Skip to content

Arsène for Arsenal

Her şey bir Galatasaray maçı sonrası başladı.

La Gazzetta dello Sport, 1995 Yılın Futbolcusu Ödülü’nün sahibi George Weah için ‘Yıldızların En Büyüleyicisi’ başlığını atmıştı. Milano’da düzenlenen göz alıcı, şatafatlı törende dünyanın ileri gelenleri ve dönemin en iyi üç futbolcusu Jürgen Klinsmann, Paolo Maldini ve George Weah yerini almıştı. Ödülü Liberyalı oyuncunun aldığı duyurulduğunda içten bir alkış kopuyordu. Ama atmosfer bir anda değişecekti. Weah, ödülün kendisi yerine bir başkasına verilmesini tercih edeceğini söylüyordu. Ödülü akıl hocasına vermek istemiş ve o sırada kariyerini Japonya’da sürdüren bir Fransız antrenörü sahneye davet etmişti.1 Sahneye çıkan Arsène Wenger bir parça utanmış görünüyordu, eski oyuncusunun bu davranışı onu derinden etkilemişti. İzleyicilerin büyük kısmının bu zayıf, gözlüklü adamın kim olduğuna dair pek de fikri olmadığını söylemek abartı sayılmazdı. Weah, ödülü Wenger’e uzatarak, “O, bu ödülü benden daha çok hak ediyor” dedi. “Her şey için teşekkürler.”2

David Dein, Wenger’le ilk kez 1988-89 sezonu sırasında tanıştı. Arsenal için tarihi bir sezondu. George Graham yönetimindeki genç, başarıya aç takım, hayal edilebilecek en nefes kesici bitirişlerden biriyle lig şampiyonluğuna uzanacaktı. Ligin son maçında, ikinci yarının uzatma dakikalarında atılan bir golle Liverpool’u Anfield’da 2-0 mağlup ediyorlardı.3 Arsenal, 18 yıllık aranın ardından tekrardan İngiliz futbolunun Everest’ine bayrağını dikmeyi başarmıştı.

Futbolculuğu döneminde Avare lakabıyla bilinen Graham, Arsenal son kez lig şampiyonu olduğunda kadroda yer alan oyunculardan biriydi. 1971’de Duble yapan takımın tembel ama becerikli üyesi, futbolu bıraktıktan sonra rahat bir yaşam sürmeye başlamıştı. Antrenörlüğe ise huysuz bir adam olarak dönecekti. Oyuncular sahadaki görevlerini kusursuzca uygulayana dek, yorulmak bilmeden talimatlarını sürdürürdü. Bu tutum, 1989’daki finalin de belirleyicisi olmuştu. İki devri de yaşayan biri olarak muazzam bir saygı görüyordu. O dönemki lig başarılarını, vasat, gerçekleşmemiş vaatlerle dolu yıllar izlemişti. Birkaç kupa finali ve çoğunlukla istikrarsız sonuçlar vardı. Hem oyuncu hem de antrenör olarak rüştünü ispatlayan Graham, ünlü özdeyişte söylenen değerleri kusursuzca yansıtıyordu: “Kim olduğunu, ne olduğunu, neyi temsil ettiğini asla unutma!” Kendine has bir aurası vardı. George’dan daha Arsenal’li bir antrenör hayal edebilmek mümkün değildi. Tarihe fazlasıyla saplantılı bu adam, evini Arsenal’e ait çeşitli anılarla doldurmuştu. Tek başına kulübün ve onun karakterinin vücut bulmuş hâli gibiydi. Başka birisinin gelip tüm bunları baştan aşağı değiştireceğini düşünmek absürdle eş değerdi.

Graham, Arsenal’in geçmişiyle şimdisi arasında bir bağı temsil ediyordu. O gün Highbury’de, 1988-89 sezonunun tam ortasında, üstelik henüz hiç kimsenin bundan haberi yokken, gelecek belirmişti.


2 Ocak Pazartesi günü Kuzey Londra derbisi oynanacaktı. Wenger, İstanbul’dan Monaco’ya dönüyordu. Galatasaray’ın maçını izlemek üzere oradaydı,4 dönüş yolundaysa İngiltere üzerinden bir aktarma yapması gerekecekti. Acaba İngiltere’deyken bir futbol maçı izleme fırsatı da bulabilir miydi? Dennis Roach’ı aradı. Roach, oyuncularından Glenn Hoddle’un menajerliğini yapıyordu. “Ona, ‘Bana bir futbol maçı için bilet bulabilir misin? Londra üzerinden seyahat ediyorum’ dedim. Arsenal için bir bileti olduğunu söyledi.” Bu, Wenger’in Highbury’e yapacağı ilk ziyaretti.

O gün sahada yer alanlar arasında, ileride Wenger’in yardımcılığını yapacak uzun boylu bir savunma oyuncusu da vardı: Steve Bould. O takım, daha sonra antrenörlüklerini yapacağı Tony Adams, Nigel Winterburn ve o gün gol atanlardan biri olan Paul Merson gibi oyuncuları barındırıyordu. Arsenal, maçı 2-0 kazandı. Michael Thomas, maçın son anlarında orta sahadan yaptığı çıkışla skoru 2-0’a getirmişti. Peki Fransız antrenörün o güne dair anıları nelerdi? Sırıtıyor ve tipik bir Wenger gözlemine başlıyor. “Oyuncuların yorgun olduklarını görebilirdiniz. Noel’den sonraydı. O güne dek çok fazla maç oynamışlardı, ve çok da içmişlerdi.5 İzlenebilecek en heyecanlı maç değildi. Kızıl saçlı bir adamın oyuna girdiğini ve oyunu değiştirdiğini hatırlıyorum.” Bu oyuncu, muhtemelen o takımda Wenger’e en az yakıştırabileceğiniz Perry Groves’tu.

Wenger & Weah

Yönetim kurulu odasının hemen yanındaki Cocktail Lounge, Highbury’deki maç günlerinde bayan misafirleri, scout’ları, diğer kulüplerden yetkilileri ve VIP konukları ağırlardı. Tribünlerden uzaklaşmak için buraya sığınabilir, içkilerinizi yudumlayabilirdiniz. Marble Halls’un hemen bir üst katında, hoş bir odaydı. Ortasındaki Art Deco stili sütunun üzerinde, başında sembolik defne yaprağıyla bir Yunan heykelciği bulunuyordu. Bu heykelcik, Yunan Fred olarak bilinirdi.

O günlerde, maç günlerinde kimlerin yönetim kurulu odasına girip kimlerin giremeyeceğine dair kesin kurallar vardı. Örneğin bayanlar, yöneticilerin eşleri, Ladies Room’da ağırlanırdı. Wenger bunu komik bulmuştu, ama Arsenal başkan yardımcısı David Dein’in eşi Barbara’yla tanışması bu şekilde oldu. Barbara, kocasına bir mesaj yollayarak Monaco menajerinin de maçta olduğunu haber vermişti. O olmasaydı, belki de iki adamın yolları asla kesişmeyecekti. David, farklı futbol çevreleriyle irtibat hâlinde olmaya önem veren, girişken biriydi. Ziyaretçisi ile tanışmak üzere Cocktail Lounge’a girdiğinde, trenchcoat’u ve çerçevesiz gözlükleriyle dikilen bu uzun boylu adamı fark etmesi uzun sürmedi. “Zarif bir görünüşü vardı, normal bir futbol antrenörüne benzemiyordu” diye hatırlıyor Dein.

İkili, bir süre sohbet ettiler ve hemen çok iyi anlaşacakları ortaya çıktı. Dein’in bu ilk görüşme boyunca sergilediği sosyal beceriler, Arsenal tarihinin henüz yazılmamış kısımları için bir katalizör oldu. Ne kadar süre kalacaktı? Sadece bir gece. Daha sonrası için planı neydi? Hiçbir şey. Bir arkadaşlarının evindeki akşam yemeği için Dein’lere katılmak ister miydi? Zevkle. Bu bir anlık sohbet, bu spontan davet, bir gün Invincibles olarak anılacak takımın ilk tohumlarını attı.

“Tek başınaydı ve yalnız görünüyordu” diyor Dein. “Onu kaçırmayı başardım. Ama bu sadece başlangıçtı. O akşam, bir arkadaşımızın evinde akşam yemeğine davetliydik. Eğlence sektöründe yer alan biriydi ve yemeğin sonunda sessiz sinema oynamaya başlamıştık. En iyi Fransızcamla Arsène’e sordum, çünkü o zamanlar İngilizcesi pek iyi sayılmazdı, acaba o da katılmak ister miydi? Evet, dedi. On dakika sonra, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı canlandırıyordu. Bu adam alışılmadık biri, diye düşünmüştüm. O akşamı hatırlıyorum, kelimeler sanki şimşek çakar gibi aklımda belirmişti: Arsène for Arsenal.6 Bu gerçekleşecekti. Bunu gerçekten hissettim.”

Wenger daha farklı şeyler hissetmişti. “Onlarla Totteridge’e yolculuk ettiğimde, hayatımın sonraki yirmi yılını orada geçirebileceğimi bir an olsun düşünmemiştim. Çok karmaşık bir ismi vardı. Totteridge!” Gecenin sonunda iyi birer arkadaş olarak ayrıldılar. Dein, Güney Fransa’nın düzenli bir ziyaretçisi oldu. “Ona, ‘Eğer buraya gelirsen beni ara, beraber akşam yemeği yiyebiliriz’ dedim. Böylece 1989’dan 1996’ya dek sürekli irtibat hâlinde kaldık.”


1989 yılında Graham için işler çok iyi gidiyordu, Wenger de Monaco’da hâlinden memnun sayılırdı. Bu yüzden Dein’in Arsène for Arsenal kehanetinin gerçekleşmesi o an için mümkün olmadı. Ama Wenger kalıcı bir etki bırakmıştı. Arsenal’in başkan yardımcısı, her zaman için bir adım ötesini düşünmekten ve yeni şeyler denemekten hoşlanan biri olmuştu. İngiliz futbolu o zamanlar fazlasıyla dar görüşlü bir yapıya sahip olsa da, daha önce kimsenin cüret etmediği işlere kalkışacak biriyle karşılaşmış olduğunu hissediyordu.

Wenger’in davetiyle onu Monaco’da, işinin başında izlemeye gittiği vakit hislerinin onu yanıltmadığını kesin olarak anlamıştı. Karşısındaki kişinin antrenörlük vasıfları alışılmadıktı. “Oyuncularla, yönetimle, taraftarla nasıl iletişim kurduğunu gözlemledim. Çok etkileyici bir adamdı. Farklıydı. Arsène beş farklı dil konuşabiliyordu, ekonomi bölümünü bitirmiş, tıp fakültesine gitmişti. Futbolculuk kariyeri sonrası antrenörlüğe geçen bilindik tiplerden biri olmadığı açıktı” diye anlatıyor Dein.

Wenger & Bergkamp

Wenger, Monaco’yu bırakıp Japonya’ya, Grampus Eight’i çalıştırmaya gittiğinde dahi irtibatı kesmediler. Çünkü Dein, Wenger’in bir gün Arsenal’i çalıştırabileceğini sezinleyebiliyor ve onu takımın nasıl gittiğinden haberdar etmek istiyordu. Nagoya’ya son oynadıkları maçın videosunu gönderiyor, henüz internetin ve cep telefonlarının yaygınlaşmadığı o günlerde, bu ikili faks ile haberleşiyordu. Wenger’in gönderdiği faksların sürekli başka birinin adıyla ulaşıyor olması, değişmez bir eğlence kaynağı hâline gelmişti. Kullandığı faks makinası, evin bir önceki sahibi tanıdık bir futbolcu tarafından Wenger’e bırakılmıştı. Bu kişi, Tottenham’ın eski golcüsü Gary Lineker’den başkası değildi.7

Wenger, Ocak 1995’te Avrupa’yı terk etmiş ve Asya’da alışılmadık bir görevi tercih ederek cesur bir adım atmıştı. Ama zamanlama her şeydi ve bu kararından bir ay sonra, Graham gitmişti. Oyuncu transferleri sırasında usulsüzlük yaptığı anlaşılmış, iki İskandinav oyuncunun transferi için Norveçli bir menajerden rüşvet aldığı ortaya çıkmıştı.8 Arsenal çalkalanıyordu. Dein’in aklındaysa Wenger vardı.

Bu önerisini yönetim kuruluna götürecek fakat büyük çoğunluğun veto etmesiyle karşı karşıya kalacaktı. Yabancı bir antrenör istenmiyordu. Bu, oldukça çetrefilli bir meseleydi. Wenger’in başka bir kulüple sözleşmesi devam ediyordu ve ayrıca, daha önce İngiliz futbolu deneyimi olmayan birini göreve getirmek bilinmezliğe yolculuk demekti. Bu ligde başarılı olabilen tek bir yabancı bir antrenör çıkmamıştı, böyle bir örnek yoktu.

İngiliz futbolu ufkunu genişletmeye çoktan başlamış olmasına karşın, yabancı ülkelerden antrenörlere hâlâ çok ender rastlanıyordu. Ada dışından bir antrenörle çalışmayı ilk deneyen Aston Villa olmuş, bu deney felaketle sonuçlanmıştı. Dr Josef Venglos adındaki Çek antrenör, ilk sezonu sonunda kulübü az daha küme düşürüyordu.9 Bu deneyim, Britanya futbolunun Britanyalı hocalara ait olduğu inanışını güçlendirmeye yetmişti. Wenger, “Ada zihniyetleri tarihsel olarak yabancı etkileşimlere kapalı olurlar” gözleminde bulunuyordu. Burası henüz keşfedilmemiş topraklardı.

Yine de, Dein’in aklı başka düşüncelerde gezinmeye devam ediyordu. Oyunun çok büyük bir tür beyin fırtınası seansının ortasında olduğunu hissediyordu. Dein, Premier League’in Football League’den ayrılması sürecinde yürütülen müzakerelerin baş aktörlerinden biriydi. Sky ile yapılan televizyon yayını anlaşmasının gelişimine tanık olmuş, bu anlaşmanın getireceği maddi olanakları görmüştü. Eski Avrupa Kupası’nın Şampiyonlar Ligi’ne dönüşümünü izliyordu. Patlamaya hazır bir global marketin ilk kıvılcımlarıydı. Yakında uluslararası oyuncular yeni liglere akın etmeye başlayacaktı. İngiliz futbolunun başka bir yöne doğru yol aldığını, hız kazandığını görebiliyor ve Arsenal’i bu yarışta hızlı şeritte, Wenger’i de sürücü koltuğunda görmek istiyordu.

Arsenal resmi bir teklifte bulundu. Wenger, bu teklif her ne kadar cezbedici olsa da, sözleşmesine sadık kalacağını bildiriyordu. Eğer onun yerine Grampus Eight’in de kabul edeceği uygun biri bulunabilirse, anlaşmanın sağlanabileceği düşünülmüştü. Ama bu hiç de kolay olmadı. Japon kulübü, antrenörü tarafından büyülenmişe benziyordu.

Ken Friar,10 Wenger’in Grampus Eight’te zor bir dönemden geçtiği sırada yaşadığı bir olayı anımsıyor. “İki ya da üç maç kaybetmişlerdi. Bunun üzerine başkan, Wenger’le konuşmaya gitti ve ‘Üzgünüm Arsène, işler iyi gitmiyor’ dedi. ‘Bazı değişiklikler yapmak zorundayım.’ Ve sonra tercümanı kovdular! Bu gerçek bir hikaye.”

Wenger, söz verdiği üzere sözleşmesine sadık kaldı ve Arsenal, 1995 yazında takımın başına Bruce Rioch’u getirdi. Bunun yanı sıra Dennis Bergkamp’ı transfer ettiler, kulübün değişim isteğini yansıtan çok önemli bir transferdi. Cüretkâr bir hamleydi, çünkü kulübün ekonomik olanaklarının zorlanması gerekmişti. Bergkamp uluslararası şöhrete sahip bir oyuncuydu ve takım arkadaşları şakayla karışık şöyle söylüyorlardı: “Biz buna layık değiliz!”

Rioch’un destekçileri olmuştu, ama uzun vadeli bir çözüm olduğuna dair yönetimi ikna etmeyi başaramadı. 1996 yazında, yaşanan bir anlaşmazlık sonrası takımdan ayrılacaktı. Arsenal, Wenger’i bir kez elden kaçırmanın şanssızlık, bunu iki kez yapmanın ise pervasızlık olacağını düşündü. Yine de, Dein’in bu kadar güvendiği ve iyi tanıdığı biri olmasına karşın, cesur bir karardı. Üzerinden beş yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra, Arsène for Arsenal tahmini nihayet 30 Eylül 1996’da gerçekleşti. Arsenal kulüp logolu kravatıyla, Highbury çimlerinde kameralara gülümsüyordu.

Wenger 1996

Bu parça, The Guardian gazetesi yazarı Amy Lawrence’ın “Invincible: Inside Arsenal’s Unbeaten 2003-2004 Season” adlı kitabından çevrildi. Lawrence’ın “The Wenger Revolution: Twenty Years of Arsenal” adlı yeni kitabı da geçtiğimiz ay piyasaya sürüldü.


  1. Ödül töreninden kısa bir bölümü buradan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=ssztbvCrJKk
  2. “Sahaya her çıktığımda, Arsène Wenger için oynuyordum. Benim için yaptıklarının ne kadar önemli olduğunu bilmesini istedim. Sadece onun kazanması için dizimi, elimi kırabilirdim. Benimle oğlu gibi ilgilendi, ırkçılık doruk noktasındayken buna inanamıyordum.”
  3. Liverpool ligin son haftasına Arsenal’in üç puan önünde birinci sırada girmişti ve Arsenal’in şampiyon olabilmesi için iki farkla kazanmaya ihtiyacı vardı.
  4. Galatasaray, Şampiyon Kulüpler Kupası Çeyrek Finali’nde Wenger’in çalıştırdığı Monaco ile eşleşmişti. 31 Aralık 1988’de, Konyaspor ile bir erteleme maçı oynuyordu. Wenger bu maça gitmişti. Maça dair daha fazla ayrıntı için: https://eksisozluk.com/31-aralik-1988-konyaspor-galatasaray-maci–2676430
  5. Wenger’in Arsenal’deki ilk sezonu, Eylül 1996’da takım kaptanı Tony Adams’ın alkolik olduğunu itiraf etmesiyle başladı. Şöyle demişti: “Benim adım Tony ve ben bir alkoliğim.” Paul Merson ise hem alkolizm, hem madde bağımlılığı hem de kumar alışkanlığı sebebiyle tedavi gördü. O dönemler, alkolizm İngiliz futbolu için oldukça önemli bir problemdi.
  6. Arsenal için Arsène.
  7. Lineker’in aktif futbolculuk kariyerinin son kulübü Nagoya Grampus’tü. 1992-94 yılları arasında Japonya’da forma giymişti.
  8. Bu mesele ise alkolizm gibi olmadı ve İngiliz futbolu için önemli bir sorun olmayı sürdürdü. The Telegraph’ın sekiz ay süren araştırmacı gazeteciliği neticesinde İngiltere Milli Takım menajeri Sam Allardyce’ın usulsüzlük yaptığı ortaya çıktı ve Big Sam, ertesi gün görevinden ayrıldı. Başka isimlere dair soruşturmalar sürüyor.
  9. Venglos, İngiltere’deki başarısız deneyiminden sonra soluğu Türkiye’de aldı ve iki sezon Fenerbahçe’yi çalıştırdı.
  10. Arsenal’in efsaneleşmiş yöneticilerinden biri.