Skip to content

Altın Bir Kalp, Demir Bir Çene

Tucholsky hicvin doruklarında yaşamıştı. Azılı bir barışsever olarak zamanın ruhuyla savaşmıştı.

İsveç’te bir şato, içinde yüzlerce sanat eseri barındırıyor. Bahçede bir meşe ağacı, dibinde bir adamın külleri yatıyor. İsveçli mi? Hayır, Alman. Fani olan her şey sadece bir simge olsa da, fikirler ölmüyor.

9 Ocak 1890’da dünyaya merhaba demişti Kurt Tucholsky. Gazeteciydi, yazardı. Hicvin doruklarında yaşardı. Demokrat, azılı bir barışsever ve antimilitarist ruh, zamanın ruhuyla savaşmıştı.

Yahudi zengin bir bankacının oğlu olarak dünyaya gelen çocuk, 15 yaşında babasını kaybettiğinde hatırı sayılır bir servete kavuşmuştu. Üniversitede hukuk okusa da yazmak istiyordu. Ziyaret için gittiği Prag’da Kafka’nın dikkatini çeken delikanlı, daha ilk metinleriyle hünerlerini sergilemişti. Eserlerinin altına Peter Panter, Theobald Tiger, Ignaz Wrobel imzalarını da atmıştı.

Nefret ederek gittiği ve yazıcılık yaptığı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yazmaya dönen Tucholsky, yazıişleri müdürlüğü de yapmıştı. Daha önceki takma adlarına yeni bir tanesini eklemişti: “Ses yinelemeli (aliterasyon) takma adlar, Berlinli bir hukukçunun bulduğu isimlerdir. (…) Onun, medeni kanunu, haciz kararlarını ve ceza davalarını anlattığı insanların isimleri A veya B değildi, miras ve miras bırakan da değildi. Onların isimleri, Benno Büffel ve Theobald Tiger; Peter Panter ve Isidor Iltis ve Leopold Löwe ve bu şekilde alfabenin tüm harfleri ile devam eden ses yinelemeli adlardı. (…) Wrobel – bizim hesap defterinin adıydı; ve Ignaz ismi de bana hep çok çirkin geldiğinden, inatla ve büyük bir nefretle, kendini yok etme eylemine ve varoluşumun yeni durumunu vaftiz etmeye başladım. Kasper Hauser’in ise tanıtılmaya gereksinimi yok.”

Naziler tarafından yasaklanacak Weltbühne dergisine can veren büyük usta, kaleminin ucunu iyice keskinleştiriyor ve haykırıyordu:

“Bir kez olsun, kaldır başını, ayağa kalk! Yumruğunu vur!

On dört gün sonra tekrar uyuma! Defolsun monarşizmin yargıçları, subayları ve senden beslenip seni sabote eden, evlerinin duvarlarına gamalı haçlar çizen ayak takımı…”

Edebiyatçı, ülkesini devamlı uyarmış, daktilosuyla felaketin önüne geçmek istemişti. Hitler’in iktidara gelişinden önce Üçüncü Reich’ın kurulacağını yazmış, 1930’da İsveç’e yerleşmişti. Meşhur “Askerler katildir” sözü yargılanıyor, kıskaç daralıyordu. Weltbühne’de bayrağı kendisinden devralan dostu Carl von Ossietzky tutuklanmış, ona da arkadaşının yardımına gitmediği için suçluluk denizinde boğulmak kalmıştı: “Çuvalladım. Bu tembellik, korkaklık, mide bulantısı, aşağılanma karışımı bir şey ve benim gelmem gerekirdi. Hiçbir işe yaramayabilirdi, kesin ikimiz birden yargılanırdık, belki de bu hayvanların pençelerine düşerdim. Bunların hepsini biliyorum. Ama geriye kalan tek iz suçluluk duygusu.”

tucholsky-treppe

1933’te kitapları yakılan, vatandaşlıktan atılan Tucholsky, doğduğu topraklarla işinin bittiğini söylüyordu. Aslında onun işi bitiyordu. Yorgun düşmüş, hastalığın pençesinde güçsüz düşmüştü. İlaçlar olmadan uyuyamıyordu. Bir merdiven çiziyor, “Konuşmak, yazmak ve susmak” diye fısıldıyordu.

20 Aralık 1935’te bir avuç dolusu hap alan Tucholsky, ertesi gün son nefesini vermişti. Biyografisini yazanlardan Michael Hepp, dikkatsizlik dese de tüm dünya ölümüne intihar diyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra konan mezartaşında Goethe’nin Faust’undan alınan “Fani olan her şey sadece bir simgedir” yazıyordu. Oysa Ignaz Wrobel’in mezartaşı için başka bir önerisi vardı: “Burada altın bir kalp ve demir bir çene yatmaktadır. İyi geceler.”

tucholsky-mariefred

[fbcomments]