Skip to content

Buluştuğumuz Yer Burası

Büyük Dans’ın Arizona’da oynanan Güney bölgesi yarı finallerinden sürpriz bir sonuç çıktı. Bölgenin 2 numarası Missouri, oyununu hücum üzerine temellendiren birçok iyi takımın bu mevsimdeki kaderini paylaşarak henüz ilk turda eve döndü. Tom Izzo’nun limitlerine kadar zorladığı 1 numara Michigan State ise beni pek de şaşırtmadı ve kısalarının tartışmalı tercihleri sonrasında Elite Eight göremeden macerasını noktaladı. Başta Jae Crowder olmak üzere, ısıran savunmacılarıyla herkesi etkileyen Marquette de aynı noktada yolun sonunu gördü. Böylelikle dünya üzerinde yalnızca Kubilay Kahveci’nin öngördüğü finalle karşı karşıya kaldık: (4) Louisville ile (7) Florida, Final Four için kapışacak.

“Hayatımıza giren hayatların sayısı hesap edilemez.”

John Berger’ın bu cümlesi herkes için doğruluk arz ediyorsa da, sekiz senelik NBA macerasını bir kenara koyarsak, son kırk senesini kolej basketbolu ikliminde geçiren Rick Pitino için biraz daha doğru gibi. Louisville’den önceki takımı Kentucky ve hiç hazzetmediği John Calipari ile bir Final Four randevusu ayarlamadan önce1 geçmesi gereken son engelde, eski oyuncusu ve asistanı Billy Donovan’la karşı karşıya gelecek. Donovan koçluk kariyerine Kentucky’de Pitino’nun asistanı olarak başladı ve bugün geldiği noktayı Pitino’ya borçlu olduğunu her zaman ifade ediyor. Fakat sıradan bir usta-çırak ilişkisi değil onlarınki. Birçok konuda tasvip etmeyebilirsiniz ama Pitino’nun tartışmasız olarak iyi yaptığı tek şey, hikaye anlatmak sanırım. Sözü ona bırakayım:

“Esasen o sıralar herkesle görüşüyordum. Providence’taki işi henüz almıştım ve tüm oyuncularla bire bir olarak görüşmeyi planlıyordum.

İşin benim açımdan kötü yanı, bir sene önceki takımdan hiç kimsenin mezun olmamasıydı. On oyuncu yeni sezon için geri dönüyordu, ama doğruyu söylemek gerekirse bir tanesi bile iyi değildi. Öyle bir ortamda tek dileğim, birilerinin gelip transfer olmak istediğini söylemesiydi.

İlk görüşmemdi. Genç bir adam kapıdan bodoslama içeri girdi. Onu bir yerden tanıyordum. Evet, Billy ile Five Star kampında birlikte çalışmıştık. Ama o günden beri çok kilo almıştı. Daha oturmadan “Transfer olmak istiyorum” dedi. Nereye? “Northeastern ya da Fairfield” diye cevap verdi. “Tamam Billy, ben Jim Calhoun ve Terry O’Connor’ı arayıp konuşurum” dedim. Diğer oyuncuları da görmek istiyordum. Kapıdan çıktığı gibi bir ‘Hail Mary’ çektim ve Tanrı’ya şükrettim. Zira ilk iki senesinde ortalama 4 dakika oynamış önemsiz bir parçaydı ve kadroda fazladan bir yer açılacaktı.

Söz verdiğim üzere iki koçu da aradım. Jim o dönem Northeastern’ı çalıştırıyordu, “Senin için elimde çok iyi bir Big East guardı var ve transfer olmak istiyor” dedim. Kim olduğunu sordu. Billy’nin adını duyunca iç çekti, “Benim takımımda oynayamaz Rick, hem çok yavaş hem de şutu yeteri kadar iyi değil” dedi.

Terry’yi aradım, o da lafı fazla uzatmadı: “Bizde daha iyi guardlar var, belki de en başta Providence’a gitmekle hata etti.”

Bu sırada diğer oyuncularla da görüştüm ve takımın tümü üzerime kalmıştı. Billy bir gün tekrar odama geldi. İyi bir çocuktu ve duygularını incitmek istemiyordum. “Koç, hangi okul beni daha çok istiyor” diye sordu. “Şimdi bunu boşverelim Billy, ikisi de seninle çok ilgilendiler. Bunca kiloyu nasıl aldın, bana onu söyle” dedim. “İdmansızlık,” dedi, “Joe Mullaney’nin sisteminde en iyi on oyuncudan biri değilsen, kenarda oturursun.”

“Beni dinle Billy. Bu sene koşacağız, tam saha pres yapacağız. Her maçta 10 ya da 11 oyuncu kullanacağım. Ama senden 15 kilo vermeni istiyorum. 90 kilosun, 75 olacaksın” dedim. Antrenman çizelgesini verdim, yapmasını istediğim çalışmaları anlatıp gönderdim. İşçi Bayramı’nda geldiğinde bütün o kiloları atmıştı, sezona hazır gözüküyordu.

O sezon takımın üçüncü guardıydı ama süre alıp önemli katkı veriyordu. Son senesinde ise… Ben 35 yıllık hayatımda kendisini geliştirmek için böylesine çalışan başka birini görmemiştim, karşılığını da alıyordu.

Sezon başlamadan hemen önce onu bir stüdyoya soktuk, kafasına bir kovboy şapkası geçirdik. Mahmuzlar, çizmeler… Sene başında dağıtılan okul dergisinin kapağına o resmi koydular: “BILLY, THE KID, THE FASTEST GUN IN THE BIG EAST!”2 Kolej efsanesi olma yolunda ilk adımı atmıştı. O sezon maç başına 20.6 sayıyla takımı Final Four’a taşıdı ve bölgenin en iyi oyuncusu seçildi.”


  1. Calipari ile Pitino’nun da eklenmesiyle bu olası eşleşme bir iç savaşla noktalanabilir: http://espn.go.com/espn/dickvitale/story/_/id/7561633/dick-vitale-picks-best-rivalries-college-sports
  2. http://en.wikipedia.org/wiki/Billy_the_Kid