Skip to content

Hoşçakalın Gözüm

Son düdük çaldı, son maçı ve kupayı kazandık ve bitti. Hibernian'a (ve Football Manager'a) veda vaktim gelmişti.

I.

Edinburgh’da bir Salı öğleden sonrası. Hibernian’ın stadı Easter Road’un küçük basın odasındayım. Daha önce yüzlerce kez yaptığım gibi bir basın toplantısındayım. Ama alışık olmadığım bir his var bu sefer: Bunu son kez yapıyorum. Soruları almadan önce kısa bir konuşmayla başlıyorum. Dokuz yıl önce bu kulübe gelirken karışık duygular içinde olduğumu, artık burayı evim kabul ettiğimi, ama yuvadan ayrılma zamanımın geldiğini hissettiğini anlatıyorum. Birlikte çok özel günler ve zor zamanlar yaşadığımızı, ama bu dokuz sezonluk dönemin Hibernian tarihinde özel bir yer tutacağını düşündüğümü, çalıştığım tüm oyunculara, yönetime, teknik ekibe ve tabii ki her 15 günde bir Cumartesi öğleden sonrasında Easter Road’u dolduran taraftarlara teşekkür ediyorum falan. Bu kararın benim için çok zor olduğunu ama artık bir bölümü kapatmak gerektiğini, kulübün de sağlıklı mali yapısı ve genç kadrosuyla yeni gelen hocasıyla birlikte başarıyla devam edeceğini ekliyorum. Sorular geliyor, gazeteciler işte, yönetimden baskı geldi mi, oyuncularla problem mi vardı, Adam Forster Premier Lig’e gidecek mi, Anderson Cueto’yu takımda tutabilecek miyiz… Cevaplıyorum ama kafamda başka sorular var şimdi. Artık bunlar başka bir adamın problemi olacak.

Toplantı bitiyor, tüm basın mensuplarıyla (toplamda 20-25 kişi var zaten) tek tek el sıkıştıktan, başkanımız Rod Petrie ile fotoğraf çektirdikten sonra odadan ayrılıyorum. Petrie ile birlikte hafta sonu tüm takımın katılacağı bir yemekte bir araya gelmek üzere sözleşip vedalaşıyoruz. Easter Road’un VIP terasına çıkıp o çamurlu zemine, eski stadyuma ve Kuzey ve Doğu tribünleri arasındaki boşluktan görünen deniz manzarasına bakıyorum. Biraz daha uzatsam, Steven Fletcher Celtic’e bu golü şuradan atmıştı, David Van Zanten’ın harika frikiği tam bu taraftan gelmişti, daha birkaç hafta önce son lig maçımızda Darren Judge ezeli rakibimiz Hearts’a üçüncü golünü şu noktadan atmıştı diye canlandırmaya başlayacağım; o yüzden duruyorum.

Stadyumdan çıkıp Easter Road’u yürüyorum, oradan Leith Walk’a geçiyorum. Çevredeki bir pub’a, mesela The Mash Tun ya da Robbies’e oturabilirim, ama haberi henüz duymamış bir Hibernian taraftarıyla bu sezon neleri yanlış yaptığım, tek forvet yerine 4-4-2’ye çok geç döndüğüm, hangi forvet oyuncusuna gereğinden fazla tahammül ettiğim, neden de Bruine yerine daha iyi bir kaleci aramadığım üzerine bir sohbete girmek istemiyorum. Olur da haberi almışsa daha kötü, günün ortasında duygusal bir sohbet gerçekleştirecek halim yok. Bira değil, viski daha iyi olur zaten. Waverley Tren İstasyonu’nun karşısındaki The Balmoral Hotel’in barı buna daha uygun.

Hibernian’a gelirken Don Kişot-vari bir hissim vardı. Old Firm’ün, Rangers ve Celtic’in hegemonyasını yıkmak. Bir dönemin efsane takımı Hibernian’a ait olduğu saygınlığı vermek. Kulübe nihayet kupalar kazandırmak. Ve bunu neredeyse bütçesiz olarak başarmak. 2008-09’dan 2017’ye kadar geçen dokuz sezonda Glasgow’luların saltanatını yıkabildiğimi söyleyemem. Ama Hibernian’ı şampiyonluk play-off grubuna kalmayı başarı olarak gören bir kulüpten düzenli olarak Avrupa’ya giden bir takım haline götürdüğümü teslim etmelisiniz. Kulüp tarihinde en çok maça çıkan (513) üçüncü ve en fazla kupa kazanan (2) ikinci teknik direktör olmuştum. Küçümsemeyin, son İskoçya Kupası’nı 1902 yılında almış bir kulüpten bahsediyoruz. Bunu 110. yılda kazanma fırsatını travmatik bir Falkirk maçıyla kaybetmiştik ama (çeyrek finalde Rangers’ı, yarı finalde Celtic’i eleyip finalde Falkirk’e yenilmeyi hazmetmek zor), ama sonra 2014’te Rangers’ı penaltılarla eleyerek (koçum Alexander McNeil!) kupayı kaldırdık. 2016’da 1975 yılından sonra ilk kez Premier Lig’i ikinci bitirdik ve kulüp tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı kazandık (üçüncü olup Avrupa Ligi’ne devam ettik ve orada Valencia’ya elendik). 2017’de İskoçya Kupası’nı ikinci kez kazandık, Celtic’i 3-1 yenerek hem de. Yine aynı sezon Lig Kupası’nda finalde Rangers’a kaybetmek üzücü oldu, tarihimizin ilk dublesini yapabilirdik.

yilmaz-kariyer

Başaramadığım bir şey varsa, şampiyonluğu kazanmaktı. Bunun için mazeret üretecek değilim ama Hibernian’da iyi bir kadro kurmanın paradoksal yanıyla çok boğuştum. Hep genç oyunculara yatırım yaptım ve onların iki sene içerisinde büyük takımlara gitmek istemesini izlemek zorunda kaldım. Steven Fletcher’ın Liverpool’a (12.5 milyon sterlin), Alejandro Paz’ın Barcelona’ya (40 milyon sterlin) transferleri gibi. Tony Thornton, Gary Kenneth gibi isimlerden de çok büyük gelir elde ettik. Son sezon boyunca Premier Lig takımları orta saha oyuncularımız Adam Forster ve Peter Stewart’ın (ki ikisi de birkaç sene sonra İngiliz milli takımı formasını giyiyor olacaklar) kafalarını karıştırmasa ve tüm yılı mutsuz geçirmelerine sebep olmasalar belki de bu sezonu üçüncülükle değil, bambaşka bir hikayeyle bitirecektik. İngiliz Premier Lig ve Championship takımlarının şans vermediği genç oyuncular (Forster, James Williams, Thornton, Cueto), ya da çok daha alt seviyeden tespit ettiğim genç yetenekler (Crumlin United’dan aldığım sağ bek Mick Thompson bugün İrlanda milli takımının kaptanı) ve muhteşem altyapımızdan gelenler (Douglas Milne gibi bir sol bek için 20 milyon sterlini gözden çıkarmanız lazım) sayesinde tam anlamıyla hayalimdeki Moneyball çizgisini de yakalamıştım. Ama karşınızda tüm sezonu yenilgisiz bitirebilen bir Rangers varsa en kısa zamanda kapağı İngiltere’ye atmak isteyen genç yeteneklerle bir yere kadar gelebiliyorsunuz. Ya da bilmiyorum, belki de ben iyi bir menajerdim (dokuz sezonda transfere 62 milyon harcayıp 112 milyon gelir getirmiş birisinden bahsediyoruz) ama yeterince iyi bir antrenör olamadım. Yine de bir idealim vardı ve o ideale sadık kaldım. Genç, dinamik, keyif veren, iddialı bir takım olmak. Hayal kurmak. Bunu becerdik bence.

II.

Dün itibariyle 2008 kışında başladığım bir Football Manager oyunumu bitirme kararı aldım. Yedi yıl boyunca sürekli oynamadım elbette, yoksa 1000 sezon falan bitirmiş olmam gerekirdi (evet, bunu yapan adamı ben de gördüm). Aktif olarak bir buçuk sene oynadım, sonra askere gittikten sonra biraz daha. Gerisini aralıklarla bir gün, iki günlük yüklemelerle bir şekilde sürdürdüm. Ama oyunda 2017 yazına gelmişken finali yapma kararı aldım. Çoğu oyuncunun aksine ben 2009’dan sonra yeni Football Manager’ları oynamadım (vakit geçsin diye telefona indirdiğim Handheld versiyonunu saymazsak). Zaten oyun tarihinin en radikal kırılmalarından birisi de sonraki sürümlerde yaşandı ve oyunla benim aramdaki makas açıldı. Bu saatten sonra Football Manager trenine koşarak yetişme ihtimalim yok. Ve bir daha sıfırdan başlayıp bu Hibernian save’i kadar uzun bir macera yaşayacağımı zannetmiyorum. Bunu istediğimden de emin değilim. Oradaki alternatif gerçeklik, 2015 yılnda Rangers’ın Walter Smith’in emekliliği sonrasında Bülent Korkmaz’ı aldığı, Torres’in Liverpool’da, Nasri’nin Arsenal’de, Tevez’in United’da kaldığı, Bojan Krkic’in Barcelona’da kıtanın en iyi oyuncusu haline geldiği dünya bana yetti. 1998’den beri oynadığım oyunu, en çok emek verdiğim save’le bitirmek doğru karar oldu.

ccy500

III.

513 maçımın sonuncusu Celtic karşısındaydı. Hampden Park’ta İskoçya Kupası finaline çıkıyorduk. Celtic sezona kötü başlamış, ama sezon ortası formuyla bizi geçmiş ve neredeyse tek kale oynadığımız play-off maçında bizi 2-1 yenerek ikinci sırayı kapmıştı. Ama onları yenebileceğimizi biliyordum. The Proclaimers’tan Sunshine On Leith’i son kez dinledim maça çıkarken. Oyuncularımla son kez taktik konuşması yaptım. Pedro Leon’u kontrol etmemiz gerektiğini, sağ bek Pavel Zach’ın bindirmelerine dikkat etmeleri gerektiğini anlattım. Oyuna kontrollü başlayalım, erken gol yemeyelim ve sonra baskıyı artıralım dedim. Öyle başladık, 20. dakikadan sonra tempo yapmaya başladık. Plan işledi ve Anderson Cueto açılışı yaptı. Ceza sahasına girdi, sağa doğru bir dripling yapıp önünü açtı. Açısı çok daralmıştı ama vurdu ve ağları buldu. Ama beş dakika sonra Celtic Pedro Leon’la skoru eşitledi. Devre arasında çocukları cesaretlendirdim, oyunu bizim oynadığımızı ve gereken golü attığımız anda kupayı alacağımızı söyledim. İkinci yarıya çok hızlı başladık, Cueto sağdan çizgiye inip ortaladı, Darren Judge kafayı vurdu, top direkten geri geldi. Karambolde Judge tekrar topa müdahale etti ve yeniden öndeydik. Maçın son bölümünde kalecimiz de Bruine uzun oynayarak kontra başlattı, Cueto yine Judge’ı topla buluşturdu ve skoru tayin etti. Daha önce 136 yılda iki kez kazanabildiğimiz kupayı dördüncü sezonda ikinci kez kazanıyorduk. Kulübe veda etme kararını Nisan ayında almıştım ama şimdi bu kadar güzel bir final yapabildiğim için mutluydum.

IV.

Bu oyun sayesinde Hibernian taraftarı oldum.1 İki kez İskoçya’ya gidip maçlarını izledim, ki bir tanesi Glasgow deplasmanıydı.2 Kulüp dükkanında alışveriş yaparken Türkiye’den geldiğimi belli etmeye çalışıyordum ki “Vay, siz gerçekten de en özel taraftarımızsınız” desinler.3 Ben de onlara şöyle cevap vereyim: “Hayır, bundan çok daha fazlasıyım.”

Çok güzel günlerdi. Hoşçakalın gözüm.

Glory glory to the Hibees!


  1. http://www.yazihaneden.com/2012/11/gunes-leith-uzerine-dogdu/
  2. http://www.yazihaneden.com/2013/03/bir-pazar-ogleden-sonrasi/
  3. Demediler.