Skip to content

Jensie’nin Vedası

Jens Voigt bisikletten emekli oluyor. Alman efsanenin binlerce hikâyesinden sadece birkaç tanesi bu yazıyı yazdırdı.

USA Pro Cycling Challenge takvimin en çekici yarışı sayılmaz. İspanya Bisiklet Turu’nun başladığı hafta yapılması, etapların Avrupa’ya göre farklı saatlerde geçilmesi, Amerikan yarışlarının hepsindeki o farklı havaya sahip olması da bu ilgi çekiciliği arttırmıyor. Bu ve benzeri yarışlar gecenin ilerleyen zamanlarında denk gelip izleyenler ve bisiklet hastaları dışında genelde pek ilgi toplamaz.

Bu sene farklıydı. Bir adam, yarışı sosyal medyanın en çok konuşulanları arasına sokmayı başardı. Elbette 1971 yılında dünyaya gelen, 1990’ların başından beri bisiklet dünyasında olan, 43 yaşında son yarışına çıkan Jens Voigt’tan bahsediyorum. USA Pro Cycling Challenge’ın dördüncü etabında onu izlediniz mi? Hayatı boyunca yaptığını yaptı. Kendi ifadesiyle o aptal kaçışlarından birini gerçekleştirdi. 40 kilometre kala 12 kişilik bir kaçış grubunun içerisindeydi ve yanında çoğu genç yaşlarda olan, kendini kanıtlamak isteyen birçok yeni isim vardı.

Kariyeri bu ataklarla geçen Voigt çevresindeki kimseyi beklemeden atağını gerçekleştirdi ve son 2 kilometreye kadar önde gitti. Heyecan içerisinde son bölümleri izleyen dünya çapındaki binlerce insan “Shut Up Legs” diye bağırdı ve Alman bisikletçi finişe az kala yakalandı. Gerisi bildiğiniz hikâye. Jensie 52 saniye arkadan 67. geldi. Yorgundu, hayâl kırıklığı gözlerinden okunuyordu lâkin bir yandan da gururlu bir ifadeyle finişe geliyordu. Yarışı yol kenarındaki izleyicilerle birlikte bitirdi, ellerini sıktı, destekleri için teşekkür etti, emekli olmadan önceki son yarışında onu onurlandıran herkese saygısını sundu.

Yarış sonrası yaptığı açıklamalarda Jens Voigt meseleyi nefis ifade ediyordu: “Belki de, garip ama gerçek, böylesi vedama daha uygun oldu. Bu hayatımın hikâyesiydi, 20, 30, 40 kaçıştan belki bir tanesi işe yarar. Bu da öyle klasik bir kaçıştı, varını yoğunu ortaya koyarsın ve yakalanırsın. Kariyerim için bundan daha iyi bir örnek düşünemiyorum. Her şeyini verirsin ve aptal gibi görünme riskini alarak bu yola çıkarsın.”

Bisikleti 2000’lerin başında izlemeye başlayan herkes Jensie’nin ismini duymaya alışıktı. Pelotonda birçok Alman bisikletçi vardı ve çoğu ya kazandıklarıyla ya da doping skandallarıyla gündeme geliyordu. Voigt ise genelde atak yaparken görmeye alıştığımız, çok nadiren de bu kaçışlarında başarılı olan bir bisikletçiydi. Tanınır ama fazla ilgi görmezdi. Bundan birkaç sene önce her şey değişti. Youtube’daki videoları ve Twitter’da yavaş yavaş oluşmaya başlayan hayran kitlesiyle birlikte Jensie sosyal medya fenomenine dönüştü. Jens Voigt Soundboard, Jens Voigt Facts bu dönemin popüler internet hikâyelerinden sadece birkaçıydı. Alman bisikletçi çoğu zaman şampiyonlardan bile daha fazla konuşulur hâle gelmişti.

Bu fenomenin kaynağını merak eden Amerikalı gazeteci Jason Gay, 2011’de yazdığı bir yazıda Jensie’nin popülaritesini şöyle açıklıyordu: “Voigt’un acı çekme biçimi onun ününü büyüttü. Bisiklet acıyı fetişleştirir, bir bisikletçi ne kadar acıya dayanabiliyorsa o kadar efsaneleşir. Voigt muhteşem, bazen de komik bir şekilde bunu gösteriyor. Bacaklarında acıyı hissettiği an “Kapayın çenenizi” diye bağırabiliyor.”

Gerçekten de bisiklet tarihi “suffering” kelimesi üzerine kuruludur. Fransızların ifadesiyle “souffrance”. Acı 19. yüzyıldaki yarışlardan beri bu sporun bir parçasıdır. Kırılan bisikletler, gözyaşları eşliğinde parkurun kenarında yarışı bırakmak zorunda kalan bisikletçiler, kazanma amacı olmamasına rağmen yarışı bitiremediği için dağılan suratlar, hayâl kırıklıkları, çöküş. Tarih kitaplarında bazen kazananlarla aynı sayfada anlatılır bu büyüleyici kaybeden hikâyeleri.

Bisikletçiler de bu miti bilir ve büyütür. 2014 Fransa Bisiklet Turu’nun 11. etabında geçirdiği kazalardan ve acıdan dolayı bisikletini yol kenarına çeken ve yarışa veda etmeyi düşünen Andrew Talansky’nin gözyaşlarını hatırladınız mı? Birkaç dakika kenarda durmuş, takım arabasından gelen sportif direktörleriyle kararını tartışmış ve arkasından bütün o acıya rağmen etabı bitirmeye karar vermişti.

Seyircilerin alkışları ile yarışı bitiren 25 yaşındaki Talansky birkaç gün sonra o hâlde yarışı nasıl bitirdiğini şöyle açıklıyordu: “Bu sporda acı çekmek üzerine çok fazla konuşuyoruz. Bunun üzerine etaptan sonra düşündüm. Bir yarışı önde götürdüğünüzde, mesela Dauphine gibi bir yarışı, acı çekiyor olabilirsiniz fakat aynı zamanda sevdiğiniz bir şeyi yapıyorsunuzdur, kazanmaya gidiyorsunuzdur. 11. etap ise başkaydı, acı çekmenin en saf hâliydi. Zafer kazanma, podyuma çıkma ihtimali yoktu, kazanılacak hiçbir şey yoktu. Ama bu spor sürekli olarak size mental ve fiziksel anlamda yeni şeyler öğretiyor. O gün bana ihtiyacım olduğunda vücudumun içinde düşündüğümden fazlasının olduğunu, inandığımdan daha fazlasını yapabileceğimi gösterdi. Bu yüzden bu tecrübenin geleceğimde çok önemli bir yeri olacağına inanıyorum.”

Jens Voigt da yaklaşık 20 senedir profesyonel olarak bunu yapıyor. Doğu Almanya’da, Grevesmühlen’de doğdu. Berlin Duvarı’nın yıkılmasına daha 18 sene vardı ve Jens yetenekli bir atlet olarak parladığı gençlik yıllarında Doğu Alman sistemiyle büyüdü. Çalışmaya ve disipline önem veren yapısının ailesinden aldığı genlerden geldiğini söylüyor lâkin 12-13 yaşında onu eğiten koçunu da unutmamış. Voigt’un kafasına koçu o yaşlarda şunu yerleştirmiş. İlk atağı her zaman sen yap, böylece psikolojik olarak avantajın olur, onları senin kurallarınla oynamaya zorlarsın. Alman bisikletçi bunu birkaç kez denedikten ve başarılı olduktan sonra kariyerini böyle sürdürdüğünü söylüyor.1

1994’te profesyonel olan, 1998’de ünlü koç Roger Legeay tarafından fark edilen ve GAN takımına transfer olan Voigt, dopingin en yoğun olduğu karanlık çağlardan bize kalan nadir güzel hikâyelerden biri oldu. Hiç doping denemiş miydi? Hayır diyor, bilemiyoruz. Aksi yönde kanıtımız da yok. Bütün bunlardan öte bisikletin en saf, 100 yıldır aynı kalan ve bundan sonra da kalacak olan tek yönünü işledi hep. Takım taktiklerinden, stratejilerden, bütün o sıkıcı konuşmalardan öte bir şey yaptı. Kaçtı. Mantıksız ataklarla kaçtı, bazen planlı, bazen plansız gitti, çok fazla gerisini ve sonunu düşünmeden kahraman olmaya çalıştı.

Acı çekmeden, mücadele etmeden hiçbir şey kazanılmıyor. Ama bazen acı çekseniz de mücadele etseniz de kazanamıyorsunuz. Jens Voigt’un kariyerinden bize kalacak en önemli şey belki de bu. Bazen 40 kere denersin ve 1 kez başarırsın. 1994’ten beri her yarışı son yarışıymış gibi pedallayan bu adam bu sefer gerçekten de son yarışına çıktı. Bir Twitter kullanıcısının dediği gibi hayatta kesin olan üç şey var: Ölüm, vergiler ve Jens Voigt’un atakları. Artık bu sonuncusunu göremeyeceğiz.


  1. Doğu Almanya zamanlarında aileler, komşular arasındakilerin daha sıcak olduğuna inanan ve bu anlamda geçmişe dair nostaljik hisler barındırdığını söyleyen Jensie, ProCycling dergisinin 2011 Kasım sayısına yaptığı açıklamalarda o dönemde Doğu Almanya’da yaşamanın herkesçe bilinen karanlık tarafları olduğundan bahsetmişti. Ülkeyi yöneten Sosyalist Parti tarafından sürekli gözetlendiklerini söyleyen Voigt, ailesinin parti üyesi olmamasının ve Batı Almanya’daki akrabaları ile ilişkiyi kesmemelerinin bunda en büyük etken olduğunu söylüyor. Batı’da kalan teyzeleri ile ailesi mektuplaşır, yılbaşı zamanlarında birbirlerine çikolata yollarlarmış. Jensie bütün bunlardan dolayı ailesinin çeşitli zorluklar çektiğini itiraf ediyor.