Skip to content

Birkaç Soruda NBA: Batı Konferansı

NBA başlıyor, hazır mısınız? Batı Konferansı ile heyecanlanmaya başlayalım. Doğu da yolda...

NBA son dönemde bazı problemlerini tartışıyor ve çözüm üretmeye çalışıyor. Maç süreleri fazla mı uzun? Peki ya sezonun süresi? Draft yatışının önüne geçmek için ne yapılabilir? Draft kurası için farklı bir sisteme gidilmeli mi? Yaklaşık 10 yıllık olmasına rağmen popülaritesini koruyan bir soru da, konferanslar arası dengesizlik için ne yapılabileceği. Özellikle geçen sezondan sonra, bir tarafta Phoenix gibiler dışarıda kalırken, diğer tarafta Atlanta’ların, Charlotte’ların play-off’ta yer işgal ediyor olmalarının saçmalığı hakkında düşünmemek imkansız. Ve Batı Konferansı bu seneki play-off yarışıyla bu tartışmayı biraz daha kızıştırabilir. Geçen sezonun play-off takımları arasında yerini ayaktaki birine vermeye niyetli kimse gözükmediği gibi, alttaki takımlarda da kimisi transfer, kimisi sakatların dönüşü, kimisiyse genç oyuncuların gelişimi olmak üzere önemli hareketlenmeler var. Ve bunlarla birlikte elbette, aşağıda gördüğünüz bir bölümüne kafa patlattığımız, akla gelen bir sürü soru… 

San Antonio Spurs unvanını koruyabilir mi?

Alp Akbulut: Spurs ile Thunder dışında baş edebilen yok, orası kesin. Dallas fena değildi bir de. Bu sene de farklı bir senaryo olmayacaktır. Yine ligin en iyi takımı ve şampiyonluğun en büyük favorisi Spurs. Ancak benim inancım şampiyon olamayacakları yönünde. Geçen sene sahip oldukları “son anlarda final kaybetmiş takım” motivasyonuna sahip değiller, aksine rahat geçen finalin ardından üstünlüklerini iyice kabul ettirmiş durumdalar ve bu sezonu biraz daha rölantide geçirme ihtimalleri var. Aynı şekilde son yıllarda takımın birinci yıldızı konumuna geçen koç Gregg Popovich de motivasyonundan bir şeyler kaybetmiştir diye tahmin ediyorum. Geçmiş yıllarda da Spurs üst üste şampiyon olamazdı hiç, hatırlarsınız. Unvan korumanın normal bir şampiyonluk kazanmaktan çok daha zor olduğunu, “team to beat” olmanın gerektirdiği konsantrasyon seviyesini korumak için aşırıya kaçan bir kazanma arzusuna sahip olunması gerektiğini hatırlatmaya gerek yok herhalde.

Batı sıralaması bence şöyle olacak: Spurs, Clippers, Thunder, Mavericks, Grizzlies, Rockets, Warriors, Suns. İlk turda Warriors, Clippers’ı eler. Diğer eşleşmelerde ev sahibi avantajına sahip takım geçer. Dikkat ettiyseniz Spurs-Mavericks eşleşmesi için uygun ortamı hazırladım. Burada bir sürpriz görüyorum. Ama bu sürprizi Dallas’tan başka yapabilecek takım da görmüyorum. Diğer cevaplarımda da görebileceğiniz üzere bu sene Dallas’ı çok tutuyorum. Olur da Pop ilk veya ikinci turda Dallas’tan kaçamazsa, çekirge bu kez sıçramayabilir. Buna biraz “wishful thinking” de diyebilirsiniz. Her şey normal giderse yine her zamanki gibi Spurs-Thunder konferans finali oynar.1 Steve Kerr umulduğu gibi müthiş bir koçsa, belki işler iyice karışır, Warriors-Mavericks kalır finale.

Orkun Çolakoğlu: Buna yanıt vermek için önce bazı ufak sorulara yanıt vermek gerekiyor. Spurs şampiyon kadroyu korudu mu? Evet korudu. Tek problem çekirdeğin ilerleyen yaşı ama son birkaç yıldaki tokatlardan sonra bunu öne sürmek ezberden konuşmak olur.

Geçen yıl kılpayı mı yoksa net üstün gelerek mi şampiyon oldular? Hatırlayalım: Konferans finali 4-2, final 4-1.

Birkaç ay önceki rakipleri arasında çok güçlenen birileri var mı? Miami’nin kaybı malum, Oklahoma City kadrosu yerinde sayıyor, Portland’da sadece ufak tefek değişiklikler var, LA Clippers’ta keza, Indiana iptal… Golden State, Houston dikkat edilmesi gereken takımlar ama baharda ilk turu geçemediler. İlk turda Spurs’ü yedinci maça götüren Dallas bence geçen sezona göre daha iyi ama Spurs’e göre daha iyi değil. Chicago ve Cleveland’a gelince… Olası bir finalde Spurs’ü yenemeyeceklerini kimse söyleyemez ama kesin yeneceklerini de kimse söyleyemez.

Sonuç: Kadro yerinde durduğuna göre ihtimal de orada duruyor.

Atlas Sepet: İhtiyarlamış yıldızlar, şampiyonluk rehaveti, sakatlıklar… Spurs’un yerinde kim olsa yolunu şaşırabilir, tökezleyip düşebilirdi. Karakış camianın üstüne bir lanet gibi çökse hiçbirimiz şaşırmazdık. Oysa Gregg Popovich, tüm ligde dakikaları en iyi paylaştıran koç. Belki de NBA tarihinde bu zanaatin en büyük üstadı. Bitmek bilmeyen 82 maçlık sezon, yaşlanan Spurs kadrosu için zulüm haline gelmeyecek, 20 dakika oynayan yıldızlar playoff arifesinde zirve performanslarına ulaşacak. Üstelik Kawhi Leonard’ın All-Star seviyesine gelmesiyle beraber OKC gibi takımlara karşı yaşadıkları atletik dezavantajlar da eskisi kadar büyük zaaf yaratmayacak.

Bill Laimbeer, 80’ler boyunca Boston Garden’daki leprikondan nefret ettiğini, playoff’lardaki her maç öncesinde sahanın ortasına gelip Celtics logosunun üstüne tükürdüğünü anlatır. Jerry West 60’larda Celtics’e mağlup olurken henüz leprikon resmi logo haline gelmemiştir ama tribünlerde resimleri eksik olmaz. Rakip oyuncular arasında leprikon laneti bazen şakayla, bazen nefretle anlatılan bir efsaneye dönüşür. Gelecekte San Antonio’nun mahmuzunu da benzer kelimelerle hatırlayacağız.

Sedat Koç: elbette. san antonio, son yıllarda kurulmuş oyun zekası kümülatif olarak en yüksek takım olabilir. geçtiğimiz sezon mükemmele yakın uyguladıkları hücumları, sezon boyunca adeta bir kontrol kalemi gibi rakip savunmaların açıklarını teşhir etti.

bunu tekrar yapabilirler mi? evet. hiç fena bir yaz geçirmediler. şampiyon kadroyu korudular, tony parker uzun bir süreden sonra ilk kez bir yazı milli takım oynamak yerine dinlenerek geçirdi ve hatta kyle anderson gibi potansiyel gösteren yetenekli bir çaylakları var. üstelik, popovich normal sezonda ana parçalarını yıpratmamayı iyi biliyor; geçen sezon 62 maç kazanan takımda ortalama 30+ dakika süre alan hiçbir oyuncu yoktu.

Westbrook

Kevin Durant’in sakatlığı ile sarsılan Oklahoma City Thunder sezona nasıl girer? Daha da önemlisi nasıl bitirir?

Alp: Thunder sezonu iyi bitirecektir, bundan şüphem yok. İdeal kadroya dönüldükten sonra, Scott Brooks ne kadar antikalık yaparsa yapsın, bu takım güçlü bir şekilde play-off’a girecektir. Görüntü itibariyle Batı’nın ikinci favorisi konumunda olan Thunder’ın, bu durumu değiştirmek adına sezon ortasında Perkins’in biten kontratı ve eldeki potansiyelli gençlerle bir takas yapabilmesi halinde, beklenenden daha iyi bile bitebilir sezon. Sezon başlangıcıyla ilgili ise bazı şüpheler var doğal olarak. Bu takımı hiç Kevin Durant’siz görmedik. Rakip ne kadar boğucu savunma yaparsa yapsın, takımın ritmi ne kadar bozuk olursa olsun, Durant’in bir şekilde attığı ve kazanılan maçlar muhakkak her sene ekstradan 4-5 galibiyet getiriyordu. Bu sayı düşebilir, ama fazlası da olmaz. Benim içim rahat. Geçen sezonun girişini andırıyor biraz. O zaman da Westbrook yoktu ve üst üste birkaç maç kaybedilince, “acaba” denilmeye başlandı. Benzer şekilde kötü geçen ilk birkaç haftanın sonunda Thunder’ın şampiyonluk yarışında üstü çizilebilir. Gülüp geçeriz birlikte.

Orkun: Durant’in sakatlığı, sırtını o ve takım arkadaşlarının yeteneklerine dayayıp buraya kadar gelen Scott Brooks’un bugüne kadarki herhalde en büyük sınavı. Durant, Brooks’un başlangıç seviyesindeki setleriyle bezeli OKC hücumlarını NBA’in en verimlileri arasına sokan başlıca adam. O ve Westbrook, OKC’yi olanca tahmin edilebilirliğine rağmen engellenemez hale getiriyorlar. Westbrook’un sakatlığında onun yerine Reggie Jackson gibi bir kopyasını koyabiliyorlardı. Durant’in kopyası ise dünyada yok.

Ama Durant yaklaşık 1 ay içinde dönecek ve bocalasalar da kaybedecekleri en fazla sezon sonundaki saha avantajları olur. Play-off’ta ne yapacaklar? Şampiyonluk adayları arasındaki en kötü koça sahip olma durumları değişmedi ve yazın kadroya yaptıkları en önemli takviye ligin gezginlerinden Anthony Morrow. Durant-Westbrook-Ibaka’ya sahip bir takım bunların üstesinden gelebilir elbet ama Sam Presti -yine- takımının işini kolaylaştırmadı.

Atlas: İki ay boyunca Russell Westbrook’tan YOLO performansı seyredeceğiz. Eğleneceğimize şüphe yok. Fakat tüm sezona baktığımızda manzara değişmiş değil. Thunder muhteşem yıldızlarıyla Batı Konferansı’nın zirvelerine tırmanacak, playoff’a iddialı girecek ve muhtemelen son düzlüğe geldiğinde nefesi kesilecek.

Koç kadrosunu topyekun eleştirmek haksızlık olur. Scott Brooks yerine SVG gibi bir karakteri soyunma odasına sokmak, takımın kimyasını altüst edip egoların çarpışmasına sebep olabilir. Fakat teknik ekibe yeni bir koç veya yetenekli bir hücum koçu eklenmezse, Sam Presti müstakbel başarısızlıkların en büyük hissedarı olacak. Aynı kelimeleri evirip çevirip eleştiri yapmak zorunda kalan milyonlarca insan da simultane bir şekilde kanser olacak. Sanırım Presti’nin tarihî hatası Harden takası değil, Brooks ısrarı.

Sedat: durant’in kasım sonu gibi döneceği haberleri doğruysa yaklaşık 15-20 maç kaçıracak demektir, ciddi bir sayı değil yani. normal sezonu en kötü ihtimalle ilk üç içerisinde bitirirler. batı’da güç dengeleri geçen sezondan bu yana çok fazla değişmedi, yine yakın playoff serileri oynayabilirler. playoffta ise beklenti normal olarak geçen seneki gibi san antonio ile konferans finali oynamaları ama batı playofflarını kestirmek güç.

Los Angeles Clippers’ın bir gün gerçekten NBA şampiyonu olma ihtimali var mı? Varsa, bu sene o sene mi?

Alp: Doc Rivers’ın Clippers’ının geçen sene iddialı olabileceğini düşünüyordum esasında. Thunder serisine iyi başlamışlardı, herkes onların bir şampiyonluk adayı olduğuna ikna olmuş gibiydi. Sonra işler değişti. İki takım da rahat önde götürdükleri maçları verdiler. Hakem faktörü ve şans Thunder’ın yanındaydı. Clippers da ufak farklarla elenmenin tesellisini yaşıyordu. Ancak başa baş geçmiş gibi görünen bu seride rahatsız eden bir şey vardı. İlk maç dışındaki herhangi bir maçın rastgele seçilmiş beş dakikalık bir kesitini izleseniz, büyük ihtimalle “Thunder serinin net favorisi, Clippers ise maç çalmaya çalışıyor” gibi bir hissiyata kapılırdınız. Thunder’ın mağlubiyetlerinde konuşulan, Chris Paul ve arkadaşlarının nasıl kazandığı değil, Scott Brooks’un ya da Westbrook’un maçı nasıl hediye ettiğiydi. Bu size çok bir şey ifade etmeyebilir, serinin tamamını izlemiş ve benim hissettiklerimi hissetmemiş olanlar da vardır aranızda. Belki benim gördüğüm tamamen bir illüzyon, çünkü kanıtlarla destek verebileceğim bir argüman yok ortada. Fakat geçmiş yılların şampiyon takımlarını aklımdan geçirince, Clippers’ın şampiyonluk yolundaki rakiplerine karşı yaptığı maçlardaki görüntüsü beni ikna edemiyor.

Geçen sezondan bu sezona Clippers’ın kadrosunda gözle görülür bir ilerleme yok. Hem Thunder’ı hem Spurs’ü alt etmek için Doc Rivers neyi değiştirebilir? Yine sezon içinde belli dönemler birinci sınıf bir takım gibi görünüp bizi kandıracaklar gibime geliyor. Ben de fikrimi değiştirip “Clippers sürpriz yapabilir” demeye başlayabilirim. Ama nihayetinde geçen sezonun ötesine geçemeyeceklerdir. Bu kadroya bir tane daha ciddi ekleme lazım, yoksa 2-3 yıl sonra Chris Paul’ün “aslında o kadar da büyük bir oyuncu olmadığını” konuşmaya başlayacağız.

Orkun: Blake Griffin sürekli kendini geliştiriyor, 3 numaralı adamları dünyanın en iyi oyun kurucusu, DeAndre Jordan ligin en iyi pota altı savunmacıları arasına girdi ve hücumda birbirini çok iyi tamamlayan bir beşe sahipler. İhtimal için bu kadarı yeterli. Daha fazlası içinse Durant, LeBron gibi laboratuvar ürünlerini birebirde yıpratabilecek birileri şanslarını arttırırdı. O adam Matt Barnes değil, Reggie Bullock değil, JJ Redick hiç değil.

Atlas: Yalnızca Blake ve DeAndre ile uzun rotasyonunu inşa etmeye çalışan Clippers, Spencer Hawes hamlesiyle önemli bir adım attı. Hawes’un müdafaada ne yapacağı şüpheli ama hücum ederken Doc Rivers’a müthiş imkanlar verecek. CP3 ve Griffin pick & roll oynarken sahaya bir uzun şutör yerleştirmek bile rakipleri çaresiz bırakmaya yeter. Eğer playoff’larda uygun eşleşmelere denk gelirlerse zirveye çıkmaları mümkün.

Sedat: clippers, normal sezon bittiğinde 55-60 civarı galibiyetle yine kağıt üzerinde iyi gözükecek ama hala beni playofflar için ikna edebilmiş bir takım değil. playofflar şu anda başlasa, ilk turda memphis’e veya golden state’e takılmaları ihtimalini konferanslarını kazanma ihtimalinden az görmüyorum. şu ana kadar ikisi de ilk turda yedinci maça giden sadece iki playoff serisi kazanabilmiş bir takım olarak, rakipleri de güçlerini korumuşken, şampiyonluk adaylarım arasında yoklar.

chris paul & blake griffin iyi bir ikili, doc rivers iyi bir koç ve hatta spencer hawes iyi bir ekleme olabilir ancak tarih şampiyonluk kazanamayan ikililer, koçlar ve eklemelerle dolu.

Blake Chris

Los Angeles Lakers, yeni koç Byron Scott yönetiminde neler yapar? Türkiye’deki milyonlarca Lakers taraftarına neler söylemek istersiniz?

Alp: Byron Scott’un modern istatistiklerin abartıldığıyla ilgli yaptığı trajikomik açıklamalar aklı başındaki Lakers’lıları düşündürmüştür elbet. Aklı başındaki Lakers’lılar takımın play-off’a kalmasını ister mi emin değilim gerçi. Kobe’nin hakikaten büyük bir mucize yaratması gerekir ki 28-7-6 gibi istatistiklerle oynasa bile Lakers’ın şu kadrosuyla 40 üzeri galibiyet alması olay olur. Türkiye’deki milyonlarca Lakers taraftarı dikkatli olmalı, keza global ısınma yüzünden Lakers’lıların habitatlarının bozulduğu ve sayılarının hızlı biçimde azaldığı söyleniyor.

Orkun: Byron Scott’ı en iyi anlatan, maç başına 10-15 üçlüklük kota koyması oldu. Kafası 20 yıl geride kalmış bir koç. Lakers taraftarına söyleyeceğim ise şu: Kötü bir sezon bu takımın başına gelebilecek en iyi şeylerden olur çünkü ilk beş içerisinde olmaması durumunda 2015 ilk tur draft hakkı Phoenix’e gidiyor.

Atlas: Kobe Bryant’ın zihni, biz ölümlülerin anlayabileceği şekilde çalışmıyor. Kobe’nin kariyerini, ebedî bir obsesyona benzetebiliriz. Liseden gelir gelmez -henüz airball atmakla meşgulken- “NBA’in en iyi oyuncusu olacağım” dedi ve onbeş sene boyunca ligdeki en büyük süperyıldızlar arasında kalmayı başardı. Muhteşem bir hanedanın enkazı altındayken “Shaq olmadan şampiyonluğa ulaşacağım” dedi ve iki yüzük daha kazandı. Kariyeri boyunca tüm takım arkadaşlarını terörize etti2 ve Odom, Gasol, Bynum gibi oyuncuların en parlak dönemlerinde Lakers’a kaptanlık yaptı. Iverson’dan T-Mac’e dek her rakibi emekliye ayrılırken tüm gününü antrenmanlarla geçirdi ve sayı krallıklarını kovalamaya devam etti. Aşil tendonunu koparıp yürüyemeyecek hale geldi ve faul çizgisine gidip serbest atışları sayıya çevirdi. Kobe Bryant yalnızca bir basketbol oyuncusu değil, bizzat kendi elleriyle inşa ettiği bir mitolojinin en büyük kahramanı.

Lakers’ın diplere çapa atacağını kestirmek zor değil ama Kobe tüm samimiyetiyle playoff yapabileceklerine inanıyor. Eskisi gibi performans vermesi neredeyse imkansız ama hala ligdeki süperyıldızları mağlup edebileceğini hissediyor. Kobe Bryant, ihtiyarlamasına rağmen hala kendi sürüsüne hükmetmeye çalışan, sürünün gençleriyle ölene dek mücadele eden bir yırtıcıya benziyor.

Sedat: mike d’antoni, lakers için mike brown’dan bile daha kötü bir tercihti. byron scott’ın ise -her ne kadar günümüzde nba yazarları veya bloggerlarının dudak büktüğü bir isim olsa da- biraz hakkının yendiğini düşünüyorum. byron scott kobe’ye çaylak sezonunda mentörlük yapmış, saygısını kazanmış birisi. dolayısıyla takımın asıl patronuyla arası iyi diyebiliriz. mantalite olarak da çok farklı değiller. kısa vadede takıma d’antoni’nin veya brown’un sağlayamadığı katkıyı sağlayabilir, ki cleveland dışında bunu gittiği her takımda yaptı. katkı derken, playoff oynatmasını beklemiyorum ama en azından d’antoni dönemindeki laubaliliğe tahammül etmeyecektir. bu da iyi bir şey.

kobe bryant, daha önce kwame brown ve smush parker gibi iki kötü oyuncunun ilk beş çıkıp, önemli süreler aldığı bir takımla, bunun gibi öngörü yazılarında hiç şans verilmediği bir yılda playoff’a kalmayı başarmıştı. bu yıl daha iyi bir takıma sahip ama artık 36 yaşında, çok uzun bir sakatlıktan geri dönüyor ve batı biraz daha vahşi.

türkiye’deki milyonlarca lakers taraftarına tavsiyem, müsterih olsunlar, provokasyona gelmesinler ve julius randle’ın bir an önce carlos boozer’dan dakikalarını almasını dilesinler.

Batı’daki play-off tablosu, özellikle de beşinci ile sekizinci sıralar arası bir hayli çekişmeli olacak. Kimler biletleri kapar?

Alp: On takımın (geçen sezonun ilk sekizi artı Phoenix ve New Orleans) arasına sızan olursa baya şaşırırım. Mesele bu on takımdan kimin dışarıda kalacağı. Phoenix’in geçen sezon çok ciddiye alınmadığı için mi, yoksa hakikaten iyi olduğu için mi 50 galibiyet sınırına dayandığını daha iyi görme fırsatı yakalayacağız. Bledsoe’nun bu kez ciddi bir sakatlık yaşamayacağını varsayarsak Phoenix’in Thomas ve Z. Dragic eklemeleriyle bu kez kapıdan içeri girme ihtimali daha kuvvetli sanki. Bu durumda birinin dışarıda kalması lazım. Dallas kesinlikle sınıf atlayacak, Memphis play-off dışı kalamayacak kadar iyi savunma yapıyor, geriye ise Portland kalıyor. 54 galibiyet almış, All-Star’a iki adam vermiş bir takım play-off’u nasıl kaçırır bilemiyorum ben de. Ama birilerinin kaçırması lazım. New Orleans’ın şansı şu ana kadar bahsettiklerime oranla daha düşük, tabi tehlikeli bir takım oldukları gerçeği değişmiyor. Monty Williams’a biraz daha güvenebilsem bu takım hakkında daha iddialı konuşacağım da bir yandan da play-off kovalayacaklarını, bir yandan da ilk kovulan koçun Monty Hoca olacağını düşünüyorum. Bu kısım biraz çelişiyor maalesef.

Orkun: Geçen sezonun sekizlisinden dışarıya düşecek ölçüde kayıp yaşayan yok. Enselerinde bitiren Phoenix, Channing Frye’ı kaybetti ama ikizler o rolü doldurabilir ve guard rotasyonu daha kalabalık. LeBron-Durant sınıfına aday olan tek oyuncu Anthony Davis’in Pelicans’ını da kimse çizemez. Fakat büyük Davis hayranı olsam da takımın bench ve şut sorununu gözardı edemiyorum. Suns ise daha fazla dikkat çekiyor olmaktan etkilenebilir. Yarışı götürürler ama play-off yine aynı sekiz takımla oynanacak gibi geliyor. Batı fazla iyi.

Atlas: Batı Konferansı, acı vatan. Herkes şampiyonluk peşinde. Tepede üç takım var: Spurs, Thunder, Clippers. Hemen arkalarında korkunç bir kargaşa yaşanıyor. Triumvira’yı zorlayabilecek takımlar arasında Mavericks ve Warriors belki de en tehlikelileri. Yıldızlarıyla parlayan Rockets, tepedekileri alaşağı edebilir. Grizz önemli parçalarla hücumunu geliştirecek, Blazers ise birbirlerini mükemmel tamamlayan çekirdekle verimli olmaya devam edecek. Diplerde gözünü playoff’a dikmiş pek çok takım var; Dragic&Bledsoe’nun vahşi drive’ları, Anthony Davis’in sürreal yetenekleri, Denver’ın yüksek dağları… Fakat ciddi sakatlıklar olmazsa ilk 8’in değişmemesi muhtemel.

Sedat: geçen sezonu 48 galibiyet ile bitiren üç takım vardı. bunlardan chicago ve toronto, doğu’da ilk turda ev sahibi avantajına sahip olarak playoff’a girerken, phoenix batıda tek galibiyet farkla playoff dışı kalmıştı (2007 golden state’ten beri playoff dışı kalan en yüksek galibiyet sayısına sahip takım oldular). geçen sene ilk 8’de yer alan takımların ufak hamlelerle yapılarını az çok koruduğunu göz önüne alırsak, yeni sezonda da batı’da playoff barajının yine yukarılarda olması muhtemel görünüyor.

jeff hornacek’in geçen sezon boyunca phoenix’e oynattığı tempolu basketbolu kimse beklemiyordu, bu sezon savunmaların onlara karşı biraz daha hazırlıklı olacağını tahmin ediyorum. denver, eğer sakatlıksız bir sezon geçirebilirse, fotoğraf dışında kalan takımlardan yarışa katılmaya en yakın aday.

Chandler

Yaz aylarını en iyi geçiren takım hangisiydi? Aynı şekilde, en kötü hamleleri kim yaptı?

Alp: İyi şutör olmasına karşın önemli bir savunma defekti oluşturan Calderon’un yerini elle tutulur iki guardla doldurmak bu pozisyonda bir ilerleme gibi görünüyor. Shawn Marion’dan boşalan bölgeye gelen Chandler Parsons ise takım karakterine cuk oturan bir adam. Ederinden fazla para kazanması yeni televizyon anlaşmasından sonra pek problem olmayacaktır. Şampiyon kadronun temel direklerinden Tyson Chandler’ın dönüşü de takım savunmasını bir kademe öteye taşıyacaktır. Dallas’ın yaptığı tüm hamleleri beğendim diyebilirim. Batı’nın üst tarafındaki takımların kadrolarını pek değiştirmediğini düşünürsek Dallas’ın ilk 4 bitirmesi çok olası görünüyor.

En kötü hamleler tartışmasında her sene söz sahibi olan takımlardan Sacramento bu yaz da şaşırtmadı. Isaiah Thomas’ı tutmayıp Darren Collison’a aşağı yukarı aynı parayı ödemelerindeki mantığı anlayamadım. Takımı oynatan oyun kurucu istiyoruz şeklinde açıklamalarla Collison’ı pohpohladılar ama Collison öyle takımı müthiş oynatan bir adam değil. Şu ana kadar eline geçirdiği ilk beş fırsatlarının hepsini elini yüzüne bulaştırmış, yalnızca kenardan gelip enerji getirerek faydalı olabilen bir adam uğruna, ellerindeki en potansiyelli kısayı Phoenix’e hediye ettiler. Boogie’yi izlemek büyük keyif olacak, orası ayrı.

Orkun: Golden State ve her ne kadar hala play-off adayı bile değilse de Utah’ın yaptıkları koç değişiklikleri ümit verici. Steve Kerr ve Quin Snyder, seleflerinin aksine çok daha taze basketbol beyinleri ve Warriors nihayet potansiyelinin tamamına ulaşabilir. Oyuncu kadrosuna en iyi hamleleri yapansa, ChandlerX2 harekatıyla Dallas. Geçen seneden çok daha tehlikeli bir takım oldular, ki geçen sene de play-off yapıp Spurs’ü yedi maça zorlamışlardı.

En kötü? Sanırım büyük ümit bağladığı çaylağı Julius Randle’ın önüne Carlos Boozer acayipliğini koyan ve “evladımız” gibi demode bir motivasyonla Byron Scott’ı koç yapan Lakers.

Atlas: Dallas Mavericks offseason’da nefis hamleler yaptı. Tyson Chandler’la center’a kavuşan, Parsons’la kanat takan Mavs, Carlisle kumandasında her rakibi devirebilir. Shawn Marion’ı kaybetmek müdafaada zaaf yaratacak olsa bile Parsons’ın hücumda bu açığı kapayacağı aşikar; hem şutlarıyla, hem de top sürebilmesiyle önemli bir rol üstlenecek. Zaten Nowitzki’yle beraber sahaya çıkan hemen her oyuncunun daha verimli oynadığını biliyoruz. Eğer Tyson Chandler belli bir seviyede oynayabilirse müdafaayı ortalama üstüne çıkarıp çok tehlikeli bir takıma dönüşecekler.

Yaz aylarını kötü geçiren takımlardan biri Houston Rockets. Parsons’ı kaybettiler, birkaç rol oyuncusunu gönderdiler, bütçede yer açmalarına rağmen LeBron/Bosh dedikodularından elleri boş çıktılar. Tüm bunlara rağmen kadrolarında hala iki büyük yıldız var ve şampiyonluk için yarışacaklar. Batı Konferansı’nın ne kadar çetin ceviz olduğunu anlatmak için nefis bir örnek.

Sedat: genel olarak batı konferansı’nda minnesota ve lakers dışında kadro bazında dramatik değişim yaşayan bir takım yok. san antonio’nun, hiçbir şey yapmasalar da, yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı yazı iyi geçirdiklerini söyleyebilirim. dallas da chandler parsons ve tyson chandler eklemeleriyle bu sınıfa girebilir. new orleans’ın anthony davis’in yanına ömer aşık’ı eklemesi de yetersiz ama şık bir hamleydi.

kötü hamle deyince akıllara otomatik olarak sacramento geliyor elbette. bakalım neler yaptılar. geçen seneki lotarya seçimleri ben mclemore ile aynı pozisyonda oynayan nik stauskas’ı draft ettiler, isaiah thomas yerine aynı paraya oynayacak darren collison & ramon sessions’ı getirerek genç yedek guard ray mccallum’un olası gelişiminin önünü kapadılar, dengesiz salary cap’lerini düzeltmek için herhangi bir hamle de yapmadılar.


  1. Son üç yılın ikisinde konferans finalini bu iki takım oynadı. 2013’te Westbrook sakatlanmasaydı, muhtemelen son üç yılın üçünde de konferans finalini oynamış olacaklardı.
  2. Mesela 2006’da Smush Parker’ın kendisiyle konuşmasını yasaklamıştı: Henüz benimle konuşacak seviyede değilsin. Onbeş yıl boyunca takıma yeni gelenlere 1’e 1 maç teklif etti; teklifi reddedenleri veya kolayca mağlup olanları her gün her antrenmanda aşağıladı. Henüz 20’lerindeyken arkadaşlarının düğünlerine gitmeyi bile reddedip kendi başına vakit geçirmeyi tercih etti. Daha birkaç gün önce Julius Randle’dan Nick Young’a kadar tüm Laker’lara laf atmakla meşguldü.