Skip to content

Bir Ayakkabı Dörtlemesi

Birtakım ayakkabılar eşliğinde parıltılı hayat hikâyem.

Bölüm- 1: Orijinal Rom’ların güzel de, KAYNAK NEREDE?

Okul binasından içeriye adımımı yalnızca gayrıresmî temaslarda bulunmak için attığım lisans yıllarımın neredeyse tamamı Adidas’ın efsanevi modeli Stan Smith’lerimle geçti. Stan Smith dediysem, babamın yıllarca giydiği, sonra da 1992-93 öğretim yılında Beden Eğitimi derslerim için bana tahsis edilen orijinal bir çift Stan Smith’ten bahsediyorum- öyle kalın tabanlı, kalın bağcıklı, kaba yeni versiyonlardan değil. Sonraları tanışıp -maalesef- seviyeli bir kankalık müessesesiyle yetineceğim fakültenin gayet güzel hanımlarından biri, yaklaşık 7-8 sene sonra bir dost meclisinde bu ayakkabılara atıfta bulunacak, kendisinin de içinde bulunduğu bir grup insanın ayakkabılarımı o dönem yakından takip ettiğinden bahsedecek, bu üstü kapalı ve gecikmiş mesajı ilerleyen yıllarda da birkaç farklı kişiden alacaktım.

Yıllar sonra bir başka güzel hanım da Stan Smith’ten sonra bayrağı devralan ve beni son 10 senedir taşıyan renk renk Rom seçimlerime sistematik şekilde övgü düzmekle birlikte, bir keresinde, “gidip gidip orijinal Rom alıyorsun iyi güzel ama KAYNAK NEREDE” diye sormuş, ayağındaki Puma marka ayakkabıları göstererek onları Kadıköy’de Osmanağa Camii’nin hemen yanındaki çakmacılardan 30 liraya aldığını ve yaklaşık iki senedir her gün giydiğini söylemişti. O günden sonra Rom’lara 100-150 küsur lira yerine 40 lira vermeye başladım.

 ***Ayakkabı2

Bölüm-2: Hayatında bir kez blok yapmamış bir Mutombo hayranı

Beğenilen birtakım ayakkabılarımdan, sadece benim beğendiğim ayakkabılarıma geçeyim. 90’ların sonuydu. Kaderin bir oyunu sonucunda Avcılar yöresinde ikamet ediyordum. Bakırköy’deki dershaneme gider gibi yapıp basketbola kaçtığım günlerden bir yenisinde yine Bakırköy’deki o ayakkabıcıyı keşfetmiştim. Ünlü markaların biraz eskimiş ünlü modellerini benim bile karşılayabileceğim etiketlerle satıyorlardı. İlk gittiğimde bir çift Reebok Blacktop edinmiştim. Bunların modası birkaç yıl önce geçmişti ama en yakın arkadaşımın bu muhteşem ayakkabıyı gözümün önünde yıllarca giymiş olmasını ne de olsa asla hazmedememiştim, yani hiçbir şey için geç değildi. O dükkâna ikinci gidişimde ise beni çok daha kutsal bir armağan bekliyordu: Dikembe Mutombo.

Her gün saatlerce basketbol oynadığım yıllardı ama Dikembe Mutombo ile tek özdeşlik kurabileceğim nokta, ikimizin de insan ırkına ait olmasıydı- o kadar. Yine de beni daha hazırlık sınıfına gittiğim 1991-92 sezonunda Denver Nuggets’lı yapan bu adamın 55 numarası gözümde öylesine büyüktü ki, bu Adidas ayakkabıları kaçıramazdım. Kaçırmadım. NBA’in ışıltılı dünyasına işte bu şekilde resmen adım atıyordum.

*** Ayakkabı3

Bölüm-3: Üvey evlat snooker ve Gerçek Kesitvari bir tokat

Hayat felsefem şudur: Basketbol dünyanın en güzel sporudur ama snooker ve Kate Moss, basketboldan da güzeldir. Kate Moss’u ‘bir spor olmadığı gerekçesiyle’ şimdilik geçip snooker’a geliyorum.

18 Nisan 2015 Cumartesi, bu iki sporu birden sevenler için özel bir gündü, zira bu iki sporun da dünya üzerindeki en büyük organizasyonlarından ikisi aynı anda çok özel bir döneme giriyordu: NBA play-off’ları ve Snooker Dünya Şampiyonası. Atlanta’da yaşayan kızım nedeniyle 30 yaşımdan sonra Hawks’lı olmuştum ya, play-off eşleşmesi için bir şeyler yazmaya kendimi mecbur hissediyordum. Yazıhane’de bu muhteşem eşleşme(!) için gönüllü çıkmayınca iç güveysi olarak görev bana kalmıştı, ama aklımı kurcalayan, beynimi kemiren bir şey vardı: Tercih hakkımı bir basketbol yazısından yana kullanmak ve snooker’a üvey evlat muamelesi yapmak. Sonra 21 Nisan geldi, Ronnie O’Sullivan sahneye çıktı.

Hakkındaki hissiyatımı 2012 yılında yazdığım bir yazıda, “Bazı insanlar vardır; onları görmek bile sizi iyi ve güvende hissettirir. Varlıkları, sizin varlığınızın göstergelerinden birine dönüşür -gerçekliğinizi onların gerçekliğinde doğrularsınız. Onların yer aldığı bir dünyadan hala umudun kesilmemesi gerektiğine inanırsınız. İşte Ronnie O’Sullivan’ı gördüğümde hissettiğim sonsuz huzurun kaynağı budur. Onun büyüklüğü, ne şampiyonluk ne kupa ne de maksimum seri büyüklüğüdür; onun büyüklüğü, kendinizi güvende hissetmenizin verdiği huzurdur, çılgın dünyada yalnız olmadığınızı hatırlamanızın yaşattığı iç ferahlamasıdır1” şeklinde ifade etmeye çalıştığım O’Sullivan, Craig Steadman karşısındaydı: Snooker tarihine geçecek görüntülerle2.

Kendi ifadesiyle 10 senedir aynı maç ayakkabılarını giyen Ronnie, kaldığı otelde bu ayakkabıları kaybedince Dünya Şampiyonası’na yeni bir çiftle çıkmak zorunda kalmıştı. Buraya kadar normal de, bu ayakkabıların ayağını vurmasıyla, bunları çıkarıp çoraplarıyla oynamasıyla, bir seyirciden ayakkabı alıp maç içinde bunları denemesiyle, en sonunda ise turnuva direktörü Mike Ganley’nin ayakkabılarıyla maçı bitirmesiyle dallanıp budaklanan ayakkabı krizi, snooker’a neden asla üvey evlat muamelesi yapmamam gerektiğini bana canlı yayında hatırlatıyordu.

Ertesi günkü son seanstan sonra Ronnie pek keyifliydi. Joe Davis’likten Steve Davis’liğe geçiş yapmak istediğini3 söyleyip sevenlerine umut verdi. Büyük ayakkabı üreticilerine çağrı yaparken, Mike Ganley’nin ayakkabılarına methiye düzdü. Şampiyon olursa bu ayakkabıların da başarısında katkısı olacak. Teşekkürler Ganley’nin ayakkabıları.

 ***Ayakkabı4

Bölüm-4: Ünlü bilardocudan sözde Ermeni Soykırımı şaklabanlığı

Ronnie, Mike Ganley’nin ayakkabılarını giydiği anda tahmin ediyorum ki bu sahneyi canlı canlı izleyen birçoğunuzun aklına bu ayakkabılara pek benzeyen bir çift ayakkabı geldi. Ünlü ayakkabılar vardır- bilirsiniz. Marty McFly’ın Nike’ları gibi, Clint Eastwood’un mahmuzlu çizmeleri gibi, Audrey Hepburn’ün babetleri, Alex’in botları, Kurt Cobain’in Converse’leri, Al Capone’nin siyah beyaz kunduraları gibi…

Ronnie’nin Mike Ganley’den ödünç aldığı ayakkabılar ise bunlardan hiçbirine benzemiyordu. Bunlar, Şişli’de bir kaldırım üzerinde yatarlarken tanıştığımız altı delik bir çift ayakkabıya benziyordu; tam da Ronnie’ye kendimce yaptığım tarife uyan bir adama ait bir çift ayakkabıya…

Daha sonraları yukarıda gördüğünüz ayakkabılarla hafızamıza kazınacak 19 Ocak 2007 tarihli haberi, okuldan hiç de sevmediğim biri vermişti- baykuş ne olacak! Haberin duyulmasının hemen ardından Unkapanı’nda on binlerce kişilik korteje katılmamız kısacık bir süre içinde gerçekleşmişti. Tanımadığım bir sürü insanla çevrelenmiştim, buruk bir harmoniyle bilmediğimiz bir yere doğru ilerliyorduk. Alperen Ocakları’nın önünden geçerken kendimi çok güçlü hissettiğimi hatırlıyorum ki, bunun benimle hiçbir ilgisi yoktu. Sağımdaki solumdakilerden aldığım bir güçtü, o yüzden büyüktü. 27 yaşındaydım, o gün oradaki varlığım neticesinde artık asla aynı eski ben olmayacağımı anlamıştım.

Bugün 24 Nisan 2015. “Ermeni Soykırımı yapıldı” demek yanlış olur, bunu şiddetle reddederim. Zira “yapılmadı”, el birliğiyle “yapılıyor”, gerekirse yine el birliğiyle “yapılacak”. Yukarıdaki ayakkabıların sahibi hala o kaldırımda yatıyor, Şişli’ye her gittiğimizde üstüne basıp geçiyoruz; tıpkı bugün Agos’un önüne çelenk bırakanlar gibi4. Sevag Balıkçı’yı hatırlar mısınız peki? Hani şu -kötü talih bu ya!- yine bir 24 Nisan günü askerdeyken arkadaşının silahından çıkan “kaza kurşunu” ile ölen Sevag’ı?

Hrant’ı, Sevag’ı göz göre göre öldürenlerin, gerçek faillerini koruyanların, bugün gidip öldürüldüğü yere –tamamen zıt bir sebeple!- siyah çelenk bırakanların, orada burada okuduğumuz ırkçılık ve şovenizm soslu binlerce sosyal medya yorumunun sahiplerinin atalarını düşünüyorum da; biri tehcir mi dedi!

Öyle büyük bir arsızlıkla karşı karşıyayız ki, 24 Nisan’ın içini mümkünse sadece Çanakkale ile doldurmak için yırtındığımız şu günde, “ama” ile başlayan her basmakalıp aklama ve inkâr savını geçtim, baskın medyadan biri hasbelkader şu yazıyı okusa, “Ünlü bilardocudan sözde Ermeni Soykırımı şaklabanlığı” diye haber yazar. İşte öyle bir yerdeyiz.

  1. Okumak isteyen olursa: http://www.yazihaneden.com/2012/12/yildizlarin-biraz-altinda/ []
  2. Bu sekansı http://www.youtube.com/watch?v=6nAYuTW0aho linkinden izleyebilirsiniz []
  3. Beş dünya şampiyonluğu olan Ronnie, yine beş şampiyonluğu olan Joe Davis’e ve altı şampiyonluğu olan Steve Davis’e gönderme yapıyor. []
  4. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/11383/agos-un-onunde-siyah-celenk []
[fbcomments]