Skip to content

İhtiyarlara Yer Var

Vakit geldi, NBA play-off'ları başlıyor. Cumartesi start alacak olan serilere göz attık...

Nisan, ayların en zalimidir. T.S. Eliot bu ünlü dizesini yazdığında NBA’in kurulmasına 24 sene vardı. Başka bir şey kastetmişti ama öyle kullanmak zorunda değiliz. Nisan, ayların en zalimidir çünkü NBA play-off’ları başlıyor. Bu lafı bize sıkça hatırlatan maçlar, çarpışmalar izleyeceğimize eminiz. Bunu aklınızda tutun, Kobe Bryant’ın Twitter hesabını takip etmeyi de unutmayın.

Peki play-off’ta ne olur? Coen Kardeşler’e saygısızlık etmeden, burada ihtiyarlara yer olabilir mi? Sizler için elimizi taşın altına soktuk, tahminlerimizi yaptık. Devamı gelecek…


(2) New York Knicks vs. (7) Boston Celtics

Detay:

Hızlı ol. Top dolaştır. Boş adamı bul. Üçlüğü çak. Bu yılki New York Knicks ile 1970’lerdeki takım arasında ne gibi farklar var? Daha az ikonikler, belki. Üzerlerine o kadar kitap yazılmayacak, evet. Şampiyon olamayacaklar, muhtemelen. Fakat bazı şeyler değişmiyor. Walt Frazier o yıllarda formasını terlettiği NY’un oyunu için “şiir yazmak gibi” tabirini kullanmıştı. Gerçekten bazı şeyler değişmiyor

İki kente bakın, orada da tarih göreceksiniz. New York ile Boston’ın rekabeti 100 yılı aştı. Babe Ruth’un 1919’da Red Sox sahibi Harry Frazee tarafından Yankees’e satılması ile başlayan ve Boston’a ünlü “Bambino Laneti”ni getiren süreç beyzbol stadyumlarıyla sınırlı olmadı. 1970’den bu yana dış kulvardan yürüyen bir başka rekabet de New England Patriots ile New York Giants arasında. Eli Manning liderliğindeki Giants, Tom Brady’nin rüya Patriots takımını 2008 ve 2012’de geçip Super Bowl’u kazanmıştı. İkisinde de mucizevi geri dönüşler başroldeydi. Uzun süre unutulmayacaklar. Eskiye dayanan Patriots-Jets rekabeti gibi.

Basketbol sahnesinde de durum farksız. NBA’in ilk kurulduğu yıl olan 1946’dan beri ligde varlığını sürdüren iki takımın rekabetinde Boston açık ara öne çıkan taraf. New York 70’lerin başında kazandığı iki şampiyonluk dışında ağırlığını hissettiremezken, 90’ların sonundaki altın kadroları da Michael Jordan’a rastlamıştı. Efsane koçları bile benzer. Boston Red Auerbach’i unutmazken, NY’da Red Holzman hâlâ hatırlanıyor. Ne demiştik? Burada her şey tarih kokuyor.

Yıldızlar:

Bana süperstarını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

New York Knicks istikrarsız bir sezon geçirdi. Süper başladılar, ortalarda düştüler, süper bitirdiler. Bir gece 30 sayı fark atan takım, ertesi akşam döküldü. İlk periyot dağıttılar, ikinci periyot dağıldılar, sonra geri döndüler. Peki bütün bunların nedeni Carmelo Anthony olabilir mi? Yıldız oyuncu muhteşem bir sezon geçirdi fakat tüm NBA’in en parçalı bulutlu skorerlerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Bir örnek verelim. 6-13 Şubat arası dört maç yapmış NY. Carmelo’nun o gecelerdeki sayı istatistikleri: 31, 36, 42, 12. Bu sezon oynadıkları oyunu en iyi anlatan manzaralardan biri bu. Manzaradan parçalar.

Boston Celtics ise Kevin Garnett gibiydi bütün yıl. Yaşlanmıştı, olağanüstü savunma yaptı, sonuna kadar mücadele etti ve hücumda bir şekilde istediği zaman ortalamasını buldu. Agresifler ve son derece duygusallar. En son Boston Maratonu’nda yaşanan trajik saldırı sonrası her şeyin iki kat daha yoğun yaşanacağını söyleyebiliriz. NHL’de Boston Bruins taraftarları bunu gösterdi. Şehir bunu gösterdi. KG de gösterecektir.

Eşleşmeler:

Avery Bradley, JR Smith’i tutacak. Yani Doc Rivers bunu isterse. Yoksa Avery Bradley herkesi tutabilir. Burada bir Avery-Every esprisine girmek istemiyorum ama seri sadece bu anlar için bile izlenebilir. JR’ın artık Mike Woodson tarafından karşılaşmanın beşinci dakikasında oyuna sürüldüğünü, girdiği andan itibaren bir süre bütün topların onun üzerinden döndüğünü düşünürsek bu eşleşmenin ne kadar önemli olduğunu bir daha anlayabiliriz.

Celtics’in en büyük numarası Carmelo karşısında kullanacakları rotasyon olacak. Paul Pierce, Kevin Garnett, Jeff Green, Brandon Bass. Seçenekler fazla ve farklı tipte. Green, Bass ve Pierce’ın buradaki rolü çok daha kritik olacak zira Garnett daha çok savunmada açılan öteki delikleri kapama görevini üstlenebilir. Top Melo’dayken savunmanın yerleşimi de kritik olacak. Anthony’nin pasör olarak her geçen gün geliştiğini ve özellikle ters tarafta kalan şutörleri nasıl beslediğini biliyoruz. Celtics seriyi uzatma fırsatı bulabilirse yorulan bir Knicks’in bu avantajını kullanmasına engel olabilir.

Kenar:

Yaş. Sakatlık. Yorgunluk. Serinin kilit kelimeleri bunlar olacak. Aldığı rol ve oynadığı dakikalar onu klasik bir bench oyuncusundan fazlası hâline getirse de JR Smith’i bu noktada anmadan geçmek mümkün olmayacak. Steve Novak zaten Steve Novak. Tek soru şu: Tansiyonun yükseldiği  anlarda her zaman yaptıkları şeyleri yapabilecekler mi? Karşı tarafta ise Dallas Mavericks’in 2011’deki şampiyonluğunun en önemli parçalarından Jason Terry olacak. Kenardan getireceği tecrübe zaten Boston’da bolca var. Ondan beklenen tek şey skor, daha fazla skor. Garip ama Shavlik Randolph de bir hayli önemli Celtics için. Courtney Lee de Avery Bradley ile kurduğu çetede yararlı olacaktır. Kısalara baskı çok önemli ve bu Boston’ın en iyi yönlerinden biri.

Koçlar hakkında çok konuşmaya gerek yok. Belki de vardır. Mike Woodson, New York’a yıllar sonra bir kimlik kazandırdı. Oyun planı, taktik, saha içi hamleler gibi konular bir kenara, dağılmaya çok müsait, her tipten arızayı barındıran bu kadroyu bir arada tutmayı başarması büyük meziyet. Doc Rivers’ı zaten biliyorsunuz. Nisan ayından sonra herkesin en sevdiği koç olması boşuna değil. Buraların adamı. Her konuşması, hamlesi, davranışı play-off için yaratılmış. Boston Globe’un efsane yazarı Bob Ryan geçen sene Celtics takımı için “üç senelik projenin beşinci yılındayız” demişti. Artık altıya girdik, çoktan bittiğini düşünüyorduk. Hâlâ canlı kalmasının bir sebebi de Doc’ın bu adanmışlığı.

Sonuç:

Boston Celtics tepeden tırnağa çok güzel insanlardan kurulu bir takım. Harika yılları beraber geride bıraktılar. Lâkin yolu sonu uzak değil gibi. Karşılarında aç bir şehir olacak. Kendini artık Mayıs ve hatta Haziran’da göstermek isteyen Carmelo olacak. Boston’ı çok sevsem de bu seride şanslarının az olduğuna inanıyorum. Deneyecekler, çarpışacaklar, sonuna kadar gitmek isteyecekler. Fakat tahminim;

4-2 New York Knicks

İnan Özdemir

iggy-klay

(3) Denver Nuggets vs. (6) Golden State Warriors

2000’lerin ortasından son 2 yıla kadar ligin en yüksek skor üreten 4-5 takımı arasında Denver ve Golden State hep vardı. Denver Carmelo etrafındaki takımıyla genelde playoffun ilk turunda elenirken Golden State ise 2007’deki o tuhaf “inanma” sezonu dışında playoff göremediği gibi hiçbir şekilde sürdürülebilir bir başarı geleneğini yaratma umudu vermedi sevenlerine. Ancak iki takım da belki son 20 yıldaki en başarılı sezonlarına imza atarak playoffa geldi.

Denver’ın değişimini görmek için günümüzün New York’una bakmak önemli bir referans olabilir, New York bu sezonu açık farkla asist/basket oranında sonuncu tamamladı. Bu da özellikle set hücumunda ne kadar birebirler üzerinden ve durağan oynadıklarını gösteriyor. Bu sistemin en önemli iki oyuncusu, Carmelo ve JR Smith eski Denver oyuncuları. Onların gidişinden sonra topu daha fazla ve çabuk paylaşan, hücuma koşmayıp adeta akan ve bunları daha verimli yapan bir takım ortaya çıktı. Yaptıkları hücum sayısına oranla en az top kaybeden takımlardan biri Denver.

Golden State ise Stephen Curry gibi artık ligin en önemli şutörü diyebileceğimiz bir oyuncuya sahip, Mark Jackson’ın gelişiyle eskinin kaotik oyunundan daha düzenli, daha dengeli bir oyuna geçiş yaptılar. En yüksek yüzdeyle üçlük atan takım olmalarına rağmen hücumları üçlük üzerine kurulu değil. Bu, doğru şut seçimleri kadar Curry’nin çok zor pozisyonlarda bile bulduğu en ufak boşlukta rakip savunmayı cezalandırmasıyla açıklanabilir. Bunun dışında rakibi en düşük yüzdede tutan 4. takım oldular. Pota altını karartan bir uzunları olmasa da takım olarak fena sayılmayacak bir savunma performansları var.

Stephen Curry bu sezon tarihin All-Star seçilemeyen en iyi bireysel performanslarından birine imza attı bana kalırsa. 22.9 sayı, 4 ribaunt, 6.9 asist %45.3 üçlük ve tamı tamına 272 üçlük isabetiyle tek kelimeyle muhteşem bir normal sezonu arkasında bıraktı. Hiç şüphesiz takımının en önemli ismi o olacak. Onun performansı Warriors’ın sürpriz şansını doğrudan etkileyecek. Öbür taraftaysa son derece dengeli bir takım söz konusu, Nuggets’ın en skoreri Ty Lawson maç başına 16.7, en skorer dokuzuncu isim Kosta Koufos 8 sayı üretiyor. Yine de takımın bu yerlere gelmesinde Andre Iguodala’nın büyük katkısı olduğuna inanıyorum. İstatistiksel olarak en iyi sezonlarından uzak kalsa da takıma cuk oturdu ve büyük katkı sağladı. Bu eşleşmede de Lawson’la birlikte Denver’ın en çok güvendiği isimlerden biri olacak. Nitekim sadece hücumda katkı vermesi değil, savunmada Thompson ve coştuğu zamanlar Curry’i durdurması gerekebilir.

İki takımın eşleşmesine bakacak olursak, Denver’ın bazı kritik noktalarda ciddi avantajları olduğunu görüyorum. En önemlisi elbette saha avantajı, kendi sahasında dudak uçuklatıcı 38-3’lük derecesiyle ve son 23 iç saha maçını kazanmasıyla sadece Golden State değil, Oklahoma City’nin bile korkulu rüyası olurdu. Denver ligin rakibe en çok top kaybı yaptıran 4, Golden State en çok top kaybeden 2. takımı. Zaman zaman hücumda kötü tercihleri, savunmaya geri koşmada yaşadıkları disiplinsiz anları en ağır şekilde cezalandıracak takımla eşleştiler. Kaçan üçlüklerin uzun ribauntlarını kapıp anında fırlayan Denver kısaları Golden State’i -özellikle standartlarının altında şut attıkları bir güne denk gelirse- açık alanda rahatlıkla sürklase edebilir. Ama neyseki iyi üçlük atıyorlar. Denver ligin en iyi yüzdeyle hücum ribaundu yapan takımı ancak Golden State de en iyi savunma ribaundu yüzdesine sahip olan takım. Bu nedenle Kenneth Faried’in ne kadar verimli olacağı seride belirleyici olacak.

Kenardan gelen oyunculara bakıldığında Denver’ın çok belirgin bir üstünlüğü göze çarpıyor. Golden State her ne kadar bu sezon En İyi 6. Adam adayı olacak kadar başarılı olan Jarrett Jack ve Carl Landry gibi iyi iki yedeğe sahip olsa da devamı fazla gelmiyor. Brandon Rush’ın sezon boyu olmaması önemli bir yedekten yoksun bıraktı onları. Öte yandan Denver Andre Miller, Corey Brewer, JaVale McGee ve son ayı çok iyi geçiren çaylak Evan Fournier gibi zengin bir rotasyona sahip. Üstelik Gallinari veya Faried’in yokluğunda orayı idare edebilecek bir Anthony Randolph seçeneğine sahipler. Randolph elbette bir Gallinari değil, zaten takımda Gallinari’nin muadili yok. Ancak onun yokluğunun ilk turda sonucu etkileyeceğini düşünmüyorum. Zaman zaman Golden State alan savunmasıyla rakibin kafasını karıştırsa da etkili bir şekilde kullandıkları söylenemez.

Andrew Bogut bu sezonu sakatlıkların da etkisiyle çok verimsiz geçirdi ve playoffa çok sağlıklı girmiyor, Biedrins de sakatlıklarla boğuştu. Yani takımın tek gerçek uzunu Festus Ezeli gibi görünüyor. Denver ise Koufos, McGee, hatta Mozgov gibi “gerçek” uzunlara sahip. Önemli kısmı fastbreaklerden gelse de ligin boyalı alandan açık ara en çok sayı bulan takımı olarak Warriors pota altına büyük üstünlük kuracaklardır. Warriors en çok faul yapan takımlardan biri, Denver ise en çok serbest atış kullanan takımlardan biri. Bu nedenle Warriors uzunlarının faul problemiyle karşılaşması da olası. Tüm Warriors uzunları çabuk ayaklı, bu nedenle pick-and-roll sonrası hareketli top almaları halinde Nuggets’ın uzunlarına sıkıntı çıkarabilirler, özellikle David Lee bu şekilde çok kullanılıyor ancak Nuggets uzunlarının -Koufos hariç- atletizmi karşısında fazla etkili olamayabilir.

Golden State’in bir şansı olacaksa o da Stephen Curry’nin tüm sezon sürdürdüğü üçlük yüzdesini devam ettirmesi, ona Klay Thompson’ın hatta Harrison Barnes’ın eşlik edebilmesi olacaktır. Nitekim aslında Warriors’ın normalde kullandığı bir hücum silahı olan Thompson’ı birebir bırakıp post-up yaptırma seçeneği, fizik olarak onunla eşleşebilen Chandler ve Iguodala karşısında yarar getirmeyebilir. Bu kadar iyi üçlük atmalarına rağmen sadece üçlük atarak Nuggets’ı zorlayamazlar. Warriors kısaları, uzunların perdelerinden çıkarak da çok sayıda şut imkanı yakalıyor, özellikle Thompson’ın yakaladığı fırsatları değerlendirebilmesi takımı açısından hayati önem taşıyacak. Denver’la ilgili fazla bir şey söylemeye gerek yok, çünkü onlar kendi bildikleri oyunu sahaya her şekilde yansıtacaklar zaten. Tek bilinmeyen, Warriors’ın onları ne kadar yavaşlatabileceği.

İki takımın tarihlerinde ilk kez bir playoff serisinde karşı karşıya geleceği eşleşmeye şut yeteneğinin atletizme karşı mücadelesi gözüyle bakabiliriz kısacası. Normal sezonun başlarında 4 kez karşı karşı gelmişler ve 4 maçın 3 tanesini Denver kazanmıştı. Eğer seri 4 maç sonunda 2-2 olursa, en kötü ihtimalle 4-3 Denver geçer diyorum. Ancak Denver’ın kritik Gallinari eksiğine ve Faried’in ilk maçları kaçırma ihtimaline rağmen turu 4-1 gibi bir skorla geçeceğini düşünüyorum.

Burak Davran

Chicago Bulls v Brooklyn Nets

(4) Brooklyn Nets vs. (5) Chicago Bulls

Nets ve Bulls ne sempati ne de antipati duyduğum ama Amerikan ulusal kanallarında maçı fazlaca yayınlananlar arasında içimi en fazla bayan iki takım. Ulusal kanalda maçı fazlaca yayınlananlar gibi bir kategorizasyon yapmamın sebebi, Türkiye’deki (ve dünyadaki) yayınların da çoğunlukla bunlar arasından seçilmesi. Nets, New York gibi büyük bir pazara taşınması ve Deron Williams gibi bir süperstarı olması sayesinde TNT ve ESPN’in ilgisini çekti, Bulls ise Derrick Rose’un sezonun yarısından itibaren her an dönmesi ve o döndüğünde şampiyonluğun ciddi adaylarından birine dönüşmeleri beklendiğinden.

Oysa Rose dönmedi ve Bulls o yokken yalnızca iyi bir savunma takımı olabildi, o da yorgunluk hissetmediklerinde. Nets ise sırf Williams’ı takımda kalmaya ikna etmek için yaptığı Joe Johnson ve Gerald Wallace hamlelerinde yanlış atlara oynadığını çok geçmeden anladı. Williams’ın ayak bilekleri oynamasına neredeyse müsaade etmiyorken tam anlamıyla vasat bir takım olarak kalmışlardı, kendini bulmuş D-Will’le daha izlemeye değer oldukları kesin ama yine de kesinlikle şampiyonluk adayı değiller.

Ayrıca her iki takımın taraftarları da maçlarını daha ilgi çekici hale getirmiyor. Barclays Center görsel bakımdan müthiş; nasıl bir Alman ya da İngiliz stadının yemyeşil, düzgün zeminini görünce oynayan takımlar kim olursa olsun maçı izleyesiniz geliyorsa, Brooklyn’in salonunun renkleri de sizi maça çekiyor. Ama Knicks’in şehrine konmuş bir takımın taraftarının tutkusundan epey şüpheliyim. (“NBA’de ne tutkusu lan?” diyen Euroleague’cilerdenseniz tokalaşarak ayrılalım.) En azından play-off atmosferi daha güzel olacaktır, o ayrı. Bulls taraftarı ise Rose yok diye bütün motivasyonunu yitirmiş gibi. United Center’da oynanan ve izlediğim hemen her maç, Staples Center’daki bir Lakers-Bobcats maçı cansızlığındaydı. Onlara play-off heyecanının bile yetmeyeceği hissindeyim.

Eğer Derrick Rose önümüzdeki iki hafta içinde mucizevi biçimde maksimum form düzeyiyle sakatlıktan dönmeyecekse bu, Miami’nin ikinci turdaki yemeği kim olacak serisi.1 Rose bir kenara, eğer Joakim Noah ihtimalinden bahsedildiği gibi hiç oynayamazsa tek taraflı bir seri bile izleyebiliriz. Takımlar arasında geçmişten gelen önemli bir rekabet de yok. İlk turun izlerken bir yandan habire internette gezilecek, atıştıracak bir şeyler aranacak, uyku bastırdıysa fedakarlık yapılmayacak üç serisinden birine hoşgeldiniz!

Yıldızlar: 

Deron Williams’ın bu seride sahaya çıkacak en iyi basketbolcu olduğu açık. Aslında Williams All-Star arasına dek bildiğimiz standartlarına göre feci bir sezon geçiriyor, 16.7 sayı, %41 isabet, %35 üçlük, 7.6 asist, 4.4 serbest atışla oynuyordu. Şahsen onun bu haliyle ligin en iyi beş oyun kurucusu arasında bile sayılamayacağını, hatta ilk 10’daki yerinin tehlikeye gireceğini düşünmeye başlamıştım. Ayak bileklerindeki sorunun onu çok etkilediği belliydi ve yazın ameliyat olmaktan bahsediyordu. Sonra üst üste kortizonlar yedi, tam All-Star’a girilirken iki maçta oynamadı ve sekiz günlük bir dinlenme süresi buldu. Oradan, yani All-Star’dan sonraki istatistikleri şöyle: 23 sayı, %48 isabet, %42 üçlük, 8 asist, 5.3 serbest atış. İşte bu, Chris Paul’la karşılaştırılan ve Eurochallenge’da Göttingen’e 50 atan Deron Williams! (İkincisi şakaydı.)

Derrick Rose sakatken Bulls’un Williams tipinde bir yıldızı yok belki ama birden fazla iyi savunmacısı ve ligin bu konuda belki de en iyisi olan koçu Tom Thibodeau’nun oluşturduğu savunma stratejileri var. Ne yazık ki o savunmanın maksimum düzeyine çıkabilmesi için en hayati adam olan Joakim Noah seriye sakat ayakla giriyor ve ilk maçta en iyi ihtimalle kenardan geleceği, hatta belki hiç oynayamayacağı söyleniyor. Noah’nın sezon içinde kendini zorlamasından ötürü pişmanlığını paylaştığı açıklamalarına bakılırsa, sahadayken de %100’ünden epey uzak kalacak. Bulls’un yazın Ömer Aşık’ı bıraktığı için pişman olacağı yer tam burası.

Eşleşmeler: 

Basketbol, “Deron Williams Kirk Hinrich’ten 10-15 sayı fazla atar”, “Brook Lopez sakat Joakim Noah’yla Nazr Mohammed’ın toplamından 10 sayı fazla atar” gibi basit şekilde tahmin edilemiyor elbette. Bulls sahaya Nets’in kağıt üstündeki avantajlarını okunaksız hale getirmek için çıkacak. Williams’ı her biri iyi savunmacılar olan Kirk Hinrich, Jimmy Butler ve Luol Deng değişmeli savunacaktır. Sezonun ikinci yarısını çok iyi oynadı ama D-Will’in bu seriyi parlak istatistiklerle bitirmesini beklemiyorum. Noah’nın sakatlığında Nets’in esas kozu Brook Lopez olmalı. Lopez hem daha uzun hem de çok daha kalın ve Noah aniden iyileşmezse onu Bulls’un istediği kadar rahatsız edemez. Nazr Mohammed Noah’ya göre biraz daha kısa olsa da daha güçlü ama kariyerinin bu noktasında onun karşısında kötü bir seri geçirirse Lopez’in All-Star’lığı geri alınmalı. Taj Gibson da yine boy ve kilo olarak Lopez’in sıkleti değil.

Bulls’un Lopez konusunda iki avantajından bahsedebiliriz: Birincisi, her ne kadar müthiş bir fiziğe sahipse de Lopez bu güçle rakiplerini ezen, çok fazla sırtı dönük oynayan, ribaundlarda agresif bir uzun değil. Kendi tipindeki bir oyuncuya göre fazlaca dışarıdan oynadığı söylenebilir, ayrıca içerideki dövüşü o kadar da sevmiyor, hatta bu sebeplerden ötürü 6.9 gibi böyle bir oyuncu için rezalet bir ribaund ortalaması var. İkincisi, bir şekilde bu fiziği kullanıp Bulls’u içeriden dağıtmaya niyetlense bile, sahanın rakibin kuvvetli olduğu bölgelerini kalabalıklaştırma ve yardımları doğru yerlerden getirme konusunda uzmanlaşmış Tom Thibodeau kesinlikle Lopez’in pota yakınında birebir kalmamasını sağlayacak, bunun için de rakibin ilk beşindeki büyük hücum zaafları olan Gerald Wallace ve Reggie Evans’ın savunmacılarını kullanacaktır. Böyle bir durumda Nets’in vereceği yanıta dikkat edilmeli. Bu arada Nets’in Kris Humphries’in kötü takımda iyi istatistik yapan oyuncu olduğunu çözemeyip onu bolca para dökerek takımda tuttuğu ve Williams’ın gözüne “niyetli” gözükmek uğruna, sonradan altıncı sıraya ve Damian Lillard’a dönüşen draft hakkına kıyarak Gerald Wallace’ı aldığı için2 pişman olacağı yer de tam burası.

Bulls hücumu tarafından bakarsak, Rose’un yokluğundaki en büyük iki kozdan Luol Deng, birkaç gün önce şutu girmediği için kendine güvenini tamamen kaybettiğini açıklayan muhtemel eşleşmesi Wallace hücumda ceza kesemeyip koçu PJ Carlesimo’yu kendisini fazla oyunda tutmamak zorunda bırakırsa diğer herkese karşı büyük avantaja sahip ve mutlaka kullanılması gerekir. Bunun için Williams’ı savunma görevi de mümkün olduğunca ona değil, Hinrich ve Butler’a verilmeli. Carlos Boozer ise tam bir baş belası olan Evans’la uğraşacak ve bu tip adamlara karşı canının sıkılıp oyununun olumsuz etkilenebildiğini biliyoruz. Boozer hücumda bocalasa bile Evans’ın ribaundlara tamamen hakim olmasını engellemeli.

“Hani Joe Johnson?” diyenler vardır mutlaka. Bulls onun üstüne sahada olduğu her an Butler-Deng ikilisinden birini yapıştıracak ve boş bırakmayacaktır. Artık iyice ağırlaşan ve sadece şut atar hale gelen JJ, bu savunmaya karşı bir maç bile alırsa sürpriz olur. Zaten normal sezon Bulls maçlarının hiçbirinde de pek tatmin edici bir performans gösteremedi.

Kenar: 

Bulls geçen seneki meşhur bench’ini dağıtıp tamamen yenilemiş olmasa bu seride bench avantajını ellerinde bulundurduklarını söyleyebilirdik. Eğer kafamızı karıştıran şu sakatlıklar olmasaydı… Noah, Richard Hamilton gibi ilk beş parçalarının ne düzeyde katkı verebilecekleri ve ne kadar sahada kalabilecekleri belirsiz, bu yüzden Nets yedeklerine göre çok daha iyi gözüken Nate Robinson-Marco Belinelli-Butler-Gibson-Mohammed grubu yedek güç olmaktan çıkacak. Nets’in kenardan gelenlerden beklentileri son derece mütevazı: Andray Blatche ve CJ Watson’dan biraz skor katkısı, Humphries’den birkaç ribaund, Jerry Stackhouse, Keith Bogans ve -oynarsa- MarShon Brooks gibilerinden boş üçlükleri (çoğunlukla köşeden) sokmaları… Sağlık problemleri Bulls’un bu avantajını da ortadan kaldıracak gibi. Bu arada Nate Robinson demişken, sezonun ikinci yarısının en iyi altıncı adamlarından biri olduğunu söylemeli. İyi oynadığı bir maçta onun rakibi olmak ya da karşısındaki takımı tutmak kadar sinir bozucu bir şey yok. Kendisini bu ara fazla izlememiş Nets taraftarları varsa uyarayım.

Koçlar arasında takımlarımız için seçim yapsak %100 oranında Tom Thibodeau’nun tercih edileceğinden eminim ama PJ Carlesimo’nun tecrübesini de yabana atmamak gerekiyor. Takımı devraldığında derecesi 14-14 olan Nets’in onunla 35-19 yapmasına çok anlam yüklemesem de, Thibodeau’nun karşısında ezilmesini beklemiyorum. Zaten play-off serilerinde koçları değerlendirirken ellerindeki malzemeyi yabana atmamak gerekiyor. Daha sağlıklı takımıyla Carlesimo avantajlı. Bunu kullanıp kullanamayacağını göreceğiz.

Sonuç: 

Bulls’un Rose’un yokluğuna ve çeşitli sakatlık sorunlarına rağmen 45 galibiyetle play-off’a girmesinin ve Heat, Knicks gibi rakiplere karşı aldıkları dramatik galibiyetlerin bir parça abartıldığını görüyorum. Evet, zor şartlarda mücadele ettiler ama herkesin onlar kadar “istediği” play-off’ta sadece iyi savunma ve buna karşılık sınırlı hücumla kazanmak çok zor. Bunu geçen sene 76ers’a karşı görmüşlerdi. O zaman Rose ve Noah’yı yolda kaybettiler ama Rose bugün de yok, Noah’nın ise bir kısmı olacak. Ve rakipleri daha iyi. Yine de ilk iki maç sonunda 2-2’yi görürüz ama seri ilerleyip Williams, Lopez, hatta bu yazıda ismini çok az andığım Johnson rakibin önlemlerini biraz çözüp karşı hamleler yaptıkça Nets öne geçer ve 4-2 bitirir.

Orkun Çolakoğlu

zach-blake

(4) Los Angeles Clippers vs. (5) Memphis Grizzlies

detay:

bu sezonu tarihlerinin en iyi galibiyet yüzdeleriyle tamamlayan clippers ve memphis, geçtiğimiz yıl playoff’ta yine ilk turda eşleşmiş ve hücumların zorlandığı yakın bir serinin ardından memphis’teki 7. maçı kazanan clippers turu geçmişti. clippers, serinin ilk maçında 3. çeyreğin sonlarına doğru 27 sayı geri düşmüş, son çeyreğe de 21 sayı geride girmiş olmasına rağmen deplasmanda mucizevi bir galibiyet almıştı. playoff ve clippers tarihinde hiçbir takım son çeyreğe daha büyük bir farkla geride girip maç kazanamamıştı. memphis’te rudy gay birer sayı farkla kaybettikleri 1. ve 3. maçlarda kullandığı maç kazandırabilecek iki şutu da kaçırmıştı, birkaç ay sonra memphis’ten ayrılmasıyla sonuçlanacak olan süreç başlamıştı. öte yandan zach randolph ve blake griffin’in3 ise araları pek iyi değil. günümüzde elbette dennis rodman-karl malone sertliğine varan eşleşmeler kalmadı ama serinin tansiyonu yükseldikçe, ki yükselecektir, bu ikili arasındaki gerilimin de tırmanmasını bekleyebiliriz.

yıldız: 

chris paul sadece clippers’ın değil, serinin de en iyi oyuncusu. paralel bir evrende mvp olabilecek, harika bir sezon geçirdi ve karşısına sürekli conley ile allen gibi savunmacılar gelecek olsa da seri boyunca clippers’ın tüm ipleri onun elinde olacak. hakemlerle oynayacak, yeri gelecek del negro’ya ne yapmaları gerektiğini söyleyecek ve savunmaların sertleştiği anlarda clippers’ın bütün hücum yükü omuzlarında olacak.

memphis’te ise oyunun her iki yönünde de takımın en bağlı olduğu isim marc gasol. topu yüksek postta alıp, kimi zaman randolph’a indirdiği, kimi zamansa arkası dönük olmasına rağmen backdoor yapan guardları gördüğü anlık paslar onu izlemeyi keyif haline getiriyor.

eşleşme: 

geçen seneki seride her iki takımın da en iyi oyuncuları oyun kurucularıydı, dolayısıyla ilk cephe onlar arasında açılacak. mike conley savunmada yine iyi bir yıl geçirdi ve hücumdaki rolü de rudy gay ayrıldıktan sonra biraz daha arttı. daha önce de yaptığı gibi, lionel hollins’in tony allen’ı zaman zaman chris paul’ün üzerine salmasını bekleyebiliriz. ikinci ve en kritik cephe ise pota altında açılacak. deandre jordan geçen seride marc gasol’ün karşısında hiç katkı verememiş, o açığı kenardan gelen kenyon martin ve reggie evans ile kısmen kapamışlardı. atletizmi dışında hiçbir hücum repertuarı olmayan jordan’ın, gasol’ün savunmasında kısır bir seri geçirme ihtimali yüksek ama savunmada ayakta kalması clippers için önemli çünkü onu yedekleyen uzunlardan ne lamar odom, ne de ryan hollins, gasol’le eşleşebilecek size’da uzunlar. asıl önemli eşleşme ise birbirlerini pek sevmeyen blake griffin ve zach randolph arasında. geçen sene ikisi de zorlanmıştı. bu sene normal sezonda çok yıpranmaması için griffin’in dakikaları biraz düşürüldü. randolph ise geçen sezon uzun bir sakatlıktan dönmüş ve pek ritmini bulamamıştı. şu an çok daha iyi durumda. bu ikiliye dikkat edin. memphis’in iki uzunu da sırtı dönük oynayabildiği gibi, yardım geldiği anda topu dolaştırabildikleri için, clippers’ın başını ağrıtabilirler.

kenar: 

clippers geçen sene memphis’i elerken benchini çok iyi kullanmıştı. nick young, kenyon martin ve reggie evans gibi adamlar beklenmedik katkı vermiş ve memphis’te oj mayo’nun çok kötü oynadığı seride x-faktörler hep clippers benchinden çıkmıştı. bu sene ise neredeyse yeniden kurulan clippers benchi normal sezonda hücum-savunma verimliliği ve diğer kategorilerde ligin en iyilerinden biriydi. mo williams’ın yerine ekledikleri jamal crawford sezonun en iyi 6. adamlarından biriydi ve zaten paul & griffin ikilisiyle beraber takımın en önemli hücum opsiyonu oldu sezon boyunca. matt barnes, golden state’teyken dallas’ı elediği sezondan beri kariyerinin en faydalı yılını geçirdi. eric bledsoe ligin en iyi yedek oyun kurucularından biri ve oyundayken topa bunaltıcı bir baskı yapabiliyor. billups’ın sağlıklı olması halinde benchten gelecek olan willie green ve şu ana dek pek ihtiyaç duyulmayan ihtiyar delikanlı grant hill de del negro’nun opsiyonları arasında. yine de bu benchin zayıf tarafı uzun rotasyonu. lamar odom’a gerekenden fazla güvenmek kariyerinin bu aşamasında çok akıllıca bir iş olmayabilir. diğer uzunlar ronny turiaf ve ryan hollins ise kulağa ve göze oldukça vasat geliyor. memphis’e bakarsak, oj mayo’nun dallas’a gitmeden önceki rolü biraz daha küçültülerek jerryd bayless’a verildi. randolph ve gasol’ün nefes almak için kenara geldiği kısıtlı dakikalarda ise daha önce marreese speights’in yaptığı işi ed davis ve darrell arthur üstlenecek ki, bana göre memphis sadece ilk beş uzunlarıyla değil, kenarda gelen uzunlarıyla da pota altında üstünlük sağlayacaktır. rotasyonun kalan tek önemli parçası ise dakikalarını arttıran ve kimi zaman tony allen ile tayshaun prince’i yedekleyecek olan quincy pondexter. clippers daha derin olan takım gibi dursa da, yedek uzunlarının ayakta kalabilmesi çok önemli.

koçlarda ise durum tam tersi. lionel hollins sevdiğim koçlardan biridir ve bu yıl da iyi iş çıkardı. rudy gay ayrıldıktan sonra takımın hücumunu zaman zaman yüksek postta gasol üzerinden dizayn etmesi, yardım gelmeden pota altında post up oynayabilmek için alan bulan zach randolph’un hayatını oldukça kolaylaştırıyor. takımın temposunu iyice düşürerek başbelası savunmalarını iyice oturttu. del negro ise chicago’dan beri hiç ısınamadığım ama bir şekilde ortaya hep zevkli serilerle çıkan düz ve sınırlı bir koç. yine de muhafazakar kurallarla sınırlamadan, oyuncularına serbestlik tanıyan ve saha içi kontrolü tamamen chris paul’e bırakan bir basketbol oynatması olumlu. yakın giden maçların kimi enteresan anlarında yine akıl erdiremediğimiz hareketler yapacaktır, hazır olun. aslında iki koçun ortak bir yanı da var. ikisinin de kontratları bitmek üzere ve elenecek tarafın kontratının yenilenmeme ihtimali olası.

sonuç: 

ilk turun tahmin etmesi açık ara en zor serisi bu. geçen sene memphis’in saha ve koç avantajıyla kazanacağını düşünüyordum ama o ilk maç her şeyi değiştirmişti. clippers güzel bir strateji belirlemiş ve memphis’i rudy gay üzerinden hücum etmeye zorlayarak gasol ile henüz hazır olmayan randolph’un ritm bulmasını engellemişti. memphis artık daha dikkatli ve verimli hücum eden bir takım, üstelik hollins de hala del negro’dan daha iyi bir koç. chris paul’ün bu kadar iyi oynadığı bir sezonda playoff’ta ikinci turu göremeyeceğine inanmak ne kadar zor gelse de, memphis’in pota altını ve ribaundları kontrol ederek yakın bir seri oynamasını ve 7 maçta kazanıp geçen yılın intikamını almasını bekliyorum.

Sedat Koç


  1. Atlanta bunu düşünüp son maçlarında alenen Miami’den kaçtı. Hoş, muhtemelen ilk turu da geçemeyecekler ya…
  2. Deron Williams’ı elinde bulunduran bir takımın Damian Lillard’ı alması belki gereksiz olabilirdi diyelim, yine de alınması gerektiğini düşünsem de. Arkasından seçilen bazı oyuncular: Harrison Barnes, Terrence Ross, Andre Drummond, Evan Fournier…
  3. http://youtu.be/5p8Rz-VfBvk ve http://youtu.be/TEBOw5lzMgc