Skip to content

Bradley Beal: Initials BB

Bradley Beal yaptığı şeylerin hepsini NBA basketboluna taşıyamayacaksa bile, işleri yapış şekli her yerde onunla birlikte olacak. Ve yolunuz doğruysa, bu her yerde para eder. The real deal.

Florida, Fr.
6-5, SG
St. Louis, Missouri (1993)

2011 sınıfının Austin Rivers’dan sonraki en iyi şutör guardı olarak gösterilen Bradley Beal, Florida’ya niyet mektubunu gönderdiğinde herkes benzer beklentiler içine girmişti. Babasının da yardımıyla namı her geçen gün daha da büyüyen Rivers, şimdiden NBA yıldızlarının çift potalardaki gözdesi olmuştu. Onun Duke’u seçtiği bir ortamda, SEC’de Kentucky’ye bıraktığı zirveyi uzaktan izleyen Florida’da listedeki rakibini alaşağı etmesi çok zordu. Beal sezona sakin başladı. Gators tribüncülerini bir kenara koyacak olursak, hemen herkesin radarından çıkmışa benziyordu. Rivers’ın North Carolina maçında soktuğu son saniye üçlüğüyle Gerçek Dukie olduğu günlerdi.1

Konferans fikstürüne geçildiğinde Beal biraz daha istikrarlı bir skorere dönüşmüştü, takımını sürüklediği ikinci yarılar bir kenara not ediliyordu. Fakat gözlerin üzerine çevrildiği esas -moda tabirle- podyum maçlarında, Kentucky’ye iki maçta toplam 19 sayı atabilecekti. 6/25 saha içi, 2/12 üçlük isabet oranlarıyla. Konferans turnuvasındaki Kentucky maçını daha iyi oynadı, fakat finali gören Tekkaş ve arkadaşları olacaktı. Beal hala gösterdikleriyle bir Top 10 adayıydı. Fakat daha yukarısı konusunda ciddiyetini ilan etmesi için gerekli ‘karakter’ maçlarını gösterememişti. #7 olarak katıldıkları March Madness her şeyi değiştirecekti. Missouri’nin yaşadığı ilk tur sürprizi önlerini açtı, bölge finalinde Rick Pitino’nun askerlerine toslamasalar belki Kentucky ile dördüncü düelloya çıkabilecekti Beal. Bu gerçekleşmese de, BB’nin olgun hücumu, ribaundlara verdiği alışılmışın dışında katkı ve oyunun en kritik anlarında hançer gibi kullandığı seksi üçlükleriyle herkesin gözüne girdi. Bu sefer televizyonun karşısında öfkeyle izleyen Rivers ailesiydi.

Chad Ford’un şu sıralar günde beş vakit güncellenen devasa tahtasındaki tırmanışı sezon bittikten sonra da devam etti. Perry Jones III, Terrence Jones, Harrison Barnes gibi saf yetenek bakımından Beal’ın aşağısında görülmeyen, fakat bir profesyonelin kaldıramayacağı kadar kırılgan gözüken prospectler ise aynı hızla kan kaybediyordu. Gelinen noktada Beal kimilerinin listesinde sınıfın ikinci, kimilerininkinde üçüncü oyuncusu. Bobcats’ten gelen haberler ve körü körüne yedikleri Ben Gordon kazığı gösteriyor ki 2. sıra ihtimali masadan kalkmak üzere. Fakat Beal’a bu dramatik tırmanışı yaşatan neydi? Sadece sezonu konferans turnuvasıyla eşdeğer tutan balık hafızalı genel menajerler mi?

Beal maçı 40 dakika yaşayan, bu oyundan uzun yıllar ekmek yiyeceğine önce kendini, sonra izleyenleri ispat etmeyi şiar edinmiş bir topçu. Bunu her gün yapıyor. Şutunu bulamadığı ve 1/10 ile attığı bir Kentucky maçında bile. İstatistik kağıdına baktığınızda, bu çabanın 7 ribaund ve 4 asiste dönüştüğünü görüp ‘güzelmiş’ diyebilirsiniz. Ama sahada yaptıkları, bundan fazlasını hak ediyor. 18 yaşını yarın gece dolduracak bir adam için, inanması zor bir olgunluk seviyesi. Öyle ki Beal bizim altyapılarda oynuyor olsaydı, yaş küçültme iddiaları çoktan başlamıştı. NBA’e kafaca hazır olduğu gibi, onu seçen takımın ağır bir vücut çalışma programı hazırlaması da gerekmeyecek. Zira nasıl yaptığını bilmiyorum ama çaylak sezonunu NBA fiziğiyle oynayan bir çocuk gördük sahada. Pozisyonu için kısa kalan boyunu kompanse etmesine yardımcı olanlardan biri bu gelişkin fiziğiydi, fakat NBA’e geçtikten sonra bu fark yaratabileceği bir alan olarak kalmayacak. Sadece pozisyonundakileri değil, zaman zaman forvetleri dahi itip kakarak aldığı maç başına 6.7 ribaundun bir bölümünden taviz vermesi kaçınılmaz. Yine de SEC’de 6’ 4’’ boyunda bir çaylağın, konferansın en çok ribaund çeken guardı olduğuna çok sık şahit olamazsınız. 7 maçta 10+ ribaund almış bir kısadan bahsediyoruz. Bunu bilerek yola devam edelim ve elemanın artı hanesine ‘ribaundlar’ diye yazalım.

Beal’ın oyununda sizi çarpan ilk şeyse, kalemle çizilmiş gibi duran şut mekanikleri. Birtakım kaslı adamların, topu çembere savurmasını heyecan verici bulmuyorsanız bu benim problemim değil. Binayı terk etmenizi istemek zorundayım. Kendisine sorulduğunda oyununu Ray Allen ve Dwyane Wade’i model alarak bina etmeye çalıştığını söylüyor. Evet, kesinlikle Ray Ray’den geçer not alabilecek bir şutör var karşımızda. Sezonu sadece 34% şut yüzdesiyle noktalamış olmasına rağmen, bunun şut yeteneğini yansıtmadığını söylüyor. Bu yüzdeyi yıllar sonra kariyerinde bir istisna olarak göreceğine inancı tam.2 Fakat daha derinlemesine baktığımızda bu elit şutörün, komple bir şutör olmak için önünde epey bir yolu olduğunu görüyoruz. Zira Beal hala kendi şutunu yaratmakta güçlük çekiyor. Billy Donovan’ın çoğu zaman üç guard tarafından fişeklenen hızlı tempo hücumu, bu açığı makyajlamak için elinden geleni yapsa da elemanın temelde hala bir nokta şutör olduğunun ayırdına varmak gerek. Bu koş koşa dayalı sistem içerisinde Beal’ın kullandığı şutlardan, spot-up pozisyonları ve hızlı hücumları çıkardığımızda elimizde yalnızca 55% kalıyor. Sezon sonuna doğru takımın skor liderliğini perçinlemişken, Donovan’ın ona isolation çizmeden önce iki kere düşünmesinin temel sebebi de bu. Penetre üzerinden şuta kalktığında bitiricilik düzeyi, bir darbe daha alıyor.

Donovan’ı Beal’ın dizginlerini tamamen serbest bırakmaktan alıkoyan diğer şeyse, top hakimiyetindeki yetersizlik. Anlayacağınız, oyunundaki D-Wade’i görmek daha fazla çaba gerektiriyor. Çembere gidişleri etkili. Fakat dönemden arkadaşları Dion Waiters’ın, ya da Tony Wroten’ın etkinliğine yaklaşamayan bir delicilik söz konusu olan. Elbette ballhandling zafiyetinin yarattığı en büyük problem, yön değiştirmelerdeki sıkıntısı. Çembere genelde A ve B noktası arasındaki en kısa mesafeyi katederek, yani bir doğru çizerek (İlkokul 3 Geometri hatırlatması) gitmeye mecbur kalıyor. Kötü top kayıpları, tuzaklı savunmaların sürüklediği hücum fauller. Kaf Dağı’nın ardında bunlar da var.

College Basketball

Florida’da Erving Walker ve Kenny Boynton’ın yanındayken, bu üçlünün en kalını olması vesilesiyle daha ziyade 3 numara görevinde oynadı. Oyun kurucu pozisyonundaki istatistikleri tatminkar gözükse de, lise basketbolunun çok sağlıklı veriler sunmadığı ortada. Ben karşımda kısa bir skorer guard görüyorum, 1 numaraya evrilmesi beni şaşırtır. Duyduğum anda tav olduğum Eric Gordon benzetmelerini sizinle de paylaşayım, muhtemelen şimdiye kadar başka yerlerde okumuş olsanız da. Gordon da ‘önemli olan işlevi’ ekolünün en yılmaz bekçilerinden biriyken, boy konusunu daha da uzatmanın manası yok. Yaptığı şeylerin hepsini NBA basketboluna taşıyamayacaksa bile, işleri yapış şekli her yerde onunla birlikte olacak. Ve yolunuz doğruysa, bu her yerde para eder. Evladımız Jared Sullinger’a profil yazmazsak çok ayıp olur düşüncesiyle ve Can Birand’a selam çakarak noktalıyorum: “Yürek translates.”

John Wall’un yanına giderse Wizards 10 yıl kısadan yana sıkıntı çekmez ama Irving-Beal da yeni doğan veletleri Cavs taraftarı yapacak, ıstırılası bir kombinasyon.3

Kimseyi tanımadım ben, senden daha güzel: Eric Gordon, Brandon Roy, Xavier Henry

Tepegöz: #3, Wizards


  1. Dick Vitale ile O An: http://www.youtube.com/watch?v=eYHtgiRDWbQ
  2. Son 6 maçta 15/35 (43%) ile atması da birkaç balık hafızalıyı ayartmasına yardımcı olmuştur.
  3. Şu güzel ortamı bozuyorsun: http://www.youtube.com/watch?v=NuZklVrHspM