Skip to content

NBA Başlarken: Kuzeybatı

Kuzeybatı Grubu'na dikkat edin! Önümüzdeki birkaç yıl şampiyonluğun en ciddi adaylarından üçü bu gruptan gelebilir.

“NBA başlayalı 10 gün oldu lan” seslerini duyar gibiyim. Evet, ve o 10 gündür sürekli koşturduğumu hissediyorum. Neyse, bir şey kaçırmış değiliz. Daha “saymaya başlamadık”. Sıradaki grup olan Kuzeybatı’ya dikkat! Şu anda fark edilmiyor ama Thunder kadroyu korur, Jazz ve Timberwolves’un gelişimleri sürerse, önümüzdeki birkaç yıl şampiyonluğun en ciddi adaylarından üçü bu gruptan gelebilir.

Portland Trail Blazers (Geçen sezon: 51-31)

Gelen: Al-Farouq Aminu, Ed Davis, Gerald Henderson, Maurice Harkless, Mason Plumlee, Noah Vonleh, Cliff Alexander, Pat Connaughton

Giden: LaMarcus Aldridge, Arron Afflalo, Nicolas Batum, Wesley Matthews, Robin Lopez, Joel Freeland, Alonzo Gee

Rotasyon:

Lillard / Frazier
McCollum / Crabbe / Henderson / Connaughton
Aminu / Harkless / Montero
Leonard / Vonleh / Alexander
Plumlee / Davis / Kaman

Portland Trail Blazers’ın geçmişine baktığınızda, ilginç ve hüzünlü bir ukte bırakma geleneği görebilirsiniz. Kulüp tarihinin en iyi ve şampiyonluğa ulaşan tek kadrosu bile buna dahildir. Bill Walton önderliğindeki o 77 takımı, başta Walton olmak üzere çeşitli oyuncuların sakatlıkları ve başka problemler nedeniyle erken dağılmış ve sahneyi Magic Johnson ile Larry Bird’e bırakmıştır. Tarihin en meşhur draft ıskası 1984’te, Michael Jordan’ın önündeki Sam Bowie seçimiyle Blazers tarafından gerçekleştirilmiştir. 90’ların başında Clyde Drexler’ın takımı finallerde önce Bad Boys Pistons’a, ardından Jordan’ın Bulls’una toslar. 2000 yılı Batı Finali’nin yedinci maçında Lakers’a karşı deplasmanda, son çeyrekte 15 sayı önde oldukları maçı verirler, ardından saçma transferlerle takımın içine edilir ve Jail Blazers dönemi başlar. Kendilerini NBA’in alay konularından biri haline getiren Jail Blazers’ı kazıyıp, Brandon Roy ve LaMarcus Aldridge adında iki yetenekli gencin öne çıktığı, yeni bir sayfa açarlar ama 2007 draftında, daha sonra bir çeşit “deja vu”ye sebep olacak şekilde, Kevin Durant’in önünde Greg Oden’ı seçerler. Önce Oden’ın, ardından Roy’un sakatlıkları ve kariyerlerinin erken bitişiyle, yıllar boyu lige damga vuracak gibi gözüken bir kadro yolda kalır. Blazers tekrar kolları sıvar ve bu kez Aldridge’in yanına Damian Lillard, Nicolas Batum, Wesley Matthews gibi isimlerle yine iddialı bir takım kurmayı başarır. Tam Lillard tecrübe kazanmış ve Aldridge kariyerinin en iyi dönemini yaşıyorken, sakatlıklar yine kapıyı vurur, play-off’un ilk turunda hiçbir varlık gösteremeden elenirler, Aldridge “benden bu kadar” der ve sonrasını biliyorsunuz…

Önceki sayfayı yırtıp atan Blazers şimdi tekrar yazmaya başladı. Aslında çiziktirmeye demeliyiz. Birkaç yıl içinde tekrar ligin en iyi takımları arasına katılabilirlerse, bu muhtemelen şu anki kadroya en az 1-2 All-Star kalibresinde ya da oralarda gezinen oyuncunun katılımıyla gerçekleşecek. Ellerinde ilgi çekici ve takımla birlikte büyüyebilecek gençler bulunsa da, şu anki kadroya bakıldığında 2007’deki gibi beklentilerin oluşmadığı kesin. Belki de böylesi hem oyuncular hem de takım için daha iyi.

Yeni gelenler arasında şimdilik arkalarda kalsa da, en çok merak ettiğim Noah Vonleh. Bir buçuk yıl önce, 2014 draftına birkaç gün kala hakkında, Wiggins-Embiid-Parker üçlüsünün arkasında dördüncü sırada seçilebileceğine dair dedikodular dönen bu genç, önce dokuzuncu sıraya kadar kaldı, ardından Charlotte’ta sezon boyu benchin dibinde kaldı ve seçildiği drafttan bir yıl sonra, Nicolas Batum için takasta gönderilenlerden biri oldu. Çalışma hırsının, kendini zorlama kapasitesinin üst düzey bir NBA oyuncusu olmak için gereken standartların altında gezdiği ve bu yüzden gözden düştüğü söylentileri var ama hala sadece 20 yaşında. Hem uzun, hem hareketli-atlet, hem de şut atabiliyor oluşuyla kıymetli bir potansiyel. Her potansiyel üretime dönüşmüyor elbette ama Blazers’ın elindekiler içinden, takımın taşıyıcısı olarak Lillard’ı tamamlamaya en yakın malzeme onda. Bunun için önünde uzun bir yol bulunsa da…

Diğer yenilerden Aminu, şut atamayan atlet bir oyuncudan, hala çok iyi şutör olmasa da boşları cezalandırabilen ve birkaç pozisyonu savunabilen birine dönüşerek değerini birkaç kademe yükseltti. Mason Plumlee’nin Amerikan milli takımı seviyesinde bir yıldız olmadığı ve oraya Koç’un Duke torpiliyle girdiği açık, fakat hareketli ayaklara ve üst düzey sıçrama kabiliyetine sahip, eli de top tutuyor. Ed Davis onun o kadar uzun olmayanı. Ve kadronun değil ama ilk beşin yeni oyuncusu CJ McCollum… Matthews ya da Batum gibi bir savunmacı ve Lillard’ın yanına en iyi guard partneri tipi olmayabilir. Ama geride kalan maçlarda gösterdiği gibi, çok iyi skorer.1

Rakipleri püskürten bir pota altı savunmacısına ya da kolay geçilmeyen/fizikli guardlara sahip olmayan, zaman zaman hücumda kafa karışıklığı ve sıkışıklık yaşaması muhtemel bu genç takım, şimdilik iyi gitse de ve Batı Konferansı’nın play-off çıtası aşağıya inmiş gibi gözükse de, o engeli atlarsa büyük sürpriz olur. Yine de denk gelirseniz maçlarına bir göz atın. Keyifli geçecektir.

thunder16

Oklahoma City Thunder (Geçen sezon: 45-37)

Gelen: Billy Donovan, Cameron Payne, Josh Huestis

Giden: Jeremy Lamb, Perry Jones

Rotasyon:

Westbrook / Augustin / Payne
Roberson / Waiters / Morrow
Durant / Singler / Huestis
Ibaka / Collison / Novak
Adams / Enes / McGary

Gelen giden listesini atlayalım. Thunder için yazın özeti şu: Basketbolun şu anki en büyük skor gücü döndü ve takımın başına bir koç geçti.

İkincisinden başlayalım… Açıkçası NCAA izlemiyorum ve Billy Donovan’ın Florida’da nasıl bir koçluk performansı gösterdiğini bilmiyorum. Bildiğim, burada Scott Brooks’tan daha kötü iş çıkaramayacağı. Thunder yıllarca, oyunculara “çıkın oynayın” demekten fazla bir şey söylediğine dair sahada fazla kanıt bulunamayan bir koçun elinde kaldı. Brooks çok şanslı bir dönemde takımın başına geçip, muazzam yetenekli bir kadronun doğal gelişiminin ekmeğini yediği ve sahada Kevin Durant, Russell Westbrook gibi büyük yıldızlar genellikle bir çözüm bulabildikleri için, onun hiçbir teknik artı getirmemesi hep gözardı edilebildi. Tam sıkışacağı dönemlerde takımın yaşadığı sakatlıklar kendisine bahane ve çıkış kapısı oldu. En azından bu yıla kadar… Draft seçimleriyle elde ettiği haklı şöhret Brooks’a gösterdiği, kamuoyu tepkisinden korkmayla karışık anlamsız sabır nedeniyle benim gözümde çizik alan genel menajer Sam Presti daha fazla dayanamadı. Günaydın!

Durant’in büyük bölümünü, Ibaka’nın son kısmını kaçırdığı geçtiğimiz sezon play-off yapamamış olmak Donovan’ın üzerindeki baskıyı, en azından sezon başı itibarıyla bir parça hafifletiyor gibi gözükse de, Durant’in kontratının bu yaz bitiyor olması Thunder’a gayrıresmi bir başarı zorunluluğu getiriyor. Peki “başarı”dan kasıt nedir? Bu takım daha önce final oynadığına göre, sanırım en azından tekrar oraya ulaşabilmek ve Durant’i burada şampiyonluğa yakın olduğuna tekrar ikna edebilmek.

Oyuncu personeli bazında Thunder’ın finale çıkmak, hatta şampiyon olmak için herkes kadar şansı var. Sürekli süperyıldız türeyen NBA’de, yaklaşık bir yıllık bir mecburi aranın sonrasında hafızaların tozunu üflemek gerekebilir ama Durant sağlıklı olduğunda bu ligde sayı atmasının engellenmesi en zor oyuncu. Evet, Stephen Curry ve James Harden’ın da önünde… Yanındaki Westbrook ise, onun yokluğunda geçen sezon sayı krallığını kazanan adam. Serge Ibaka hızla geliştirdiği şutu ve müthiş blok tehdidiyle, modern oyuna belki de en iyi oturan uzun tipi. Üçüncü yılına giren Adams, bu oyuncuları iyi tamamlayan bir pivot. Bench’te Enes Kanter, Dion Waiters, DJ Augustin gibi yedek skor opsiyonları duruyor. Tek eksik, hem iyi savunma yapabilecek hem de hücumda boş şut sokabilecek bir dış oyuncu ama sonuçta her takımın eksiklerinden bahsedebiliriz. Thunder’ınki de örtülemeyecek veya yolda ikmal edilemeyecek bir şey değil.

Doğrusu sezonun ilk maçlarında Scott Brooks’un takımdan ayrıldığını unutmanız mümkündü. Savunma hala epey dağınık ve başarısız, hücumda da sahada Westbrook ve Durant varken Waiters’ın, hem de maçın sonunda birebir oynayıp el üstü şut kullanması gibi saçmalıklar hala yaşanıyor. Zaten takım da ilk altı maçın ancak yarısını kazanabildi. Olsun; Brooks’u bu kadar izledikten sonra Donovan’ı da biraz bekleyebiliriz. Kötü alışkanlıkları silmek zaman alabilir.

jazz16

Utah Jazz (Geçen sezon: 38-44)

Gelen: Tibor Pleiss, Raul Neto, Trey Lyles

Giden: Jeremy Evans

Rotasyon:

Neto / Burke
Hood / Burks / Millsap
Hayward / Ingles / Johnson
Favors / Booker / Lyles
Gobert / Pleiss / Withey

Geçen sezon Enes Kanter takas döneminin sonunda Oklahoma City’ye gönderilene kadar Utah Jazz ligin en kötü savunmalarından birine sahipti. Takasta Enes’in yerine, hemen kullanabilecekleri ve değeri olan bir oyuncu gelmemesine rağmen, onun ilk beşteki yerini alan ve daha fazla oynamaya başlayan Rudy Gobert’in etrafında kurdukları savunmayla, normal sezon sonuna kadar ligin en iyisi oldular. Temelde yalnızca bir pozisyonda oyuncu değişimiyle yaşanan bu olağanüstü sıçrama haliyle Jazz’i yeni sezon için umutlandırdı. Elit düzeye gelen savunmalarının yanında hücumlarını da biraz geliştirdikleri takdirde, Batı’da bile play-off yapmak mümkün gözüküyordu.

Utah birkaç yıldır sabırla inşa edilen ve sabretmeyi sürdürmeye kararlı yöneticilere sahip bir takım. Al Jefferson ve Paul Millsap’e yol verilirken bu, takımın artık yeni bir yola girmesinin gerektiği görülerek yapılmıştı. Geçen yıl bu dönemlerde Enes’e istediği kontratı vermediler, çünkü onun yüklü bir kontrat bağlanacak değerde olduğundan emin değillerdi ve haklı çıktılar. Bu yaz da play-off ihtimali heyecanıyla para harcamayarak, o beklenen hücum ilerlemesi için ellerindeki gençlerin bireysel gelişimine güvenme yolunu seçtiler.

Ne var ki bu konuda en kritik parçalardan biri olan ve takımın geleceğe yönelik belki de en büyük potansiyel sahibi oyuncusu Dante Exum yazın çapraz bağ kopardı ve muhtemelen sezonu başlamadan bitirdi. Exum geçen sezon Utah hücumlarında genelde bir top almadan bekleyen ve pek etki etmeyen bir elemandı ama sadece 19 yaşında ve Avustralya’dan gelen bir oyuncu olduğunu gözardı etmemek gerekiyordu. Kendisine daha fazla sorumluluk ve top verilen Yaz Ligi maçlarında, normal sezondakinden ne kadar farklı bir oyuncu olduğunu gösterebilmişti ve muhtemelen yeni sezonda o sorumlulukları Jazz’da da daha sık almaya başlayacaktı. Yazık oldu.

Şimdi Jazz’in önündeki sorular şunlar: En büyük yaratıcısı Gordon Hayward gibi gözüken ve bugünün NBA’inde rakiplerin çok daha kolay savunabildiği tipte uzun çiftine sahip bir takım ne kadar iyi hücum edebilir? Vasatın altında kalma sinyalleri veren bir hücumu çok iyi bir savunma play-off’a taşıyabilir mi? Kariyerinin ilk iki yılı büyük hayalkırıklığı olan Trey Burke nihayet adam olacak mı? Ve tabii, Dallas’ın, Portland’ın gerilediği, New Orleans’ın berbat başladığı Batı’da play-off için gereken galibiyet miktarı ne olacak?

nuggets16

Denver Nuggets (Geçen sezon: 30-52)

Gelen: Emmanuel Mudiay, Mike Miller, Nikola Jokic

Giden: Ty Lawson

Rotasyon:

Mudiay / Nelson
Harris / Foye / Barton
Gallinari / Chandler / Papanikolaou / Miller
Faried / Hickson / Arthur
Lauvergne / Nurkic / Jokic

Nuggets 2013 play-off’larında Warriors’tan tokadı yiyip George Karl ile yolları ayırdığından beri NBA arafında kalmıştı. Ne adamakıllı baştan başlayabildiler, ne de en azından play-off iddiası taşıyacak kadar iyi oldular. Phil Jackson tedrisatından gelen Brian Shaw, bir George Karl mirası için feci bir seçimdi ve sahadaki sonuçlar da aynı şekilde feciydi. Oyuncular ve koç arasındaki ilişki kösele oldu, bazı oyuncular alkolik oldu, yönetim alay konusu oldu…

Ne yaptıklarının bilinemediği iki yılın ardından şimdi en azından bir yola doğru yürümeye başladılar. Takımın başına, geçen yıl Sacramento’da büyük haksızlığa uğrayan Mike Malone geçti ve rehabilitasyon merkezinde bir ay geçirmeye mahkum edilecek kadar ciddi alkol sorunları olan Ty Lawson’dan kurtularak, yerine draftın yedinci sırasından aldıkları Emmanuel Mudiay’i koydular. Avrupalı uzun grubu ve Danilo Gallinari de takıma ilginç bir boyut katıyor.

Larry Brown’un çalıştırdığı SMU’ya söz verdikten sonra, para ihtiyacından ötürü dümeni Çin’e kıran ve orada da yılın büyük bölümünü sakat geçiren Mudiay geçen yıl bu dönemler draftta bir numara olma ihtimalinden bahsedilen bir adamdı. Hemen hemen boş geçen bir sezonun kendisine cüzdanını doldurmak dışında bir katkısı olmadı elbette ama malzeme hala orada. Şansı, kadroda önünü kesecek ve ondan dakika alacak bir oyuncu bulunmaması ve koç Malone’un kendisine yeşil ışık yakması. Böyle böyle öğrenecek.

Takımın elindeki en büyük bulmaca yine Kenneth Faried ve nereye sıkıştırılacağı. Dört numara oynadığında şut zaafı ve ikili oyun savunmasının zayıflığı takımı iki tarafta da zorluyor. Beş numaraya koysan kısa kalıyor. Nuggets’ın da istediği bilinen ideal çözüm takas etmek, ama hemen her takım vaziyete uyandığından alıcısı yok. Tahminimce yine de takas ihtimalini sürdürmek ve değerini düşürmemek için kenardan da getirmiyorlar. Öyle olunca da takım tıkanıyor.

Nuggets için kağıt üzerindeki en iyi formül, Gallinari’nin dört numarada Faried’in yerini alacağı ve Mudiay’e de daha fazla hareket alanı sağlayacak bir beş gibi duruyor. Wilson Chandler ve Jusuf Nurkic’in de sakatlıktan dönmeleriyle taşlar yerine oturur. İki numarada büyük bir boşluk bize bakıyor, Chandler-Gallinari’nin takımda ne kadar daha kalacakları belli değil, gençler adları üstünde genç ve takım herhalde yine play-off yapamayacak ama bütün sorunları bir anda çözmeleri gerekmiyor zaten.

wolves16

Minnesota Timberwolves (Geçen sezon: 16-66)

Gelen: Karl-Anthony Towns, Nemanja Bjelica, Tayshaun Prince, Damjan Rudez, Tyus Jones, Andre Miller

Giden: Chase Budinger, Gary Neal, Anthony Bennett

Rotasyon:

Rubio / LaVine / Miller / Jones
Wiggins / Martin
Prince / Muhammad / Rudez
Garnett / Bjelica / Payne
Towns / Dieng / Pekovic

Seattle Supersonics/Oklahoma City Thunder’ın 2007’de başlattığı gibi bir yeniden yapılanmaya her takım imrenir. Ne var ki, sıfırdan başlama kararı alan takımların bile ancak küçük bir bölümü üst üste üç draftta bir kez ikinci, iki kez de dördüncü sırada seçim hakkı elde edebilir. Bu kadar yüksek sıralarda olsanız bile, üst üste üç yılda önünüzde Kevin Durant, Russell Westbrook ve James Harden ayarında üç oyuncuyu bulma şansınız daha da düşüktür. Yanlış anlaşılmasın, Sam Presti’nin tamamen şanslı olduğunu söylemiyorum. Her şey bir kenara, seçildikleri günlerde Westbrook ve Harden’dan dana iyi tercihler yapılabileceğini iddia eden çok kişi vardı. Ancak sadece 2007’de Portland, Greg Oden yerine Durant’e karar verse bile NBA tarihinin çok farklı yazılmış olacağı bir gerçek.

Minnesota Timberwolves son iki yıldır, Thunder’ınkini akla getiren bir draft çizgisi yakaladı. Oysa bundan daha bir buçuk yıl önce Kevin Love ayrılmak istediği için üzülen ve başarısızlığı kanıksamış, umutsuz gözüken bir camia konumundaydılar. Onların şansı bir anlamda Cleveland’ınkiyle birlikte başladı. Önce 2014 draft kurasında çok düşük ihtimalli bir senaryonun gerçekleşmesiyle ilk sırayı alan Cavs, bir anda LeBron James için daha cazip bir hale dönüştü. Cavs ve James tekrar el sıkışırken, takımın genç oyuncu beklemeye vakti olmadığı ve Love’ın alınması gerektiği konusunda da muhtemelen mutabakata vardılar; zaten LeBron’un Cleveland’a dönüşünü duyuran ve Sports Illustrated’a yazdığı yazıda, Cavs kadrosundakileri selamlarken 1 numara seçimi Andrew Wiggins’in ismini anmaması bunun sinyalini çakıyordu. James’e omuz vermesi için hazır yıldız arayan Cavaliers, Wiggins’i Minnesota’ya göndermeyi kabul etti. Böylece Timberwolves, mutsuz yıldızıyla yollarını ayırmak zorunda kalan birçok takımın aksine ileriye dönük birkaç draft hakkı ve -aynı takasta gelen Anthony Bennett gibi- hava değişikliği ihtiyacı duyan genç oyuncular yerine, merakla beklenen bir draftın bir numaralı seçimini ele geçirmeyi başardı. Wiggins Yılın Çaylağı ödülünü aldığı sezonda ne kadar önemli bir yetenek olduğunu kanıtlarken, Wolves kötü dereceye sahip olmayı sürdürdü ve tek bir oyuncunun diğerlerinden açık şekilde ayrıldığı 2015 draftında bir kez daha bir numara seçme hakkı kazandı. O oyuncu Towns ve Timberwolves sadece bir yıl içerisinde, geleceğini üzerine kurabileceği iki oyuncuyu bulmuş durumda.

Aslında geçtiğimiz sezon içerisinde Towns, 1 numara için en büyük rakibi gösterilen Jahlil Okafor’dan ayrı bir yere koyulmuyor, hatta kimilerince Okafor daha önde gösteriliyordu. NCAA izlemediğimi söylemiştim. Towns’ın geniş Kentucky kadrosunda sadece 20 dakika civarı oynatıldığı günlerde Okafor’un Duke’ta çok daha fazla hücum yükü omuzlaması bu ikisini değerlendirmeyi zorlaştırmış olabilir. Ancak bugün bakıldığında bana göre şu konu açık: Towns ve Okafor kıyaslanamaz bile. Bunu, Okafor sezona harika hücum istatistikleriyle başlamış olmasına rağmen rahatlıkla söylüyorum çünkü kendisi tam da beklendiği gibi oynuyor; daha bu yaşında müthiş ilerlemiş bir post oyununa sahip ama ribaundlarda sorunlu ve blok tehdidi yok. Günün oyununda pivotunuzun bu iki konuda zayıf kalması ciddi bir sorun yaratıyor. Towns’ın oyununda böyle bir eksik olmadığı gibi, hücumu da Okafor’dan daha çeşitli. Hem sırtı dönük oyunu var, hem topu yere vurabiliyor, hem pas verebiliyor, hem de şut atabiliyor. Hem daha uzun hem de daha atlet. Towns’ın rakibi Okafor değil, birkaç yıl sonra belki de Anthony Davis.

Tabii ne kadar büyük oyuncu olacaksa da, Towns NBA’deki ilk sezonunda ve daha 20 yaşındayken, geçen yılın en kötü takımını play-off’a taşıyacak değil. Towns, Wiggins, LaVine, Muhammad… Bu gençlerin daha yapacak çok hatası ve öğrenecek çok şeyi var. Sam Mitchell bu yolda onlara rehberlik etmek için doğru isim mi, çok şüpheliyim. Wiggins’i 2 numara başlatması, Tayshaun Prince’e 20 dakikanın üzerinde süre vermesi, LaVine’i yedek beşin oyun kurucusu yapması gibi eylemleri öyle olmadığını gösteriyor. Ama Flip Saunders’ın yardımcısı olarak, o dönene kadar idare etmek için oraya geçmişti ve Saunders maalesef artık gittiği yerden dönemeyecekse de, Timberwolves’un kısa tarihindeki en önemli figürlerden birinin anısına saygısızlık etmeyeceği ve Mitchell’a sezon sonuna kadar dokunmayacağı açık. Zaten böyle de olması gerekir.


  1. Ve evet, Galatasaray’daki McCollum’un kardeşi.