Skip to content

Change the Equation

Televizyon tarihinin en iyi dizilerinden biri, sekiz bölümün ardından sona erecek.

Breaking Bad, yalnızca sekiz bölümün ardından sona erecek. Neticesini az buçuk kestirebildiğimiz bir mücadeleye şahit olacağız. Son sekiz bölüm bizi merak ettiğimiz esrarlı bir sona değil, senelerdir bildiğimiz, hissettiğimiz bir menzile götürecek. Walter White’ın ölümü, kansere yakalandığını öğrendiğimiz ilk bölümden beri tüm seyircilere vaat edilmişti. Vince Gilligan, abidevî hikayesini, vaat ettiği şekilde bitirecek.

Kim O?

Çetin Cem Yılmaz: Walter White televizyon tarihinin en muhteşem karakterlerinden biri. Vince Gilligan’a göre dizinin omurgasındaki formül, sıradan bir insanın Scarface’e dönüşmesi. Biz beş sezon boyunca bir lise hocasının karanlığını nasıl keşfettiğini, en inanılmaz durumlardan en şeytani planlar üreterek çıkabildiğini izledik. Bu, benim için “Breaking Bad”i iyi başlayıp sonra formu düşen onlarca büyük diziden ayıran nokta. Şöyle ki, mesela “Lost” final sezonunun öncesinde yazarlarının Stephen King’den “Bir noktada bitirmelisiniz. Bir son düşünün ve oraya ilerleyin” tavsiyesini alması gerçeği bir yanda duruyor. “Breaking Bad”de ise Gilligan nasıl bir hatta ilerleyeceğini hep biliyordu. Dolayısıyla diziyi “kurtarmak” için 180 derece ters manevralar yapmadı. Derslik hamlelerle, çok ince detaylarla ördüğü senaryosu, hep tutarlıydı. Bu yüzden White’ın geçirdiği akılalmaz değişimin sebeplerini de hep bildik, anladık. Elbette, televizyonun en yetenekli aktörü Bryan Cranston gerçeği de ortada. “Malcolm in the Middle”ın sakar babasından “Breaking Bad”in yerini bulamamış dahi kimya öğretmenine geçiş bir derece anlaşılabilir belki, ama White’tan Heisenberg’e geçişteki ustalık da inanılmaz. Bir de, ilk sezonlardan itibaren gittikçe tarafında durmanın zorlaştığı, dolayısıyla özdeşleşmesi imkansız bir karaktere dayalı bir dizi olduğu gerçeği var ki, bu yüzden bile sevilir bu dizi ve bu karakter.

Emre Yürüktümen: Breaking Bad gibi, karakterlerinin dahiyane şekilde oturtulmuşluklarıyla henüz sona ermeden kültleşmiş bir ruhunu şeytana satma destanı, üstünkörü bir karakter çalışması yapmayı anlamsızlaştırıyor. Bu nedenle, bu bölümü ‘Erken Kaybettiklerimiz Köşesi’ne çevirmeyi ve en azından Gustavo Fring-Gale Boetticher-Tio Salamanca üçlüsünü rahmetle anmayı uygun buluyorum. Walter White’ın malum evriliş hikayesinin ciddiyetinin buram buram bir hale gelişinin sembolü olması nedeniyle, Gus Fring için bir iki ilave yapmak uygun olacaktır.

Walt’un rakipleri/düşmanları ilk sezondan itibaren, Walt onları ekarte ettikçe, daha büyük denizlere açıldıkça sertleşir de sertleşir. Bir gün Walt, alelade bir tavukçu restoranında, alelade bir tavukçu restoranı sahibiyle tanışır; Gustavo Fring, yani kendisine seslenilmesini istediği haliyle Gus ile. Yani tam da kendisi gibi bir manipülasyon ustasıyla, tam da kendisi gibi bir titizlik timsaliyle… İlişkileri katmanlaştıkça, Walt’u, “A man provides…” diye başlayan meşhur konuşmasıyla, yapacağı her şeyin ailesi için olduğuna, bir erkeğin ne olursa olsun evini geçindirmesi gerektiğine inandırıp O’nu zayıf noktasından vuran Gus, Walt’un hayatındaki açmazları gitgide arttırır. Walt’un Gus gibi büyük bir düşmanı idare etme, sonrasında ise ortadan kaldırış şekli, dönüşmekte olduğu yenilmez, acımasız, kendi varoluşunun hazzından beslenen bu yeni “şey”in resmi habercisidir. Ve bu mesaj doğru alındıysa, bu, ilmek ilmek örülen kusursuz adam Gus karakterinin eseridir.

Atlas Sepet: Üçüncü sezondaki %30 sürreel, %20 metroseksüel, %50 liseli kuzenleri bir kenara bırakırsak, 5 sezon boyunca Breaking Bad evreninde karşılaştığımız hemen her karakter mükemmel bir titizlikle inşa edilmişti. Maket bıçağıyla kendi adamının boğazını keserken bile soğukkanlılığını elden bırakmayan Gustavo Fring ve dilinde sigara söndürürken bile tekinsiz kahkahalar atmaya devam eden Tuco Salamanca, delilik sınırlarında dolaşmalarına rağmen asla karikatürize figürlere dönüşmediler. Hatta en abartılı hareketleri bile eşsiz bir tutarlılıkla şekillendiği için dizinin konusuna (Walt’un dönüşüm hikayesi) hacim kazandırdılar. Fakat Breaking Bad’in derinliklerinde, yalnızca birkaç bölüm görünmesine rağmen akılda kalan, üstlerine mini dizi inşa edilebilecek pek çok yan karakter var. Bu paragrafı onlara ithaf ediyorum:

— Arkadaşının cesedini saklamaya çalışırken ölen Gonzo
— ATM ile erkek arkadaşının kafasını ezen kadın (ve aynı evde yaşayan kızıl saçlı çocuk)
— Walt’un okul laboratuvarından çaldığı tüpler sebebiyle işini kaybeden hademe
— Wendy
— Defibrilatör ile intihar eden Peter Schuler (Madrigal Holding’in fast food departman şefi)

Alp Akbulut: Yalnızca 2-3 bölümde görünen karakterlerin bile belli bir derinliğe kadar işlendiğini düşünürsek, şu ana kadar yayınlanan tüm bölümlerde görünen Jesse’nin üzerinde ne kadar uğraşıldığı hakkında fikir sahibi olabiliriz. Aslında orijinal senaryoda çok fazla uğraşmak istememişler deli oğlanla. Birinci sezonun finalinde Tuco Salamanca tarafından öldürülmesi gerekiyormuş. Ama Jesse bu işte, senaristleri bile bir şekilde alt ederek dizide kalmayı başardı ve beş sezon boyunca da olayların merkezinden ayrılmadı. İlk başlarda ana görevi dizinin mizah yönünü yürütmekti aslında. “What up biatch?” diye biten telesekreter mesajından tutun da, Skyler’ı uyuz eden “yo” lu cümlelerinde kadar, her lafına güldüğümüz, cahil torbacı profiliyle yürüdü uzun süre.

Gerçek Jesse’nin nasıl biri olduğunu ise ilk kez eroin bağımlısı manitasıyla (Jane) yaşadığı ilişki sırasında fark ettim ben. Öldürmekten vazgeçtikten sonra senaristlerin özellikle tasarladığı bir anekdot muydu yoksa dizinin doğal akışının bir parçası mıydı bilemiyorum, ama Jane karakterinin çevresinde dönen olaylar, hem Walt hem de Jesse’nin geçirdikleri değişimi net bir şekilde ortaya koyuyordu. Walt’un zaman içerisinde bambaşka birine dönüşmesi belki dizinin ana olayı, fakat Jesse’nin olgunlaşması çok daha gerçekçi ve doğal bir süreç gibi geldi hep. Yirmili yaşlarda olan ve Jesse’nin yaşadıklarını yaşayan herhangi birinin yaşayacağı olgunlaşmadan çok da farklı değil sanki. Hatırlayın başlarda hep Jesse’ye “aman evladım yapma” telkinlerinde bulunurdu herkes. Şimdi ise grubun en mantıklı, en ayakları yere basan adamı kendisi.

Kubilay Kahveci: Aptal kutusunun gördüğü/gösterdiği en sağlam hikayelerden biri en dahiyane şekilde anlatılıyor beş yıldır. Daha final sezonu yayınlanmadan efsaneye dönüşmüş bir dizi bu. Dönüşümün formülündeki en önemli bileşen de harika tanımlanmış ve ciğerine kadar işlenmiş karakterler. Ana karakterleri bir, yan karakterleri diğer kenara ayırdığınızda sadece birkaç bölümde rastlaştığımız Skinny Pete, Huell, Tortuga ya da Badger gibi tipler kalıyor karşınızda ve onlar hakkında bile bir iki kelam etmek isteyebiliyorsunuz.

Jesse’nin kahveden topladığı adamlarla kurmaya çalıştığı mütevazı kartelin beceriksiz elemanlarından biriydi Skinny Pete. Sıradan bir bağımlıdan pek farklı değil; hapse girip çıkıyor, torbacılık yapmaya kalkıyor, bir süre temiz kalıyor, on iki adımlık programı – bilmemkaçıncı adımındayken – yine meth ile bozuyor. Alelade görünen bu karakter beşinci sezonda, Solfeggietto çalarken çıkıyor karşınıza. Kimya değişimle ilgileniyor, Vince Gilligan bize değişimin hikayesini kimyayla anlatmaya çalışıyor, herkes değişiyor.1 Kendi yazısını okumakta bile güçlük çeken bu adamın piyano başındaki yeteneğini de kimya açıklar mı? Yoksa ekrana çıkan her karakteri tasarlarkenki müşkülpesentliğe karşı saygı duruşuna mı geçmek gerek?

large_breaking_bad_s2_blu-ray1t

Objet petit brba

Çetin Cem Yılmaz: Breaking Bad’in beş sezonunda tekrara dayalı olarak kullanılan pek çok imge/nesne var. Ama herhalde pek azı pembe oyuncak ayı kadar anlam yüklenen, tartışılan bir motif olmuştur. Meşum uçak kazasından “kurtulup” White’ın evine düşmesi, tek gözünü kaybetmesi, o tek gözün farklı mekanlarda karşımıza çıkması hayranların üzerine en çok kafa yorduğu noktalardan birisi. Vince Gilligan, oyuncak ayının varlığının Walter’ın fark etmeden insanlara verdiği zararın cisimleşmesini simgelediğini söylüyor, o gözün de “tanrının veya ahlakın gözü” olabileceğini belirtiyor. Bütün bunların ötesinde benim için bir sezonun başında gösterilen bir imgenin o sezonun sonunda olanlarla anlamını bulması, “Breaking Bad”in ne kadar ustaca ve hedefe nasıl ilerleyeceğini bilen bir dizi olduğunun simgesi de oluyor.

Emre Yürüktümen: Bu bölümde, Walt’un kötü adam alamet-i farikası şapkasından ya da birkaç farklı yerde gözümüze gözümüze sokulan pembe oyuncak ayıdan (Oyuncak ayı meselesine ilerleyen kısımlarda değinilecektir) bahsedilebilir. Bunlar gibi birçok farklı örnek de bulunabilir. Bense, üçüncü sezonun ikinci bölümü Caballo Sin Nombre’de Walt tarafından evlerinin çatısına oturtulan devasa pizzadan bahsetmek istiyorum.

Pek sevgili eşi Skyler Hanımefendi ile arasını düzeltmeye ve aile evine tekrar taşınmaya çalışan Walt, hiçbir masraftan kaçınmaz, en büyük boy pizzasını kaptığı gibi nur yüzlü Skyler’ın kapısına dayanır. Her zamanki yapıcılığı ve güleryüzlülüğü o an için üzerinde olmayan Skyler, kapıyı kocasının suratına kapayıverir. Sinirlenen Walt, kutunun içindeki pizzayı, hem de kutusundan kurtararak, çatılarına savurmayı başarır. Bryan Cranston, bunu ilk çekim denemesinde başarmıştır.

Standart Breaking Bad kara mizahının ürünü bu sahne, Otostopçunun Galaksi Rehberi serisinin yazarı Douglas Adams’ın mezar taşının üzerine ziyaretçileri tarafından bırakılan havlular misali, Breaking Bad severlerin, çekimlerin yapıldığı eve gitmeleri ve çatıya pizza atıp fotoğraf çektirmeleri gibi meyveler vermektedir.

Atlas Sepet: Aklımda bir obje değil ama bir sinek var.

Breaking Bad tarihinde belki de en sevdiğim bölüm Fly (03×10). Walt ve Jesse’nin 40 dakika boyunca sinek avlamaya çalıştıkları bölüm. En önemli iki karakterin, Breaking Bad’deki en kutsal mekanda, yani bir laboratuvarda tüm bölümü geçirmeleri, Walt’un kendine ait mekanda mutlak bir hakimiyete sahip olmak istemesi, Jesse’nin bu koşuşturmacayı durdurmak istemesine rağmen bir yandan da Walt’un rüzgarına kapılması… Over-analyze yapmaya gerek yok. Ben bu bölümü yalnızca 40 dakika boyunca sinek avlamaya çalıştıkları için seviyorum. Breaking Bad’in kendine has temposunu sevenler için 03×10’daki sinek bir peygamberden farksız.

Alp Akbulut: İlk sezonun başlarında Crazy 8 diye bir karakter vardı, Jesse’nin bodrumunda bağlı biçimde Walt tarafından öldürülmesi beklenen Latin kardeşimiz. Bir obje sayılmaz belki ama o zamanlarda henüz kötü adama dönüşmemiş Walt’un, öldürmek zorunda olduğu adama Türk misafirperverliği göstermek adına yaptığı sandviç jestini unutamıyorum bir türlü. Crazy 8’in ilk eline geçen sandviçin kenarlarını kopararak yediğini gören Walt’un bir dahaki beslenme saatinde kenarlarını keserek sunduğu o tost ekmeğine sandviç aklımdan çıkmıyor. Şimdiki Walter White’ı düşününce garip geliyor bir zamanlar bu kadar duyarlı bir adam olabilmesi. Saçı varken ve Malcolm in the Middle’daki haline benzerken sevilesi biriymiş meğerse. Devamında öksürük krizine girip elindeki tabağı düşürmesi de enteresan bir dönüm noktası oluyor Walt için. Eğer o tabak kırılmasaydı, Crazy 8 porselen parçalardan birini cebine atamayacaktı. Tabak parçasının eksik olduğunu fark eden Walt da kendisini serbest bırakma fikrinden vazgeçmeyecekti.

Kubilay Kahveci: Muhtemelen aklınıza kazınan sembolik nesnelerden biri değil ama Hank ve Marie’nin evindeki bir akşam yemeğinde (4×05), mutfaktaki şarap şişeleri Walt’un kişiliği hakkında epey ipucu veriyor. Ailenin diğer üyelerine paranın kaynağı Walter’ın kumar alışkanlığı olarak açıklanmış ve aklamak için de araba yıkama işi kullanılıyor. Hank’in peşinde olduğu meselede ise Gale Boetticher öldürülmüş; fakat lab notları henüz ele geçirilmiş. Yemek sırasında sohbet bu konuya geliyor. Hank, sıradan bir aşçı olmadığından; hatta meth işinde gerçek bir dahi olduğundan bahsederek Gale’e methiyeler düzmeye başlıyor. Usta olduğu işin kredisini başkasının aldığını gören Walt mutfaktaki şaraba yükleniyor ve çakırkeyf olduğunda esas bombayı patlatıyor:

“This… genius of yours. Maybe he’s… still out there.”2

Asıl derdi ölmeden önce ailesine istediği şartları sağlayabilmek değil. Yeteneklerinin farkında ve lisede kimya öğretmenliği yaparak kendisini tatmin edemediğinin de. Heisenberg olmak, Heisenberg olarak tanınmak istiyor.

Hank_One_Minute

Ne olsun/Ne olmasın

Emre Yürüktümen: “Ne olsun?” sorusunun cevabını bilemiyorum; ama “Ne olmasın?” için cevabım hazır: Dizi bitmesin. Evet, bitmesin ve Yalan Rüzgarı gibi 296 yıl devam etsin. Zaman içinde kimi oyuncular değişsin, kimileri estetik ameliyatlarla başka insanlara dönüşsün; Skyler mesela Catherine Chancelor gibi pencere önlerinde bekleye bekleye çürüsün koca koca yüzükleriyle; Hank Marie’yle, Walt Skyler’la Victor Newman tarzı sırtı dönük diyaloglara girmeye başlasın; Skyler ve Walt’un kızları Holly büyüsün- genç kız olsun- evlensin- boşansın- kaçırılsın- kurtarılsın- evlensin- çocuğu olsun- aldatılsın- boşansın- iş kursun- evlensin- diziden ayrılsın- geri dönsün- evliyken bir daha evlensin- ikisinden birden boşansın- evlensin; ama Breaking Bad hiç bitmesin.

Atlas Sepet: Jesse muradına ersin. Mike dirilsin. Hank polisliği bırakıp garajda yaptığı biraları satsın, onurlu yaşasın.

Alp Akbulut: Walt’un bu işten sıyırmasını istemiyorum, açık söyleyeyim. Çiğnediği kanunlarla bir sorunum yok ancak Jesse’ye yaptığı ibneliklerin haddi hesabı yok. Heisenberg’i yakalayabilme uğruna her şeyini veren Hank’in de emeline ulaşmasını isterim. Jesse’ye terör örgütü mensubu diyeni ise tarih affetmez.

- Kopya

Unutulmayan Sahne

Çetin Cem Yılmaz: İkinci sezonun üçüncü bölümü “Bit By A Dead Bee”den şu mini tirad, (Heisenberg değil) Walter’ın kim olduğunu en güzel açıklayan pasaj: Doktor, karım yedi aylık hamile, istemediğimiz bir bebeğe. On beş yaşındaki oğlum beyin felci. Ben son derece aşırı kalifiye bir lise kimya öğretmeniyim. Çalışabildiğimde yılda 43,700 dolar kazanıyorum. Tüm meslektaşlarım ve arkadaşlarımın beni aklınıza gelebilecek her şekilde geride bıraktığını izledim. Ve on sekiz ay sonra, ölmüş olacağım. Ve siz bana neden kaçtığımı mı soruyorsunuz?

Emre Yürüktümen: Diğer karakterlerin merkezde oldukları sahneleri geçelim bir an için; sadece Walt’un yaşadığı değişimi alt metnine alan sahneleri arka arkaya sıraladığımızda bile, beş sezon boyunca ne kadar çok sayıda kusursuz sahne izlediğimizi fark edebiliriz –akla gelenlerden ilki, TV On The Radio ile gönülleri fetheden Walt dayılanması: Stay out of my territory/Benim bölgemden uzak dur (İkinci sezon onuncu bölüm). Lafı fazla uzatmayacağım; benim en komplike ve en incelikli bulduğum sahne, Scott Winant tarafından yönetilen, dördüncü sezonun on birinci bölümüne tekabül eden Crawl Space’in kapanışıdır ki, kendileri külliyen diziler tarihinin en iyilerindendir.

Hakkında karışık hisler beslemekle birlikte, Skyler’ın hakkını bazı konularda teslim etmek gerekir ki, kendisi hinlikte ve kararlılıkta eşi Walt’la yarışabilir.

Muhasebeciliğini yaptığı kaçamak aşkı Ted Beneke’yi, “aptal çalışan” rolüyle maliye müfettişlerinden ve hapislerde çürümekten kurtaran Skyler, son darbesini ise Walt’a vurur ve Ted’in yüklü miktardaki vergi borcunu Walt’un parasıyla kapatır. Söz konusu sahne, bodrumda parasının geri kalanını arayan Walt’un, gerçekle yüzleşmesinin ardından yaşadığı sonsuz umutsuzluğun manik kahkaha kriziyle taçlandırılmasını sergiler. Arka fondaki müzik ve sahnenin yarısında çalmaya başlayan telefon, gerilimi stratosfer düzeyine tırmandırır. Her şey o kadar boktandır ki, her zamanki gibi bir kaşık suda boğulası panik havasıyla arayan Marie, Skyler tarafından bu kez “dinlenir”. Evet, sonunda kavga etmeden, iğneleme yapılmadan, küfür edilmeden, dinlenir; durum bu kadar ciddidir.

Walt’un kahkahası sona ererken, kamera yükselmeye devam eder. Walt küçülür. Daha da küçülür.

Atlas Sepet: Jane’in ölümüyle beraber Walt, seyircinin derin bağlar kurabileceği bir karakter olmaktan çıkarak gerçek kötüler3 sınıfına terfi etmişti. Boğulmakta olan Jane’e müdahale etmeyerek hem dizi tarihindeki açık ara en güzel hatunu öldürüyor, hem Jesse’nin akıl sağlığını ebediyen mahvediyor, hem de 167 uçak yolcusunun ölümünü hazırlıyordu. Durmak için nihaî virajı kaçırmıştı artık. Bir sezon sonra, Jesse ile beraber sinek avlamaya çalıştığı bölümde uyku haplarıyla gevşemişken ölmek için ‘mükemmel ân’ı ıskaladığından bahsedecekti: “Ölmek istediğimi değil, haddinden fazla yaşadığımı söylüyorum. Yeteri kadar para bırakmak zorundaydım. Holly doğmadan önce olamazdı. Fakat ameliyattan da önce olmalıydı… Evet, mükemmel ânı şimdi hatırlıyorum, Jane’in öldüğü geceydi.”

Alp Akbulut: Aslında ilk aklıma gelen sahne Walt’ın zulada aradığı parayı bulamamasının ardından geçirdiği histeri krizi, fakat biraz düşününce en unutamadığım sahnenin RV sahnesi olduğuna karar verdim. Anca beşinci sezonun sekizinci bölümünde olaya uyanan Hank, esasında bu işi çok önce bitirebilirdi. Walt ve Jesse’nin bizzat içerisinde olduğu karavanın kapısına kadar dayanmıştı hatırlarsanız. Bu kadar sıkıntılı bir anda Jesse’nin Walt tarafından gelen sufleye yaptığı “bitch” eklemesini ise sanmıyorum kimse unutsun.

Kubilay Kahveci: Mike’ın efsanevi ‘half measures’ monoloğu. Zamanında polisliği bırakıp simit satmıyor belki ama iş bitirip onuruyla yaşayan bir adam Mike Ehrmantraut. Walt’u evinde ziyaret edip polislik yaptığı dönemden, karısını döven adamla ilgili hikayeyi anlatıyor. Epik dört dakikanın sonunda aynı yanlışı bir daha yapmayacağına inanıyorsunuz. İnandığınız gibi olmayacak ve bu kez bedeli kendi hayatı olacak.

- Kopya

Epilogue: Final Tahmini

Emre Yürüktümen: Öncelikle şunu söyleyeyim ki, bu tahmin hiçbir yapımcı/yönetmen/oyuncu yorumu okunmadan, bunların tamamından itinayla uzak durulduktan sonra yapılmaktadır. Dolayısıyla, “E, zaten Vince Gilligan böyle bitmeyeceğini dediydi ibiş!” çıkışlarını peşinen iade ediyorum.

Breaking Bad’i çok uzun bir zaman önce bıraktığımızda, Walt saçı sakalı koyvermiş bir halde uzak diyarlardaydı, Hank ise kafasında çakan şimşekleri ilk kez doğru adreslere yönlendirmeye başlıyordu.

‘Bu yolun yolcusunun sonu bellidir’ci Scarface klişesinden uzak durarak, bilim insanlığından ve ahlaki değerlerden gitgide uzaklaşan Walt’un kötülükte sınır tanımama evrimini profesyonel anlamda eksiksizce tamamlayacağını düşünüyorum. Bunu yaparken de Hank’i bir şekilde kendi tarafına çekmez, suçlarına ortak etmez ve sırtını DEA’ya yaslamaz ve Jesse’yi de gözyaşları eşliğinde ortadan kaldırmazsa bir şey bilmiyorum! Jesse “Pinkman”, başına gelmeyen şey kalmayan pembe oyuncak ayıdır ve birkaç bölüm içinde hayatını kaybedecektir. Walt’a, çökmesine neden olacak asıl darbeyi ise ne Hank ne de DEA indirecektir; bu şeref, ailesine ait olacaktır.

Atlas Sepet: Küllü nefsin zaikatü’l mevt.

Alp Akbulut: Şu noktadan sonra Walt bu işin içerisinden nasıl çıkar bilemiyorum. Gittikçe daha şeytani bir hale bürünen zekasını hafife almak da istemiyorum bir yandan. Kalan şu sekiz bölümün Hank-Walt-Jesse ekseninde geçmesi tek dileğim. Bu üçünden birinin öleceğini düşünüyorum şahsen. Daha pilot bölümden anladığımız üzere hapse girmektense ölümü tercih edecek bir adam Walt. (Kanserli halinden bahsediyoruz tabi burada.)

Şu ana dek pek bir rolü olmayan, fakat dizinin en başından itibaren bu anlar içi hazırlandığı izlenimini veren Holly ile ilgili de bazı gelişmeler olacak sanki.


  1. Plus ça change, plus c’est la même chose, kusura bakma Gregory House.
  2. http://cdn.uproxx.com/wp-content/uploads/2013/08/05.2.dammit-walt.gif
  3. http://www.yazihaneden.com/2012/03/gercek-kotuler-1-bolum