Skip to content

İdeal Vatandaşlığa Giriş: Futbol

İzlanda maçı bir dönüm noktası olabilir, ama Euro 2016 vizesi aldığımız için değil...

Dün geceden bu yana Konya konuşuluyor, Twitter’da #UtanKonya etiketinden bir şekilde yolu geçmeyen kullanıcı neredeyse kalmadı. Etiket altına yazılan birbirinden manasız binlerce aforizmayı bir an için bir kenara bırakalım. Peki, siz Konya’yı nasıl bilirsiniz?

Bazı şehirler vardır, zaman içinde göç, devlet yatırımları, güncel politik iklim, hatta doğal afetler gibi çeşitli nedenlerle yapısal değişikliklere uğrar. Kimi zaman muhafazakârlaşır, kimi zamansa liberalleşir. Bu değişimlere bazen şaşırtıcı şekilde tek bir kişi, bazense aynı kökten gelen bir grup insan sebep olur. Konya’da ise –malumunuz üzere- durum biraz daha farklı; bir değişimden ziyade, kırılmaz bir fanusun şehrin etrafını çevreliyor olmasından söz edilebilir. Şahsi fikrimce –ve ironiden tamamen bağımsız şekilde- bir şehir utanacaksa, bu, asla ve asla tutarlılığın ya da istikrarın kalesi Konya olmamalı –Twitter etiketinin tersine! Tam 35 yıl öncesine, 6 Eylül 1980’e dönelim.

Aradan geçen 35 yıla, globalleşen dünyaya, internetin ortaya çıkışına ve böyle klişe bir cümlede sıralanabilecek bilumum ‘yeni başlayanlar için 2000’li yıllar’ tadındaki faktöre rağmen; aynı meselelere aynı tepkiler: Huzurlarınızda “6 Eylül 1980 Kudüs’ü Kurtarma Mitingi”.1 12 Eylül’ün bir assolist görkemiyle sahneye çıkışını hızlandıran bu mitingi duymayanlara çağrımdır; Konya’da düzenlenen ve Kudüs’ü başkent ilan eden İsrail’i titreten(!) bu mitingi bir dakika için gözlerinizde canlandırmaya çalışın… Maalesef hiç de sarkastik bir unsur taşımayan ismiyle bu mitingi kimler düzenlemiş olabilir? Katılımcı profili neye benziyor olabilir? Verilen mesajlar, atılan sloganlar neler olabilir? Bildiniz, hem de eksiksiz olarak! Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi tarafından düzenlenen ve “Dinsiz devlet yıkılacak elbet” sloganı eşliğinde durmaksızın şeriat çağrısı yapılan miting, doğaldır ki, Tekel bayilerine ve içki satan restoranlara yapılan taşlı sopalı saldırılarla sona erecek; yine Konya’da, 11 Eylül’de yapılan Şeriat İsteriz yürüyüşü ise sadece birkaç saat sonra ülkece farklı bir sabaha uyanmamıza neden olacaktı. 12 Eylül 1980’de sabah oldu ve aradan geçen 35 seneye rağmen saatlerimiz hala öğleden sonrayı gösteriyor –aynı takvim günü olmasa da.

2. Meşrutiyet’in sonucu olarak, tebaadan “vatandaşlığa” geçişle birlikte içini bir türlü doğru bir şekilde doldurmayı başaramayacağımız bu kavramla tanışmış olduk. Cumhuriyetle birlikte hayatımıza giren “devlet vatandaşlığı” yeni bir açılım getirmeye çalışsa da bir türlü o “ideal vatandaş” kıvamına ulaşamadık. Konya’da fitili ateşlenen 12 Eylül sonrasında ise devlet baba, bu ideal vatandaşın neye benzemesi gerektiği hususunda bizlere biraz daha derinlikli ipuçları verdi.

Bu ideal vatandaşlık çok kaba bir tarifle; Türk > Müslüman > Sünni > Laik (Kindar, dindar ve şimdilik hala laik?!) > Mümkünse erkek > Tabii ki milliyetçi > Doğuştan asker > Futbol aşığı apolitik olmayı gerektiriyor denebilir. Milli Takım’ın son üç iç saha maçını oynadığı Konya’ya, daha doğrusu milyonlarca insanın televizyonlarından tanıklık ettiği Konya Büyükşehir Torku Arena’ya şimdi bu formül üzerinden bakalım: Türk bayrakları ✓, tribündeki herkes müslüman ✓, golü atan Selçuk İnan’ın mezhebi tartışıldı ✓, tekbir ile secdeye giden ama bir şekilde laik Arda örneği üzerinden Yeni Türkiye laisizm karakterizasyonu ✓, tribünlerin çok büyük çoğunluğu erkek ✓, ve milliyetçi ✓, VATAN-SANA-CANIM-FEDA ve NE-MUTLU-TÜRKÜM-DİYENE gibi kışla kaçkını sloganların da gölgesinde doğuştan asker bir kitle ✓, ve elbette son olarak Özal döneminin en büyük kazanımlarından olan futbola duyulan hastalıklı aşk ✓. Tam da 12 Eylül’ün istediği gibi; millileşme, milli şuur, milli, milli, millileşme, milli şuur, milli. Ve tesadüf bu ya: “Milli” takım. Bazen pratik çözümler hayat kurtarır –nasıl da daha önce düşünemedik, tabii ya! “Milli” takım.

1

Buraya kadarki kısım malumunuzdu. Tüm bunların ışığında, cevapları tartışılması gereken soru; “Neden Konya seyircisinin bir kısmı saygı duruşunu ıslıkladı/maç boyunca tekbir getirdi” değil, “Bu maçlar neden Konya’da oynandı” olmalıdır.

Sorsan, devletin en tepesinden başlayarak herkes, her bakan, her milletvekili, her bürokrat Ankara’daki patlama yüzünden çok üzgün, isyan ediyor. Sorsan, –neredeyse- tüm medya Ankara’daki patlama yüzünden çok üzgün, isyan ediyor. Sorsan, tüm futbol kamuoyu, İmparator Fatih Terim, Arda, tüm futbolcular Ankara’daki patlama yüzünden çok üzgün, isyan ediyor. SEVİNEMİYORLAR. Maçı anlatan spiker buruk, yorumlayanların aklı hep Ankara’da; ve sonra, maçın başında saygı duruşunda birileri ıslıklıyor, yuhluyor, maç boyunca toplu olarak tekbir getiriliyor, stadyum bir kışlaya çevriliyor, kutlamaların çileği mehter marşı oluyor, bunların tamamı canlı yayında, gözlerimizin önünde oluyor. Vay ben görmedim, vay ben duymadım yok! Bununla beraber, kameranın önüne geçen, mikrofona eğilen herkes şartlanmış gibi önce Ankara’da olanlara lanet okuyor, sonra Konya’ya methiye düzüyor, en ufak bir olumsuz eleştiri yok. “Konya seyircisi, futbol taraftarının nasıl olması gerektiğini” cümle aleme gösterirken, “uslanmaz ve anarşist İstanbul seyircisi” aba altından sopaları bir bir yiyor…

Devletler, vatandaşlık hukukunca, kimlerin kendi vatandaşı olacağını belirlemek konusunda –belli şartlar çerçevesinde- serbest bırakılmışlardır. Katliam niteliğindeki saldırıların ardından takındığı tavır ve futbol üzerinden Konya’da takındığı farklı tavır ile, halihazırdaki Türkiye Cumhuriyeti devleti ise, iyi vatandaşlığın sınırlarını duyduğu lüzum üzerine yeniden belirlemekte, “kendi” iyi vatandaşlarını aleni bir şekilde seçmekte, bunları medya yoluyla, tamamen elinde tuttuğu futbol dünyası yoluyla tüm ülkeye tanıtmaktadır.

Saygı duruşunun bazı kişilerce ıslıklanmasından, #UtanKonya demekten çok daha büyük dertlerimiz var. Konya değişmedi, Konya aynı Konya. 6 Eylül 1980’den 13 Ekim 2015’e: Devlet karşısında toplumun ve birey-vatandaşın haklarını kısıtlayan, hakkın öznesinin devlet olduğu vurgusunu yapan 12 Eylül anayasasının çıkış yıllarının ardından, bir başka düzen ve güvenlik arayışının hakim olduğu döneme hoşgeldiniz! Hak ve özgürlük eksenli bir vatandaşlık anlayışına değil, “ödev ve sorumluluklara dayalı” bir vatandaşlık anlayışına dayanan yeni, pardon eski bir dönem. Değişen, şaşırtıcı olan [ve utanması gereken] Konya değil, devletin önümüze artık ısrarcı bir şekilde somut bir örnek koyması: Yeni Türkiye’nin vatandaşlık tanımı budur, tehdit ve tehlikelere karşı hassas ve uyanık ol, milli birlik ve dayanışma içinde ol, böyle ol canımı ye!

Konya değil, Konya’ya kimler methiyeler düzüyorsa, işte onlar utanmalıdır. Etrafınıza bakın; timsah gözyaşları dökerken Konya’ya kimler methiyeler düzüyorsa, işte onlar dünyanın en büyük suç örgütlerinden birinin farklı ölçeklerdeki ortaklarıdır. İzlanda maçı bir dönüm noktası olabilir, ama Euro 2016 vizesi aldığımız için değil; 2015’in ideal vatandaş tarifiyle korkutucu bir dizi zamanlama ile tanıştırıldığımız, bu tarif de dünyanın en büyük suç örgütlerinden birinin hükmündeki futbol dünyası ve medyası tarafından koşulsuz bir sevgiyle içselleştirildiği ve pazarlandığı için…


  1. http://www.youtube.com/watch?v=C0_JpQkFM2s