Skip to content

Finaller: 1. Perde

Cavs evine iki maçta yediği 48 sayı farkın çöken ağırlığıyla dönüyor. Lue ve James bir çıkış yolu bulabilir mi? Sedat Koç yazdı.

Final serisinin geçtiğimiz sezon olduğu gibi Golden State Warriors ve Cleveland Cavaliers arasında oynanacağı belli olduktan sonra genel tahminler uzun bir final serisini işaret ediyordu. Geçtiğimiz sezon Cavaliers evinde serinin 4. maçına çıkarken ev sahibi avantajını ele geçirmiş ve 2-1 önde durumdaydı. Ancak sonraki üç maçı üstüste kaybetmişlerdi. Bu sezon her iki takım da uzun süren konferans finallerinde zorlandı. Özellikle Warriors’ın Thunder karşısında nerdeyse ölümden dönmesi yenilebilir olduklarını göstermiş, öte yandan geçen sezon finallerde sakatlıkları nedeniyle kullanamadığı Irving ve Love gibi iki önemli oyuncusuyla beraber Cavaliers playofflar boyunca beklentilerin çok üzerinde bir hücum performansı izletmişti. Aradaki makas kapanmış olabilir miydi?

Cavaliers kendi konferansını kazanırken haklı olarak hep hücumuyla, özellikle de yüksek üçlük yüzdesiyle ön plana çıkmıştı. Final serisine çıkana kadar Warriors’tan bile daha yüksek bir yüzdeyle, daha fazla sayıda üçlük deniyorlardı. Rakibin savunmada oynadığı kumarları topu hızlı dolaştırarak yüksek yüzdeyle cezalandırıyorlardı. James, Cleveland kariyeri boyunca playofflarda rakiplerin yardım getirmesine, savunmaların gömülüp diğer Cleveland oyuncularını riske etmesine alışık bir oyuncuydu ama takım arkadaşlarından istikrarlı bir katkı genellikle bulamazdı. Blatt sonrası dönemde Lue’nun koçluğa gelmesiyle beraber Mozgov’un Bayburt’a sürülmesi ve Frye gibi savunmacısını yardıma gönderemeyeceğiniz şutör bir uzun eklemesinin yapılması, James savunmasında kolaya kaçan takımların işini zorlaştırmıştı.

Örneğin, konferans yarı finallerinde Atlanta Hawks birebirde James’in karşısında durabilecek fazla opsiyona sahip olmadığı için sıklıkla yardım getirmeyi tercih etti. Zaten olağanüstü bir saha görüşü olan James’in etrafında daha fazla şutörle oynamaya başlayınca, Hawks savunmasının yeterince keskin adam değiştirememesiyle beraber, James playoff boyunca en yüksek asist ortalamasını tutturdu. Takım olarak da seri boyunca %51 gibi bir konferans yarı final serisi için oldukça yüksek bir yüzdeyle üçlük soktular. James bu alanda vasat bir playoff geçiriyor olsa da, finallere gelene kadar Irving, Love, Smith ve Frye toplamda %48 ile maç başına 11 üçlük sokmuştu. Ana rotasyonda tek şut tehdidi olmayan oyuncuları Tristan Thompson’ın ise playoffların en fazla hücum ribaundu alan oyuncusu olması, onu bu hücum içinde çok yararlı bir uzun haline getirdi. Takımların artık daha fazla şutörle sahada yer alan kısa beşleri daha sık kullanmaları ve transition savunmasına daha fazla önem veriyor olmaları hücum ribaundlarının kovalanması konusunda bir ikilem yaratıyor. Tristan’ın hücumlarda çok hareketli olmaması nedeniyle savunmacısının yardımlarda kullanılıyor olmasını, geçen sene yaptıkları gibi bu şekilde cezalandırabildiler.1

iggy-delly

Bu rakamların final serisine henüz yansıyamamış olmasının nedeni elbette Warriors’ın ligin en iyi savunmalarından birine sahip olması. Bütün o göz boyayan yaratıcı, hızlı, bol hareketli ve aldatmacalı hücumlarının yanında geçen sezon şampiyon olurken en gözardı edilen nokta buydu. Örneğin, geçen sezon takımın asistan koç kadrosunda yer alan Alvin Gentry, şampiyonluk kazanıldıktan sonra eskiden asistanlığını yaptığı Mike D’Antoni’ye atıfta bulunarak, “D’Antoni’ye haklı çıktığını söyleyin. Onun eleştirilen oyununu oynayarak herkesin kıçını tekmeledik” demişti. Evet, Warriors’ın 2005 – 2008 yılları arasında Phoenix’te ligin en dominant hücumlarından birini yaratan D’Antoni’nin araladığı kapıyı belki de kırarak geçtiği söylenebilir ama Warriors’ın aynı oyunu oynadığını söylemek çok yanlış bir saptama. Warriors durdurulması zor hücumunun yanında ligin en iyi savunmasına da sahipti. Takımların 100 pozisyon başına yediği ortalama sayıyı gösteren Defensive Rating istatistiğinde lig lideriydi.2 Üç farklı takımla 9 tam sezonluk kariyeri bulunan D’Antoni’nin çalıştırdığı takımlar bugüne kadar sadece bir kez ligin en iyi 15 savunması içinde yer alabilmişti.3 Onun hakkındaki eleştirilerin sebebi, çok da haklı olarak, buydu.

Warriors’ın oyunun savunma yönündeki en büyük artılarından birisi, en çok kullandıkları beşte yer alan Iggy, Klay, Barnes ve Green gibi oyuncular birden fazla pozisyon savunabildiği için her perdede adam değiştirerek ikili oyunları savunabiliyor olmaları. James’e de tıpkı geçen sezon final serisinde yaptıkları gibi gerekmedikçe yardım getirmiyorlar. Gerekmedikçe derken, James sahayı tamamen görebiliyorken, sadece topu onun elinden çıkarmasına yarayacak ve ceza üçlüğüne dönüşebilecek şuursuz yardımlar görmüyoruz. James ters eşleşme yakalayıp, sırtında Curry veya Klay ile kaldığında ya da köşeyi dönüp kata başladığı ve sahanın tamamını göremediği anlarda yardım geliyor ama yardımın gerekmedikçe gelmemesinde asıl amaç yüksek yüzdeli boş dış atış vermemek olduğu için üç sayı çizgisindeki kaymaları mümkün olduğunca hızlı yapmaya çalışıyorlar. Savunma daha az yardım getirince, daha az pozisyon kaybediyor. Daha az perdeye takılınca, top da daha az hareket ediyor ve hücumun temposu düşüyor. Cavaliers daha fazla birebir oynamak zorunda kalıyor ve Frye, Smith, Love gibi şutörler de ekstra paslarla alıştıkları boş şutları bulamıyorlar.

Şu ana kadar dikkat çeken diğer durum, Cavaliers savunmasındaki düşük konsantrasyon. Örneğin, ilk maç Warriors’ın en önemli iki skoreri Curry ve Thompson’ın son iki sezonda toplamda en az sayı attığı maçtı. Bu iki oyuncunun savunmasında ligdeki her takım kadar yardım getirip, efor sarfettiler ve buna rağmen 15 sayı fark yediler. Bu ikiliye o kadar odaklanmışlardı ki, özellikle yedek guard Livingston’ın birbiri ardına orta mesafe şutlar sokup kariyer maçını oynamasına, karşısında Richard Jefferson gibi daha uzun bir savunmacı denemek de dahil olmak üzere maç içerisinde herhangi bir çözüm üretemediler. Konferans finallerinde Raptors’a karşı da benzer bir durumla karşı karşıya kalmışlardı. Kariyer playoff şut yüzdesi %40’ın altında olan DeRozan, seri boyunca orta mesafedeki “sweet spot”larına her istediğinde giderek %50 ile 23 sayı ortalama tutturmuş ve açık ara kariyerinin en iyi playoff serisini oynamıştı. Livingston ve orta mesafe şutlarını, Cavaliers’ın savunmadaki konsantrasyon eksikliğine en bariz örnek olduğu için verdim. Aynı maçta yine gözardı edilen Warriors bench’inin attığı 45 sayı, 1989’dan beri herhangi bir final serisinde bir bench’in attığı en yüksek sayı oldu.4

Bir diğer örnek, Warriors’ın ne kadar iyi yaptığını konuştuğumuz adam değiştirme konusunda Cavaliers’ın iletişim ve organizasyondaki yetersizliği. Bireysel olarak kurnaz savunmacılardan oluşmayan Cavaliers, Curry ve Klay’e boşluk vermemek adına yardım getirmeye çalışırken kimi zaman basit backdoor’lar yiyip, kimi zaman da aynı adamda üç kişi kalıp boş turnikelere izin verdiler. Geçen seneki final serisini hatırlarsanız, riske ederek oynadıkları Iggy MVP ödülünü almıştı.

Warriors karşı takımın savunması onlara ne veriyorsa onu oynuyor, bu durum bench’ler sahadayken de değişmiyor. Örneğin, Curry’nin Green’le beraber sık oynadığı 1-5 tepe ikili oyunlarını, Tristan Thompson’ın çabuk ayaklarıyla Cavaliers geçen sezon özellikle ilk üç maçta hiç fena savunmamıştı. Warriors bunun çözümünü perdeyi yarı saha çizgisine daha yakın getirip, gelecek potansiyel yardımın daha fazla mesafe katetmek zorunda kalmasını sağlayarak lehine çevirmişti. Hatta Steve Kerr seri sıkıntıya girince perdeden sonra daha hızlı ilk adımı olan David Lee’yi sahneye sürüp, Mozgov’un sahada kalmasını Cavaliers için bir zaaf haline çevirmişti.

andre-iguodala-lebron-james-getty-ftr-060515_iwrhqiem9mf11bvhb7nf87hdi

Seri Cleveland’a taşınırken, Cavaliers’ın önünde cevapları hala netleşmemiş bazı soru işaretleri ve yapılması gereken bir sürü ödev var. Koç Lue, oynanan her iki maçtan önce de yüksek tempo isteğinin altını çizmişti. Warriors’ın adam değişimlerindeki başarısı Cavaliers hücumlarının temposunu düşürmüş, arka arkaya başarısız perdeler sonucunda birebir el üstü atışlara zorlamıştı. Batı finallerinde Thunder’ın tempoyu forse ettiği dönemlerde Warriors’ın başı ağrımıştı. Bir önceki turda da Blazers zaman zaman yüksek tempoda tehlikeli gözükmüştü. Ancak Cavaliers takım olarak Warriors’ı Thunder kadar rahatsız edecek fizikten yoksun. Öte yandan yüksek tempo, ne kadar üstün bir atlet olursa olsun, James’in dakikasını maksimum seviyede tutmayı güçleştirebilir. Bugüne kadar James’in yer aldığı hiçbir takım playofflarda öyle çok yüksek tempolarla oynamadı. Üstelik James, karşısındaki zeki savunmaya rağmen hala çok etkili bir birebir oyuncusu. Demek istediğim Cavaliers’ın tek reçetesi tempoyu forse etmek olmamalı, eğer seriye ortak olmak istiyorlarsa yapmaları gereken ayarlamalar öncelikle oyunun savunma tarafında olmalı. Daha uyanık olmalılar ve savunmada bireysel hataları mutlaka azaltmalılar. Mesela Curry veya Klay’in tuzak katlarına üç Cavaliers savunmacısı aynı anda yakalanmaya devam ederlerse, moral bozucu boş turnikeler yemeye de devam edebilirler. Bu durumda istedikleri yüksek tempoyla daha fazla atıp, daha fazla yemeleri gibi kötü bir senaryonun gerçekleşme ihtimali yok değil.


  1. Tristan Thompson Hawks serisinde maç başına 6 hücum ribaundu aldı. Matematiğini yaparsak; bu seri boyunca pozisyon başına 1.23 sayı üreten Cavaliers hücumu düşünüldüğünde, 6 ekstra pozisyon yaklaşık 7+ sayı demektir.
  2. http://www.basketball-reference.com/leagues/NBA_2015.html#misc::9
  3. D’Antoni’nin PHX/NYK/LAL sezonlarındaki Defensive Rating sıralamaları: 17-16-13-16/23-28-23/20-28
  4. ’89 finallerinde Detroit “Bad Boys” Pistons bench’i Lakers’a karşı yine 45 sayı atıp, seriyi de 4-0 kazanmışlar.