Skip to content

İngiliz Haftası: #3

Ligin üçüncü haftasına dair konuşulan her şey, biraz da olsa, atlatılan büyük bayram alışverişinin gölgesinde kalıyor.

Ligin üçüncü haftasına dair konuşulan her şey, biraz da olsa, atlatılan büyük bayram alışverişinin gölgesinde kalıyor. Bu mevsimde otomobilini ofis haline getirmesine alıştığımız Harry “Kelepir” Redknapp özlense de işleyiş pek değişmedi. Kimileri en havalı kıyafetleriyle arz-ı endam etmek için sabırsızdı, kimileriyse asıl gösteriyi milli maç arasından sonraya bırakmayı seçti. Bir de kasada kalanlar vardı tabii… 

Ama frankofonlar iyidir

Transferin son günü Christmas Eve teşbihlerine epey müsaittir. Planını programını zamanında yapmış, büyük güne hediyelerini tamamlamış girenlerin keyfine karşı, son gün etiketteki fiyata fazla bakmadan gedik kapatmaya çalışanların telaşı…

Bu karambolde evdeki hesabı çarşıda tutturamayan, Hande Ataizi – Fethi Pekin evliliğinden bile daha kısa sürede yaptıklarından pişman olan biri var. Liverpool. You don’t saaaaay? Clint Dempsey şehre gelmek için diğer teklifleri reddetmişken çantadan £7M çıkaramadılar önce. Ardından Andy Carroll’ın yerini dolduracak bir at hırsızı bile bulunamaması daha da tuhaf, gökmeningazetesi. Brendan Rodgers, ertesi gün Arsenal karşısında, en azından yeni yıla kadar Borini – Suarez ikilisine1 mecbur kaldığını fark ettiğinde patladı haliyle. Carroll’ı gönderdiğine pişman olmak bir teknik adamın en acı anlarından biri olsa gerek.

Son gün çam ağacının altını dolduramama aczi epeyce Liverpool’a az biraz da Arsenal’e mahsus. Fakat Arsenal bu dönemi artıda kapatırken Liverpool £28M içeride. Ve yine fakat, Liverpool muhtemelen Rıza Çalımbay’ın Sivassporu’ndan farklı olmayacakken Arsenal acıma yetime döner koyar götüne örneğinin kanlı canlı timsali olabilir. Keep Calm and Arsene Wenger.

Luka Modric ve Rafael van der Vaart’ın ardında kalan Tottenham orta sahasını toparlamak da epey uğraş gerektirdi. Dempsey (en) büyüklerden fazla yüz bulamadı, Arsene Hoca çıtır sevdiğinden oraya hiç yanaşmadı, gözüne kestirdiği Liverpool’un basiretsizliğinden de bihaberdi muhtemelen. Neyse ki mevzu, hikâyeden sıkıcı bir romana dönmek üzereyken Rafael’i eski evine yollayan Spurs uzatmadı konuyu. Giden ikiliyi, yine iki topçuyla ikame etmek güven, özveri, tecrübe, bolca nakit ve biraz da zaman ister. Arifeye gelmeden yapılan Sigurdsson ve Villas-Boas’ın vazgeçilmezi olacak Dembele hamleleri bu yüzden mantıklıydı. Son gün de Rafael’in ardından bir tas su dökmeden daldıkları piyasada komşudan gelen Amerikan çocuğu denklemin iki tarafını eşitledi. Andre Villas-Boas henüz hediyeden vazgeçecek kadar yaşlı değil; önceki gece Aziz Nikola’dan gelecek yirmi beş yaşlarında, Portekizli bir orta sahayı başucunda bulmanın hayaliyle uyuduğuna eminim. Fakat bu sene birkaç frankofonla idare etmek zorunda. En azından White Hart Lane’deki kariyeri boyunca kalecisi yüzünden kaçmayacak uykusu.

İki binlerin ortasında Anadolu takımı kimliğinden sıyrılıp baş altı sınıfına atladı Spurs. Bir sonraki hedef contenderların arasına karışmak ve bu gayeyle ilk beş içinde bitirilmiş üç sezon var arkada. Villas-Boas’a, Redknapp’ı kıskandıracak derinlikte bir kadro teslim edilse de son basamağa çıkma hamlesi için doğru yıl bu yıl olmayabilir. Planı bozmamak için, geçen yıldan aşağıda bitirmemek, sezon öncesi tahtaya yazılan ilk hedef olmalı. Bir yıl önce Chelsea’de olduğu kadar ağır bir yük atılmadı omuzlarına ama geniş de olsa yeni kurulmuş bu kadroyla aynı başarıyı tekrarlamak -hatta belki Şampiyonlar Ligi’ni zorlamak- terlemeden yapabileceği bir iş değil. Tıpkı geçen sene olduğu gibi, etrafındaki takımları pas geçip sadece altındakileri gözüne kestirdiyse bu kez uçağı dış hatlar terminalinden kalkabilir. – Kubilay Kahveci

Sıçtın mavisi

Bunu yapmanın ne kadar verimsiz olduğunu hepimiz biliriz. Fakat Verimlilik Analizi dersini A+ ile geçmiş bile olsanız, bir işi teslim tarihinden önceki geceye bırakmanın hazzının ağır bastığı zamanlar olur. Ve yine hepimiz, yaratıcılıkla ilgili loblarımızın hiç farkında olmadığımız bölgelerini öyle bir gecede keşfettiğimizi söyleriz. Buna -işin sonucuna bağlı olarak- bazen mahcubiyet, bazen de gurur eşlik eder. Ne olursa olsun, bu görüngüyle savaşmanın pek de anlamı yoktur. Nasıldı o söz… Sonunda her şeyi değiştirecek olan değişimler, hiçbir zaman bizim istediğimiz değişimler arasından çıkmaz?2 Transfer döneminin son saatinde verdiğiniz kararların, yıllarca anlatılacak bir hikayenin başlangıcına dönüşmesini ummak yapılacak en iyi şeydir. Ve o hikayenin güzel bir şeyi anlatmasını.

Geçtiğimiz hafta içinde verdiği kararlarla yeni yollara giren birçok takım oldu. Tottenham ve QPR’ın majör hamlelerine rağmen orta vadede en çiçekli yol, Londra’nın daha doğusunda konuşlanmış West Ham’i bekliyor olabilir. Green Street Hooligans’ı izledikten sonra ilk iş kulübün resmi sitesine girip formasını sipariş ederek taraftarlık görevini yapmış birtakım arkadaşlarıma o günlerde söylediğim gibi, West Ham’in düşmesinin ve Avram Grant’ın içinde yer almadığı herhangi bir yeniden yapılanmaya girmesinin çok daha hayırlı olacağını düşünüyordum. Fakat kafamdaki, ülkenin en iyi akademilerinden birine sahip bu kulübün özkaynaklarına daha fazla ihtimam göstereceği bir süreçti. Samet Aybaba’yı değil Sam Allardyce’ı seçtiklerinde, farklı bir metodu izleyeceklerini görmek zor olmadı. Zavon Hines ve Junior Stanislas gibi gençlerin salıverilmesi de buna delaletti. Premier League’deki mücadele günlerinde gösteremedikleri becerileri üzerinden hüküm verilmişti. Üst lige geri dönüş için -düşen takımlara yapılan- paraşüt ödemelerini hiç düşünmeden Big Sam’e teslim ettiler. O da Championship’te ‘oyun ekranına yazılan şifre’ işlevi gören Kevin Nolan’la birlikte, o lige ağır gelmesini beklediğimiz Matt Taylor ve Joey O’Brien gibi eski öğrencilerini de takıma dahil etti. Mart ayında gelen beş maçlık beraberlik serisi her şeyi mahvedebilirdi, fakat bu Newcastle yolu Ricardo Vaz Te’nin attığı gol sayesinde işlemiş gibi gözüküyordu.

Ateşli bir Hammer olan Tony Fernandes’e kulübün kapılarının kapatılması sonrasında, West Ham’in transferde geçen yazki agresif tutumunu koruması mümkün değildi. Fakat özellikle ileri uçta takımın düşme korkularını toptan saf dışı bırakacak bir zenginlik göze çarpmıyordu. Geçen sezonki seçişin ‘bir vazgeçiş’ olarak hortlaması da fazla gecikmedi. Ana rotasyona daha önceden dahil olmuş Mark Noble ve James Tomkins dışında kadroda bir patlama beklenebilecek yegane Akademi ürünü Jack Collison ve o da bugüne kadar etrafından dönen muhabbetin hakkını hiç veremedi.3 Takımın yeniden bir Premier League fikstürü olarak kabul görmesine giden ilk adım, düşme hattından nispeten uzakta geçirilecek bir ilk sezondu. Mesleğinin en baba pragmatistlerinden biri olan Big Sam’le önce, aşağıdan gelmesi için sabredemeyecekleri düzeyde bir saf yetenek olan Matt Jarvis’e sekiz haneli bir çek gönderdiler. Son gece ise Andy Carroll ve kulüp efsanesi Yossi Benayoun’u kiralayarak, bir hafta önce izine rastlanmayan o zenginliği fazlasıyla oluşturdular. Takımın nasıl oynayacağından veya oynaması gerektiğinden bahsetmenin manası yok. Allardyce-Carroll birlikteliğinin güzel şeyler getireceğini biliyorsunuz, Boleyn Ground da biliyor.4 Bunun Rodgers-Carroll birlikteliğinin hiçbir zaman getirmeyeceği şeyler olduğunu da Anfield biliyor.

West Ham muhabbeti çok uzadığından yukarılara fazla bakmıyorum, o çevrelerde kalıyorum. Aşağıdan gelenler içinde diğerlerinden ayırıp net olarak ‘asansör takım’ duruşu gözlemlediğim Southampton,5 oynadığı cesaret dolu futbol kadar son günlere sıkıştırdığı transferleriyle de tahminlerimi gözden geçirmemi zorunlu kıldı. Henüz birkaç sene önceye kadar Scunthorpe’ta fizyoterapistlik yapan Nigel Adkins, ülkede rastlayacağınız en sıra dışı menajer portrelerinden birini sunuyor. Sezonun ilk sınavında son şampiyonun önüne, kulüpteki 128 maçına 78 gol sığdırmış forvetini -gerçekten- taktik gereği yedek oturtarak başlamış ve kazanma noktasına getirdiği maçtan puansız ayrılma kaderini yaşamıştı. Diğer Manchester ekibi önünde de senaryo farklı değildi, fakat takımının en iyi üç oyuncusunu kenara almak skor 2-1’den 3-2’ye dönünce çok akıllı bir karar gibi gözükmedi.

Serie A’yı bir süredir takip etmediğimden üzerindeki “Alvaro Recoba’dan beri Uruguay’dan çıkmış en güzel şey” etiketi dışında pek bir şey bilmediğim Gaston Ramirez, menajerini muhtemelen daha zor kararlara itecek. Ve bu olumlu bir gelişme. Tıpkı takımın en netameli bölgesi olan gerideki Hooiveld-Fonte tandemini doğrudan bozmasını beklediğim Japon stoper Maya Yoshida’nın transferi gibi.6

Söz güzelliklerden açılmışken, ilk iki maçtaki görüntüsüyle ‘o sene, bu sene mi’ diye ümitlendiren Stoke City’nin de son gece alışverişinden bayağı karlı çıktığını söylemeliyiz. Tony Pulis muhtemelen Luka Modric’ten falan değerli bulduğu bir orta sahayı, iyi bir fiyata kadrosuna kattı. Alex Ferguson’ın ‘sadece kornerleri 10 milyon pound eder’ dediği Charlie Adam, 4 milyona Britannia Stadium’a transfer oldu. Fergie’nin sözlerindeki espriyi görebilenlerin olması ne güzel… Pulis’in futbol felsefesi için bir zayıf karın oluşturmadan, harika geri dönüşler yapabilir Adam.7 Son günde gelen diğer isimlerse Maurice Edu ve Steven N’Zonzi. Türkiye’deki tabirle ‘iyi niyetli’ merkez oyuncuları Glenn Whelan ve Dean Whitehead’in tekleme ihtimali üzerine harika bir önlemdi bu son gece harekatı. Hatta Pulis’in orada Whelan/N’Zonzi-Edu rotasyonuna dönmesi ve sonucunda Whitehead’i Sunderland’da oynadığı sağ açık pozisyonunda bir alternatif olarak görmemiz de mümkün olabilir. Wilson Palacios’u da ülkenin bambaşka yerlerinde…

Ne yazık ki o senenin, bu sene olacağını hiç sanmıyorum yani. Belki Pulis’in damak zevkine uygun et suyu, başından beri Adam’dan başkası değildi.8 – Cem Pekdoğru

Acı reçete

Brendan Rodgers 31 Ağustos gününü telefonda geçirdi. Telefonların öteki ucunda ise Clint Dempsey için hal hatır sorduğu Fulham yöneticileri kadar kendi kulübünün patronları da vardı. Transferin son gününde Fulham’ın Dempsey’ye dair kabul ettiği ilk teklif Aston Villa’nın “5 milyon + ekstra ödemeler” paketiydi. Dempsey rest çekti ve Liverpool’a gitmek istediğini kulübüne açık etti. Ne var ki, Amerikalı’nın beyaz atlı prensi Rodgers, patronu John Henry’den 5 milyonu kopartamadı. Kuzey İrlandalı’nın çıkabildiği en yüksek meblağ 3 milyon pound’du. Rodgers gece yarısına kadar umutsuzca uğraştı ama gecenin sonunda Dempsey kaldığı evini bile değiştirmesini gerektirmeyecek yeni bir takım bulurken, Liverpool Ocak 2013’e kadar zaten kısıtlı hücum hattına yeni bir isim ekleyemeden deadline’ı kaçırmıştı. “Eğer ikame transferi (burada Daniel Sturridge ve Dempsey) yapamayacağımızı bilseydim Andy Carroll’ın West Ham’e gitmesine izin vermezdim” dedi Rodgers. Söylenmek bir şeyi değiştirmeyecek artık. Liverpool Ocak ayına kadar Suarez ve Borini dışında bir forvet oyuncusu olmadan yaşamak zorunda.

Henüz bir sene önce Jordan Henderson ve Stewart Downing için 20’şer milyon pound sayabilmiş bir kulüp için 2 milyonluk farkı ödeyememek esef verici sayılabilir. Ama bir açıdan değil. Rodgers’ın haklı olarak verdiği ilk tepkinin ardından Henry’den gelen hamle Pazartesi sabahı yeni bir açıklama yapmak oldu. Liverpool taraftarına yönelik tüm anahtar kelimeleri içeren (“…bring more glory to Anfield,” “the Liverpool way” veya “the club’s traditions”), titizlikle kaleme alınmış bir açıklamada Rodgers’a “Gelmiyim oraya” demek yerine teknik kadroya güvenin tam olduğunun altını çizdi, daha önemlisi Dempsey için çıkmayan 2 milyonun bir kaza olmadığını, ilerisi için piyasa değeri olmayacak hiçbir transfere izin vermeyeceğini tüm taraftara deklare etti. Evet, artık acı verici olsa da Liverpool’un bir transfer politikası var. Sevimsiz olabilir, transferlerden ikisinin (Samed Yeşil ve Oussama Assaidi) Süper Lig transferleri olması şevk de kırabilir ama bu yaz Anfield’a getirilen beş oyuncunun en yaşlısının 1988 doğumlu olması tesadüf değil. Carroll gibi panik hamlelerinin, Henderson gibi “Liverpool fiyatı” çekilmiş adamlara mecbur olmalarının sonucunda Liverpool’un artık bir transfer politikası var. Acı reçete de olsa, taraftarlar ne ile yaşamak zorunda olduklarını biliyorlar en azından. – Çetin Cem Yılmaz

Keep Calm and Arsene Wenger

Yalan yok, son 2-3 yılda her deplasman maçına “bir puan olsa da üzülmem” düşüncesiyle başlıyorum bir Gunner olarak. Deplasman Anfield Road da olsa aynı, St. Andrews da olsa aynı. Bu kez Anfield’a çıkarken aklıma bir sene öncesi geldi ürktüm ne yalan söyleyeyim.

Geçen sezonun üçüncü haftasında fecaat bir takımla çıkılan Manchester United maçı, elin İngilizinin acımaması sonrası gelen 8-2’lik skor ve sonrasında Arsene başkanın yaptığı panik transferleri ve tuhaf bir sezon başlangıcı. Belki de o maçın diriltmesiyle, bu sezon çok daha erken bitirdi transferleri Arsenal, ancak yine kapatılmayan bir sürü gedikle ve bir dolu soru işaretleriyle çıkıldı Liverpool maçına.

Szczesny’nin sakatlığı sonrası uzun süre sonra Vito “Dobiç” Mannone’ye teslim edilen kale, sağ bekte son dönemde gördüğüm en kötü bek olan Jenkinson ve Suarez’in hızına ancak Looney Tunes’taki çakalın kullandığı ACME roketlerden biriyle ulaşabilecek  Mertesacker’i görünce korkum ikiye katlandı. Korktuğum kadar da varmış, ilk 15 dakika tarifsiz bir baskı yedi Arsenal. Özellikle Jenkinson’un oyunun yönünü anlamsızca değiştirme çabaları, Mertesacker’in ayakları çabuk Suarez ve Sterling’den gelen baskılardan dolayı panik paslarıyla gelen hatalar, o baskının “golün eli kulağında” düşüncesine dönüşmesini sağladı. En uçtaki Giroud’nun hiçbir topu indirememesi, Ox’un sağ bek açığını kapatabilmek için sürekli beke gelmesi de cabasıydı bu arada.

20. dakika sonrasındaysa maçın adamı Diaby’nin resitali başladı. Önce Arteta-Diaby ikilisiyle orta alan üstünlüğünü ele geçirdi Gunners, sonrasında da Santi’yle buluşturulan toplar takımı ileri taşıdı. 31. dakikada Podolski’nin başlattığı ve bitirdiği 3 paslık gol Arsene Wenger’in bu sezonki planlarından birini gösterir nitelikteydi. Kapanan, ancak hızlı paslarla, Santi’nin yöneteceği kontralar yapan bir takım. Devre arasında bir kez daha Santi’nin enfes pası vardı, ancak şimdilik “tahtabacak” unvanını hak eden Giroud, Sunderland maçının 84. dakikasında kaçırdığı golün aynısını bu kez sol ayakla kaçırdı.

Liverpool Nuri’nin maç eksiği, Borini’nin sağ kanada sıkışıp kalması, Sterling’in zayıf oluşu ve Allen’ın da 15 metreyi “burası benim evimmiş meğersem” diyerek benimsemesiyle birlikte ilk yarının 20. dakikasından Downing’in 55. dakikada oyuna girişine kadar sıfırdı. Downing’in hareketlilik getirdiği, baskının tekrar arttığı dakikalarda da sağ olsun yeni yağparmak Reina topu içeri aldı. Gerisi sıkıcı işte.

“Varolandan daha iyi bir oyuncu almıyorsak, transfer yapmanın ne anlamı var?” demişti Arsene Wenger maçtan 1 gün önce, yeni oyuncağı 17 yaşındaki Makedon kaleci Dejan İliev’in imzasında. Wilshere’den gelen haberler oldukça iyi, Sagna dönünce Jenkinson rafa kalkacak, Vermaelen-Kos ikilisi iyice alıştı birbirine, Diaby sakatlanmazsa Song’u aratmayacak gibi, Santi takımı sürüklüyor, Podolski’yse kilidi açtı… Geriye sadece Giroud’nun açılması kaldı. O da alışır, geçen sene oynadığı topun yarısını dahi oynarsa, Arsenal son dönemin en iyi sezonunu geçirebilir. – Ozan Can Sülüm


  1. Murat Hacıoğlu bu rotasyonda sırıtmaz.
  2. “It’s never the changes we want that change everything.”
  3. Bir tanesi 14 ay sürmüş uzun sakatlıkların da bunda payı büyük.
  4. Jarvis ve Benayoun’un çıkmadığı Fulham maçı da bunu desteklemekte hiç gecikmedi.
  5. Kemiklerini sızlattığım tüm kulüp efsanelerinden özür dilerim, bir de Matthew Le Tissier’den.
  6. Ülke futbolunun gerçek bekçisi Erman Yaşar da garanti verecektir.
  7. Ben Stoke’un fikstürü nedeniyle şimdilik vazgeçtim ama fanteziciler not etmeli.
  8. http://noatsamisa.blogspot.com/2010/02/tiridine-bandm-tuncay.html