Skip to content

NBA Başlarken: Pasifik

Orkun Çolakoğlu'nun grup değerlendirmelerinde sıra son şampiyonun hükmettiği Pasifik'te.

Golden State Warriors (Geçen sezon: 67-15, Şampiyon)

Gelen: Ian Clark, Jason Thompson, Kevon Looney

Giden: David Lee, Justin Holiday

Rotasyon:

Curry / Livingston / Clark
Thompson / Barbosa / Rush
Barnes / Iguodala / McAdoo
Green / Thompson / Looney
Bogut / Ezeli / Speights

Warriors’ın ligin en çekici basketbol oynayan takımı olduğu hususunda çoğunluk birleşiyor. Buna zıt şekilde, onları konuşmak ve yazmak biraz sıkıcı hale gelmiş durumda.

Geçen sene Warriors’tan bahsetmek eğlenceliydi. Mark Jackson’ın kelepçelediği bir kadro, çok farklı vizyondaki yeni koçuyla basketbol tarihinin en heyecan verici gösterilerinden birine dönüşmüştü. Şampiyon olabilirler mi, bu basketbolun geçerliliği nedir, Stephen Curry MVP olabilir mi, David Lee ilk beşe dönecek mi… Merak edilen ve tartışılmaya açık bir sürü konu vardı. Bu yıl? Akla gelen tek soru, Curry’nin basketbolun şu anki en iyi oyuncusu olup olmadığı.

Warriors’ı izlemek hala müthiş keyifli. Curry gerçekten delirmiş durumda; öyle ki, bazen bir basketbol maçını değil de, bir sahne performansını hayranlıkla izlediğiniz hissini veriyor. Eğer maç seyretmek konusunda ikna etmeniz gereken bir partneriniz ya da aileniz varsa önlerine bir Curry maçı açmanızı öneririm; kesinlikle etkili olacaktır.1 Diğerlerine de haksızlık etmeyelim, takım Curry’den ibaret değil. Harrison Barnes ve Festus Ezeli’nin gelişimi, Draymond Green’in iyiden iyiye sahadaki gizli oyun kurucu haline gelmesi, Klay Thompson, Andre Iguodala, beş kişi halinde ahenkle hareket etme becerileri… Jordan’ın Bulls’u, Magic’in Lakers’ı, Bird’ün Celtics’i gibi, kuşaklar boyu anlatılabilecek bir takım Warriors.

Bununla birlikte, onlar hakkında yazılacak yeni bir şey yok. Kadrodan tek önemli denebilecek kayıpları David Lee oldu ve o da artık planların neredeyse tamamen dışında kalmıştı. Yenilerden hiçbiri bu sezon kaydadeğer katkı vermesi beklenen oyuncular değil. Takımdaki en ilgi çekici değişim, geçen sezon hücumun koordinatörü rolünde olan Alvin Gentry’nin New Orleans’a gidişi ve Steve Kerr’ün de rahatsızlığı nedeniyle şimdilik takımdan uzak kalması. Yerine Luke Walton bakıyor ve bu dönem, onun kendi takımının başına geçişini hızlandırabilir. Sahadaki oyuna baktığınızda kenarda herhangi bir değişiklik olduğunu anlamanız mümkün değil, o ayrı konu.

Bu sezon San Antonio, Cleveland, Oklahoma City, LA Clippers gibi rakipler geçen yıla göre daha iyi durumda ve bunun Golden State’in işini zorlaştıracağı, en azından play-off’ta geçen yılki kadar rahat gidemeyecekleri tahmin ediliyordu. Öyle olması da hala muhtemel, ama gözardı edilmesin, onlar da geçen yıldan bile daha iyi.

lac16

Los Angeles Clippers (Geçen sezon: 56-26)

Gelen: Paul Pierce, Josh Smith, Lance Stephenson, Luc Mbah-a-Mouté, Wes Johnson, Pablo Prigioni, Cole Aldrich

Giden: Matt Barnes, Spencer Hawes, Hidayet Türkoğlu, Glen Davis

Rotasyon:

Paul / Rivers / Prigioni
Redick / Crawford / Wilcox
Stephenson / Pierce / Johnson
Griffin / Smith / Mbah-a-Moute / Dawson
Jordan / Aldrich

DeAndre Jordan’ın Dallas’la anlaştığı haberinin geldiği gün Clippers için bu sezon her şey bitmiş gibiydi. Sebebine o haberden sonra ve Jordan’ın çark edişinden önce yazdığım şu yazıda değinmiştim. Sonrası malum… Jordan Dallas’a NBA’in gördüğü en büyük kazıklardan birini attı, Clippers’a döndü ve takım takviye ettiği kadrosuyla bu sezona da bir aday olarak girdi.

Birkaç sezondur Clippers’ın şampiyonlukla arasındaki hendeği oluşturan en önemli sebep bench’teki boşluktu. Örneğin, Türkiye Basketbol Federasyonu’nun şu anki CEO’su geçen yıl bu takımın benchinin neredeyse önemli bir oyuncusuydu. Gerçi bu cümledeki tuhaflık biraz da ülkeden kaynaklanıyor ama neyse… Doc Rivers yaz boyunca o boş benchi biraz olsun doldurdu. Sorunlarını ne kadar çözebildikleri ayrı bir konu ama en azından orada artık birşeyler yapabilecek iki yeni oyuncu var: Paul Pierce ve Josh Smith.

Bir dakika; Pierce ve Smith gibi iki iyi oyuncu da mı sorunlarını çözemeyebilir? Evet, belki. Mesele şu: Takımın en önemli eksiklerinden biri, rakip dış skorerlerin işini zorlaştıracak ve hücumda da ceza şutlarını sokacak bir kanat oyuncusuydu. Her iki yönde de istikrarsız olsa da Matt Barnes takımın bu konudaki en öne çıkan ismiydi ve Lance Stephenson için gönderildi. Rivers bu takası yaparken, Stephenson’ın potansiyeline ve onu Indiana günlerine döndürebileceğine inanarak hareket etti. Ne var ki Stephenson, Pacers’taki en iyi günlerinde bir köşede şut bekleyen ve onları istikrarla atan oyuncu olmadı. Sezon başı itibarıyla burada olabileceğine dair işaretler de görülmüyor. Bu da takımın Pierce’a bir bench skorerinden daha geniş bir rolde ihtiyaç duyabileceği anlamına gelir. Fakat o da bu yaşında, Kevin Durant’leri, Kawhi Leonard’ları, LeBron James’leri savunmasını isteyeceğiniz adamlardan değil. Yani Clippers Dimyat’a pirince giderken evdeki Matt Barnes’tan olup, oyunun birer yönünde sıkıntı yaratması muhtemel iki oyuncuyla kaldı.

Josh Smith, Blake Griffin yedeği olarak elbette gayet iyi, ama esas soru pivot Jordan’ın sahada olmadığı dakikalarda o pozisyonu ne kadar götürebileceği. Lig giderek kısalsa ve Smith müthiş bir atlet ve blokçu olsa da, etrafta hala Duncan’lar, Howard’lar, hatta Bogut’lar, Mozgov’lar var. Listede kendisinden sonraki ilk pivot alternatifi Cole Aldrich, dolayısıyla Clippers Smith’in 5 olduğu beşleri maç başı en az 10-15 dakika oynamak zorunda. Bir de Rivers’ın DeAndre’ye faul yapılmasından korkarak onu kenarda tutacağı maç sonları olacak.

Saha içi komutanlığı konusunda ligin hala en iyisi olduğunu iddia edebileceğiniz Chris Paul ve oyununu MVP adaylığı sınırına kadar getiren Blake Griffin ile Clippers, Pierce’ın 3 numarada diğer ilk beş oyuncularıyla birlikte oynadığı anlarda ligin en iyi hücum beşi bile olabilir. Ne yazık ki oyun hücumda bitmiyor ve geçen yıl play-off’ta bir kez daha acı şekilde hatırladıkları gibi, kimse sürekli olarak 48 dakika oynayamıyor. Yine de bu yıl daha iyi olduklarını söyleyebiliriz. Ve unutmayın, geçen yıl Spurs’ü elemiş, önceki sezon Thunder’ı elemenin eşiğinden dönmüşlerdi.

pho16

Phoenix Suns (Geçen sezon: 39-43)

Gelen: Tyson Chandler, Sonny Weems, Mirza Teletovic, Jon Leuer, Henry Sims, Devin Booker

Giden: Gerald Green, Marcus Morris, Brandan Wright

Rotasyon:

Bledsoe / Price
Knight / Goodwin / Booker
Tucker / Warren / Weems
Morris / Teletovic / Leuer / Jefferson
Chandler / Len / Sims

İki yıl önce sezona başlarken Phoenix Suns’ın zihni ne kadar da berraktı. O sezondan yükseklerden bir draft hakkı dışında hiçbir beklentileri yoktu, olması da gerekmiyordu, çünkü kadroya reset atmışlardı. Yeni koç Jeff Hornacek yönetiminde gençler oynarken hangilerinin ileride bu takımda önemli rol alabileceğini tartacaklar, bir yandan da değerli draft haklarını iyi değerlendirmek için oyuncu izleyeceklerdi. Sonra beklenmedik bir şey oldu ve Suns play-off yarışına tutundu, hem de Batı Konferansı’nda. Son maçlara kadar sürdürdükleri yarışın sonunda ilk sekize giremediler ama bu sürpriz başarı iki şeye sebep oldu: Suns’ın şampiyonluk iddiası taşıyacak bir takım olmakla arasında az mesafe kaldığını düşünmesine ve sezon başında bekledikleri gibi üst sıralarda bir draft hakkı elde edememesine.

Yeniden yapılanma daha bitmeden bittiği fikrine kapılmak ve bir sonraki aşamaya geçmeye kalkmak bu tip takımlar için en büyük tehlikelerden, çünkü kendinizi tam ortada kalmış halde bulabilirsiniz. Geçen sezon play-off yapması gerektiğini düşünen Suns önce Isaiah Thomas’ı altıncı adam olarak aldı, sonra da kalabalık guard rotasyonunun mutsuz kıldığı ve takasını talep eden Goran Dragic’i kaybederken Brandon Knight’ı alabilmek için elindeki çok değerli olması muhtemel Lakers draft hakkından vazgeçti. Vazgeçmek demişken, Thomas’ı da sezon ortasında Celtics’e takas ettiler. Bu arada play-off yarışından bir önceki yıla göre çok erken koptular ve bir yıl evvelki pozitif hava yerini karamsarlığa bıraktı.

Şu anki Suns kadrosuna baktığınızda “Fena değil ama o kadar işte” diyebilirsiniz. Play-off yarışı içinde kalacak, hatta muhtemelen ilk sekiz içine girecekler ama tepeyi tehdit etmeleri mümkün değil. Play-off takımı oldukları ve Lakers pick’ini takas ettikleri için üst sıralardan draft yapma şansları da yok. Şu an takımın taşıyıcıları olan Eric Bledsoe, Brandon Knight ve Markieff Morris’in bundan sonra bugünkünden çok daha iyi oyuncular haline gelemeyecekleri bana göre belli. Dolayısıyla Suns şimdilik bir alt sıra play-off takımı olmakla kısıtlanmış olabilir. Bunu kırma ihtimalleri büyük bir transfer/takas yapmalarına ya da Archie Goodwin-TJ Warren-Alex Len gibi henüz fazla kendini gösteremeyen gençlerin patlama yapmalarına bağlı.

Tyson Chandler’ın varlığı bu sezon savunmada daha derli toplu ve dirençli olmaları için ihtimal yaratıyor. Bledsoe ve Knight da sezona iyi başladı. Ama “tehlikeli takım” olmanın ötesine geçmeleri zor gözüküyor.

sac16

Sacramento Kings (Geçen sezon: 29-53)

Gelen: Rajon Rondo, Willie Cauley-Stein, Marco Belinelli, James Anderson, Caron Butler, Kosta Koufos, Seth Curry

Giden: Derrick Williams, Ray McCallum, Carl Landry, Jason Thompson, Andre Miller, Nik Stauskas, Reggie Evans

Rotasyon:

Rondo / Collison / Curry
McLemore / Belinelli / Anderson
Gay / Butler / Dukan (bu kim lan?)
Cauley-Stein / Casspi / Acy
Cousins / Koufos / Moreland

Eğer Sacramento Kings taraftarı değilseniz bence onları izlemek gayet keyifli. Sadece sahada değil, bir bütün olarak… James Dolan’a rahmet okutan yönetimin yaptıklarını, takımın koçu ve yıldızı arasındaki gizlenemez hale gelen gerilimi, abuk subuk bir planlamayla oluşturulan kadronun sahada oynamaya çalıştığı basketbolu izlerken eğlenebilirsiniz. Bu dünyada canınızı bir de Sacramento için sıkacak değilsiniz ne de olsa.

Kings’te sadece son bir yılda yaşanan tuhaflıkları şöyle sıralayabiliriz: Geçen sezona gayet iyi bir başlangıç yapan takımın koçu Mike Malone, DeMarcus Cousins’ın menenjit nedeniyle oynayamadığı ve bunun yadsınamaz payıyla üst üste yenilgiler aldıkları dönemde şutlandı. Takım sahibi Vivek Ranadive’nin hızlı oynayan bir takım istediği ve Malone’un oynattığı oyunu beğenmediği lafları dolandı. Malone’un gidişi sonrası yardımcı antrenör Tyrone Corbin geçici olarak görevi devraldı. Daha sonra epeydir ismi Kings ile anılan ve Ranadive’nin hayal ettiği basketbolu Denver’da oynatan George Karl’ı başa getirdiler ama sadece bir ay sonra, Karl ile Denver’da birlikte çalışan genel menajer Pete D’Alessandro’nun üzerine, basketbolun patronu olarak, NBA yöneticilik tecrübesi sıfır olan Vlade Divac getirildi. Böylelikle basketbolun bir numaralı karar vericisi, kendi getirmediği bir koçla çalışmaya başladı. Sezonun bitmesine yakın koç Karl, Cousins dahil her oyuncunun uygun bir teklif karşısında elden çıkarılabileceğini yumurtladı ve oyuncuyla arası bozuldu. Las Vegas’taki Yaz Ligi maçında Cousins Karl’la birlikte oturmaktan kaçındı, daha sonra zoraki bir “sorun yok” fotoğrafı verildi. Salary cap’te boşluk yaratmak için, takımın geçen yılki draftta sekizinci sırada seçtiği Nik Stauskas, yanında gelecek yılların başka draft haklarıyla birlikte Philadelphia’ya gönderildi. Altıncı sırada seçim yaptıkları 2015 draftında, takımın temel oyuncusu Cousins’ın yanına uyması en zor adamlardan biri olan, atış menzili hayli sınırlı Willie Cauley-Stein’ı aldılar. Oyun kurucu Emmanuel Mudiay hala seçilmemişken… Takım oyun kurucu ihtiyacını kapatmak için daha sonra, yine Cousins’ın yanına uyması en zor seçenek olan Rajon Rondo’yu aldı. Böylece takımın takviye için en önemli iki kaynağı, ilk beşte Cousins’ın yanına iki tane şut tehdidi olmayan oyuncu koymak için kullanıldı. En son olarak Cousins’ın San Antonio maçından sonra soyunma odasında Karl’a küfrettiği ortaya çıktı.

Bu kadar saçmalığı aptallıkla bile açıklamak zor. Kings’in sahadaki hali de bütün bu saçmalıkların izdüşümü oluyor haliyle. En büyük transferi ve en yüksek draft seçimi şut kabızı oyuncular olan takımda sahayı açmak için, ligin şu an belki de en önemli pota civarı skoreri olan Cousins üçlük atmak durumunda kalıyor. İlk dokuz maç sonundaki derece 2-9.2 Koç Karl’ın her an kovulabileceği söyleniyor. Cousins daha önce davranıp öldürmezse…

Kısacası, Sacramento’yu izleyin. Eğlenceli.

lal16

Los Angeles Lakers (Geçen sezon: 21-61)

Gelen: D’Angelo Russell, Roy Hibbert, Brandon Bass, Larry Nance Jr, Anthony Brown, Lou Williams, Metta World Peace, Marcelinho Huertas

Giden: Carlos Boozer, Jeremy Lin, Jordan Hill, Wes Johnson, Ronnie Price, Ed Davis, Jabari Brown, Wayne Ellington

Rotasyon:

Russell / Williams / Huertas
Clarkson / Young
Bryant / World Peace / Brown
Randle / Nance / Kelly
Hibbert / Black / Bass / Sacre

Bu yazıyı sezon başlamadan önce yazabilseydim, Lakers’ın play-off ihtimali bulunmadığını, hedefin takımın geleceğini sortlaması beklenen gençlere mümkün olduğunca süre ve sorumluluk verilmesi olması gerektiğini, bu doğrultuda Kobe’nin de rahat durup geçen sezonki gibi kudurmuşçasına şut kullanmaktan kaçınmasını umduğumu, zaten kullanırsa düşük yüzdelerde kalacağını ve giderayak kötü bir görüntü vereceğini, bu arada kafasında sezon sonu basketbolu bırakmayla ilgili bir şüphe bulunuyorsa da bundan bir an önce kurtulup bırakmaya kesin olarak karar vermesinin iyi olacağını, ayrıca Byron Scott’ın takımdaki son yılını geçirmesini ümit ettiğimi söyleyecek ve özellikle Kobe ile ilgili kısımlardan ötürü muhtemelen tepki görecektim. Gerçi yine görebilirim ama en azından artık önümde taze kanıtlar var.

Evet, bu takım, yönetiminin yalandan gazını verdiği ve bazı taraftarlarının inandığı gibi play-off adayı olamayacaktı ve takke erkenden düştü. Sezon başı elverişli fikstürün de yardımıyla, “ulan, acaba…” dedirtecek birkaç galibiyet alma ihtimali de, şu an ligin açık ara en berbat koçu olan Scott’ın ve ne kadar kötü oynarsa oynasın bir şey diyemediği ya da normal rotasyon dışında kenara alamadığı Kobe’nin ellerinde, el üstü ve airball üçlükler olarak savrulup gitti. Ve böyle olmasında bir sakınca da yoktu. Hatta takımın üstündeki saçma baskının bir an önce uçup gitmesi ve draft kurasında ilk 3’e düşme ihtimalini arttırması bakımından hayırlısı oldu belki de.

Eldeki kadronun bir play-off takımı, Kobe’nin de artık taşıyıcı kudrette olmadığını nihayet herkes kabullenebildiyse, Lakers’ın bundan sonra yapması gerekenler belli: Hücumda kararları tamamen D’Angelo Russell, Jordan Clarkson ve Julius Randle’a bırakmak, Kobe’nin sadece bir bitirici olarak takımda yer almasını ve ölçülü şut kullanmasını sağlamak, maç sonlarını Russell ve Clarkson yerine Lou Williams ve Nick Young gibi adamların oynaması gibi aptal aptal işlerden kaçınmak ve son ikisinden birini fırsat bulunursa hemen takas etmek, diğer çaylaklar Larry Nance ve Anthony Brown’a da mümkün olduğunca süre vermek, Roy Hibbert’ı bol bol oynatarak gençlerin savunma konusunda bir motivasyon bulmalarını sağlamak, Byron Scott’ı draft kurasında ilk 3 çekme ihtimalini arttıracağı için kovmamak ama en azından bunları yapması gerektiğini kafasına kakmak. Bunlar olur mu? Bir kısmı olur, bir kısmı olmaz.

Söz konusu Lakers olunca çoğunluk Kobe’ye ve transferde alınamayanlara ya da bundan sonra hangi büyük yıldızların peşine düşülebileceğine odaklandığı için biraz gözden kaçsa da, bütün bu gürültünün arasında Lakers gelecek için üç önemli potansiyel yakaladı. Bu üç çocuk elbette hiçbir şeyi garanti etmiyor ama bir umut ışığı yarattılar. Lakers şimdi geçmişi ve geçmişin kalıntısı ezberleri bir kenara bırakarak o ışığın peşinden gitmeli.


  1. Ülkede NBA’in televizyon yayını sınırlıyken biraz uğraşmanız gerekebilir.
  2. Dört tanesinde Cousins sakatlık nedeniyle oynamadı ama oynasa da muhtemelen pek bir şey değişmeyecekti.