Skip to content

Lloyd Daniels’ın Dünyasının Sonu

Basketbol ile aramızda bir mesele.

Bugüne kadar nasıl olup da bir Lloyd Daniels filmi çekilmediğini merak eden bir eski doktor, yemek masasında eşinden aldığı cesaretle bir Kickstarter projesi başlatır. The Legend of Swee’ Pea, bu projenin ürünü olarak 2015 yılında karşımıza çıkan belgeselin adı. Belgeselin Vimeo üzerinden erişime açıldığını1 haber vermek için buradayım.

Doksanlı yıllarda NBA’i takip etmiş ya da Lloyd Daniels’ın Galatasaray’da oynadığı o sezon (1997-98) tesadüfen tribünde olan birine onu anlatmak yersiz. 1997 yazında Tolga Tuğsavul’un koçluğunda, gazetelere göre 8 milyon dolarlık bir transfer bütçesiyle yola çıkan Galatasaray, beklentilerin altında bir sezon geçirmiş; Tuğsavul sezon başladıktan bir ay sonra yerini Aydan Siyavuş’a bırakırken, Daniels da Kasım ortasında ayrılmıştı. Hatta 1998’in Ocak ayında Toronto Raptors formasıyla altı maça, NBA kariyerinin son altı maçına çıkmıştı. Ancak gitmeden Türkiye’deki basketbolseverlere de birkaç hikâye bıraktı. 22 Ekim 1997’deki Varese maçının ilk yarısında üst üste yedi üçlük atarak takımını tek başında skorda tutmuş, devreyi 30 sayıyla kapatmıştı mesela. Pozzecco, Meneghin, De Pol, Lohmançuk ve Petruska gibi isimleri kadrosunda bulunduran sert bir takıma karşı bunu ikinci yarıya taşıyamasa da, birkaç dakikalığına da olsa her şeyi ama her şeyi yapabileceğini hissettirmişti Galatasaray taraftarlarına.

Gelgelelim, hayatının bir bölümünde, “güçlü” olduğunu hissetmek için sahada yaptıkları yetersiz gelmişti Daniels’a. Belgeselde kokain kullanımını açıklamaya çalıştığında bu sözcüğü seçiyor.

Belgeselin becerdiği bir şey varsa, o da Daniels’ı sorgu masasına oturtmak veya yargılayıcı olmak istememesi. Doktor Benjamin May, Daniels’ın bunu yapan onlarca insanla karşılaştığını biliyor. Orta sınıftan gelen bir beyazın bu hikâyeyi “harcanmış bir hayat” olarak yorumlamaktan kaçması mümkün mü? Peki o zaman, doğduğu mahalleye her döndüğünde bir şampiyon gibi karşılanmasını nasıl açıklarsın?

Brooklyn’de doğan, dört yaşındayken annesini kaybeden ve hiçbir zaman “ev” dediği bir yere sahip olamayan bir siyah için, NBA’de oynamış olmak ve hayatta kalmak bazen yeterlidir. Bunun ötesine geçip kendini ehlîleştiren, sokağı sokakta bırakıp parke zeminin kenarındaki takım elbiselilerin önceden hazırladıkları kalıplara sığabilecek bir oyuncuya dönüşen Rafer Alston gibi örnekler de var elbette. Belgeselin uğradığı mekânlardan birinde, bir başka New York efsanesi Ron Naclerio’nun çalışma odasına girdiğimizde de bizi Alston’ın Raptors formalı bir posteri karşılıyor. Koç Naclerio duvarda Daniels ile ilgili bir şeyler de görmek istediğinde, gazete kupürleriyle yetinmek zorunda kalmış.

Bugün bir sokak efsanesi olarak algılanan Daniels’ın, aslında Skip 2 My Lou veya Earl “The Goat” Manigault gibi bir sokak kariyeri yok. Oyun ile orada tanışmış, şutunu bitmeyen gece idmanlarıyla (belgeselde animasyonun güzel bir asistiyle ve fiyakalı bir lafla sunulmuş bu idmanlar) orada mükemmelleştirmiş olabilir ama onu izlemek için kimse meşhur bir açık hava sahasına gelmemişti. “The Hole” diye anılan sahayla hesabı daha ortaokuldayken kapatmış, şöhreti ise notları nedeniyle beş farklı okulda geçirmek zorunda kaldığı lise yıllarındaki maçlarda ülke çapına yayılmaya başlamıştı. Ancak sokağı sokakta bırakmadığı için bir “sokak efsanesi” olmayı ona Alston’dan daha çok yakıştırmak mümkün.

lloyd1

New York’ta büyüyen efsanesine paralel olarak Daniels, yalnızca İstanbul’da değil, oynadığı her yerde kalıcı bir iz bırakmışa benziyor. Hatta oynamadığı yerlerde de. Gezegene büyük bir enerji yayan o adamlardan biri olduğunu kadraja girdiği ilk anda hatırlıyoruz. Emir Alkaş’ın ondan bahsederken kullandığı tabirle “hareli adam”, harelerini (ya da belki halesini) ilk fırsatta gösteriyor. Ona yaklaşmak, bundan nasiplenebileceğiniz kadar nasiplenmek istiyorsunuz. Kötü haber, çok geçmeden ilişkinin daha yıpratıcı anlarının kapıda beklediğini fark edeceksiniz. Eski-doktor-yeni-yönetmen de neden bir Lloyd Daniels belgeseli olmadığının (ve belki de asla olmayacağının) cevabını aldığını düşünüyor. Kickstarter ile fonlanan süreç kesintiye uğradığında2 aldığı telefonlar da bunun ispatı olarak 75 dakikalık filmin içerisine sızıyor.

“Ben, bir yerlerde bir hayat kurtardığından eminim ama konuşmalıyız… Lloyd.”

“Ben, artık yeter. Bana 200 dolar vermek zorundasın. Ödemem gereken faturalar var, bu işleri bilirsin. Bu film nereye gidiyor, konuşmamız lazım. Lloyd Daniels.”

“Ben, sen de herkes gibiymişsin dostum. Bana kazık atmak için bekleyen beyazlardan hiç farkın yokmuş. Ama bu filmi senden alıyorum. Başka büyük bir şirketle anlaştım bile. Kendine iyi bak. Lloyd.”

“Ben, siktir git… Lloyd, Swee Pea, Daniels.”

May’in filminin son dönemde pıtrak gibi çoğalan,

şimdinerede –

eminimiçısıtanbirhikâyesivardır –

ve bunumutlakafilmeçekmeliyiz

türü spor belgesellerinden ayrıldığı nokta bu sesli mesajlarla cisimleşiyor olabilir. Doktor, kamera birkaç gözyaşı gördüğü için şikâyet etmiyordur elbette. Lloyd’u Las Vegas’ta taş kokain satın alırken yakalandığı eve götürdüklerinde bu da ihtimallerden biriydi hiç şüphesiz. Diğer tüm vakaları göz önüne alınca, sonun başlangıcı olması gereken o günün tüm hatıralarına rağmen kendini ucu NBA’e çıkan bir yola atabildiği için minnet duyuyor Lloyd. Haksız da sayılmaz. Çünkü efsanesini yaratan, bir şekilde o yola kendini atması olmuş. Onunki, 1993 senesinde bir sokak köşesinde aşırı dozdan ölse de (ya da ölmesine rağmen) yaşayacak (ya da büyüyecek) bir efsaneye benzemiyor. Onunki, hayatına girip güçlü hissetmek için kokaine ihtiyaç duyacak belki de son kişinin kendisi olduğunu söyleyen, saha kenarından “Benim adamıma kurşun işlemez, o Superman gibi” diye bağıran yalakalarına kulak asmamasını tembihleyen ve bir aile kurmak için ilk ve son şansını hediye eden Kendra gibi birine ihtiyaç duyan bir efsane. “Çok şükür, yukarılarda biri beni kolluyordu” diyor Vegas’taki crack house iki yüz metre geride kalmışken. Ama aşağıda da yalnız değildi, en azından öyle görünüyor.

Kendra bu belgeselde yer alma teklifini geri çevirse de, o aşağıdakilerden biri anlatıya dâhil oluyor. Jerry Tarkanian, nam-ı diğer “Tark the Shark”, ölümünden birkaç ay önce Lloyd ve film ekibini ailesiyle birlikte evinde ağırlıyor. Eşi Lois, 9 Şubat 1987 gecesi Lloyd’un yakalandığını duyduklarında evde yaşananları anlatıyor; kendi gözyaşlarını, Tark’ın şaşalamasını… Tarkanian’ın çalıştırdığı Rebels ile tek bir maç oynamamasına rağmen Daniels, basketbol programının ve Tark’ın repütasyonunun yokuş aşağı sürüklenmesiyle noktalanacak olayların da ilk kıvılcımını ateşliyor. Bir ailesi olmayan problem çocukları basketbola ve hayata kazandırmakla ün yapmış Tarkanian’ın tek motivasyonunun bu olmadığı, her ne kadar Daniels için ölümünden önceki bu kayıtta bile “yolumun kesiştiği en büyük yetenek” dese de bu genci Vegas’a getirenin “Richie the Fixer” adıyla o günlerde Amerika’daki neredeyse her şüpheli spor müsabakasının altından çıkan Richard Perry olduğu ortaya çıkıyor.

lloyd3

Tüm bunlara rağmen, Tark ile Lloyd’un kamera önündeki karşılaşmasında hayal kırıklığına benzer bir şeyi seçemiyorsunuz. Eski bir öğrencisiyle buluşan bir öğretmen gibi de değil Tark. Ona baktığında hâlâ sahada neler yapabildiklerini görüp heyecanlanmaktan kendini alamıyor sanki. Heyecanlandıkları şeyler karşısında hayrete düştüğünüz yaşlılardan birini düşünmeyin. 1992-93 sezonunda San Antonio Spurs koçluğuna getirildiğinde Lloyd’a bir şans verdiğinde de aynı heyecana itaat ediyordu. Peki NBA tarihine lise diploması olmayan ilk oyuncu olarak geçen Daniels, Tark’ın NBA macerasının da sonunu getirmiş olabilir mi?

Tarkanian’ın görevini devralan John Lucas’ın böyle düşündüğünü hissedebiliyorsunuz. Önceki yaz Rod Strickland’ı serbest oyuncu olarak kaybeden Spurs, bu pozisyonu tecrübesiz Avery Johnson ve İtalya’dan gelen combo guard Vinny Del Negro ile geçmek isteyince arıza çıkaran Tark, yönetime tepki olarak sahada anahtarları Daniels’a teslim ediyor. Vurulduktan sonra fiziksel olarak asla eski hâline dönemeyen, bunun için fazla da çaba harcamayan ve “lisede olduğu oyuncunun en fazla yüzde yetmişi” olduğunu o günlerde kabul eden Daniels, NBA’deki ilk 6 maçında 81 şut kullanıyor. Tarkanian görevde yalnızca 20 maç kalıyor. Daniels ile ilk olarak rehabilitasyon merkezinde tanışan (eski alkolik) Lucas ise ilk iş olarak, Tarkanian’ın prensine sadece bir çaylak olduğunu, takımın tek yıldızının formasında Robinson yazdığını hatırlatıyor.

Lloyd Daniels’ın “harcanmış bir hayat” olmadığı kesin. Basketbol için neden “harcanmış bir şans” olduğunu, “Yeni bir Magic, Pippen’dan önceki Pippen olabilirdi” cümlelerinin neden fazla iyimser tınladığını anlamak için de Lucas’ın sözlerine başvurabiliriz: “Basketbol sahasında hiçbir zaman öğrenemediği bir şey vardı: Başka bir oyuncu için mutlu olmak. Oysa her şey, onunla ve sadece onunla ilgili olamazdı.”


  1. 4 dolar karşılığında 3 günlüğüne kiralayabiliyor ya da 10 dolar karşılığında satın alabiliyorsunuz.
    Link: https://vimeo.com/ondemand/thelegendofsweepea/189039518
  2. New York alternatif sanat çevrelerinde uzun zamandır iki metrelik bir Andy Warhol gibi takılan Carmelo Anthony’nin son anda prodüktör olarak devreye girip projeyi kurtarması hiç şaşırtıcı değil.