Skip to content

Güneş Leith Üzerine Doğdu

“Celtic’in Barça galibiyetinden sonra tüm dünya SPL puan durumuna bakıp ‘Şu Hibernian çok sağlam bir takım olmalı’ diyordur...”

19 Mayıs 2012. Dünyadaki futbolseverlerin neredeyse tamamı Münih’teki Şampiyonlar Ligi finalini bekliyor. İskoçya’dakiler ve İstanbul’daki bir tanesi hariç. Edinburgh’nun iki ezeli rakibi, Hibernian ve Heart of Midlothian İskoçya Kupası finalinde karşı karşıyalar. Dışarıdan bakan birisi için sıradan bir maç olabilir ama Hibernian taraftarları için değil. Zira futbol tarihindeki en büyük kupa hasreti Edinburgh’nun yeşil-beyazlılarına ait. Fenerbahçe’nin 29 yıl Türkiye Kupası kazanamaması veya Galatasaray’ın Şükrü Saracoğlu’nda 13 yıldır kazanamıyor olması Hibernian taraftarları için çerez. Zira İskoçya Kupası en son Easter Road’a geldiğinde sene 1902’ydi ve İstanbul’da henüz bir futbol kulübü kurulmamıştı bile!

110 yıllık hasretin bitirilmesine tanık olmak için Gülhane’de North Shield’a konuşlanıyorum. Yol boyunca Andy Murray’den sonraki en ünlü Hibees taraftarları The Proclaimers’tan kulübün gayrıresmi marşı “Sunshine on Leith”i1 dinliyorum. Üzerimde tişörtüm ve atkım, siparişi birkaç hafta önce Hibs Store’dan vermişim ve sağolsunlar, maça yetiştirmişler.2 Maç başlıyor. Tak iki gol gerideyiz. Coventry’den kiralık gelen James McPake, sezonun oyuncusu, bir gol atıyor, umutlanıyoruz. Devre arasında “Hadi çocuklar, bunu yapabiliriz” tweet’imi atıyorum, bir geri dönüşe inanarak. Döner dönmez bir penaltı ve kırmızı kartla Hearts fişi çekiyor. Maçın sonucu ise çok daha acı: 5-1.3

Hibernian o maçı kazanmayı beklemiyordu aslında. Ligde kalmayı zar zor başaran bir takım, daha zengin ve sağlam rakibi önünde elbette zorlanacaktı. Ama futbolda daha tuhaf şeyler olmuştu ve Hibernian’ın hasretini 110 yılda ve ezeli rakibi önünde bitirmesi, güzel öyküleri seven futbol tanrısının gönlünü çelebilirdi. Olmadı, gerçekler hayallere ağır bastı. Maç sonrası basın toplantısında Pat Fenlon alışılmadık şekilde takımını fırçaladı. “Bu takımda bir boşvermişlik ve yumuşaklık var ve bu değişmek zorunda. Bir kupa finaline çıkıyorsanız oyuncuların yırtınmasını beklersiniz ama bu olmadı ve bundan böyle bu tip oyuncular alacağız.” Fenlon yönetimin desteğini aldı ve ertesi hafta yarım düzine oyuncunun takımla ilişiği kesildi, ki bunlardan birisi Ian Murray’ydi; profesyonel kariyerine Easter Road’da başlayan ve üç yıllık gurbet dışında hep Hibernian’da oynayan, kulübün son sembol oyuncusu olan Murray.

Yaz aylarından sonra İskoçya’da resim radikal biçimde değişti. Rangers, malumunuz, iflas ederek Üçüncü Lig’e gönderildi. Hearts ise Litvanyalı sahibi Vladimir Romanov’un muslukları kısmasıyla oyunculara paralarını ödeyememeye başladı. Daha düşük bir ücretle kontrat imzalamayı kabul etmeyen teknik direktör Paulo Sergio kupa zaferinin birkaç hafta sonrasında kulüpten ayrıldı. Takımın kilit oyuncuları Ian Black, Rudi Skacel, Stephen Elliott, Craig Beattie gibiler de “Feda” demeyip eşyalarını topladılar.4

Fenlon ise neredeyse sıfır bonservis ücreti ödeyerek 9 oyuncu imzaladı. Geçen yıl Kasım ayında geldikten sonra ilk beş maçında bir puan alabilen İrlandalı, yeni sezonda kendi takımını kurabildi. İstediği gibi mücadele eden, özellikle içeride sağlam savunma yapan ve yağmur gibi gol atan bir takım haline getirdi Hibees’i. Geçen sene kiralık oynayan kaptan McPake’in Coventry’den alınması şüphesiz önemliydi ama İskoç takımlarından alınan Tim Clancy, Alan Maybury ve Paul Cairney de hemen her maç oynayarak katkı verdiler. Kilit nokta ise Leigh Griffiths oldu. Wolverhampton’dan kiralık olarak geldiği ilk sezonda 30 maçta 9 gol atan “Sparky” bu yıl adeta bir güneş gibi doğdu Leith üzerine. İlk 12 maçta 12 gol, gelen SPL Ayın Oyuncusu ödülü ve ilk defa İskoç milli takımına çağrılış: Griffiths, 22 yaşında patlamasını yaptı.

Önceki hafta Hibernian iki maç fazlasıyla Celtic’in bir puan önünde liderliğe çıktı. Ertesi gün, Glasgow’lu rakipler kolay bir Dundee United galibiyetiyle zirveyi geri alacaktı. Son dakikalarda iki gol birden yiyerek 2-2 ile aynı puan, bir maç eksiği ve üstün averajla Celtic yine zirveye çıktı. Olsun, 24 saatten az bile sürse, Hibernian Kasım 1994’ten sonra ilk defa liderdi. Ertesi hafta Hibernian yine Griffiths ve Eoin Doyle golleriyle Dundee United’ı yendi. Barcelona önündeki zaferden dört gün sonra Celtic, St. Johnstone önünde 1-1’le puan bıraktı. Yine bir maç fazlasıyla, ama bu sefer iki puan üstünlükle Celtic’in önündeydi Hibees. Barcelona destanından sonra “İskoç Ligi’ne bir bakalım yahu” diyen milyonlarca futbolsever “Şu Hibernian çok sağlam takımmış” diyor olmalıydı.5

2010 yazında Johannesburg’dayım. Dünya Kupası öncesi Arsene Wenger’in gazetecilerle buluşacağı bir etkinlik tertip edilmiş. İskoç bir meslektaşla laflıyorum. Edinburgh’dan olduğunu öğrenince söylüyorum, “Hibernian’ı tutuyorum” diye. Bir Türk neden Hibernian’ı tutar anlamadığı için soruyor tabii, “Nereden bu ilgi?” diye. Ona tüm zamanların en saçma takım tutma sebebini söylemek istemediğim için bir şeyler geveliyorum, “İskoç futbolunu severim ve dominant takımları sevmem” diye.

Gerçek sebep, 2008 yılında, o dönemde Londra’da master yapan kız arkadaşımın bir hafta sonu için Edinburgh’a gitmiş olması. “Buradan bir şey ister misin?” deyince oranın iki takımı arasında acil bir karar vermem gerekiyor. Renkleri ve ismi itibariyle Hearts’ı seçmem daha olası ama ben “Hibernian” diyorum, “Hibernian’la ilgili bir şey bulursan al.” Hibees’le ilk ilgilendiğim an değil bu aslında, Carlsberg’in forma reklamı verdiği üç kulüpten birisi olduğu için ilgi duymuşluğum var önceden, yarıda kalan bir FM maceram var onlarla. Ama o 2008 hafta sonu bir başka. Can sıkıntısından yeni bir FM save’i açıyorum, hep hayalini kurduğum İskoçya’daki Old Firm hakimiyetini kırmak için Hibernian’ı seçiyorum. Gerisi, 13 sezon süren kan, ter, gözyaşı ve mutluluk dolu bir hikaye.

İlk birkaç sene orta sıralarda süründükten sonra çeyrek finalde Celtic’i, yarı finalde Rangers’ı eleyip finale çıkıyorum. Final laneti işte, Falkirk’e kupayı veriyorum. İki sene sonra ilk kupa geliyor, ondan da üç sene sonra ilk Şampiyonlar Ligi tecrübesi. Tabii ki hayat FM kadar dostane olmaz asla. Benim oyunumda kadromdaki bir delikanlı benim kaldıracım olmuştu. Adı Steven Fletcher’dı. Asker babasının görevi dolayısıyla İngiltere’de doğan, Liverpool taraftarı olarak büyütülen bir wonderkid’di. Müthiş bir kafası ve sol ayağı vardı, ceza sahasında topla buluştuğu anda tabelayı değiştiriyordu. Oyunda kendisine birkaç sene tutunduktan sonra Liverpool’a 12.75 milyona satma şansım vardı. Gerçek hayatta Hibernian’ın böyle bir şansı olmadı. Ondaki potansiyeli gören Premier Lig kulüpleri Fletcher’a kancayı taktılar, Burnley, Wolves ve Sunderland derken Hibernian evladının Ada’nın önemli golcüleri birisi haline gelişini televizyondan izlemek zorunda kaldı.

Fletcher örneği önemli, zira İskoçya Premier Ligi’nde Old Firm’ü bir kenara koyarsanız ortalama takımlar ve iyi takımlar arasındaki farkı sadece bir iki iyi oyuncu sağlayabiliyor. Hibernian Fletcher’sız ilk senesinde Derek Riordan’ın yanına Antony Stokes’u koymuş ve genç golcüden 40 maçta 22 gollük bir katkı almıştı. Tabii ki, Stokes’a da tutunamadı Hibees ve Celtic’e satmak zorunda kaldı. Şimdi bu farkı yaratan adam Griffiths. Ne yazık ki, onun kulüpten ayrılışı daha bile erken olabilir. Kiralık kontratı Ocak ayında bitiyor ve Fenlon bunu en azından sezon sonuna kadar uzatmak için uğraşıyor. Bunu başarsa bile yaz aylarında Hibernian’ın Sparky’ye tutunması hiç kolay olmayacak.

Aslına bakarsanız Hibernian için zirveye tutunmak da kolay olmayacak. Şu an için Celtic’in Şampiyonlar Ligi-SPL arası dengeyi iyi kuramadığı ve Avrupa’dan her dönüşünde ligde puan bıraktığı gerçeği göze çarpıyor. Neil Lennon’ın güçlü kadrosu bunu başardığında Hibernian Glasgow’lu rakiplerini uzaktan izlemek zorunda kalabilir. Ne gam! Hibernian için hedefi doğru çizmek önemli. İki hafta sonra İskoçya Kupası’nın dördüncü turunda Hearts’la karşılaşılacak Hibernian. 19 Mayıs’ta dibe vuran ve zirveye çıkan iki takımın hikayesini izlemiştik. Şimdi resmin nasıl değiştiğini ortaya koyma fırsatı olarak görünüyor bu güzel eşleşme.

Hibernian altı ay içinde radikal bir şekilde gerçekleştirdiği değişimin sonunda çıktığı zirvedeki her dakikasının tadına varıyor. Ben de öyle yapıyorum. “Küçük” takım tutmanın güzelliği bu değil midir zaten, üzüntüler çok küçüktür, sevinçler de çok büyük.


  1. http://www.youtube.com/watch?v=sPXCNwBu_t8
  2. Siparişi alelade bir poşete koyup göndermeleri ve zarfın üstüne adresin çalakalem yazılmış olması kulübe olan sevgimi daha da büyütüyor. Muhtemelen dünyanın burasına ilk defa bir gönderim yapıyorlardı.
  3. Maça dair şu yazıyı okumanızı öneririm. İskoç bir taraftarın maç öncesinde Hibees’in kupa hasretine dair yazdığı bu makale, futbol taraftarlığı üzerine okuduğum en iyi metinlerden birisi: http://football.uk.reuters.com/leagues/champleague/news/2012/05/16/21584740-9F68-11E1-8EFF-F5148033923B.php
  4. Hali hazırda Hearts 450,000 pound’luk bir vergi cezasına da çarptırıldı. Geçen hafta Dundee United maçının devre arasında Easter Road hoparlörlerinden Beatles’ın “Taxman”i yankılanmaktaydı. Rakibin durumuyla dalga geçen stad görevlisinin işine derhal son verildi
  5. https://twitter.com/splbanter/status/267726803441967104