Skip to content

Güney Londra’nın Yıldızı

Eden Hazard kusura bakmasın; ödülümüz, falafel farkıyla bir başka futbolcuya gidiyor.

Yazıhane’nin yenilikçi kanadını temsil eden Güney Cephesi olarak siteyi bir gurme mecrasına çevirme girişimimiz, Mersin Eşbaşkanları Fikret Özer ve Çetin Cem Yılmaz’ın bizleri tantuniyle şımarttıkları yazıları Bir Somun İki Açık’ın1 ardından tüm güneyliliğiyle devam ediyor. Bu yazının misafirleri, özellikle vejetaryen okurlarımızın yakından tanıdığı falafel ve falafel denince akla gelen ilk durak olan BLOCK B.

Nohut gibi mütevazı bir bakliyat türünün, maydanoz ve kişniş gibi yeşilliklerle, soğan-sarmısak olmazsa olmazıyla ve bilumum baharat türüyle ezilip una bulanarak top top kızartıldığı falafelin gücü, yanında servis edilen turplu-domatesli-marullu salata ve yoğurtlu-tahinli-limonlu sosla katmerleniyor. Peki, bu tarifi kolay, malzemeleri ucuz yemeğin anavatanı neresi?

Yurtdışında bir markete gittiğinizde dikkatinizi çekecek ilk şeylerden biri, süt ürünlerinin olduğu dolabın önünden geçerken gözünüze gözünüze çarpacak, üzerinde GREEK ifadesi bulunan yoğurt paketleri olacaktır. “Kaymağını yemek” deyiminin Türkiye ve Yunanistan için yıllar içinde gerçek anlama dönüştüğü bu ezeli ve ebedi ihtilaf, başka coğrafyalarda sahneyi kahveye, belki viskiye, hatta patatese bırakırken, falafelin bizzat kendisi de hemen burnumuzun dibindeki iki ülkeyi –bu kez farklı bir savaş alanında– karşı karşıya getiriyor: Filistin ve İsrail.2

İş mutfağa geldiğinde, kaç kere savaş açtıklarını şimdi hatırlayamadığım Lübnan’la da bir başka nohut güzellemesi humus üzerinden çekişme içinde olan İsrail’e gittiğinizde, elinize ülkeyi ve kültürünü tanıtan birtakım el ilanları tutuşturulacaktır. Suriye bu konuyu şimdilik biraz uzaklardan izlesin; bu ilanlarda “İsrail’in Milli Atıştırmalığı” olarak sunulan, binlerce kartpostalı süsleyen falafel, birçoklarına göre esasında Filistin’in milli yemeğidir. Yazının girişinde “falafelin adresi” ilan ettiğim BLOCK B’nin baş (ve tek) aşçısı Mahmoud Sarsak da böyle düşünenlerden. Mahmoud Sarsak,,, isim çok tanıdık geliyor, değil mi?

Cristiano Ronaldo’nun maç içinde yaptığı bir mimiği 30 saniye sonra Vine üzerinden izleyebildiğimiz, herhangi bir şehrin herhangi bir stadında oynanan bir futbol maçına yine 30 saniye içinde “link” bulabildiğimiz ve bu sayede Rusçamızı her geçen gün ilerlettiğimiz bu azgın dünyada şu mesleği icra eden herkes aynı talih kuşunu havada göremiyor –ülkesinin milli takımında oynasa bile. CAPS veriyorum: 2009 yılında uluslararası bir maça gitmek için geçtiği Gazze Şeridi’ndeki kontrol noktasında durdurulan ve alıkonulan Filistin Milli Futbol Takımı oyuncusu Mahmoud Sarsak üç koca yıl boyunca Kafka’nın Dava’sını İsrail hapishanelerinde deneyimlerken, 96 günlük destansı ölüm orucunun sonunda, araya Eric Cantona, Ken Loach, Noam Chomsky gibi yiğitlerin girmesiyle (Sepp Blatter’in adını anasım gelmedi), Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, bir temmuz sıcağında salıverilmişti. Üç yıl boyunca, hiçbir gerekçe gösterilmeden ve yargılanmadan işkencelerden işkence beğenen Sarsak, İsrail-Filistin arasında 1948’den bu yana süregelen, ardında iki intifada ve binlerce sivil ölümü bırakan ve en kibar tabirle “ölçüsüz” olarak nitelendirilebilecek savaşlar silsilesinde ister istemez küçük bir “futbol cephesi” açmıştı.

Mahmoud Sarsak2

İsrail’in futbolla imtihanı her zaman güzellikler sunmuyor –malum. Mahmoud Sarsak’ı çok büyük olasılıkla hatırladınız da; peki ya Jawhar Nasser Jawhar ve Adam Abd al-Raouf Halabiya’yı? Faisal al-Husseini Stadyumu’ndaki idmanlarından çıkıp evlerinin yolunu tuttuklarını düşünen 19 ve 17 yaşlarındaki iki genç futbolcu, 31 Ocak gecesini ve takip eden kimi geceleri kendi odalarında değil, bir hastane odasında geçirmişlerdi –vücutlarına isabet eden toplam 13 kurşun yüzünden: 7 kurşun Jawhar’ın sol ayağına, 3 kurşun Jawhar’ın sağ ayağına, 1 kurşun Jawhar’ın sol eline, 1 kurşun Halabiya’nın sol ayağına, 1 kurşun Halabiya’nın sağ ayağına. Daha sayayım mı? Sosyal medya konu futbol olduğunda neyse ki her zaman sadece Ronaldo’nun mimiklerine ya da bir başka yıldızın saçlarına, yeni arabasına, fıstık gibi sevgilisine odaklanmıyor.

Filistinli şanslı bir sporcuysanız, Batı Şeria ile Gazze arasındaki geçişlerde ve kontrol noktalarında bir miktar problem yaşarsınız. Filistinli şanssız bir sporcuysanız, Batı Şeria ile Gazze arasındaki geçişlerde ve kontrol noktalarında bir miktar problemden çok daha fazlasını yaşarsınız –yukarıda bahsettiğim iki genç futbolcu ya da eski golcü yeni falafelci Mahmoud Sarsak gibi.3.Neyse ki, futbol kahramanları arasında Alessandro Del Piero, Frank Lampard ve Zinedine Zidane gibi isimlerin olduğu Sarsak’ın 22 Temmuz 2009’da 25 yaşındayken alıkonmasının ardından, Gazze Şeridi’nin altından tazyiksiz de olsa birtakım sular aktı. Duymuşsunuzdur; son olarak Vatikan da “Filistin Devleti”ni tanıyacağını ilan ederken, bu grupta yer alan ülkelerin sayısı dünya genelinde 135’e ulaşmış oldu.

Bu kez en somut sportif örnekle devam edeyim. Filistin Futbol Federasyonu’nun (PFA), İsrail Futbol Federasyonu’nun FIFA üyeliğinin askıya alınmasına yönelik başvurusunun geçtiğimiz günlerde kabul edilmesini takiben, 29 Mayıs’ta gerçekleşecek 65. FIFA kongresinin4 15. gündem maddesi bir dönüm noktası olma özelliği kazanmış olabilir. Yapılacak oylama neticesinde IFA’ya herhangi bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağını heyecanla beklerken5, ellerini yıllar boyunca bilumum taşların altına sokmaktan çekinmeyen Aki Kaurismaki, Ken Loach, Noam Chomsky, John Berger ve Miriam Margolyes gibi bu tekinsiz dünyaya ait olmadıklarını düşündüğüm muhterem isimleri de en kalbi duygularımla selamlıyorum.6

Başladığımız yere döneyim, zira geceden suya koyup beklettiğim nohutlar yumuşadı. Sarsak, bugünlerde ülkesini Güney Londra’da temsil ediyor. Premier League’in Londra’nın güneyine düşen temsilcilerinden Chelsea’de ya da Crystal Palace’ta futbol hayatını sürdürüyor demek isterdim ama hayır –böyle olsaydı zaten izlerdik Vine’larını, takip ederdik tivitlerini; ne de olsa futbol denen bu oyunun aşığı birkaç milyar insandan bir kısmıyız. Bunun yerine Sarsak, ülkesi Filistin’i Güney Londra’da başarıyla temsil ediyor, ama futbolla değil; yeni mesleği olan falafel ustalığıyla. Greenwich Market’te başlayan falafel macerası BLOCK B adıyla, tutuklu olduğu dönemde kendisine çeşitli kampanyalarla sahip çıkan Londralıları nohuta boğarken, Sarsak da İsrail-Filistin arasındaki sonu gelmez savaşa kimsenin burnunu bile kanatmayacak modern bir körükle gidiyor ve bu kez de bir “falafel cephesi” açıyor.

Futbolu bırakan oyuncular bazen medyaya transfer olurlar, bazen menajerlik yaparlar, hiçbir iş bulamazlarsa Fenerbahçe’ye teknik direktör olurlar,7 bazen de falafelci olurlar. Falafel güzeldir. Yolunuz Londra’ya düşerse 188 numaralı otobüse atlayıp geze geze Greenwich Market’e gidin ve BLOCK B standını bulun, şehrin en güzel Londra manzaralarından birinin eşliğinde, dünyanın en güzel falafelini tadın; Filistinli bir ustanın elinden.


  1. http://www.yazihaneden.com/2015/04/bir-somun-iki-acik/
  2. Yazının yayımlanmasından önceki yiyecek içecek odaklı beyin fırtınasına katılıp katkıda bulunan herkese teşekkür ederim. Bu da @nikbulamiyorum’dan: http://edition.cnn.com/2014/09/30/travel/food-fights/
  3. Yine Sarsak’ın söylediğine göre, İsrail hapishanelerinde halihazırda 6 tutuklu Filistinli sporcu daha bulunuyor.
  4. Kongreyle ilgili diğer önemli bilgilere yine Yazıhane’nin yenilikçi kanadını temsil eden Güney Cephesi Mersin Eşbaşkanlarından Fikret Özer’in “Seçim” başlıklı yazısından ulaşabilirsiniz: http://www.yazihaneden.com/2015/05/secim/
  5. Merak edenler için: IFA’nın FIFA üyeliğinin askıya alınması için, yapılacak oylamada FIFA üyesi 209 ülkeden dörtte üçünün onay vermesi gerekiyor.
  6. İlham için Keisha’ya teşekkürler! http://www.theguardian.com/world/2015/may/15/call-on-fifa-suspend-israel-football-association
  7. Fenerbahçeliyim.