Skip to content

2015-16 Sezonunun İlk Günleri

1 Temmuz'da açılan NBA transfer döneminin öne çıkan karakterleri ve takımlarına bakış, bölüm bir.

Belki de artık NBA takviminin en heyecanlı dönemi, transferin açıldığı 1 Temmuz’dan sonraki ilk birkaç ve hiç basketbol izlenmeyen gün olabilir. Play-off’lara ligin yarısı girebiliyor ve bu sayı her turda yarıya düşmeye devam ediyor. NBA finalleri ne kadar güzel olursa olsun, içerdiği takım sayısı iki. Draft’ta ilk 10 dışındaki takımlar için çok da büyük bir heyecan yok. Transferdeyse artık neredeyse ligin tamamı masaya uzanıyor. 2011 lokavtı sonrası kontratların kısalması ve yeni yayın anlaşmasıyla birlikte salary cap’in aniden şişecek olması, serbest oyuncu piyasasını Ramazan’dan önceki son Cumartesi akşamına çevirmiş durumda. Herkes dışarıda, herkes içmeye çıkmış.

Mevcut ortamda önünüzdeki yazının her geçen dakika güncelliğini yitirmesi muhtemel ama ortalığın tam olarak durulmasına da daha vakit var. Herkesin birbirine girdiği bir ortamı toparlamak çok zor olduğu için, oyunculara ve bazı takımlara tek tek bakmak en iyisi. Ve hayır, piyasanın tüm aktörlerini bu yazıya sığdıramadım. Kalanlar haftaya. Yani umarım.

LaMarcus Aldridge: Teknik olarak serbest kalan oyuncular listesinin en iyisi değil ama LeBron James ya da Marc Gasol’ün bir yere kımıldamayacakları bilinirken, takım değiştirme ihtimali bulunan en iyi oyuncu o.1 Birkaç ay önce ayrılmasına neredeyse ihtimal verilmiyordu ama Portland’ın Memphis karşısında yaşadığı gibi berbat bir play-off serisi oyuncuların ve takımların fikirlerini hızla etkileyebiliyor.

Aldridge 30 yaşında ve büyük şehirde yaşama gibi hevesleri olmadan takımı Portland’dan ayrılmayı göze almasının sebebi elbette şampiyonluk için oynamak. Dallas, Los Angeles, New York, Toronto gibi talipleri bu isteğe onun katılımıyla bile en azından bu yıl cevap veremezler, sonrası da belirsiz. Hatta şahsen bu gruba, şampiyonluğa oynamak için hafif kalacak Knight-Bledsoe ikilisiyle Phoenix’i de eklerim. Eğer Aldridge’in kaybedecek bir yılı bile yoksa, geriye iki takım kalıyor: San Antonio ve Houston.

Spurs, ligin en örnek organizasyonunda, ligin en saygı duyulan koçu ve yıldızıyla oynamayı, Duncan sonrası dönemde Kawhi Leonard’la birlikte takımın temeli olmayı vaat ediyor. Bir dezavantajından söz edilecekse, Leonard ve Danny Green dışındaki çekirdeğinin yolun sonunda olması sayılabilir. Rockets’ın Spurs’e karşı avantajlı olduğu tek alan da buydu, ama gözüken o ki Aldridge onları pek de ciddi düşünmüyor. Belki Harden ve Howard’ın yanında Kevin Love durumuna düşeceğinden korktuğu, belki de Harden ve Howard’ın rahat karakterlerini uzaktan gözlemlediği için…

Aldridge’in katılımı, Parker’ın endişe verici düşüşüyle bu defa sahiden bitme noktasında gözüken Spurs’ü tekrar şarj edebilecek tek hamle. Bütün lig daha hareketli ve kısa beşlere yönelirken, yeni basketbolun öncülerinden olan Spurs’ün klasik pivota daha yakın iki uzunla ne yapacağını düşünebilirsiniz. Ancak Spurs son yıllarda da hep Duncan-Splitter, Duncan-Diaw, Duncan-Blair gibi uzun ikilileriyle oynadı ve hiçbir zaman tam anlamıyla kısalmadı. Aldridge takıma kısalmadan ve o pozisyondaki post-up tehdidini yitirmeden daha fazla şutörle oynama fırsatı veriyor. Bir anlamda Splitter, Diaw ve Matt Bonner’ın artıları tek bir oyuncuda vücut buluyor.

Parker ve Ginobili’nin iki sene önceki gibi hücumun tıkır tıkır işlemesini sağlamaları artık çok zor. Leonard harika bir oyuncu ve ligin en iyi dış savunmacısı ama kariyeri boyunca elit bir takımda hücumun birinci adamı olamaz. Duncan için de bu artık taşıyabileceğinden fazla bir yük. LaMarcus Spurs için şart ve Spurs de ona hemen kazanabilmek için en iyi fırsatı sunuyor. Tahminim, bir-iki gün düşündükten sonra o da bu sonuca varacaktır.

DeAndre Jordan: Eğer NBA serbest atış kazmalarına taktik faulleri çoktan yapması gerektiği gibi yasaklasaydı, Aldridge’den 3 yaş genç Jordan’ın peşine daha fazla takım, daha fazla hevesle takılabilirdi. Ne var ki Hack-a-…. rezilliği devam edecek ve Jordan’ın buna ceza kesememesi play-off’ta ciddi bir bagaja dönüşüyor. Bunun dışında, Doc Rivers’ın abarttığı gibi ligin en iyisi olmasa da en iyi pota altı koruyucularından biri, en iyi ribaundcusu ve atletizmiyle hücumda ikili oyunlarda devrilme tehdidi yaratıyor. Daha bir önceki sezon NBA’in en iyi savunmacısı olup olmadığı tartışılan Roy Hibbert ribaundları domine edemediği ve ikili oyun bitirmede ağır kaldığı için hızlanan oyunda aniden değer kaybetti. Jordan işte bunları da, hem de üst düzeyde yapıyor.

Yedek uzun gibi bir şeyi zaten epeydir olmayan Clippers’ın Jordan’ı kaybetmek gibi bir lüksü yok ama Dallas yüzünden böyle bir tehlike var. Monta Ellis’i Wesley Matthews’la değiştirdikten sonra savunma için bir adım atan ama doğrudürüst kısa yaratıcısı kalmayan Mavericks’in en azından bir yıl boyunca, kalması halinde Clippers’ın olacağı kadar iddialı olmayacağını DeAndre de görüyordur. Fakat Chris Paul ile arasında bir gerginlik olduğu söyleniyor ve bu tip huzursuzluklar, Paul kadar delice hırslı olmayan oyuncuları kaçırabilir. Bkz: Dwight Howard-Kobe Bryant ilişkisi.

DeAndre’nin kalması Clippers’a yetecek mi? Doc Rivers’ın takım yöneticiliğini hiç beğenmiyorum ve bu yılki ilk hamlesi Lance Stephenson da, takım ihtiyaçları gözetilmeden, sadece alınan oyuncunun potansiyeline bakılarak yapılmış gözüküyor. Topu gevelemeyi seven, tercihleri kötü, şutu güvenilmez, Chris Paul’un yanında isteyeceğiniz oyuncu tipinden çok uzak ve JJ Redick-Jamal Crawford’la aynı pozisyonu oynayan Stephenson’ı almak için, iyi kötü takımın en iyi dış savunmacısı konumundaki Matt Barnes’ı da feda ettiler üstelik. Ve bakın, daha adamın soyunma odasında yaratması muhtemel arızalara, müstesna bir denyo oluşuna falan da gelmedim. Rivers bu kafayla yedek uzun olarak da Kendrick Perkins’i alır ve gelecek sezonu yine 7 kişiyle tamamlamaya çalışır.

Dwyane Wade: Bu kadar büyük oyunculara özellikle sevenleri hiç konduramıyor ama Wade de yavaş yavaş sakatlık sonrası Kobe gibi takımın sırtındaki kambura dönüşüyor. Dış şutu yok, 33 yaşında eskisi gibi rahat içeriye giremiyor ya da girdiğinde rahat bitiremiyor, çok maç kaçırıyor, savunmada zaaf, ama hala ağır top konumunda ve 20 milyon dolar alacak. Partneri Dragic ve kendisinin stili birbirini tamamlamak bir yana, birbirine omuz atıyor. Bu uyumsuzluğu biraz normalleştirmenin tek çaresi Pat Riley’nin LaMarcus Aldridge’i ikna edip Chris Bosh’ın yanına koyması ve her iki uzunun da çok iyi şut atabilmesi sayesinde pota altının açılması. Aslında Wade bu yıl bırakıyor olsa, Miami Aldridge için San Antonio’dan bile daha ideal bir ortam sağlayabilirdi. Fakat Riley dün yedikleri yemekte “Sen merak etme, seneye yolluyoruz” demediyse Aldridge’in Spurs’ü bu takım için bırakacağını sanmıyorum.

Greg Monroe: New York Knicks ve Los Angeles Lakers’ın aynı para düzeyiyle teklif yaptığı bir ortamda Monroe’nun Milwaukee’ye gitmeyi seçmesi hem bir ezberi bitirmesi açısından önemli, hem de kendisi için akıllıca. Sadece Monroe’nun değil, Aldridge ve Kevin Love’ın da gösterdiği gibi, ortada daha düzgün bir takım varsa oyuncular pekala küçük şehir takımlarını büyük şehrin ışıltısına tercih ediyorlar. Bir dahaki lokavtta, başta Dan Gilbert, bazı takım sahiplerinin önüne atmak üzere bu transfer haberlerinin çıktıları alınsın.

Monroe belli ki kendini iyi bilen bir oyuncu. Üst düzey atletizme sahip olmamanın savunmada kendisine yarattığı sıkıntıların bir kısmını Bucks’ın Antetokounmpo gibi manyak atletlerinin ortadan kaldıracağını, buna karşılık pota civarında skor üretme özelliğinin sayı kabızı bu takıma çok iyi geleceğini görmüş. Lakers veya Knicks’e gitse, kötü savunmacıların yanında kendisi de sırıtacak ve üç yıl sonra tekrar serbest kaldığında değeri daha fazla sorgulanacaktı. Milwaukee’de takımla birlikte büyüyüp 2018’de daha büyük kontrat vurabilir. Akıllı çocuk.

Kevin Love: Bence ne Love ne de Cavs için birbirlerinden ayrılmak hiçbir zaman üzerinde ciddi şekilde düşündükleri bir ihtimal olmadı. Love kendisi yokken finale kadar gelen, hazır bir takımdan ayrılsa büyük bir korkak damgası yerdi ve bu, basketbol mirasının üzerine yapışırdı. Cavaliers cephesi ise Tristan Thompson’ın play-off’taki oyunuyla gaza gelip onu bir 4 numara olarak düşünmenin enayilik olacağının muhtemelen farkındaydı. Orada sahayı açan bir şutör olmadığında LeBron’un verimliliğinin ne kadar düştüğü ortaya çıktı.

Jimmy Butler: Butler’ın teknik olarak mümkün olmayan şekilde Lakers ile bir yıllık kontrat yapıp gitmek istediğine dair bir söylenti vardı. Ne kadar doğru olduğunu, doğruysa da Butler’ın Chicago’da nelerden rahatsız olduğunu bilmiyorum ama yeni koç Fred Hoiberg’ün sisteminde hücumunun ve istatistiklerinin büyümesi ciddi bir ihtimal. Hoiberg her iki uzundan değilse bile en azından 4 numaradan şut desteği almayı çok önemsiyor ve Bulls’ta seneye Noah-Gasol’ü yan yana görmeyeceğimiz neredeyse kesin, Nikola Mirotic’in ilk beşe yerleşmesi de çok kuvvetli bir ihtimal. Bu değişiklikler, en önemli ofansif özelliği toplu veya topsuz potaya gitmek olan Butler için yolu döşeyecek.

DeMarre Carroll: Raptors gibi yıllardır NBA vasatının üzerine çıkamayan takımlara baktığınızda, ortak bir yanlışlarını görebilirsiniz: “Aman bize başkaları gelmez” zihniyetiyle, orta seviye oyunculara hak ettiklerinden çok daha fazla dökmeleri. Evet, Carroll gibi savunmada iş gören, savaşçı, enerjik ve dış şut sokan bir oyuncuya Raptors’ın ihtiyacı vardı. Çoğu takımın var. Mesele, play-off ilk turunda tek maç kazanamadan elenerek boyunun ölçüsünü almış bir takımın ilk ihtiyacının bu olup olmadığı ya da mevcut kadroya böyle tamamlayıcı parçalar eklemektense, ciddi değişiklikler için harekete geçmesinin gerekip gerekmediği. Raptors’ın eşiği atlamasını sağlayacak adam Carroll değil, Lowry-DeRozan-Valanciunas üçlüsünden biri ya da ikisi ya da hepsinin yerine gelecekler. Denver’daki Carmelo Anthony takasından sonra fazla şişirildiğini düşündüğüm Masai Ujiri’nin bunu görebildiğini sanmıyorum.

Brook Lopez & Thaddeus Young: NBA’de Brooklyn Nets’ten daha kötü takımlar elbette var. Ama şu an Nets’ten daha sıkıcı bir takım olduğunu sanmıyorum. Ellerinde kaybetmekten rahatsız olmayan ve kendini zorlama zahmetine girmeyen oyunculardan kurulu bir çekirdek var ve önümüzdeki birkaç yılın draft haklarını ya değiştirmiş ya da takasta yollamış durumdalar. Draft hakları kalmadığı için takımı resetlemek bile bir seçenek değil. Lopez ve Young kaldı. İyi. Seneye sekizinci olmaları bile zor.

New York Knicks: Knicks’e gülmek alışkanlık haline geldiği için, teklif yapıp alamadıkları her oyuncu üzerinden yeni alay konuları yaratıyor. Oysa drafttan beri ortada komik bir şey yok çünkü Phil Jackson gayet akıllıca davranıyor. Draft gecesi Porzingis anons edildiğinde yuhalamak tam draft salonuna gelen Knicks taraftarlarına yakışan bir dingillikti. Atlanta’nın hazır oyuncu alma telaşından faydalanıp, Tim Hardaway’i ittirerek alternatif bir oyun kurucu ve fena bir yatırım olmayan Hernangomez’i de aldılar. Transferde alakasız oyunculara yönelmediler, kimseye saçmasapan paralar önermediler. Ve bugünkü piyasada Arron Afflalo’yu 2 yıl için 16 milyon dolara bağlamış olmak çok iyi. Gülecekseniz şimdilik Sacramento Kings’e bakabilirsiniz.

Sacramento Kings: Kings’te son bir yıldır yaşananlar, Isiah Thomas dönemi Knicks’i bile kıskandıracak bir sirk düzeyine çıktı. Takım sahibi Vivek Ranadive’nin “Savunmaya geçtiğimizde bir oyuncu ileride kalsa da daha kolay fast break atsak?” fikri bugünlerin habercisiydi. Önce takımı belli bir ölçüde toparlayan ve Cousins’ı da yola sokmakta olan Mike Malone hızlı basketbol oynatmıyor diye, Cousins’ın yokluğundaki yenilgi serisi bahane edilip kovuldu, aylar sonra hızlı oynatsın diye George Karl getirildi, ama onunla da Cousins’ı isteyip istemediği ve transferlere karışıp karışmayacağı gibi ilk konuşulması gerekenlerin konuşulmadığı ortaya çıktı ve bu yüzden kriz çıktı. Vlade Divac bir anda takımın başına geçti, şu an Divac ve Ranadive açık biçimde Karl ile karşı kamplardalar, Cousins ve Karl’ın sezonu kavgasız tamamlaması gibi bir ihtimal yok, draftta Cousins’ın yanına şut menzili olmayan bir uzun alındı ve Kings bir şekilde sürekli daha fazla saçmalamaya devam edebiliyor.

Cousins ve Rudy Gay’in takımına Rajon Rondo’yu getirmeye çalışmak, Kings’in şu anki en tuhaf işi değil. “Daha acayip ne yapılabilir ki” diye düşünebilirsiniz. Mesela, istediğiniz serbest oyuncuları almanız düşük bir ihtimalken anlamsız bir gaza kapılıp, geçen yıl sekizinci sırada seçtiğiniz oyuncuyu, yanında iki draft hakkıyla birlikte, sırf elinizdeki iki kontrattan kurtulup salary cap’te kullanıp kullanamayacağınızın belli olmadığı bir yer açmak için gönderebilirsiniz. Ve bunu yaptıktan bir gün sonra, 4 yıl için 64 milyon dolar gibi dev bir para önerdiğiniz oyuncu tarafından reddedilebilirsiniz.

Rondo-Gay-Stein-Cousins… Koç Karl, genel menajer Divac, takım sahibi Ranadive… Sacramento için yapılacak tek bir şey kaldı. Hala boşta olan JR Smith’i almak.


  1. “Hayır, DeAndre Jordan” diyorsanız serbest atış problemini yeterince ciddiye almıyorsunuz demektir.