Skip to content

Adamlarla Çocukların Ayrıldığı Tahminler

Nisan ayı illa baharla, sıcak havayla gelmez, bunlarla da gelir.

Nisan ayının geldiğini anlamanın çeşitli yolları var. Bunu kendinize bakarak da anlayabilirsiniz. Kan, ter, gözyaşı kelimelerini fazla kullanmaktan, geceleri televizyonun en saçma programlarına yakalanmaktan, tüm haber kanallarının spiker kadrolarını ezberlemekten, günlük hayatınızda “Kafein ve Ben” triplerine girmekten kendinizi alamazsınız. Nisan ayı illa baharla, sıcak havayla gelmez, bunlarla da gelir.

Bir de bir klişeyi kullanmaktan hiç bıkmazsınız. Adamlar ve çocuklar, büyükler ve küçükler, ayrılıklar ve gayrılıklar hakkında. Nasıldı o? Durun hatırlayacaksınız, kim kimden ayrılıyordu? Sakin olun, daha maçların başlamasına çok var. Aslında çok yok. Yazıhane ekibi toplandı, bunun peşine düştü. Bazen klişeler güzeldir, bazen klişeleri kullanmak güzeldir.

Unutmayın, “Adamlarla çocukların ayrıldığı yer” burası, NBA play-off’ları. Klişe. Ve tüm güzelliği de burada.

#1 Chicago Bulls vs. #8 Philadelphia 76ers

Derrick Rose playofflara sağlıklı dönemese ya da daha doğrusu, Bulls onsuz oynamaya bu kadar alışmış olmasa, Sixers sezon başındaki1 oyunundan bu kadar uzak olmasa, Spencer Hawes politika münazaralarına ayırdığı zamanı basketbola ayırsa… se… sa… Doug Collins’in, ihtişamlı yıldızları olmadan en güzel şekilde savaştığı bu ortamda ikinci tura dair biraz daha fazla umut beslemesi için epey fazla dilek-şart kipine ihtiyacı var maalesef.

Phila’nın underdog girdiği serilerde rakibini sendeletecek silahları var, Tom Thibodeau’nun ise bunlara panzehiri… Sixers pas kanallarına yapılan baskılardan oluşan açıkları çok hızlı telafi edebilen kanı deli topçulardan kurulu2, karşı taraf Hamilton’ın da gelişiyle ligin en acımasız nokta atıcılarına sahip. En ufak boşluk pahalıya patlayabilir. Doug Hoca’nın enteresan rotasyonu sayesinde second unitler parkedeyken denge Sixers lehine bozulur genelde. Oranın gediklileri Lou, Tedüüz ve onlara sık sık eşlik eden Evan Turner’ın karşısında bu sefer onlar kadar kaliteli olmasa da daha yırtıcı bir ekip olacak. Asik and Destroy, Korver ve Taj’ın başı çektiği, The White Mamba’nın noktayı koyduğu grup teraziyi dengelemekten fazlasını yapabilir.

İki tarafın güçlü yönlerinin çakıştığı bu seride farklı hamlelere cevap veremeyecek bir koç, ya da eş anlamlılar sözlüğündeki karşılığıyla Mike Brown, olsa upset ihtimali doğabilirdi. Ama tam tersine bu alandaki en sağlam koç belki de Thibodeau. O yüzden bu sistemin tavanı muhtemelen playoff ilk turundan ötesi olamayacak ve çok büyük ihtimalle bozuklukları bütünletmek için hayli çaba sarfedilecek yoğun bir yaz Rod Thorn’u terletecek.

Artık Rose’un takımı olduğunu unuttuğumuz Bulls’un bu turdan çok çekinmemesi olağan. İlk hedefleri liderlerini tekrar dümene geçirmek olacaktır. Rose olmadan o kadar iyiler ki onun olmadığı dönemi ‘çok iyi’ geçirdiler demek hakaret addedilir. Bogans – Hamilton değişikliği geçen yıl konferans finalindeki rüzgarı3 tersine çevirmeye yetecek değil. Diğer parçalar daha iyi durumda ama o gün ilk iki turu nefis oynayan Rose bu sefer ne durumda olacak bilemiyoruz. O seride yaşananları tekrar görmek istemiyorlarsa, Rose’un dönmesi yetmez, 2011 playofflarından bile iyi dönmesi gerekiyor – ki böyle bir şey mümkün mü bilmiyorum.

Kristal Küre: Bulls in 5.

/ Kubilay Kahveci

#1 San Antonio Spurs vs. #8 Utah Jazz

“Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa; ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz onda. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. İşte o zaman anlarım ki taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir…”

LA Lakers koçu Mike Brown bu sıkıştırılmış sezonun ortasında PTT (Paul Takas Travması) Kobe, Bynum, Gasol, Metta Beast vs. derken bilumum kimya sorunlarıyla uğraşırken bazı sözleri Lakers soyunma asmıştı. Yukarda zikredileni de Kobe Bryant’ın oturduğu yerin hemen yanına iliştirmişti. Jacob Riis’e ait bu söz, Kobe Bryant’ın da her zaman hayranlık duyduğunu belirttiği ve Mike Brown kariyerinde gelişirken en önemli akıl hocası olan Gregg Popovich’in uzun yıllar Spurs soyunma odasına asıp, oyuncularının aklına kazıdığı mottodan başkası değildi. “Beraber çalışmak, birbirine sonuna kadar güvenmek, başarısız olsan da birliği bozmamak, güvenmeye devam etmek, denemeye devam etmek, denemek, denemek, çalışmak, denemek, çalışmak, daha çok çalışmak, ta ki simbiyotik bir yaşam biçimi haline gelene kadar. Asıl önemli olan da bu simbiyotik yaşam formunun değişimden korkmaması. O kulvarda da denemeye, taşa vurmaya devam etmesi. Savunmasına sırtını dayayan tedavülden kalkmaya doğru giden bir organizmadan artık hücumda belki de en yıkıcı, en savunulması zor, en etkin ve efektif takımlardan birine dönüşümüne, hem de neredeyse adaşı Gregor Samsa’dan daha çarpıcı bir metamorfozuna tanık olduk. Matt Bonner’ın sırf bu sistem değişikliğinde monte edilmesi dahi Samsa’yı ikinci sıraya itiyor. Üzgünüm Kafka! Evet, belki de son üç yılda sadece bir kez playoff serisi kazandılar. Geçen yıl yine Batı birincisi olarak havalı geldikleri ilk turda Grizzlies’in Z-Bo ve Marc Gasol ile bezenmiş XXXL size’lı müthiş pota altına ve ikili oyun savunmasına çarptılar. Ancak bu sene farklı olacak gibi gözüküyor. Hem Ginobili sağlıklı, hem de Duncan ve Parker hiç olmadığı kadar dinç. Üstelik bençten gelen katkı ve Popovich’in diğer oyuncularına güveni daha fazla. NBA oyuncusu olma ipliği kopma seviyesine mi geliyor denen Danny Green’i “Spurs Rehabilitasyon Merkezi”nden geçirip bu yıl 36 kez ilk beşte başlatması dahi başlı başına bir tez konusu. R.C. Buford ve Pop’un son muhteşem hamlesi olarak gelen çaylak Pippenesk tarzıyla dikkat çeken Kawhi Leonard ise 24 kez ilk beş başladı. Gary Neal (7) sakatlıklar yaşamasa belki daha fazla çıkacaktı. Sezon ortası gelen Boris Diaw ve Patt Mills dahi bundan payını aldı. Asıl önemlisi Duncan, Ginobili, Parker üçlüsü ortalama toplam 83.6 dakika oynadılar. Beraber oynadıkları 10 yılda ilk defa üçünün ortalaması 90 dakikanın altına düşmüş oldu böylece. Hatta son Utah Jazz maçında üç yıldızını da dinlendirmişti Pop. Lakin buna rağmen Utah Jazz maçı son 3 dakikada koparmaya başarabilmişti. Sezon içi serisinde 3-1 üstünlüğü olan taraf Spurs. Hem de o maçları çok rahat bir şekilde ve Jazz’ı o dört maçta %42.8 şut isabeti, %27.8 üçlük isabeti ile sezon ortalamalarının altında tutarak. Deron Williams-Jerry Sloan travmasından beklenenden çok daha çabuk ve sağlıklı bir şekilde sıyrılarak bu playoff’a üstelik son 24 maçın 16’sını kazanarak adım attı ancak Grizzlies’in yaptığını yapmaları için gereken malzeme elde gözükmüyor. Kesinlikle bu sene oynadıkları basketbola ve playoff çabalarına saygı ve hayranlık duymamak elde değil. Mesela; elbette Al Jefferson-Paul Millsap-Derrick Favors hatta Enes Kanter pota altı rotasyonu Duncan-Blair-Splitter üçlüsünün canını bir hayli sıkacak. Ancak Utah kısalarının hem birebir savunma eşleşmelerinde hem de pick-n-roll savunmasında bilhassa da kariyer sezonunu geçiren Parker ve sağlıklı bir Ginobili karşısında tutunamaları zor gözüküyor. Zaten bu ikili oyun savunmasında ligin en zayıf takımlarından biri konumundalar. Gordon Hayward’ın her yere yetişen tarzı dahi o kara deliği küçültmeye yetmeyecek gibi gözüküyor. Ayrıca Parker’ın yanı sıra meşhur gençlik çeşmesini ziyaret etmişcesine oynayan Duncan başka türlü bakıyor sahaya. Aynı Garnett’in son iki aydaki bakışları gibi. Diğer yandan Jazz Batı Konferansı’nda playoff’a çıkan en genç takım. Veteranları da daha önce playoff tecrübesi anlamında çok yetkin değiller. 7. sezonundaki Al Jefferson’ın tek playoff sezonu Celtics’le geçirdiği çaylak yılı. Buradaki frekans için ayarı yapabilecekler mi yoksa devamlı cızırtı mı gelecek göreceğiz. Deplasmanda oynadıkları oyun dahi kendi evlerinden çok farklı. Bu belki onlara seride bir galibiyeti getirebilir fakat yedi maçlık seri için daha fazlasına ihtiyaçları var. Sonuçta Spurs daha çok bir hücum makinesine dönüşmesine rağmen yine de playoff seviyesi savunmasında farklı bir yerde duruyorlar. Bir yanda da tüm Kuzey Amerika profesyonel liglerinde aktif olarak en uzun süredir görevde olan koç Popovich (16) diğer yanda çaylak playoff tecrübesini yaşayacak olan Tyrone Corbin. Bazen Nisan ayı performansları bilhassa da bu dengesiz konserve sezonda daha da sapma göstererek tahminler de yanılmalara neden olabilir. Ancak bu seride Spurs favori denmesinin tek sebebi son 10 maçlarını hem de ezerek (Lakers 2 kez dahil) kazanması değil. Spurs Superman olsa Kriptoniti devasa pota altı gibi olurdu gibi gözüküyor. Lakin Spurs artık tek bir kriptonitten çok daha fazlasına ihtiyaç duyacağınız bir matematiksel bir ahenge sahip. Bu seriyi rahat geçerler ancak sonrası için hele ki bu sıkıştırılmış sezon sonrası gelen playoff dönemi tahmini zorlaştırıyor.

Son bir not: Popovich ve Duncan birlikte 792 maç kazandılar. Bu tarihte bir rekor… 5. şampiyonluğu da çok istiyorlar. Belki de Duncan’ın kariyerinin sonunda.

Bir not daha: 1998’den beri Spurs veya Lakers’dan birinin olmadığı ikinci Batı Finali geçen yıl oynandı. Bu yıl da garip şeyler olabilir. Fisher Thunder’da dahi coşabilir. Yok abartmayalım.

Tahmin: Spurs 4-1

/ Caner Eler

#2 Miami Heat vs. #7 New York Knicks

Heat’in neleri yapıp yapamayacağını az çok bildiğimizi düşünürsek, seriyi New York Knicks’in neler yapıp yapamayacağı üzerinden yorumlamak daha anlamlı olur gibi geliyor.

2011-2012 sezonu, Knicks adına birçok kırılma anına sahne oldu. Tyson Chandler’ın takıma dahil edilmesi, Jeremy Lin mucizesi, Jeremy Lin mucizesinin bitişi, Mike D’Antoni’nin gönderilmesi, Mike Woodson’ın takımın başına gelişi, Carmelo’nun Nisan ayı performansı, Amar’e’nin sakatlık belası vs. derken, Knicks alışılageldiği üzere gelgitlerle dolu bir normal sezonu daha geride bıraktı ve son haftalardaki atağıyla play-off’a kapağı atmayı başardı.

Mike Woodson yönetiminde 24 maçta 18 galibiyet elde eden Knicks, bu performansı sezon geneline yayabilseydi, bugün Miami’nin yerine Doğu Konferansı’nın ikinci sırasında yer alıyordu. Ama hayat, bu kadar düz bir hesaba girilemeyecek kadar karmaşık işte.

Knicks adına en umut verici nokta, Carmelo Anthony’nin %49.5 saha içi isabetiyle 29.5 sayı ortalamasıyla oynayıp, en değerli oyuncu ödülünü kazandığı Nisan ayı performansı. Bunun yanına, Heat’in yayın gerisini en kötü savunan beş takımdan biri olduğunu, hatta rakibine maç başı 7.18 üç sayı isabeti imkanı vererek, bu alanda NBA’de sondan ikinci sırada yer aldığını ekleyin. Bu istatistiğin karşısına, %47.2’yle üçlük yüzdesinde NBA’in zirvesinde yer alan Steve Novak’ı, Nisan ayını maç başına 2.7 üçlükle tamamlayan JR Smith’i koyun. Ve son olarak, Heat’in sezon sonuna doğru set hücumları dışında sayı bulmakta zorlandığını ve Knicks’in, NBA’in en iyi savunma yapan beşinci takımı olduğunu ekleyin… İşte, Knicks için zaferin formülü karşınızda.

Ama dedik ya; bu kadar basit değil. Zira, Heat de savunma istatistiğinde NBA’in en iyi dördüncü takımı. Ve sezon içinde oynanan üç maçtan da galip ayrıldılar. Heat adına en büyük soru işareti, LeBron-Wade-Bosh üçlüsünün sezon sonuna doğru yaşadığı sakatlıklar. Bosh, son altı maçta oynamadı. 2 dakika 40 saniye oynadığı Wizards maçını saymazsak, Wade son yedi maçın, LeBron ise son dört maçın sadece birinde sahadaydı. Play-off öncesi hepsi hazır ve oynayabilecek durumda. Ancak, maç ritmi yönünden nasıl etkilenecekleri meçhul. Hele ki; karşılarında sezon sonunun en formda takımlarından biri varken.

Serinin kritik eşleşmelerine bakalım…

LeBron-Carmelo: Serinin en gözde eşleşmesi olacak. Açıkçası, LeBron’un bir yandan Carmelo’yu savunup, bir yandan hücumda etkili olması zor değil. Ama aynısını Carmelo için söylemek zor. Hücumda, her türlü fiziksel dezavantaja rağmen bir şekilde yolunu bulacaktır. Fakat iş savunmaya dönünce bu kadar iyimser olamıyorum. Woodson’ın LeBron için başka bir formül bulması ve Carmelo’yu LeBron’un savunmasından olabildiğince uzak tutması muhtemel. Aksi takdirde, her hücumun dönüşünde bir tankla baş etmek zorunda kalacak Carmelo’dan verim almak zor görünüyor.

Wade-Shumpert: Iman Shumpert, iyi bir çaylak sezonunu geride bırakırken iyi de bir savunmacı olduğunu kanıtladı. Ancak, Wade’i ne kadar yavaşlatabilir bilmiyorum.

Bosh-Amar’e: (Gününde bir) Amar’e, Bosh’un orta mesafe şutlarını rahatsız edebilecek kadar atletik ve bunun yanında Bosh’u hücumda denize dökebilecek kadar aktif olabilir. Tabii, ideal bir dünyadan söz ediyorsak. Ancak, Amar’e için bu pek mümkün değil. O gün sahaya hangi Amar’e’nin çıkacağını kendisinin bile bildiğinden şüpheliyim.

Bench: Knicks’in -Tyson Chandler’ı bir kenara koyarsak- bariz üstünlük kurduğu tek alan.

Tahmin: Heat, seriyi rahat geçmek istiyorsa hızlanmak zorunda. Sete set hücuma mahkum kaldıkları her maç, Knicks’in de en az Heat kadar şansı olacak. Heat’in hızlanıp, LeBron-Wade-Bosh üçlüsünden tam verim alması durumunda Knicks için ufukta herhangi bir umut yok. Ama onlar da sezonu rölantide kapatan bir takıma karşı, sezonu en iyi kapatan takımlardan biri olma avantajını kullanmaya çalışacak. İlk maç bu açıdan önemli. Knicks’in deplasmandan çıkaracağı bir galibiyet, devamında bir-iki olağanüstü performansla birleşirse (üçlük yağmurları, Carmelo’nun sapıtması vs.) seriyi 7 maça taşıyabilir. Hatta Woodson bu uğurda, 1999’daki serinin kahramanlarından Allan Houston ve Larry Johnson’dan yardım almış ve ikili, oyuncularla bir motivasyon konuşması yapmış. Houston, “Kendimizden bahsetmedik. Daha çok onlardan ve onların neler yapabileceğinden, potansiyellerinden konuştuk” diyor. İyi bir deneme… Ama Houston’a şu konuda katılamayacağım; iki takım da gerçek potansiyeliyle oynadığı takdirde, Heat seriyi rahat geçer. Bu yüzden, Knicks’in Heat’in tekerine çomak sokması, bir şeyleri raydan çıkarması gerekiyor.

Özet: 4-2 Heat

/ Onur Erdem

#2 Oklahoma City Thunder vs. #7 Dallas Mavericks

Normal sezonun son ayındaki performansların, geçtiğimiz yıllara oranla otoriteleri daha çok yanıltacağı bir play-off olacağa benzer. Çok yoğun tempoda oynanan üç ayın ardından güçlü takımlardan bazılarının yerlerinden memnun bir halde vites düşürmeleri, “draft acaip” gazıyla tanklama işini abartan dipteki takımlar, hafif sakatlıkları zorlamayan veteranlar derken gariptir sanki en baba takımlar play-off’a sıkıntılı giriyor da, alttan gelenler bol bol ümük sıkacak gibi bir görüntü oluştu. Bu tuzağa ileride düşmemek adına şunu bir kenara yazalım, keza bu eşleşmenin mensupları normal sezonu oldukça kötü bitirdi ve haklarında şüpheler var şu an. Dallas zaten hep kötüydü diyebilirsiniz, ama son dönemde büründükleri o dağınık hâlin büyük ölçüde Carlisle’ın ve Jason Kidd’in “play-off’a girelim sonrasına bakarız” kafasından kaynaklandığını zannediyorum. Bu demek değil ki Dallas şaha kalkacak ve ikinci bir “don’t ever” vakası yaşanacak. Göründükleri kadar kötü değiller sadece. En azından geçen sezonki seriden arta kalan ortada giden tüm maçları almaları kaynaklı bazı psikolojik avantajlara sahip olabilecekleri bir rakiple eşleştiler. Karşısında Brooks’u hayal ederek Carlisle’ın kasıtlı olarak yedinciliğe düşme ihtimalini sevdim.

İşin Oklahoma yönü daha az bulanık. Takımın ne oynayacağı, ne kadar efor koyacağı aşağı yukarı belli. İlk turda son şampiyonla oynamak tercih edilebilecek bir durum değil esasında, ancak hedef şampiyonluksa, daha ilk turda nerede oynadığını hatırlatan bir serinin genellikle hedefe kitlenme konusunda olumlu bir etki yaptığını gözlemledik daha önceleri. Güzel bir sınav olacak Thunder için. Girdikleri ikincilik yolunda önceki iki yılın hesabını kapama fırsatı da verdi kader. Şüphesiz ki Denver ya da Utah gelse işler çok daha kolay olacak ve en kötü 4-1 geçeceklerdi. Zaten sezon içi performanslarına göre konuşacaksak Dallas’ın da zorluk çıkarmaması gerekir. Mevcut görüntünün aksine Thunder’ın batıda hâlâ alpha dog olduğunu ve Spurs’ün konferans finaline bile gelemeyeceğini sanıyorum ve umuyorum. (Memphis bir güzellik yapmaz mı? CP?) Ama yine de ilk paragrafta açıklamaya uğraştığım mevzudan ötürü Dallas, diğer adaylar gibi eskort değil, emekle ikna edilerek davet edilmiş bir kız. Güzel kız Allah için. Sonuca ulaşmanın kendine güveni arttıracağı cinsten. Her büyük şampiyonun içinde gizlediği o son büyük dövüş, geçen yıl üst üste gelen sinir bozucu mağlubiyetlerin acısıyla daha güçlenerek ve bilenerek gelme (başka bir deyişle “revenge factor”), Nowitzki’nin hiçbir şekilde tutulamayacak olması, Scott Brooks’un son saniye hücumları, Marion’ın Durant’i kovalamaktan bayılması, Mark Cuban, Westbrook, Teksas kızları, Harden’ın yediği dirsek sonrası daha da baygınlaşan gözleriyle yapabileceklerinin olmayan sınırı ve daha niceleri bu seriyi Memphis-Clippers ve Miami-New York’la birlikte ilk turun en iyi üç serisinden biri yapıyor. Thunder’ın atletizmine ayak uyduramayacak tabi Dallas ama oyunu kendi tarzına çekmeye çalışacak. Hücum sisteminin önemli bölümü bire bire dayanan bir takıma karşı sevdikleri alan savunmasını bol bol kullanabilme imkânı bulacaklar. Öte yandan geçen sezon çok yakın geçen bir seri sonrası bir sene içerisinde geri gitmeyen, aksine üzerine bir şeyler koyan (somut bir şey yok ama genç takım koymuştur elbet bir senede bir şeyler) bir rakibe karşılık geçen sezondan bu yana Chandler’ın dışında takım hâlinde birer de yaş kaybettikleri gerçeği var. Yine güzel seri olur. Bir maç Nowitzki alır, bir maç Brooks verir.

Tahmin: 4-2 Thunder

/ Alp Akbulut

#3 Indiana Pacers vs. #6 Orlando Magic

Dwight Howard devre dışı kalınca bu serinin gazı bir hayli kaçtı. Howard sadece Orlando’nun en iyi oyuncusu değil aynı zamanda hem hücum, hem savunmada bütün düzeni üzerine kurduğu temel taşı. Dev sirk çadırları vardır ya. Kenarlarda onlarca destek vardır ama ortada dev bir direğe bağlıdır çadırın esas dengesi. Howard o ortadirek işte. Kenarlardakiler ne yaparsa yapsın sistemin merkezi o.

Hakkını verelim Magic Howard’sız biraz evrilmeye çalıştı. Daha hareketli, daha ikili oyun oynayan bir düzen yakalamaya çalışıyorlar ama son günde tez yazmanın başarı oranı nice Türk genci tarafından test edilmiş ve maalesef onaylanamamıştır malum.

Üstelik Magic’de Howard dışında Glen Davis ve Hidayet de play-off’a sakatlıkla giriyor. Takımın bütün o Howard olaylarında aldığı psikolojik hasar da cabası. Özetle Magic play-off’a giren 16 takım arasında en sorunlu ve en zayıfı.

Indiana ise tüm ligi 5. sırada bitirmesine karşın pek öyle istenen düzeyde bir basketbol oynayamadı. Takımın henüz bir kimliği yok. Yani her şeyden biraz yapmaya çalışıyorlar. Her şeyi yapabilecek gibiler ama tam olarak ne yaptıklarını, asıl güçlerinin nerede olduğunu anlamak zor. Geçen sezon çok daha başarısız ve kapasitesi sınırlı bir takımdılar ama yırtıcılık üzerine kurulu bir düzen vardı. Şimdi tamamen bireysel performanslara bağlı olarak doğaçlama gelişiyor pek çok şey. Bu San Antonio gibi tecrübeli paylaşımcı bir takımsanız iyidir de Pacers gibi daha kendi yolunu çizememiş ve toy bir ekipte ‘yönünü yitirmek’ ve bazı kriz anlarında ‘apışıp kalmak’ olarak tezahür ediyor.

Ancak son 1 ayda Pacers’da önemli bir gelişim de gözlendi haklarını verelim. George Hill’in ilk beşe yerleşmesi belki de ligin en fizikli arka alanını yarattı. Hill-George-Granger birer pozisyon yukarısını oynayabilecek isimler. Bu savunmayı çok daha yukarı çekti. Üstelik hareketsizliği ile takımı ‘koşanlar ve duranlar’ olarak ikiye bölen uzunlar West ve Hibbert’la daha uyumlular. Granger’ın da nihayet yeni pozisyonuna uyum sağlaması ile yeniden bir ana skorere kavuşup en azından rol paylaşımında, en önemli rolü belirlemede biraz berraklık kazandılar. Kafalar artık daha az karışık.

Pacers’ın geleceğe dönük olgunlaşma sürecinde olabilecek en iyi ilk tur eşleşmesi bu. Hemen her alanda üstünler. Hareketli uzunları pek sevmese de daha yavaş pota altlarına karşı 2.18 boyuyla Hibbert çok etkili oluyor. Tercümesi Davis’i veya Orton-Clark vb gibi uzunlara kuruyemiş muamelesi yapar. Son dönem forma giren Jameer Nelson’a Hill pek fırsat vermez. Keza Redick veya Richardson’ın 2.04’lük müthiş savunmacı Paul George’un kıskacından kurtulması kolay değil.

Pacers için tek risk West’i uzun süre oynatırlarsa kovalamakta zorlanacağı Ryan Anderson çok fırsat bulabilir. Bu, seri özelinde Granger’ın daha fazla 4 numaraya kayarak Anderson’u kovalayacak bir düzenle gitmesini gerektirebilir.

Magic’in üçlükleri yağmur gibi yağdırdığı bir maçı kazanma ihtimali var. En iyi senaryo da bu şimdilik ama ondan da hayli şüpheliyim.

4-0 Indiana

/ Kaan Kural

#3 Los Angeles Lakers vs. #6 Denver Nuggets

Beş buçuk aya yayılan 82 maçlık normal bir NBA normal sezonunun bile fazla yoğun olduğu ve takvimin sıkışıklığının sahadaki oyunun kalitesini olumsuz etkilediği, artık Amerikalıların da giderek daha fazla üzerinde durduğu bir düşünce. Son yıllarda çeşitli blog ve ufak çapta sitelerde nam yapıp ESPN gibi büyük sitelere kapağı atan taze beyinler umarım bir gün daha ferah bir normal sezon takvimi için kamuoyu oluşturabilirler ama bu yıl NBA ve yayın ortakları, lokavtta çantalarından fırlayıp yere saçılan paraları mümkün olduğunca kurtarmak için ligi öyle bir tempoda oynattılar ki, beş buçuk ayda 82 maç bile bir süre şeker gibi gelebilir. Dört aya 66 maç sıkıştırılınca, vakit kalmadığı için takımların adamakıllı yapabildikleri idman sayısı çok azaldı, yorgunluk faktörü normalden daha fazla kendini gösterdi ve bunlara bağlı olarak -benim gördüğüm ya da hatırladığım- takımların en fazla iniş çıkış yaşadığı sezon oynandı.

Sonuç: Play-off başlarken, bu sezon uzun süre formunu üst düzeyde tutabilen tek bir takım var, San Antonio Spurs, ve onlar da gümbür gümbür gelmelerine rağmen, geçen yıl benzer şekilde girip ilk turda tokatlandıkları, hatta uzun süredir şampiyonlukla alakaları bile bulunmadığı için diğer adaylar arasında öne çıkan favori olarak gösterilmiyorlar genelde. 25 Aralık’ın üç büyük favorisinden Chicago’nun en önemli iki adamının sakatlık problemleri, Miami’nin kadroyu beşe tamamlama sıkıntısı, Oklahoma City’nin de ciddi koç zaafı var. En iyi dereceli dörtlüde manzara böyleyken, arkadaki iki üç takım için de kapı ardına kadar olmasa da açık duruyor. Lakers onlardan biri.

Aslında bir buçuk ay öncesine kadar öndekiler tökezlese bile Lakers’ın araya girmesi mümkün değil gibiydi. Kenardan sıfıra yakın katkı gelmesi bir kenara, ilk beşin parçaları Fisher ve World Peace basketbol oynayamaz raporu alacak vaziyetteydiler. Kobe takımı kurtarmak için 40-50 atması gerektiğine inanıyor ama çok verimsiz oynuyor, bitmeyen takas söylentilerinin allak bullak ettiği Gasol mutsuz gözüküyordu. Ramon Sessions’ı getiren ve başta Gasol tüm oyuncuları rahatlatan trade deadline’la birlikte takım üzerindeki ölü toprağını attı. Hatta World Peace bile kendini bularak Ron Artest’e dönüşmeye başladı (Harden’a attığı dirsekle de dönüşümünü tamamladı). Garip olan şu ki, Lakers’ın trade deadline’dan bu yana 14-8’lik (son gün yedeklerle oynadıkları formalite maçını saymıyorum), pek de iyi denemeyecek ve galibiyet oranı önceki dönemdekinden düşük bir derecesi var. Bunun Kobe’nin kaçırdığı maçlarla da ilgisi yok çünkü o yedi maçı 5-2’yle geçtiler, yani Kobe’li dereceleri daha da kötü. Yoksa Lakers aslında daha iyi değil de, göz yanılgısı mı yaşıyoruz? Hayır. Fikstürleri çok daha zordu ve zaman zaman savunmada belirgin biçimde serdiler ama deadline sonrası Lakers kesinlikle hücumda çok daha iyi.

Nuggets sezona 14-5’le başladı, 8-2’yle bitirdi. Aradaki 15-21 biraz Nene’nin sakatlığı, biraz Danilo Gallinari’nin yokluğu, biraz ikisi birden, biraz kadro daralmışken acımayan fikstürden… En azından doğru yerde form tuttukları söylenebilir ama Wilson Chandler ve Rudy Fernandez’in devre dışı kalmalarının ardından, hep olmayı umdukları kadar derin ve esnek bir takım değiller. Yine de normal sezonu ligin en skorer takımı olarak bitirdiler. Bu kemeri taşıyan bir play-off takımı hiçbir zaman tekin değildir; hele Lakers gibi son dönemde savunması çok dağınık gözükenlere karşı.

İki takımın seride uygulayacakları stratejilerin kabasını tahmin etmek zor değil. Lakers, ligin en iyi ve en fizikli uzun ikilisi Gasol-Bynum’la, ilk beş pivotu yazın Panathinaikos’a gelse üzerinde durmayacağımız Kosta Koufos olan, onu Tarık Daşgün ya da Alpay Özalan’ın kendi Televole’sini sahada çeken modeli JaVale McGee’yle yedekleyen4, Al Harrington’ın yırtık menisküsle oynadığı, en iyi durumdaki uzunu çaylak ve sadece 2.03 boyundaki Kenneth Faried olan Nuggets’a karşı oyunu pota altına yıkmaya çalışacak. Nuggets’ın cevabıysa, Lakers’a en ters gelen şey olan pırpır oyun kurucu Ty Lawson ve onun sürüklediği yüksek tempo olacaktır. Lawson genel olarak iyi geçirdiği sezonu çok iyi bitirdi (Nisan ayı ortalamaları 19 sayı, %53 isabet, 6 asist, 1.6 top kaybı) ve hızlı guard’ları pek savunamayan Sessions-Blake ikilisine karşı kendi adına iyi bir seri geçirmesi muhtemel. Sorun şu ki, yalnızca kendi iyi oyunuyla Lakers’ın pota altı üstünlüğünü dengelemesi ve serinin ibresini takımına çevirmesi imkansız, yanındakilerin de piste çıkmalarını sağlaması gerekiyor. Ve Lawson pek de masa masa dolaşıp herkesi oynamaya kaldıran tipte bir point guard değil. O iş daha çok Andre Dayı’nın. Miller ve Lawson’ın farklı tarzları birbirlerinin alternatifi oldukları sürece güzel gözüküyor ama yan yana sahadayken ideale yakın bir guard ikilisi oluşturmuyorlar. Fizik olarak zaten üstün Lakers’a karşı arka alanda da iyice kısalmak çok tehlikeli. George Karl’ın en çok kafa yorması gereken, oyun kurucularının dakikalarının dağılımı olacak.

Serinin sonucunu belirleyecek eşleşme olmasa da, en izlenesi eşleşme Kobe ve Afflalo arasındaki. Afflalo yavaş başladığı sezonda formunu giderek arttırdı ve Lawson gibi o da Nisan ayını çok iyi geçti (18.7 sayı, 3.4 asist, %52 şut, %45 üçlük). Nuggets’ın en iyi dış savunmacısı olarak, Kobe’yle birlikte sahada olduğu her dakika onu alacaktır ve bu yükü taşırken hücum performansı düşebilir. Ama sakatlıktan yeni dönen Kobe’nin de düşük yüzdeli bir seri geçirmesini sağlayabilir. Sinirlenip kontrolü kaybeden ve hücumun dışına çıkan bir Kobe, George Karl’ın en büyük hayali olsa gerek.

Normal sezonda oynadıkları dört maç da çekişmeliydi ve kazananları sonlarda belli oldu. Bu seri de yakın geçen maçlara sahne olacaktır ama çok uzamasını beklemiyorum.

4-1 Lakers

/ Orkun Çolakoğlu

#4 Boston Celtics vs. #5 Atlanta Hawks

2011-2012 Boston Celtics hakkında en iyi tanımı Bob Ryan yapmıştı: “Üç senelik planın beşinci senesi…” Kulübü neredeyse yarım yüzyıldır takip eden Boston Globe yazarı, genel menajer Danny Ainge’in bir şampiyonluk, bir final getiren planının modası geçmiş son kullanma tarihine vurgu yapıyordu.

Boston Celtics değişti. Bazılarının değişimi sadece takasla, transferle, draft seçimiyle eşdeğer tuttuğu NBA’de aksi yönde ders vererek. “Kim gidecek, kim kalacak?” söylentilerinin ortasında, yıldızlarını gemide tutarak yola devam etme kararı aldılar. Sadece bununla da kalmadılar, saha içi keskin kararlar da arka arkaya geldi. Kevin Garnett’in pivota çekilmesi, Avery Bradley’in ilk beşe monte edilmesi, Ray Allen’ın yedekten katkı yapması, Paul Pierce’ın Mart’tan itibaren artan formu Doc Rivers’ın öğrencilerini bir anda radarlara geri soktu. Savaştılar, özgüvenlerini geri kazandılar, taraftarlarına yeniden umut verdiler, rakiplerini tekrar korkuttular.

Rakip, son yılların “Zeki, potansiyelli ama umursamaz” öğrencisi Atlanta Hawks.. Bir zamanların lotarya bekçileri, son yıllarda Doğu’nun ilk 8 gediklisi olmayı başardı. Hala tam potansiyellerinin doruğunda değiller, hala daha kimseye güven vermiyorlar, hala daha kimse ne yapacaklarından emin değil. Fakat yine buradalar, geçen sene Orlando Magic’i eledikleri noktada, ilk turda…

Al Horford’ın yokluğunda pota altındaki isimlerin nasıl direnç göstereceği, kariyer sezonunu geçiren Josh Smith’in play-off’taki oyunu, tecrübesiyle topun el yaktığı anların başrolü olacak olan Joe Johnson, ligin rakamsal anlamda en iyi üçüncü, form olarak birinci takımına karşı parkeye yansıtacakları hücum performansları serinin kaderini çizecek. Sezon içinde oynadıkları iki maçta yüzde 23’le şut attırdıkları Rondo’yu yine aynı şekilde savunup savunmayacakları da kritik. Tabii bu sefer aynı Rondo’yu o iki maçta olduğu gibi 16.5 asist ortalaması ile oynatmaları lâzım.

Boston nereye kadar gidecek? Atlanta nerede duracak? İki soru, Doğu Konferansı’nın dördüncüsü ve beşincisinin seri boyunca peşinde olacak. Üç senelik plan, beşinci senesinde tura daha yakın olan taraf. Bir tur, sonra belki bir tur daha…

Kimse hak etmediklerini söyleyemez.

Tahmin: 4-2 Celtics

/ İnan Özdemir

#4 Memphis Grizzlies vs. #5 Los Angeles Clippers

bir kez daha yılın en güzel zamanlarına geldik. yağmur, kar, fırtına derken havalar artık daha sıcak, kızlar daha güzel ve playoff’lar başlamak üzere.

melekler şehrinin küçük eniştesi clippers, sezonu makus talihine yakışır bir şekilde kapattı. geçtiğimiz haftasonuna son 15 maçın 13’ünü kazanarak girmişlerdi ama kalan son 4 maçta 3 yenilgi gelince, lakers’ın üzerine çıkma hayalleri bir anda kabusa dönüştü. fikstür avantajını kullanan memphis geldi ve son maçta onları geçerek, eşleşmenin ev sahibi avantajını da aldı. momentumun memphis’te olduğunu söylemek güç değil. sezonu franchise tarihinin en iyi galibiyet yüzdesiyle kapadılar ve evlerinde 11 maçtır kazanıyorlar ki bu da bir franchise rekoru. iç saha dereceleri lakers, chicago, oklahoma city gibi ligin elit iç saha takımları ile aynı. onlardan daha iyi dereceye sahip sadece iki takım var, miami ve san antonio. geçen sene memphis’in, bu sezon batıyı domine eden iki takımdan san antonio’yu eleyip, oklahoma city’yi 7. maça kadar zorladığını unutmamalı. evet, zach randolph belki geçen seneki playoff formunda değil ama geçen sene yararlanamadıkları rudy gay’in sağlığı bu sefer yerinde.

rakamlar bir yana, clippers hakkında sorular var kafamda. birincisi koç dezavantajı. belki de dünyanın en iyi oyun kurucusuna sahipler ancak şu an playoff’ta yer alan 16 koçun en kötüsü de clippers’ta. sezon boyunca oyuncularının güvenini kaybettiğine dair haberler çıktı ve bu seriyi geçseler bile gelecek sene işinin başında olma ihtimali pek yüksek değil. öte yandan, lionel hollins üç yıldır memphis’te istikrarlı bir yapı kurdu. zach randolph, tony allen ve marreese speights gibi istenmeyen adamlardan bile maksimum verim aldı ve ligin en underrated savunma takımlarından birini kurdu. oyuncularının üzerinde del negro’yla kıyas kabul etmeyecek bir etkisi var ve böyle bir seride önemli bir avantaj bu. clippers’ın yarı sahada memphis’i şaşırtacak silahları var aslında ama del negro’nun bu ayarlamaları doğru zamanlamayla yapıp yapamayacağından pek emin değilim. sezon içinde los angeles’taki iki maçı kaybettikten sonra, hollins’in tek bir lob’a5 bile izin vermeden memphis’teki maçı kazanması bile aradaki farka dair güzel bir örnek.

tabi clippers’ta spotlar del negro’da değil, yine paul & griffin ikilisinde. chris paul, serinin açık ara en iyi oyuncusu, clippers’ın eğer bir şansı varsa o da bu küçük adamın ellerine bakıyor ama sezonun son maçında kasığındaki sakatlık nedeniyle kenarda oturması -bütün ciddi birşey değil açıklamalarına rağmen- dikkatimi çekti. dedikleri gibi ciddi birşeyi yoksa, oynamaması çok saçma ve belki de sezona mâl olacak çünkü clippers yukarıda bahsettiğim üzere o son maçı kazansa ev sahibi avantajını koruyacaktı. paul’ün %100 olmadığı bir seriyi kazanma şansı yok clippers’ın, hatta belki ondan da fazlası gerekecek. 4. çeyreklerde del negro sezon boyunca paul’ün ellerine bıraktı hücumunu ve göremediğimiz o b planı eksikliği bu seride başlarını ağrıtacaktır. blake griffin’in atletizmiyle boy ölçüşecek bir uzun yok memphis’te ama öte yandan marc gasol ve -istediği zaman- randolph iyi pas verebilen uzunlar, aynı zamanda ikisi de sırtı dönük oldukça iyiler. bu, clippers’ın uzunlara yardım getirme konusunda çok daha dikkatli olmasını gerektirecek. clippers ligde rakibine en az ribaund veren takım ama bu seride işler değişirse şaşırmayın. memphis, griffin’in tuttuğu uzunu tepeye çıkaracağı (ki speights, randolph ve gasol şutu olan uzunlar) her pozisyonda zaten ribaund kovalamayı seven atletik kanat oyuncularıyla6 clippers’ı şaşırtabilir.

biraz memphis gözüyle yazdığımın farkındayım ama zaten favorim de onlar. clippers’ın sezon boyunca biraz fazla şişirildiğini düşünüyorum. 6 maçta memphis kazanır, san antonio’yla geçen senenin rövanşına çıkarlar, clippers da yeni koç arayışına girer.

/ Sedat Koç


  1. Sezona 10-3 başlamışlardı.
  2. 76ers’ın yaş ortalaması 24.7, ligin en genç beşinci takımı.
  3. Wind City esprisi bana kaça patlar?
  4. http://www.youtube.com/watch?v=AgSYA3Gb7oI
  5. clippers, nam-ı diğer lob city, chris paul’ün griffin ve jordan’a attığı lob paslarla, ligin en fazla alley-hoop yapan takımı
  6. rudy gay ve tony allen bu sezon kariyerlerinin en yüksek, caron butler ise kariyerinin en düşük ribaund ortalamalarını tutturdu