Skip to content

Euroleague: Sağ Baştan Say #24 – #19

Euroleague 11 Ekim'de start alırken, Yazıhane ekibi de ilk altı takım ile geri sayıma başlıyor.

“Şimdi sesimi dinleyin. Benim sesim size yardımcı olacak ve Avrupa’nın derinliklerine girmenizi sağlayacak. Sesimi her duyduğunuzda, her kelimede ve her sayıda, daha rahatlamış, daha sakin ve daha açık olacaksınız. 10’a kadar saydığımızda Avrupa’ya varacaksınız. Başlıyorum, bir…”

Bir saniye ya! Lars von Trier’in Europa filminde değiliz, Yazıhane’deyiz. Euroleague’de sezon başlamadan, kapıyı bir aralayıp içeri bakalım dedik. Merak etmeyin, maraton sona erdiğinde keyifli bir şekilde salondan ayrılıp, televizyonun başına kurulacaksınız. Çünkü Polonya’da geçen 112 dakikalık bir Danimarka filminde değilsiniz. İyi seyirler…



24. Union Olimpija

Belki biraz duygusal bir başlangıç olacak ama Union Olimpija’yı Euroleague’de yeni sezon başlarken güç listesinde son sırada yazmak zor geliyor. Avrupa basketbolunun değişen ekonomik haritasında artık eski toprak dediğimiz takımın hükmü tedavülden kalkmış durumda. Biraz iyimser olursak süresi belirsiz haliyle nadasa bırakılmış durumda… 10’lu yaşların farklı heyecanı ve tutkusuyla izlediğimiz takımlardan Zmago Sagadin yönetimindeki Saporta Kupası’nı müzesine götüren Dusan Hauptman ve Roman Horvatlı Smelt Olimpija kadrolarından bu yana Avrupa basketbolunun en önemli yapıtaşlarından biri olan kulüp acımasız para hükümdarlığının ortasında kötü yönetimin de etkisiyle son yıllarda ayakta kalmak için çırpınıyor. Bir zamanlar Euroleague F4’ü oynarken Marko Miliç’in pota kırdığı maç gibileri tatlı ama bir yandan hüzünlü anılar kıvamında artık. Slovenya All-Star’ında smaç yaparken üzerinden atladığı fıstık yeşili Honda gibi… Yıllarca akademi gibi oyuncuların doğru tornadan geçmesini sağlamasıyla da bilinen kulüp bu yıl biraz o bakımdan özüne dönmüş durumda. Geçmişten bugüne Beciroviç’ten Nesteroviç’e, Miliç’ten Beno Udrih’e, Goran Dragiç’e kadar birçok oyuncunun yetişmese de olgunlaşma işleminden geçtiği bir zorlu akademi görevini icra ediyordu bu takım. Burada asıl önemli konu sadece Slovenya altyapısı için bir mücevher işleme merkezi değil adeta uluslararası bir adam etme kurumu olmaları. Yotam Halperin, Ariel McDonald, Vladimir Stepania, Jiri Welsch, Sarunas Jasikevicius ve daha birçok oyuncu buradan sıçradılar. Biraz Bayern Münih efekti var ama yadsınamaz bir okul olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu. Demin de dediğim gibi bu yıl yine gençlerin serpileceği bir sezon olarak planlanıyor. Yönetim geçen yıl sonuncu bitirilen Euroleague’den sonra bu yıl belki maddi sıkıntıları atlatmış olsalar da bunu para harcamadıkları için yaptıklarını söylemek lazım. Luka Rupnik, Dino Muriç, Jaka Blaziç, Alen Omiç, Klemen Prepeliç gibi yaş ortalaması 20 olan Sloven genç oyuncu grubu takımın geleceği için umut talep edilenler. Slovenya alt yaş grubu milli takımlarında başarılar elde eden oyuncular hepsi. Koç Saso Filipovski’nin elinde Sasu Salin gibi bir de Finlandiya’dan önemli bir genç yetenek var. Salin son Avrupa Şampiyonası’nın romantik takımı Finlandiya’nın dikkat çekenlerindendi. Şutör oyuncuya bir diğer Finlandiya patentli şutör daha tecrübeli Teemu Rannikko eşlik ediyor. ABD’li oyuncular Belçika’nın Liege takımından gelen gard Dominic Waters ve skorer 3-4 numara Dylan Page bu takımı yukarı çekecek kalitede gibi gözükmüyorlar. Aron Baynes ise birkaç sene önce Lietuvos Rytas’ın Matt Nielsen piyangosundan sonra yine olur mu diye transfer ettikleri Avustralyalı olarak Olimpija’nın pota altı için en önemli güç konumunda. Ancak yeterliliği tartışılır. O bölgede Omiç ve Hırvat Bubniç yardım etmeye çalışacaklar. Roanne Chorale’den gelen Dylan Page ve genç yetenek Dino Muriç de kadro darlığında 3 numaradan destek atmaya çalışacaklar. Kısalarda ise Blaziç, Prepeliç, Rupnik gibi önemli genç yetenekler parlama şansı bulabilir. Özellikle Prepeliç çok dikkat edilmesi gereken bir isim.

Kadroyu istediğiniz kadar analiz etmeye çalışsanız da elinizde kalan pozitif yönler çok fazla olmuyor. Geçen yılı ülkesinde de kupasız geçiren takım bu yıl Euroleague’de bir son sezon dejavusü yaşayabilir. Fenerbahçe Ülker, Real Madrid, PAO, Khimki ve Cantu’lu grupta ilk dörde girmeleri tam anlamıyla mucize. Stozice Arena’nın yeşil dalgasına çok ihtiyaçları olacak. Lakin burada daha önemli olan Union Olimpija’nın Euroleague’in acımasız çarklarında ilerleyen yıllarda var olup olamayacağı gibi gözüküyor. Son sıralardan kurtulma ve London Towers’a dönüşmemeleri dileğiyle…  Caner Eler



23. Asseco Prokom

Basketbolda yatırım yaptıktan sonra başarının gelmesi futbol kadar uzun sürmüyor. 1995’te Trefl Sopot adıyla kurulan takımın da beş sezonun sonunda Polonya Ligi şampiyonluğuna oynayacak noktaya gelip, 2000’li yıllardaki 12 şampiyonluğun dokuzunu kazanmış olması da bunun en büyük göstergesi. Tamam, belki Polonya ve basketbol çok uyumlu bir ikili değil, fakat kulübün kısa sürede geldiği nokta da hafife alınacak gibi değil.

Ülkenin en büyük yazılım firması Asseco’nun yatırımında pek de fena olmayan bütçeleri istikrarlı bir şekilde yakalayan Prokom, elindeki yıldızları tutmakta zorlandığı için oyuncu kadrosunda her sene önemli değişikliklere gitse de, antrenör konusunda istikrarı koruyor. Takımı Avrupa’daki ilk başarılarına taşıyan Eugeniusz Kijewski’nin yaklaşık sekiz sezon süren döneminin ardından Litvanyalı antrenör Tomas Pacesas yönetiminde yaklaşık dört sezon geçirdiler. Bu dönemde TOP 16’ya yükselen ve çeyrek final oynayan ilk Polonya takımı olarak tarih yazdılar. Gelen başarıyla birlikte iştahı açılan eski yönetimin bütçeleri çok yukarı çıkarması, özellikle Asseco gibi çok da büyük olmayan bir şirket için sorun teşkil etti. Sonuçta Asseco yaklaşık dokuz bin işçi çalıştıran ve yıllık geliri 40 milyon euro civarında olan alçakgönüllü bir şirket. Bütçelerin yukarılara çıkmasından rahatsız oldular ve pek de basketbolla alakası bulunmayan bir kişiyi, Asseco’nun yöneticisi Przemyslaw Seczkowski’yi başkanlığa getirdiler.

Bu Prokom için yeni bir dönüm noktasıydı çünkü takım yeni başkanla birlikte Gdynia şehrine taşındı ve gelenek sahibi olma yolunda önemli bir adım attı: Yaklaşık altı bin kapasiteli modern bir salon inşa edildi.

Saha dışında bu çalışmalar sürerken, saha içinde Prokom’un -gelenek diyemesek de- bir alışkanlığı oluşmuştu bile. Takım kısa ve skorer Amerikalıların yanı sıra, beyaz Avrupalı uzunlarla birlikte sonuca gitmeye çalıştı hep. Top DaJuan Wagner’dan JR Giddens’a, Daniel Ewing’den Bobby Brown’a kadar uzanan yelpazedeki kısalarda kaldı her zaman. Uzunlarsa Hüseyin Beşok’tan Pat Burke’e, Jiri Zidek’ten Ratko Varda’ya kadar çeşitlendirildi.

O alışkanlık bu sezon da devam ediyor Prokom’da. Antrenörlük koltuğunda saygın bir isim, Kestas Kemzura yer alıyor. Jerel Blassingame Amerikalı kısa kontenjanından takımda devam ediyor ve Lukasz Koszarek ile birlikte oyun kuruculuk görevi ona ait. Yanında Cal State Fullerton’dan Frank Robinson var. Cal State Fullerton gibi basketbol geleneği bulunmayan bir okuldan1 ikinci kez oyuncu almaları Prokom’un kısa skorer konusunda ne kadar çok araştırdığının bir kanıtı. Robinson, pas mefhumu gelişmiş bir oyuncu değil. Üstüne üstlük çok iyi bir savunmacı olmasına karşın iyi bir takım oyuncusu olduğu söylenemez. Bu yüzden Kemzura’yla birlikte Euroleague’de neler yapacağı merak konusu.

Bu sezon Prokom’u izlemek için bir sebep arıyorsanız, Mateusz Ponitka’ya göz atın. Ponitka 1993 doğumlu, müthiş bir skorer. Savunmada enerjisi ve inatçılığıyla iyi iş yapıyor. Uzak mesafe şutunu henüz geliştirmedi ama gerçekten önemli bir skorer. Bu kadro yapısında, Kemzura gibi bir hocayla daha çok süre bulup istatistiğini artırabilir.

Pota altında çaylak skorer Drew Viney, tecrübeli ama pek skor yeteneği olmayan Adam Hrycaniuk, kayda değer bir Avrupa tecrübesi olmayan Avustralyalı Julian Khazzouh, bir dönem Fenerbahçe kadrosunda bulunan Rashid Mahalbasiç ve tecrübeli Robert Witka yer alıyor. Burada ortalama bir EuroCup takımına karşı bile üstünlük sağlamaları mümkün görünmüyor.

Tüm bunlara rağmen Prokom’un TOP16 şansının olmadığını söylemek fazla karamsarlık olur. Gruptaki rakipleri Chalon ve Alba Berlin. Bu dört maçta alacakları sonuçlar kaderlerini belirleyecek. İsmail Şenol



22. Alba Berlin

1989’da kurulduktan sonra kısa zamanda Alman ligini tahakküm altına alan Alba Berlin bu dönemde Koraç Kupası’nı kazanmış ve 1997-2004 arası yedi sezon boyunca katıldığı Euroleague’in müdavimlerinden birine dönüşmüştü. Ülkede basketbolun kazandığı popülarite doğrudan yatırımların artması sürecini hızlandırınca yerel rekabet de paralel olarak güç kazandı. Alba artık bu basketbol coğrafyasında yalnız olmadığı gibi, ‘team to beat’ statüsünü de Bamberg’in gururu Brose’ye devretmiş durumda.

Skyliners ile başardıklarıyla dikkat çeken Gordon Herbert geçen sezon Alba’nın başına getirildiğinde, takımda yeni bir kazanma alışkanlığı yaratması ümit ediliyordu. Lakin Herbert bunun yeni bir senaryo olduğunu çözmekte zorlanıp, ‘küçük pazar’ takımlarındaki yöntemlerine sıkı sıkıya tutununca Eurocup’ta zor bir kuranın da etkisiyle son sekizden uzak kaldılar ve üçüncü sırada bitirdikleri normal sezonun ardından ilk turda Würzburg’a karşı yalnızca bir maç kazanabildiler. Çok vakit kaybetmeden Koraç Kupası’nı kazanan ekibin de bir parçası olan Sasa Obradovic’le anlaştılar…

Peki bu konunun Euroleague’le ne alakası var?

Jordi Bertomeu lig için elinde tuttuğu wild card biletine onları layık gördüğünü açıklayana kadar bağlantıyı kurmakta biz de zorlanıyorduk. Wendell Alexis’in süslediği hatıralarının etkisiyle verdiği yüce gönüllü bir karar değildi. Organizasyon anlamında anakaranın en iyilerinden birine dönüşen ülke basketbolunun gerçek güç merkezlerine atılan yeni bir kemikti. Daha büyük kemikleri çekme ümidiyle. Geçen sene henüz Alman birinci liginde tek bir maça dahi çıkmamış Bayern München’e verilen Eurocup hakkındaki terane…

Yeni soru: Suni yollarla girilen bu yarışmada ümitli olmak için Alba’nın elinde neler var? Ya da herhangi bir şey var mı?

Koç Donetsk’ten yalnız başına gelmedi, aslen 2 numara olan fakat genellikle sahada takımının oyun aklı açısından en parlak üyesi olarak bulunan Vule Avdalovic’i de beraberinde sürükledi. Biraz Oktay Mahmuti-Jamon Gordon ikilisinin Anadolu Efes’e geçişini hatırlatıyor. Onların Galatasaray’da oluşturduğu kimyaya pek iyi gelmeyen Nihad Djedovic bir başka transfer. Fakat bu düzeyde yeteneklerin yanında görünce burun kıvırmak zor. Arka alanda halihazırda iyi bir penetreci ve skorere (DaShaun Wood) ve iyi bir dış şutöre (Heiko Schaffartzik) sahipler. İşlerin sarpa saracağı nokta muhtemelen burası olmayacak. Geçen sezon Artland’daki performansıyla kariyerinde ileri bir adım atması için doğru zamanın geldiğini açıkça ifade eden Nathan Peavy hazırlık kampında sezonunu tehdit eden bir sakatlık geçirince, pota altında elleri çok zayıflamış gözüküyor. Sportif direktör Mithat Demirel onun yerine en kısa zamanda yeni bir yabancı oyuncuya ‘feda’ dedirteceklerinin müjdesini taraftara verse de biz yemiyoruz ve “Bu mevsimde böyle oyuncuyu nereden bulacaksın Erkut” diye köpürüyoruz. Deon Thompson kolej kariyeri boyunca ortalama üstü bir Avrupa uzunu olabileceğine dair ışıklar vermişti ve masaya ne getireceğini her maçtan önce aşağı yukarı bilebiliyorsunuz. Fakat bu getiriler onu Euroleague seviyesinde tutmaya yeter mi, ben henüz emin değilim. 4 numaraya yeni bir ekleme yapılacağı düşünüldüğünde bile kenarda bekleyenlerin kalitesi Obradovic için koca bir soru işareti.

Cevap ararken Obradovic’in Turow ve Donetsk’teki ümit veren performanslarını cebimize koyuyoruz. O sırada Bertomeu’nun verdiği bileti görüyoruz. Sıradan giriş-artı-bir-yerli-içki biletlerinden değil, sahne önündeyiz ve konser sonrası kulis girişimiz var. Alba üçüncü torbada olmanın avantajıyla -beşinci torbadan da Prokom/Olimpija ikilisinden birini çekince- hayli çerez bir grup içinde buldu kendini. Benim kişisel listemde de burada olduğu gibi 22. sırada bulunmalarına rağmen, Chalon ile Top 16 için çekişmeleri sürpriz olmaz. Cem Pekdoğru



21. Elan Chalon

Gregor Beugnot, Asvel’in 90’lardaki dirilişinin arkasındaki isimdi. Lyon-Villeurbanne’da yazdığı hikayenin bir benzerini de şu an Chalon’da yazmakta aslında. Elan Chalon, 2003’te Beugnot gelene kadar çoğunlukla orta sıralarda takılan, elde ettiği başarılı sonuçlarda da istikrarı bulunmayan bir kulüptü. Üst seviyede elit koçlar yetiştirme konusunda sıkıntı çeken Fransız basketbolunun belki de en değerli koçu ve yıllardır vasat koçlarla potansiyelini sahaya fazla yansıtamayan Fransa milli takımının başına neden geçemediğini ise hiç anlayamadığım bir adam Beugnot. Asvel’le bıraktığı ize rağmen yeşillerle çıktığı beş finalden de yenik ayrıldıktan sonra, şeytanın bacağını sonunda kırdı ve ilk lig şampiyonluğunu geçen sezon elde etti. Ayrıca Semaine des As ve Fransa Kupası’nı da kaldırırken, Euro Challenge’da final gördü.2 Beugnot etkisinin zirve yaptığı bu rüya sezonun ardından, Euroleague’de alacağı sonuçtan bağımsız ilgi çekici bir Fransız temsilcisi izleyeceğimiz iddia etmek yanlış olmaz. Bunu daha da ileri taşıyıp altı sezon sonra Top 16’ya yükselen ilk Fransız takımı olabilirler mi? Onlar için asıl soru bu. Asseco Prokom ve Alba Berlin altlarına alabilecekleri takımlar ancak bunun gerçekleşmesi için de işlerin oldukça yolunda gitmesi gerekiyor.

Bu yaz adı sıklıkla daha üst seviye takımlarla anılan ve bundan dolayı da Chalon’da kalması sürpriz addedilebilecek Blake Schilb tam bir go-to-guy. Skorerliğinin yanında oyunun diğer yönlerine de oldukça katkı veren forvetin, Fransa’da MVP olduğu geçen sezonki performansına devam etmesi, hatta biraz da üstüne koyması gerekiyor, Top 16 hedefinin gerçekçi bir hal alabilmesi için. Geçen sezonki takımı hemen hemen korumayı başaran Elan Chalon’un en önemli hamlesi ise Shelden Williams.3 Onun Avrupa’ya ne kadar çabuk uyum sağlayacağı kilit noktalardan biri. Bir diğer önemli imza olan, bu yıl San Antonio Spurs tarafından draft edilen yeni Missouri mezunu Marcus Denmon için de aynı soru geçerli. Geçen sezon iyi katkı veren şutör Nicolas Lang, Evtimov’ların küçüğü şutör uzun Ilian, delici guard Steed Tchicamboud ve pota altında terör estirmekle görevli Jean-Baptiste Michel Adolphe4 kadronun diğer önemli elemanları.

Klasik bir Fransız takımı olarak atletik özelliklerinden yararlanırken, oyununu sadece bu alandaki üstünlüğü üzerine kurmayan, diğer alanlarda da fark yaratmaya çalışan bir takım Elan Chalon. Geçtiğimiz yıllara göre erken başlayan, hazırlık döneminin daha da kısıtlandığı bir sezonda, önemli ölçüde geçtiğimiz yılki takımı korumuş olmaları rakiplerine göre daha az uyum sorunu yaşamaları ve gruplara onların bir adım önünde başlamaları anlamına geliyor. Açıkça zikretmekten çekinmedikleri Top 16 hedefleri için doğrudan rakipleri ile oynadıkları ilk iki maç için bu önemli bir avantaj anlamına gelebilir. Le Colisee’de yarattıkları atmosfer ise belki de en büyük güvenceleri. Çağrı Turhan



20. Lietuvos Rytas

“bugün litvanya’da eğer paranız varsa, saygınlığınız yok demektir; çünkü bunun kirli para olduğu bilinir. eğer saygınlığınız varsa, bir öğretmen, bir sanatçı veya bir bilimadamısınız demektir ve bu sefer de paranız yoktur. burada hem parası hem de saygınlığı olan kişiler sadece basketbolculardır.”

unutkan biri olmama rağmen, alexander wolff’un gezilerinin birinde muhabbet ettiği bir litvanyalı’dan duyduğu bu sözler, okuduğumdan beri zaman zaman aklıma gelir. günümüzde belki doğrulatamayacağımız bu söz, en azından litvanyalıların basketbola bakışına güzel bir kompliman. ancak vilnius’ta ülkenin en büyük iki takımından biri olan rytas’ı destekleyenler için hava bir süredir biraz parçalı biraz da bulutluydu.

geçtiğimiz sezon rytas ve taraftarları için hayalkırıklıklarıyla geçti. yepyeni bir takım kurup, önce kendi sahalarında yapılan euroleague elemelerinde finalde galatasaray rüzgarına kapıldılar ve euroleague’e kalamadılar. sonra henüz 3 sene önce kazandıkları eurocup’ta yine final four’a kalsalar da bu kez üçüncülükle yetindiler. litvanya ve baltık liginde finale çıktılar ancak iki finali de zalgiris’e kaybettiler. daha kuvvetli takımların yer aldığı vtb liginde ise yine final four’dalardı ama bu sefer de güçlü cska moskova’ya kaybettiler. katıldıkları kupa ve liglerdeki genel performansları belki kağıt üzerinde çok da katastrofik gözükmüyordu ancak ezeli rakipleri zalgiris’e karşı sezon boyu yaptıkları 7 maçı da kaybetmeleri rytas taraftarları için kabul edilir bir şey değildi. vilnius’ta taraftarların parmakları dzikic’e yönelmiş olsa da, dzikic’in içinde bulunduğu durumu daha iyi anlamak için sekla’yla5 olan bol atarlı sohbetini6 okumak yeterli aslında.

dzikic’in elinde geçen sene göreve geldiğinde olduğu gibi yeni bir kadro var. daha önce olin edirne’de de birlikte oynayan renaldas seibutis ve predrag samardziski ikilisi dışında takımın iskeletindeki bazı önemli oyuncular artık vilnius’ta değil. litvanya basketbolunun yeni yıldızı jonas valanciunas nba rüyasının peşinden okyanusun diğer tarafına geçerken, amerikalılar; oyun kurucu tyrese rice ve eski efesli lawrence roberts bayern münih’e gitti. bir diğer eski efesli sırp guard aleksandar rasic ise siena’ya güzel bir transfer yaptı. böylece her biri ortalama 20+ dakika süre alan ve takımın en iyi iki ribaundçusu ile en iyi iki top dağıtıcısından ayrılan rytas’ın nispeten daha tecrübesiz oyuncularla rebuilding’e gittiğini söyleyebiliriz. valanciunas ve roberts’ın ardından oluşan boşluk için pota altına hiç euroleague’de oynamamasına karşın ispanya, rusya ve italya ligi tecrübesi bulunan çalışkan bulgar uzun dejan ivanov ve milano’nun genç hırvat uzunu leon radosevic’i getirdiler. kızılyıldız’dan, dzikic’in daha önce çalıştırdığı sırp u20 takımının yıldızı olan, skorer sırp guard nedovic de eski hocasının teklifini geri çevirmedi. diğer transferler ise geçen sezon euroleague’de çeyrek final oynayarak harika bir debut sezon geçiren bilbao’dan eski rytaslı letonyalı veteran guard janis blums ve florida state’te dört senelik gayet iyi bir kolej kariyeri yapan deividas dulkys7 litvanya’ya döndü.

hamlelere baktığımızda rytas’ın bu sene üç sayı çizgisinin gerisinden daha tehlikeli olabileceğini ve bir litvanya takımına biraz daha benzeyeceğini söyleyebiliriz. rytas’ın grubunda yer alan cska, barcelona, partizan, bamberg ve beşiktaş’ın ortak bir özelliği var; hepsi de kendi ülkelerinin son şampiyonları. rytas’ın partizan, bamberg ve beşiktaş’tan daha iyi bir takım olduğunu belki iddia edemeyiz ancak çok da gerilerinde değiller. uyum sorununu atlatırlarsa siemens arena’da gürültü taraftarlarıyla bu üç takıma da sorun çıkarabilirler. genç ve dış atışlarla rakipleri zorlayacak tempolu bir takım yaratmaya çalışacağı izlenimi veren dizikic’in önünde önemli bir sezon var. daha önce 6 sene asistanlık yaptığı dusko vujosevic’e ve partizan’a bu kez rakip olacak ve artık kredisinin dolduğunu düşünen taraftarların baskısı altında belki de kendisini tekrar ispat edebilmek için dengeli bir takım yaratması, top16’ya kalması ve zalgiris’i yenmeyi öğrenmesi lazım. zor gözüküyor ama şansları var. Sedat Koç



19. Cedevita Zagreb

Önceki yıl Hırvat basketbolunun son 15 yıldaki en önemli yıldızlarından Nikola Vujcic ülkesinin basketbolda artık neden başarılı olamadığı sorulduğunda, altyapıdaki koçların eski kaliteden uzak olmasından ve eski güçlü sistemin hem maddi hem manevi yara aldığından bahsetmişti. Yugoslavya dağıldıktan sonraki 10 küsür yıllık dönemde kısa da olsa Drazen Petroviç, Toni Kukoç, Dino Radja, Velimir Perasoviç, Stojan Vrankoviç, Zan Tabak, Veljko Mrsiç, Arijan Komazec, Alanoviç, Damir Mulaömeroviç, Slaven Rimac, Nikola Vujçiç, Nikola Prkaçin gibi isimlerin etkisiyle Hırvatistan dağılan Yugoslavya’dan aldığı mirası devam ettirmeyi başarmıştı. Vujcic’in söylediği sebeplerin de etkisiyle akabindeki dönemde ise hem ulusal takım hem de kulüp düzeyinde belli bir çizgi tutturulmakta zorlanıldı. Sırbistan ve hatta diğer cumhuriyetlerin bile gerisinde kalındı. Cibona Zagreb ve KK Split (aka Jugoplastika ve Pop 84) ve biraz da Zadar’ın Avrupa’da taşıdığı bayrak çok yukarılara çekilemedi. Zaman zaman parlak oyuncular yetişse de bunları bir istikrar yolunda buluşturamadılar. Bu kasvetli ortamda bilhassa son yıllarda Cibona merkezde olmak üzere maddi problemlerin de etkisi büyük tabii ki. Lakin yıllarca ikinci hatta üçüncü sınıf Amerikalı oyunculara saçma paraları ve dakikaları vermekten kendi değerlerini unutmalarının da ceremesini çektiler. Tüm bunlar daha da karamsar bir hava yaratmış ve Cibona da Euroleague lisans sorunları yaşarken, KK Cedevita Hırvat basketbol semasında adeta bir güneş gibi doğuverdi. KK Cedevita aslında KK Botinec ismiyle 1991’de Zagreb’in Botinec mahallesinde mütevazı bir kulüp olarak hayata merhaba demişti. Sonra KK Hiron ismini alan kulüp asıl değişikliğini ise 2005’te Güneydoğu Avrupa’nın en önemli gıda şirketlerinden biri Atlantic Group’un sponsorluğa gelmesi ve takıma sahip çıkması ile yaşadı. Bünyesindeki toz içecek markası olan Cedevita ile kulübe yeni bir kostüm dikildi: KK Cedevita!

İki büyük basketbol sevdalısının bu hikayede payı büyük. Biri şirketteki hisse anlamında payı en büyük olan, Hırvatistan’ın en zengin iş adamlarından Emil Tedeschi ve şirketin başkan yardımcısı Mladen Weber. Weber aynı zamanda KK Cedevita’nın da başkanlığını yürütüyor. Kulüp hala aynı Cibona gibi şehrin sakinlerinin ortak paydada buluştuğu bir yapıya sahip olsa da her şey Cedevita’nın kontrolünde. Sonuçta para onlardan çıkıyor. Daha doğrusu para musluğunun başında Tedeschi, nereye akacağını belirleyen yönetimin başında da Weber söz sahibi. Onlar da Litvanyalı bazı takım sahipleri gibi çılgınlar ancak daha akıllı yatırım yapmayı biliyorlar. Tedeschi bazen soyunma odasına inecek kadar yanlış tutkulara kapılabiliyor fakat sınırlarını yine de bir yerde çiziyorlar. Bir ara Galatasaray forması da giyen Matej Mamic de kırmızı çizginin gerisinde sağlıklı bir genel menajer profili çizmeye çalışıyor. Hırvat basketbolunun babalarından kabul edilen Mirko Novosel’in oğlu Kresimir Novosel de kulüpte görev yapan öteki önemli isim. Tüm bu tutkulu ve istikrarlı yatırımın üzerine basamakları adım adım ama hızlı hızlı çıkan KK Cedevita 2009-10’da ligi üçüncü bitirip Eurocup bileti aldıktan sonra bilhassa 2010-11 sezonunda Koç Alexander Petroviç yönetiminde ismini Avrupa’ya duyurdu. Hırvatistan’da normal sezonu lider kapatıp finali KK Zagreb’e kaybeden takım Eurocup’ta ise F4 oynamayı başardı. Dontaye Draper komutanlığındaki ekip geçen yıl ise kötü başladığı sezonu tarihlerinin ilk kupası olan Hırvatistan Kupası ve Adriatik Ligi finaliyle Amok koşucusu misali sonlandırmıştı. Matjaz Smodis’in 27 sayısı ile gelen kupa zaferi onlar için önemli bir nirengi noktası olacak. Asıl önemlisi ligde yine final serisini kaybetseler de Adriatik Ligi başarısı onlara Cibona’nın önünde Euroleague biletini getirmiş oldu.

Bu yıl çok uzun olmayan tarihinde ilk defa Euroleague oynayacak takımda önemli değişiklikler oldu. Bir kere her şeyden önce takımın başında Jugoplastika diyen basketbol nostalji cemiyetinin hastası olduğu Hırvatistan basketbolunun son altın günlerinin kahramanlarından Bozidar Maljkovic’in olması başlı başına bir değişim. Artık “Eski Kafalı”, “Modası Geçti” gibi kalıplarla değerlendirilen tecrübeli koçun temposuz, güvenli basketbolu bakalım nasıl sonuç verecek. Takımın beyni olan oyun kurucu Dontaye Draper’ın Real Madrid’e gitmesi üzerine önce Curtis Stinson’la anlaşıp sonra da daha sezon başında onun yerine tanıdık sima Vlado İlievski’yi aldılar. Türkiye pasaport damgalı Luksa Andriç, Marques Green diğer önemli eklemeler. Andriç pota altına çok yönlülük getirirken bir hayli kısa gard Green enerji katmaya çalışacak. Euroleague tecrübeli Predrag Suput pota altının canavarı olmaya çalışacak. Daha önceden bu takımın havasını bilen Bracey Wright bilirkişi skorer olarak önemli görevler üstlenecek. Gelabale ise sağlıklı kaldığı müddetçe eşleşme problemi açısından ve takımın çok yönlülüğü bakımından kilit olacak. Marko Tomas sağlık dileklerini yinelediğimiz bir diğer isim olarak aslında bu takımın tecrübeli Bazdariç ile beraber asıl ruhlarından olacak. Bir diğer yeni transfer Luka Babiç ise çok önemli bir genç yetenek. Dokuz yeni oyuncu ve yeni koçla Adriatik Ligi’ne iyi bir giriş yapsalar da Euroleague çaylaklığı başka bir konu. Lakin takımın bireysel tecrübe anlamında sıkıntısı fazla yok ve Hırvat basketbolunun belki de sağlıklı, şimdilik istikrarlı tek kalesi olarak o mirası devam ettirmek gibi önemli bir görev mevzubahis. Bu yolda Anadolu Efes, Caja Laboral, Armani Milano, Zalgiris, Olympiakos’lu grupta ilk dörde girmek zor bir görev tanımı. Ortalığı karıştırmayı başarabilirler belki ama kapasitelerini zorlamaları gerekecek. Geçen seneki KK Zagreb’ten daha iyi olacaklarını ise tahmin ediyoruz. Caner Eler


  1. Tarihinde Cedric Ceballos ve Bruce Bowen haricinde önemli bir oyuncu yok.
  2. Kulübün çıkışındaki önemli unsurlardan biri genç yeteneklere ve altyapıya yaptığı yatırım. Thabo Sefolosha’dan sonra da takımın şu anki yıldızı Blake Schilb gibi önemli oyuncuların kariyerlerini ileri taşıdılar. Yakın gelecekte de Joffrey Lauvergne, Jordan Aboudou gibi isimlerin adını çok daha geniş kitlelere duyurabilirler.
  3. a.k.a. Amerika’da Mr. Candace Parker, Avrupa’da Anthony Parker’ın eniştesi
  4. Kısaca JBAM deniyor kendisine ki o korkutucu görüntüsünden dolayı kendisine direkt BAM dense de olur. Atina’daki FIBA’nın ilk 3×3 saçmalığında da final oynayan Fransa takımının üyesiydi aynı zamanda.
  5. bütün büyük turnuvalarda kızıl sakalları ve davuluyla litvanya tribününde görebileceğiniz barbaros’tan bahsediyorum.
  6. http://forums.interbasket.net/showthread.php?16701-Rytas-2011-2012&p=702529&viewfull=1#post702529
  7. dulkys, north carolina’ya karşı bir maçta 8/10 üçlük atıp 32 sayı atmış ve florida state onun kritik serbest atışlarının da yardımıyla tarihinde ilk kez acc turnuvasını kazanmıştı.