Skip to content

“Tsoy Jiv!”

Sovyet rock müziğinin tartışmasız kralının hayatından ve bu hayatın uğradığı üç yerden geçen bir yazı.

Viktor Tsoy, bundan 28 yıl önce hayatını kaybetti. Öldüğünde sadece 28 yaşındaydı. Yine de 28 yıllık ömrüne sığdırdıkları, hiç şüphesiz 28 yıl değil çok daha uzun yıllar hatırlanacak türdendi. Bu yazı hem Tsoy’un hayatına, hem de onun Rusya’da bıraktığı izlere odaklanıyor. Çok daha uzun yıllar hatırlanacağı kesin olan Kino’nun izlerine…

Kendimi ana akım müzikleri dışındaki dünya müziğiyle ilgili çok bilgi sahibi bir insan olarak tanımlayamam. Bulunduğum ortamlarda “…diye bir grup keşfettim, süpermiş” diyen insan genelde ben olmam. Viktor Tsoy’la tanışmam da çok geriye gitmiyor. Sovyetler Birliği ve hatta Çarlık Rusyası müziği denince malum klasik müzik efsaneleri ilk akla gelenler olsa da ülkenin modern zamanlarda bundan daha fazlasını çıkardığını tahmin etmek güç değil. Bir Vladimir Vysotsky var mesela, öleli yıllar olsa da hala sevilen ve sayılan… Bir de Kino ve Viktor Tsoy akıllara geliyor. Keşke Tsoy’u daha önceden tanımış olsaydım, yine de Rusya’ya yaptığım küçük geziden önce kendisiyle ilgili bilgi sahibi olmam bir şansmış. Bu sayede ana olarak Moskova ve St. Petersburg’u gördüğüm bu gezide küçük bir “Tsoy haccı” yapabilmem mümkün oldu.

Viktor Tsoy’un şarkılarından en bilinenlere yazı boyunca link vereceğim, ama önce bilmeyenler için Tsoy’un kim olduğundan, kısa hayat hikayesinden bahsetmem gerekir. Viktor Robertoviç Tsoy, 1962’de Leningrad’da, yani St. Petersburg’da doğmuş. Soyadından ve Asyalı görüntüsünden de kolayca anlaşılacağı üzere, baba tarafından Kore kökenli. Soyadının asıl şekli Choi. Bilindiği gibi Rusya’da, daha çok da Orta Asya’daki eski Sovyet ülkelerinde halen yaşayan önemli miktarda etnik Kore kökenli insan bulunuyor. Yıllar içinde bu insanlar Sovyetleşmiş. Tsoy’un babası Robert Tsoy da Kazakistan’dan çıkmış bir mühendis. Öğretmen annesi Valentina ise Rus. Çocukluk ve gençlik yılları Leningrad’da geçmiş Tsoy, çok genç yaşlarda şarkı sözleri yazmaya başlamış. Okul hayatı pek parlak geçmemiş, o sıralar yasaklı olan “Batı icadı” punk ve rock müzik ortamlarında, apartman konserleriyle ilk kez isim yapmaya başlamış kendine. Bir yandan da hayatını kazanabilmek için bir apartmanın kazan dairesinde çalışıyormuş seksenlerin başlarında ki orası Tsoy haccının en önemli durağı oldu benim için.

Kino grubunun doğduğu o yıllarda ülke hala Batı icatlarına karşı sert bir tutuma sahipti. Bu yüzden Viktor Tsoy ve onunla birlikte efsaneleşen grubu Kino, demo yapmak, konser vermek, albüm çıkarmak gibi birçok faaliyetini yer altında sürdürmekteydi. 1985’te Mihail Gorbaçov’un Komünist Parti genel sekreteri olmasıyla birlikte sadece SSCB’nin değil, belki de tüm dünyanın kaderini değiştiren Glasnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılanma) politikaları geldi ve bireysel özgürlük talepleri daha yüksek perdeden ifade edilmeye başlandı. Tsoy’un sözlerini yazdığı Kino şarkıları, politik içerikleri sayesinde özellikle Sovyetler Birliği’nin gençleri arasında yankı buldu ve önemli bir hayran kitlesi yarattı. Artık yer üstünde de büyük bir yıldız haline gelmeye başlayan Tsoy, 1987’de Igla (İğne) adlı bir Kazak Yeni Dalga filminde başrolde de oynadı.1  Tsoy -ve Kino- artık sona yaklaşmış, iyice yumuşayan Sovyet yönetiminde dünyaya açıldı, Avrupa’nın çeşitli yerlerinde turneler ve konserler düzenledi. Ağustos 1990’da başkent Moskova’daki Lujniki Stadı’nda verdiği konserle kariyerinin zirvesine çıktı. Konsere onbinlerce insan geldi, stadın daha önce 1980 Moskova Olimpiyatları’nda ve 3-4 tane benzer organizasyonda yakılmış meşalesi, bu konser şerefine tekrar yakıldı.

Bu parlak olaydan sonra Tsoy yeni albümünün hazırlıkları için Riga’ya gitti. Artık yıkılması kaçınılmaz hale gelmiş SSCB’nin müzikte dünyaya ihraç edeceği ilk süperstarlardan biri olmanın eşiğindeydi. Ancak albüm kayıtlarını bitirdikten sonra, Letonya’nın Tukums şehri yakınlarında tek başına kullandığı Moskovski marka aracının bir otobüse çarpmasıyla, bütün bu ihtimaller sonsuza dek sıfırlandı. 30 yaşını bile göremeden hayata veda etti.

Kaza sırasında herhangi bir ilaç, alkol veya uyuşturucu etkisinde olmadığı otopsi raporları tarafından kanıtlandı. En akla yakın ihtimal olan yorgunluktan uyuyakalmış olmasını, Sovyet alemindeki hayranları konduramasalar da kabullenmek zorunda kaldılar. Kayıtlarını tamamladığı son albüm, isimsiz olarak ve simsiyah bir kapakla basıldı. Grubun hayranları albüme Çornıy Album (Siyah Albüm) adını verdi, tıpkı Metallica’nın kısa süre sonra çıkan Black Album’u gibi. Grup da albümün çıkmasıyla birlikte dağıldı zaten.

Tsoy bugün yaşasaydı 56 yaşında olacaktı, muhtemelen Rusça rock dünyasının duayenlerinden biri olarak hala saygı görmeye devam eden bir kişilik olacaktı. Şimdi ise sadece Rusya değil, neredeyse bütün eski Sovyet ülkelerinde bir efsane, SSCB dışında ise gayet kaliteli bir müzisyen olarak kabul ediliyor. Bence popülarite ve karizma bakımından The Doors’un solisti Jim Morrison’ın Sovyet versiyonu olduğunu söylemek çok yanlış olmayacaktır. Bugün baba tarafından memleketi Kazakistan’ın Karaganda ve Igla filminin son sahnesinin geçtiği (Tsoy’un karlı bir havada bıçaklanıp yere düştüğü, ancak Yıkılmayan Adam’daki Cüneyt Arkın’vari bir şekilde ayağa kalkıp yürüdüğü sahne) Almatı’daki sokakta, Letonya’da hayatını kaybettiği Tukums’taki yol kenarında ve başka birçok yerde Tsoy anısına dikilmiş anıtlar var. Şarkıları hala söylenmekte. Hem Rusya’da, hem başka eski Sovyet ülkelerinde bizzat şahit oldum; bu ülkeler komünist Sovyet mirasını ve Rusya’yla ilgili neredeyse her şeyi nefretle reddetmiş olsa bile, Tsoy’un yeri herkesin gözünde çok ayrı. Rusya’da ise 200 metre arayla biri 15 yaşında, diğeri 50 yaşında iki sokak müzisyeninin Kino şarkıları çaldığını, 45-50 yaşında ablaların etrafta kimse yokmuşçasına dans ettiklerini görebilmeniz mümkün.

İşte bu ahval ve şeraitte gerçekleşen Rusya ziyaretim öncesi Tsoy’u da kendime göre, kendi bildiğim şekilde anabilmek adına Moskova ve St. Petersburg’da onunla ilişkisi olan üç yer belirledim ve gezi planıma buraları dahil ettim. Belki sizler de gitmek istersiniz, gitmeseniz bile hiç olmazsa Kino’nun birkaç şarkısını duymuş ve öğrenmiş olursunuz diyerek böyle bir yazı yazmaya karar verdim.

Tsoy Duvarı’nın etrafı gün içinde sürekli bu şekilde kalabalık…

Tsoy Duvarı (Stena Tsoy, Moskova)

Viktor Tsoy 15 Ağustos 1990’da vefat ettiğinde, efsaneye göre biri gidip Moskova’nın merkezi bir yerindeki bir duvara, boyayla “Viktor Tsoy bugün öldü” yazmış. Bunu gören bir başka hayranı ise aynı duvara “Viktor Tsoy yaşıyor” (Tsoy Jiv) yazmış. O günden sonra bu duvar hiç boş kalmamış, Tsoy’un hayranları duvara Tsoy’un portrelerini resmetmiş, şarkılarından bazı kısımları ve artık bir motto haline gelmiş Tsoy Jiv yazısını kondurmaya devam etmişler.

Moskova’nın belki de en meşhur, en turistik caddesi olan (Eski) Arbat Caddesi’ni Krivoarbatskiy Sokağı’nın kestiği yerde bulunan duvarla karşılaştığınızda seyredip geçmekle yetinebilirsiniz tabii. Ama bir başka gelenek var burada sıkça yapılan. Sigara kullananlar, Paçka Sigaret’e bir saygı duruşu babında bir sigarayı oraya bırakıyor. Benim ziyaretim esnasında da pek çok turist duvar önünde fotoğraf çekiyor, telefonundan açtığı bir Kino şarkısını dinliyor, sigara bırakıyor veya bir kutu bira açıp duvarın karşısındaki kaldırıma oturarak demleniyordu. Moskova’ya giden birinin Arbat’ı görmeme ihtimali yok zaten, o yüzden buraya yakın metroları anlatıp kafa ütülemeyeceğim… Yalnız şöyle bir uyarı yapayım. Moskova’ya benim gibi gecenin bir vakti geldiyseniz ve müzeler açılana kadar yapacağınız başka bir şey yoksa, ilk iş Tsoy Duvarı’nı görmenin mantıklı olacağını düşünebilirsiniz. Ama yukarıda bahsettiğim, burayı mesken tutmuş bir grup insan, adeta günün 24 saati burada gibiler. Siz sabah altı buçukta buraya geldiğinizde size doğru brat (kardeş) nidalarıyla yaklaşan birileri olabilir. Bu kişiler sizden sigara isterler, vermezseniz rahat bırakmayıp para istemeye kadar götürebilirler işi. Zaten duvar dibine bırakılan sigaraları bu arkadaşların cebe indirdiklerinden ciddi şekilde şüpheliyim. Size tavsiyem, duvara çok erken ya da geç gitmeyin, kalabalık saatleri tercih edin ki bu çok da zor olmayacaktır. Buranın bir Kızıl Meydan veya Kremlin kadar olmasa da turist akınına uğramış yerlerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sigara için ya da içmeyin, Tsoy’u sevin ya da sevmeyin, Moskova’ya giderseniz bu duvarı mutlaka görün. Bir de üzerine, “Fatiha” niyetine bir Paçka Sigaret dinlerseniz tüm vecibelerinizi yerine getirmiş olursunuz.

Tsoy’un Mezarı (Bogolovskoe Kladbische, St. Petersburg)

Hayatının büyük kısmını Leningrad, bugünkü adıyla St. Petersburg’da geçirmiş Tsoy’un mezarının da bu şehirde bulunması elbette çok normal. Petersburg’un önemli mezarlıklarından Bogolovskoe’ye gömülmüş Tsoy. Buraya ulaşım biraz çetrefilli yalnız. Şehrin kuzeyindeki Kalininsky Bölgesi’nde bulunan mezarlığa ulaşım için en kolay görünen yol, şehrin merkezinde sayılabilecek Finlandiysky Tren Garı ve bitişik Lenin Meydanı’ndan geçen 30 numaralı minibüse binmek. Minibüsün üstündeki Bogolovskoe Kladbische yazısını bir görün binmeden. Ya da şoföre sorup teyit edin.

Tsoy’un mezar taşındaki güneş figürü, Zvezda Po Imeni Solntse’ye bir gönderme…

Mezarlığın girişinde bir plan var; buraya gömülmüş önemli rahmetlilerin yerleri işaretli. Tsoy’un mezarı da oldukça kolay bir yerde, fark edilmeyecek gibi değil. Mezarın şeklini anlatmaya gerek yok, sadece etrafının bol miktarda çiçekle çevrilmiş olduğunu, ayrıca şarkı sözlerinin yazılı olduğu kağıtlar, fotoğraflar, dini veya seküler birtakım objelerin bırakılmış bulunduğunu belirtebilirim. Tabii benim gidişim, ölüm yıldönümünün bir hafta kadar sonrasıydı, o yüzden ekstra bir ihtimamla karşılaşmış da olabilirim.

Mezarın önündeki alan, adeta küçük bir meydan oluşturacak şekilde boş bırakılmış, buraya üzerinde Kino logosu olan iki bank konmuş. Etrafta duran boş bira şişelerine bakarak burada her akşam birilerinin kendince bir anma töreni düzenlediği sonucuna ulaşabiliriz herhalde. Siz de bence buraya bir gelin, gelirseniz de Kino’nun muhteşem baladı Spokoynaya Noç’u (İyi Geceler) dinleyin.

Hazır buraya gelmişken Tsoy’un hemen yanında bulunan eşi Marianna ve bir on metre kadar ötede yer alan annesi Valentina’nın mezarlarını da görün. Ayrıca tıpkı Tsoy gibi genç yaşta beklenmedik şekilde ölmüş ve sağlam bir takipçi kitlesi bulunan punk grubu Korol i Şut’un solisti Mihail Gorşenyov’un da mezarı aynı sırada 20 metre kadar geride; gayet dikkat çekici mezar taşı gözünüze çarpacaktır.

Kamçatka Bar & Club (Kotelnaya Kamchatka, St. Petersburg)

Tsoy’un ömrünün büyük bir kısmının Leningrad’da geçmiş olduğunu belirtmiştim. Doğal olarak müzik çalışmalarının önemli bölümü de bu şehirde vücuda gelmiş. İşte Tsoy’un uzun yıllar kazan dairesinde çalıştığı apartman, bugün Tsoy severlerin bir başka uğrak noktası haline gelmiş. Buraya açılmış barda (ki adındaki kotelnaya, kazan dairesi anlamına geliyor) Tsoy şarkılarını yeniden yorumlayan grupları dinlemek mümkün.

Sol tarafta kalan Kamçatka’nın girişini de kapsayan küçük avlu, pek çok yönüyle Sovyet dönemini yansıtıyor denebilir.

Bu özel yer görülmeye değer, ama adının hikayesi de kesinlikle dinlemeye ve bilmeye değer bence. Bilindiği gibi Kamçatka, Rusya’nın en doğusunda, UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş, aktif ve sönmüş yanardağların yer aldığı, muhteşem bir yarımada. Koskoca Rusya coğrafyasının en uzak bölgesinde. İşte Tsoy’un bu aslında merkezi ama gözlerden uzak kalan mekanına bu adın verilmesinin nedeni, tıpkı Kamçatka gibi göz ardı edilen bir yer olmasıymış. Hatta Kino’nunikinci albümünün adı Naçalnik Kamçatki, Kamçatka’nın Önderi anlamına geliyor.

Kotelnaya Kamçatka, Petersburg metrosunun 5 numaralı hattının Sportivnaya durağına bir, 2 numaralı hattın Gorkovskaya durağına iki kilometrelik bir mesafede, şehrin kuzeyindeki Petrogradskiy bölgesindeki Blohina Sokağı’nda. Peter and Paul (Petropavlovsk) Adası’na yürüme mesafesinde. Kamçatka’nın giriş kısmı, binanın arka tarafında kalıyor. Etraftaki diğer binalar tarafından çevresi sarılmış küçük avlumsu bölge, Viktor Tsoy Meydanı (Ploschad Viktor Tsoi) olarak adlandırılmış. Rusya’nın hiçbir yerinde kendimi burada olduğu kadar, seksenlerin sonunda Sovyetler Birliği’ndeymişim gibi hissetmedim. Tabii ki buradaki duvarlar da Tsoy resimleri ve yazılarla dolu ama kafanızı yukarı kaldırdıkça, kırık camlar, sıvası dökülmüş, yamalı bohçaya dönmüş duvarlarla, hiçbir parlak renk içermeyen karanlık bir atmosfer içinde olduğunuzu kavrıyorsunuz. Burası kesinlikle çok özel bir yer o anlamda.

Kamçatka’ya tek sıra merdiven inerek giriliyor. Merdivenin başında yine küçük bir Tsoy büstü ve Zvezda Po Imeni Solntse’nin nakarat kısmı bulunuyor. Mekan son derece küçük ve orijinal halini korumaya çalıştıkları belli. Müze dedikleri, mekanın çeşitli yerlerine serpiştirilmiş birkaç kişisel eşyasından ibaret. En değerli hatıra ise şüphesiz Tsoy’un gitarı. Ayrıca eski Kino kaset ve CD’leri satılıyor, mekanda sürekli Kino şarkıları çalınıyor. İçerideki insanların yaş ortalamasının yüksek olduğunu söyleyebilirim. Büyük çoğunluk, çocukluk ve gençlik yıllarında Kino fırtınasına yakalanmış belli ki, ama Tsoy’un ölümünden çok sonra doğmuş gibi görünen gençler de yok değildi.

Bu mekanda haftanın 6 günü çeşitli konserler veriliyor. Benim şansıma o gün Foye (ФОЙЕ) adlı Kino cover grubu sahneye çıkacaktı. Grubun solisti, Gani Sauhanov adında, Tsoy’a fiziksel olarak bayağı benzeyen bir abimizdi ve grup formasyonu Kino’yla tamamen aynıydı. Bu durum beni seksenler Leningrad’ına, barın hakikaten kazan dairesi olduğu yıllara götürdü. Tabii ki o yılları bizzat yaşamadım ama ancak bu kadar yaklaşılabilirdi bence. Nitekim grup benim bilip sevdiğim, kulak aşinalığım olan ama çok bilmediğim ve pek hatırlayamadığım çok sayıda Kino şarkısı çaldı. Mekanın Rusça bilmeyen tek kişisi bendim belki ama orada o kadar keyifli iki saat geçirdim ki, o dakikalar naçizane Tsoy haccımın tartışmasız zirvesi olduğu gibi kendi gezi tarihçemin de en unutulmaz dakikaları arasına girdi.

Her bakımdan bir yabancıydım, şarkıların nakarat kısımlarına yarım yamalak eşlik edebiliyordum, ama etrafımdaki yüz civarında kişinin tüm şarkılara katılması ve inkar edilemez coşkusu adeta bulaşıcıydı, beni de sarıp sarmaladı ve ben de onlardan biri olduğuma inandım. Etrafımdaki insanlardan çok azı doğru düzgün İngilizce konuşabiliyordu ve bu yüzden fazla iletişim kuramadık. Yine de bu az sayıda iletişim çabasında benim Tsoy’dan nereden haberdar olduğumu merak etti birçok kişi ve dil bariyerine rağmen  bana çok yakın davrandılar.

Özetle St. Petersburg’da Kamçatka’ya gelirseniz ve bu cover grubunu yakalarsanız kesinlikle konsere katılın, 300 ruble (yaklaşık 27 TL) konser ücretini hiç düşünmeyin, ödeyin. Ben de konserde küçük bir Spokoynaya Noch kaydı yaptım, pek kaliteli olmasa da el emeği göz nurudur!

Viktor Tsoy seksenlerin sonunda, özellikle Sovyet gençliğini çok etkilemiş, onların idolü haline gelmiş bir adam. Ben Tsoy’u ergenliği geçtikten çok sonra tanımış olsam da müziğini, o çok düz ama insanın keder ve umutlarıyla bir şekilde aynı frekansta buluşan sesini bayağı sevdim. Kendim anlamasam da çevirilerinden anlayabildiğim kadarıyla vizyon sahibi sözlerini sevdim. Bütün bunlar Tsoy’un doğal karizmasıyla da birleşince, kendisini efsane konumuna yükselmeye yetmiş. Kabul edelim ki Kino, ekipman kullanımı ve teknolojik konularda Avrupalı ve Amerikalı çağdaşlarından daha farklı bir kulvarda koşmak durumundaydı. Yaptıkları müzik, evdeki malzemelerle pişirilmiş basit ama lezzetli bir yemekten farksız bence. Hem de Viktor Tsoy gibi oldukça mahir bir aşçının elinden çıkmış bir yemek…

Başka Tsoy severlere biraz olsun fikir ve ilham verebilmiş olmasını umarım bu yazının. Yaşasaydı neler başarabileceğini düşünerek hayıflanmaktansa yaşarken ortaya koyduklarının keyfini çıkarmak, sanırım yapmanız gereken şey bu.


  1. Filmde Tsoy’un canlandırdığı Moro karakteri, adeta bir Cüneyt Arkın ya da Jean-Paul Belmondo’nunkiler gibi “ben tek siz hepiniz”ci son derece karizmatik bir tip, merak edenler izleyebilir.