Skip to content

Tuhaf Bir Şampiyonluk

NBA’de Golden State, Euroleague’de Real Madrid bağıra bağıra şampiyon oldu. Ya Sırbistan?

#EuroBasket2015’in ardından bir an için turnuvayı takip etmediğinizi düşünmeye ve Son-12 itibariyle şu istatistiklere sahip bir takımın nasıl şampiyon olduğuna mantıklı bir cevap vermeye çalışın.1

Genel şut yüzdesinde %40.7 ile dokuzuncu, ikilik atış yüzdesinde %45.3 ve üçlük atış yüzdesinde %30.7 ile sekizinci, saha içi isabetinde 25.7 basket ile yedinci, toplam ribauntta 36.5 ile dokuzuncu, asistte 14.4 ile on birinci, rakipten yenen 70.4 sayı ile sekizinci, rakipten yenen %44 saha içi oranı ile yine on birinci! Bireysel istatistiklere gelince; sayı-ribaund-asistte ilk 10’a girebilmiş herhangi bir oyuncusu yok! Peki, nasıl oldu da çeyrek finale Slovakya’nın önünde kıl payı kalabilen, Son-8’e kadar ikisi çok farklı olmak üzere tam üç mağlubiyet alan bir takım şampiyon olabildi? Böyle sorunca çok artistik durdu ve sanki tüm şifreleri ortaya döküverecekmişim gibi göründü ama işte birkaç istatistik yardımıyla bir yere bağlamaya çalışacağım- kısmet.

Sırbistan atmaktan korkmuyor: 25 sayı attığı Fransa finalinin ardından MVP seçilen eskinin Orman Gençlik’lisi/yeninin (…)’lisi Ana Dabović maç başına sadece 10.6 top kullanıyor, yine maç başına 10 üzeri top kullanan üç oyuncusuyla Sırbistan topu potaya atmaktan korkmuyor ve bunu da mümkün olduğunca dağıtarak yapıyor. Peki, çok mu yüzdeli yapıyor? Hayır, bunun cevabını yukarıda vermiştim. Amma velakin, maç başına 62.4 toplam saha içi ve 19.9 üçlük denemesiyle dördüncü sıraları alıyor. Dahası; alan paylaşımını iyi yapıyor, pas kanallarını açık tutuyor ve böylece sadece 14 kaybı yapıyor. Daha da ileri giderek; sadece %30 gibi berbat bir yüzdeyle atmasına rağmen maç başına hala 20 üçlük denemesinde bulunuyor. Neden? Keyiflerinden mi? Aptallar mı? Hayır.

Sırbistan yemekten de korkmuyor: Bu takım 70 üzeri sayı yiyor ama esasında bu oranda fazla pozisyon imkânı tanımıyor ve maç başına 59.5 pozisyon ile burada da en iyi dördüncü dereceye sahip ki, bunda 8.6’lık olağanüstü top çalma ortalaması etkili. Topu potaya bu kadar az attırırken nasıl 70 üstü sayı yiyorlar? Çok basit: Yemekten korkmuyorlar. Bu, savunma yapmayan bir takım oldukları anlamına gelmiyor, top çalmadaki üstün başarılarını 15 saniye önce okudunuz; nasıl oluyor da rakibe %39 ile üçlük attırıyorlar (sonuncu!) ve nasıl oluyor da yine %44 ile saha içi isabet (on birinciler!) bulmalarına göz yumuyorlar? Tekrarlıyorum: Yemekten korkmuyorlar, çünkü daha fazlasını atmalarını sağlayacak bir anahtara sahipler: TEMPO.

Geniş kadro = Yüksek tempo: Şampiyon Sırbistan’ın yıldız oyuncusu kim diye sorulsa, istisnasız herkes Dabović kardeşlerden Ana’nın kulaklarını çınlatır2 Peki, Ana sizce bu turnuvada maç başına kaç dakika almıştır? Zahmet etmeyin: Sadece 26.7! Bu, tüm oyuncular arasında 33. sıraya tekabül ediyor –şaka gibi, değil mi? Sırbistan’ın 12 oyuncusunun maç başına aldığı dakikaları sırayla vereyim de şaşkınlığınız daha da artsın: 26-25-25-23-23-21-20-19-9-8-7-7. Sırbistan, kadrosunu dakikaları paylaştırarak kullanıyor; böylece hem tempoyu yüksek tutabiliyor hem de doğal olarak daha zinde kalabiliyor.

Hem savunmada hem hücumda agresif bir oyun: Derin bir kadro oluşturan ve dakikaları paylaştıran Sırbistan, savunmada faul yapmaktan kaçınmıyor (21.3 ile üçüncü), hücumda ise sürekli ya çemberi ya da birebirleri zorlayarak faul çizgisine gidiyor. Maç başına 20.3 kez çizgiye giden Sırbistan, buradan maç başına 17.2 sayı buldu ve bu departmanda birinciliği aldı. Daha da somut hale getireyim: Final maçında Fransa ile neredeyse tüm istatistikler, tüm oranlar birbirine fazlasıyla denk; biri dışında? Evet, bildiniz. Sırbistan, Fransa’dan 9 fazla serbest atış attı ve 8 fazla isabet buldu; maç skoru 76-68! Girişteki birtakım negatif yüzdeleri de hatırladığınızda; sadece belli setler üstünden şutlara ya da ezberlenmiş pick and roll’lere dayalı değil, aynı zamanda birebir oyuna ve deliciliğe dayalı agresif bir hücum düzeni benimsediklerini, bazı oyunculara serbesti verdiklerini, zaman zaman erken atmaktan hiç kaçınmadıklarını, berbat üçlük yüzdelerine rağmen oyunu küçücük bir alana sıkıştırmamak için yayın dışından denemekten çekinmediklerini görebilirsiniz.

Ana Dabovic

Erken attıklarında ise iki durum çıkıyor karşımıza. Birincisi, takım olarak ikinci sırayı aldıkları 13.1’lik hücum ribaundu ortalaması ile rakip savunmaların canına okuyorlar –alamasalar da bozuyorlar. İkincisi, erken atarak, tüm kadroyu da kullanmanın avantajı ile dar kadrolu rakipleri yoruyorlar. Bakınız; Türkiye. Çeyrek finali ve 26-11’lik o üçüncü çeyreği hatırlayın. Şimdi de aynı maçın özellikle ilk periyodunu… Marina Maljković’in o topları keyfinden erken attırmadığı, zaten dar kadrolu Türkiye’yi yıpratmak istediği, özellikle Sanders ve Nevriye’nin mümkünse 40 dakika sahada kalacağını ve en uzun mesafeleri kat etmek zorunda olduklarını adı gibi bildiği pek aşikâr. Kısacası, Sırbistan’ın üçüncü periyotta o derece keskin şekilde vurup geçmesi tesadüf ya da şanssızlık değil…

Vır vır vır, vır vır vır anlattım ama esasında mevzu çok da karmaşık değil: Kadroyu ekonomik kullanarak topu ve dakikaları paylaşma, tempo-dinamizm-atletizm-yerleşim, birebirleri ve çemberi zorlama, dış atışlardan “girmese de” kaçınmama derken; günümüzün artık pek tanıdık gelen modern basketboluna hoş geldiniz! Tüm sene boyunca Golden State Warriors’ı, Real Madrid’i izledik; 34 yaşındaki Marina Maljković, Amerika’yı pek de yeniden keşfetmemiş, değil mi? İş tebessüme ve sıcakkanlılığa gelince Ivan Drago’dan hallice Maljković’in dehası; bu başarıya en ufak gösterişten uzak şekilde, hatta neredeyse zaman zaman gayet vasat rakamlarla ulaşmış olması.3

Türkiye’den devam edeyim. Koç Ekrem Memnun’un turnuvanın başından bu yana söylediği en doğru şey, ikincilik ile beşincilik arasında çok da büyük fark olmadığıydı. Elbette ortada “birkaç” madalyadan oluşan ufak bir fark var ve elbette herkes son akşamki podyum seremonisinde etrafa gülücükler dağıtarak poz verebilmeyi ister ama 2-5 arasının Olimpiyat elemelerine (yani aslında Olimpiyatlara!) gittiği düşünüldüğünde, altın sarısı olmadıkları sürece madalyasız boş kalan boyunların derdi sıkıntısı da biraz hafifliyor. Türkiye’nin 2-3 oyuncunun bireysel performansları dışında istatistiklerinin nasıl yerlerde süründüğünü,4 nasıl temposuz ve alternatifsiz bir hücum düzeniyle oynamak durumunda kaldığını, tüm yükün nasıl 4-5 ikili oyunlarına ve çokça da Sanders’ın narin omuzlarına yüklendiğini, özellikle 3 numarada nasıl çaresiz hallere düşüldüğünü, birkaç oyuncu dışında potaya bakmaktan nasıl korku duyulduğunu, dar rotasyon yüzünden genel itibariyle temposuz maçların sonunda bile oyuncularımızın nasıl nefes nefese kaldığını, tüm bunlara bağlı olarak da atarak değil, yemeyerek kazanmaya çalıştığını izledik; tüm bunların ardından alınan Avrupa beşinciliği –hiçbir ironi olmaksızın- büyük başarıdır. Hatta ve hatta, kazanılan basamağın çok daha gerisini işaret eden tüm o rakamlar ve teknik ekibin de dahil olduğu formsuzluk bulutu itibariyle Budapeşte’de kazanılan şu beşincilik, önceki iki turnuvadaki podyumlardan –nispi olarak- “daha büyük” iştir. Nasıl kusursuz bir jenerasyon yakalandığını, bu oyuncu grubunun nasıl hiçbir şart altında kolay teslim olmayacağını belgeleyen buruk bir başarıdır.

İstikrar istikrar diye başımızın eti yeniyor ya hani; evet, istikrar önemlidir, ama bir model oluşturulurken bağımlı değişkenlerin yanında bağımsız değişkenler de hesaba katılır. Dünya değişiyor, bugün “anormal” kabul edilen yarın “normal” olabiliyor, bir fanusun içinde yaşamak her gün zorlaşıyor, çünkü o fanuslar darbe üstüne darbe alıyor ve er ya da geç paramparça oluyor. #EuroBasket2011 ikincisi, #EuroBasket2013 üçüncüsü,5 2014 Dünya Şampiyonası dördüncüsü bu takımın ve imajının temeli, “günü kurtaralım” diyerek atılmadı ve bu vizyondan çok daha fazlasını hak ediyor. Ekrem Memnun’un sadece birkaç aydır takımın başında olduğunu, geniş çaplı değişimlerin öyle hemen iki günde gerçekleşemeyeceğini gayet iyi biliyorum; amma velakin, bu beşincilik çok güzel ve yerinde bir uyarıdır. Birileri bize, “Çok iyi, çok özverili oyuncularınız var, ama basketbol da değişiyor- alışılageldik kadın basketbolu bile!” diyor: “Bu son uyarı, gerçekten de geldiğiniz bu seviyede kalmak istiyorsanız, haydi biraz hareket!”

Maljković’in6 kusursuz yönetimiyle her maçta performansını yükselten ve en iyisini de finale saklayan Sırbistan –tüm defolarına rağmen- aktı. Akmak isteyerek aktı. Hiçbir şeyi kusursuz yapmamasına rağmen korkmadan aktı gitti. Bizse biraz “haydi aslanlar”, biraz “haydi savunma” nidalarıyla turnuvayı tamamladık. Pek de akamadık. Basketbol değişiyor, koçlar değişiyor, yeni denemeler mantar gibi yayılıyor, cesur hamleler hemen karşılık buluyor ve Sırbistan’ın bu şampiyonluğu ile kadın basketbolunda da belki yeni bir dönem başlıyor.7 Şimdi, atan/koşan/yayılan takımların zamanı; 3-5 sene sonra oyunun nereye evrileceğini o zaman düşünürüz.

En iyi 5

Turnuvanın En İyi Beşi:

  • Céline Dumerc (Fransa)
  • Alba Torrens (İspanya)
  • Ana Dabović (Sırbistan – MVP)
  • Sonja Petrović (Sırbistan)
  • Sandrine Gruda (Fransa)

 


  1. Tekrar etme ihtiyacı hissettim: Bahsettiğim tüm sıralamalar ikinci grup aşamasına kalan 12 takım baz alınarak oluşturulmuştur, zira asıl turnuva bu grup aşamasıyla başladı denebilir.
  2. Yıldız demişken, 16 dakika süre alıp 12.3 sayı-5.9 ribaunt-0.9 asist ortalamaları tutturan 16 yaşındaki Rus Maria Vadeeva apayrı bir yazıya konu olmalıdır! 5 yıl sonra bile sadece 21 yaşında olacağını düşününce insan heyecanlanmadan edemiyor –çok acayip. [Bu kız 16 yaşında: http://www.youtube.com/watch?v=8u2_y8JAHJI] Turnuvanın benim için bir başka yıldızı ise İspanya tribünlerindeki o kızdır. Ben ona “Isabella” diyorum. Twitter’da takip edenler neden bahsettiğimi anlamıştır.
  3. Hocamı final maçındaki “mola ayarı” için de kutluyorum. Valerie Garnier’ye sevgilerle. Ha bir de; “Yavvv bu Sırbistan da tıpkı Golden State gibi oynuyor haaa” diyorum gibi anlaşılmamıştır umarım.
  4. Yine de birkaç istatistik vereyim… Maç başına sadece “11” denemede sadece “3.2” üçlük isabeti, maç başına atılabilen 60 sayı, ribaunt ve asistte takım olarak onunculuk ve en acıklısı da en çok sahada kalan 20 oyuncu içinde 4 oyuncu: Işıl 36.3, Nevriye 35, Sanders 33.1 ve Birsel 29.7 dakika…
  5. Yeri gelmişken; #EuroBasket2017’nin Çek Cumhuriyeti’nde yapılacağı açıklandı.
  6. #LoveWins! Milica ile gerçekten bir mazileri var mı ya?
  7. Bunu da vurgulama ihtiyacı hissettim: Sırbistan devrim yaratıyor, hiç oynanmamış bir oyunu oynuyor demiyorum; mevzu, hiçbir şeyi mükemmel yapamayan bir takımın bile değişen şartlara hemen uyum sağladığında başarabilecekleri…