Skip to content

Hangi Contador?

Alberto Contador bir kez daha zirvede. Ona gerçekten inanabilir miyiz? Başka şansımız var mı?

Alberto Contador her zaman bir soru işareti oldu. Yaklaşık 13 sene önce girdiği profesyonel bisiklet dünyasında attığı her adım, yakaladığı her başarı, yakalandığı yasaklı madde, doping cezası, cezadan dönüşü, devamında yaptıkları her zaman insanları ikiye böldü. Yazarlar, gazeteciler, seyirciler bu ilk bakışta mesafeli ama tanıdıkça ısınılan adam hakkında karar vermekte zorlandı. 2007’de ilk kez Fransa Bisiklet Turu’nu kazanan ve 2014 İspanya Bisiklet Turu ile birlikte altıncı Büyük Tur zaferine ulaşan bu benzersiz bisikletçi her zaman büyük bir kafa karışıklığının başrolü oldu.

2012 İspanya Bisiklet Turu bu anlamda Alberto Contador’un kariyerindeki en ilginç halkaydı. 2014 değil 2012. Neden mi? Ünlü bisikletçi, Eylül 2010’da idrarında bulunan yasaklı Clenbuterol maddesi ile girdiği tepetaklak yolda mahkeme koridorlarından çıkmaz olmuştu. Yediği etten zehirlendiğini ve bu yüzden vücuduna yasaklı madde girdiğini iddia ettiği savunması ceza almasına engel olamamıştı. Dönüşte kendini yeniden kanıtlamaya ihtiyacı vardı. İmdadına kendi topraklarındaki La Vuelta yetişti. Dava koridorlarından bisiklet parkuruna geri dönen İspanyol bisikletçi kariyerinin en ilginç Büyük Tur zaferini elde etmeyi başarmıştı.

Neresi ilginçti? Birincisi, Alberto Contador bildiğimiz Alberto Contador değildi. 2007’den itibaren Fransa Bisiklet Turu’ndaki dağlara damga vuran, her yokuşta rakiplerine meydan okuyan ve bu rekabetlerin neredeyse tamamından galip çıkan adam gitmişti. Bir anda Alejando Valverde ve Joaquim Rodriguez gibi bisikletçilerle aynı seviyede anılır olmuştu ve İspanya’nın meşhur yokuşlarında onlarla kafa kafaya ilerler hâle gelmişti. Çıkamıyordu, daha doğrusu o eski Contador gibi fırlayıp gidemiyordu. Bazı kesimler bunu eskiden doping kullandığının bir kesin kanıtı olarak sunuyor, “İşte gördünüz mü kullanmayınca ne oluyor?” sorularıyla parmak sallıyordu. Kimileri ise geçirdiği zor zamanlar ve aldığı ceza sonrası performansında yaşanan düşüşü normal kabul ediyordu.

O eski Contador belki de hiç geri gelmeyecekti ama bu kazanmayı unuttuğu anlamına gelmiyordu. Beklenmedik bir hareket, belki de kariyerindeki en enteresan taktik onu zafere götürdü. Tırmanışlarda rakiplerini geçemeyen Contador görece düz sayılabilecek bir parkurda, Fuente De etabındaki iniş bölümünde rakiplerine büyük bir sürpriz yapmıştı. Etap dinlenme gününden sonra yapılıyordu ve dağlarda kimseye göz açtırmayan Joaquim Rodriguez’in pelotonda bilinen bir eksikliği vardı. Dinlenme günlerinin peşinden gelen etaplarda zorlanırdı. Bu gerçeğin bilincinde olan takımı Saxo Bank-Tinkoff da Contador’a yeşil ışık yakılmıştı. Vuelta onlara göre bitmemişti ve her şeyi sürpriz bir atak değiştirebilirdi. İspanyol bisikletçi de beklemiş, bu eksikliği görmüş, doğru yerde doğru hamleyi yapmıştı. Kaçmıştı. Zamana karşı temposuyla geçirdiği son bölümlerde affetmemiş, İspanya Bisiklet Turu tarihinin en acayip zaferlerinden birine ulaşmıştı.1

Bu Contador’un geri dönüşü anlamına geliyordu, eskiden farklı, yeni bir adam olarak. Daha da önemlisi İspanyol ismin bisiklet dünyasındaki yerini değişiyordu. İlk ortaya çıktığı günlerde Lance Armstrong fanatikleri tarafından renksiz ve sıkıcı olarak damgalanan, Lance Armstrong’tan nefret eden ve o günlerde patronun dopingli olduğunu bağıran kesim için ise Amerikalı ile zirveye ulaşan doping kültürünün bir devamı olarak kabul edilen Contador ülkesi dışında çok fazla hayran toplayamamıştı. Yasaklı Clenbuterol maddesi vücudunda bulunduktan sonra yaptığı basın toplantısında gözyaşlarına boğulmuş, ilk kez gerçekten duygularını göstermişti. Alberto Contador’un insani yanı ile tanışıklık o gün başlamış, geri dönüşüyle birlikte eski ihtişamlı günlerinden uzak görünen bu adam daha fazla sempati toplamaya başlamıştı. İnsanoğlu mazlum hikâyelerini sever. Contador için de her şey bir gözyaşıyla ve zeki bir atakla değişmişti.

Alberto Contador

Hayat garip. Yıldızların dağlardaki mitik performansını izleyerek tutkunu olduğumuz bu sporla Lance Armstrong skandalı sonrası ilişkimiz köklü bir şekilde değişti. Eskiden bizi heyecanlandıran uzun ataklar artık baş ağrısı yaratıyor.2 Bir zamanlar ayağa kalkarak ve tempo tutarak izlediğimiz performanslar bugünlerde kafamızı karıştırıyor. İzlediğimiz bu adamların insan olduğunu hatırlamaya çalışıyoruz. Yasaklı madde kullanmadıklarından, herhangi bir gizli kapaklı iş çevirmediklerinden, “pan y agua”3 ile yarıştıklarından emin olmak istiyoruz. O yüzden çöküşlerini bekliyoruz. Bir gün zirvede çılgın atan bisikletçinin ertesi gün dağılmasını, bir şekilde gidememesini izlemek istiyoruz.

Burada biz dediğim bisikleti tutkuyla seven hemen herkes, UCI sandığından çıkan milli irade. Bu insanlar gördüklerine inanmak istiyor ve bu anlamda 2012 İspanya Bisiklet Turu rahatlatıcı bir örnekti. Alberto Contador eski etkisini kaybetmesine rağmen zekasıyla kazanmayı başarmıştı ve bu bisiklette zaferlerin sadece şırıngalardan geçmediğini kanıtlar nitelikteydi. Belki bu kanıt dünyanın en bilimsel araştırma yöntemleri sonucunda ortaya çıkmamıştı ama yine de ufak da olsa bir kanıttı. Yıldızların gözlerinden okunan bir kanıt. Masumiyet sanki o zorlanma anlarında kendini belli ediyordu. Sanki.

Bir bilinmeyen olarak Alberto Contador da böylece kendine ait bir kimlik edinmeye başlamıştı. İspanya Bisiklet Turu’nu kazandığı için mutluydu lâkin daha büyük hedefleri vardı. Fransa Bisiklet Turu’nu yeniden kazanmak istiyordu. Doping cezasından beri çok şey değişmişti. Artık en büyük rakibi zamana karşıdaki zayıflığı nedeniyle bir türlü istediği yere gelemeyen Andy Schleck değildi. Britanyalılar işe el koymuş, 2012’deki Bradley Wiggins zaferinin akabinde 2013’te de Chris Froome çağı başlamıştı. Kenya asıllı Britanyalı bisikletçi Fransa Bisiklet Turu’nda Alberto Contador’a göz açtırmadı, neredeyse bütün dağ etaplarında farkını belli etti ve bisikletin en büyük mayosunu müzesine götürdü. Contador etkisizdi, 2009’da Verbier’yi rakiplerinin çok önünde çıkan o adam hakkındaki şüpheler daha da artıyordu. O Contador ile bu Contador arasındaki bu büyük farkın izahını merak ediyordu herkes.

2014 sürpriz bir geri dönüşün simgesi oldu. Bisikleti bıraktıktan sonra ilk olarak Team Sky’da görev alan, sonrasında Tinkoff-Saxo saflarına katılan Steve De Jongh yönetiminde antrenman taktiklerinden sezon takvimine kadar her şeyini değiştiren Alberto Contador yeniden eski formunu bulduğunu, hatta onun da ötesine geçtiğini söylüyordu. Fransa’ya hiç olmadığı kadar iddialı gitmişti. Her şeyi bitiren 80 km/h hızla indiği bir iniş oldu. Froome’un yaptığı kazalar sonrası beşinci etapta ayrıldığı Fransa Bisiklet Turu’nun zorlu parkuru onun da 10. etapta çekilmesine neden oluyordu. Takım arabasına binen Contador’un gözlerine bakınca hayatındaki en büyük hayâlkırıklıklarından birini yaşayan adama yeniden rastlıyordunuz. Tekrar döneceğini düşündüğü zirve ona bisiklet kariyerinin en büyük kazıklarından birini atmıştı ve Contador bu sefer bir arabanın içinde hayatını değiştiren gözyaşlarıyla karşılaşmıştı.

Cycling Tour de France

Daha önce onu uçurumun kenarından alan İspanya Bisiklet Turu bir kez daha yardımına koştu. Tedavisindeki hızlı ilerleme ve şansı sayesinde beklenenden çok daha erken iyileşmiş, ilk olarak sakatlığı yüzünden katılamayacağını açıkladığı bu yarışa katılma kararı almıştı. Başlarda sadece etap zaferi için geldiğini ilân ettiği La Vuelta, Le Tour için sakladığı formu uygun anlarda çıkardığı bir yere dönüştü. Nairo Quintana’nın yaptığı kazalar sonrası bıraktığı yarışta Chris Froome ile çekişti, bir önceki senenin kapışmalarının aksine bu sefer rakibinin çok önünde yer aldı. Kafalarda iki soru belirdi: Alberto Contador nasıl bu kadar erken düzelmişti? Ve 2012’den çok daha iyi, 2009’nun ise her şekilde altında görünen bu performansın masumiyetine yüzde 100 inanabilir miydik?

Bu yazı o cevaplara sahip değil. Tedavisi ve sakatlıktan dönüşü gazeteler tarafından inceleniyor ve bu sayfalarda o konuda söylenecek çok yeni bir şey yok.4 Daha ziyade Alberto Contador’un kişisel tarihimizdeki serüveni ile ilgilenebiliriz. Lance Armstrong’un 2005’teki emekliliğinde ortaya çıkan, ilk Fransa Bisiklet Turu’nu o geçiş döneminde kazanan İspanyol bisikletçi, geri dönüşü sırasında takım içi rekabet yaşadığı ve açık farkla yendiği Amerikalı’dan da önce dopingli çıkıp ceza almıştı. O geri döndüğünde ise Amerikan Anti Doping Ajansı Lance Armstrong’u enseledi. Yarıştıkları takımlardan, çalıştıkları adamlara kadar birçok benzerlik olan bu adamlardan biri tarihin derinliklerine kara leke olarak gömülürken ve bir anda varlığından rahatsız olduğumuz bir hayalete dönüşürken öteki kariyerini bir kez daha inşa etti. Zorlanarak, çıkamayarak, tırmanışta yapamadığını inişte telafi ederek, Chris Froome karşısında yenilerek. Yenilmez bir kahraman olarak gittiği cezadan yenilen bir insan olarak dönmüştü. Onu ünlü yapan dağlar bize bunu söylüyordu, bu seneye kadar.

Şimdi ise gerçekten dönmüşe benziyor. İnişte değil çıkışta rakiplerine meydan okuyor ve eskisi gibi gerçek kimliğini oralarda buluyor. Kaybeden ya da zorlanan Alberto Contador 2012’den beri yakın dostumuzdu, şimdi ise yeniden kocaman bir soru işaretine dönüştü. İkinci şans üçüncü perdeyi getirdi. Bu bisiklet dünyasında alıştığımız bir hikâye. Zirve, çöküş ve yeniden doğuş. Ne olursa olsun, Lance Armstrong sonrası dönemi tek başına simgeleyen, karanlık 2000’li yılların peşinden gelen bu adamın masumiyetine, en azından ikinci şansını temiz değerlendirmesine ihtiyacımız var. Ünlü serilerin hayranları için devam filmleri çoğu zaman sıkıntı kaynağıdır ama bazen nadiren iyi çıktığı da olur. 2014 İspanya Bisiklet Turu 10 sene sonra da iyi hatırlayacağımız bir devam filmi olsun. Bisiklet tarihinin bu büyük yıldızın gerçekliğine ihtiyacı var.


  1. O unutulmaz atakla ilgili detaylı bir okuma parçası için: http://www.cyclingnews.com/features/vuelta-iconic-stages-contadors-historic-ride-to-fuente-de
  2. Chris Froome’un geçen seneki ataklarının üzerimizde etkisi bunun benzeriydi. Bir yandan heyecanlanmış, bir yandan da paniğe kapılmıştık. Masumiyetine inanmaya çalışmış, hakkında aksi yönde ciddi bir kanıt olmayan bu adamın temiz çıkmasını dilemiştik. Lâkin kimse emin değildi ve o ataklar büyük bir gürültüyü peşlerinden getirmişti. O sırada Twitter’daysanız ve bisiklet dünyasından isimleri takip ediyorsanız ne demek istediğimi anlamışsınızdır.
  3. 1990’larda bisiklet dünyasında kullanılan bir kavram. İspanyolca ekmek ve su demek. O dönem doping kullanmayan bisikletçiler peloton içerisinde ekmek ve su ile yarıştıklarını, yasaklı madde almadıklarını bu kavram ile ifade eder, “Bu yarışta şu sırayı aldım ama pan y agua ile yarıştım” derlermiş.
  4. Contador’un sakatlıktan dönüşü ile ilgili şurada güzel bir Türkçe toparlama var: http://www.mtbtr.com/haber/haber.asp?kayitno=3185