Skip to content

Değişmeyen

Ben ilkokula Van’da başladım. 1968’de, neredeyse yarım yüzyıl önce…

İlk kez orada tanıdım üstü başı benimkine benzemeyen, şiveleri farklı, her daim asker tıraşlı çocukları… Çoğunun doğru düzgün ayakkabısı yoktu. Yaz-kış, bayram-seyran hep o şekilsiz siyah lastikleri giyerlerdi. Kızlarda önlüğün altından sarkan basma entariler, oğlanlarda her gün giyilmekten kolları ve yakası eprimiş orlon kazaklar değişmez bir üniforma gibiydi.

Daha önce tanıdığım, bizim eve misafirliğe gelen çocuklardan farklıydı hepsi… İsimleri, hatta kokuları…1

Bunları o zaman anlamaz, ayırdına varamazdım elbette. Çocuktuk işte… Beraberce koşar, oynar, güler, eğlenirdik. Şartlar ağırdı belki ama hayat hafifti biz küçükler için.

Hepinizin bildiği, belki defalarca seyrettiği bu reklam beni o günlere götürüyor…

Son yarım yüzyılda dünya nereden nereye gelmiş? Anlatamayacağımız, listelere sığdıramayacağımız kadar çok şey değişmiş… Sınırlar bile aynı kalmamış; yeni devletler doğmuş, bir vakitler sonsuza kadar muktedir kalacağını sandığımız güçler tarihe karışmış…

Türkiye de bir yerden bir yere gelmiş elbette… En azından reklam filmi bunu savunuyor.

Ama o çocuklar, kışın ısıtmaktan aciz kazakları ve basma entarileriyle hala oradalar… Memleketin bir türlü değişmeyen gerçeğini yüzümüze vuruyorlar. Çoğumuzun haftada kaç uçak seferi olursa olsun gitmeyi asla düşünmeyeceğimiz zorlu coğrafyalarda yoklukların içinde kavrularak büyümeye, hayallerini ayakta tutmaya çalışıyorlar.

Reklamı ilk izleyişimde, oturduğum koltukta her saniye biraz daha ufalmam, sonunda burnumu çekerek ağlamam galiba bu yüzden…


  1. Tarif etmesi zordur ama yoksulluğun kendine has bir kokusu vardır. Öyle kötü, insanın yüzünü buruşturacak bir koku değil. Ama nerede duysan tanırsın onu… Yoksulluktur buram buram.