi antrenman metotlarının önemli rol oynadığı yazılır. Fakat aynı sene içinde bir hastalığa yakalanır, kendisini o dönem için komplike bir böbrek nakli ameliyatına taşıyan uçakta 44 yaşındayken hayata veda eder. Bir caz konserinde ABD’den gelen grup üyelerinden imza almalarına yardım ederek tanışmayı başardığı, son beş ayını birlikte geçirdiği ve evlenmeyi planladığı Alba Pisani’yi de Ebony dergisinin arşivindeki bir başka yazıdan öğreniriz.5

zandt-milan

Bugüne dek Şöhretler Müzesi’ne girmeye hak kazanan 10 uluslararası koçtan biri olan Sandro Gamba, oyunculuk yıllarında birlikte çalıştığı Van Zandt için “O İtalyanlara nasıl basketbol oynanacağını değil, nasıl hareket edileceğini öğretti” der. Jacques Ranciere ise yukarıda alıntıladığım kitapta “Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır” der. Bu iki cümlenin Van Zandt’in anısına yazılan bir paragrafta buluşması yerinde olabilir. Ranciere’in öğretmen tanımı muğlaktır ama Van Zandt, Gramsci’nin 1931’de yaptığı yeni aydın tanımına uyar. Birkaç düzine genç İtalyan, daha önce sadece işittikleri Amerikan idealini kel ve göbekli bir siyahta görmüş ve onun kişiliğini deneyimlemek yoluyla özgürleşmişlerdir.


  1. Basketbol görgüsünü Robert Kolej yıllarında inşa eden Göreç, 1951 kışında birkaç aylığına Kentucky’nin efsane koçu Adolph Rupp’ın yanında bulunmuştu. Rupp’ın inside screen temelli paternlerini gümrükten Türkiye’ye geçirmiş, ilk başarılı uygulamasını da Paris’te yapmıştı.
  2. Bir dönem tanıklığına göre, Van Zandt milli takımda ilk iş olarak İTÜ Salonu’ndaki çemberlerin içine, kaynakla, çapı orijinalden 10 santimetre daha küçük birer çember monte ettirmişti. Böylece oyuncuların daha keskin şutörler haline gelmesini hedefliyordu.
  3. İstanbul’un fethinin 500. yılını kutlama amacıyla tasarlanan ve 1950-1953 yıllarında düzenlenen Uluslararası İstanbul Turnuvası’nın 1952 edisyonunda Yugoslavya ve İtalya galibiyetlerinin ardından Van Zandt, sahayı oyuncularının omuzlarında terk etmişti.
  4. A.C. Milan’la iki şampiyonluk kazanan Giancarlo Danova, kendisini manevi babası olarak gördüğünü söyler.
  5. Merak eden varsa Google Books yardımcı oluyor.