Skip to content

1915’ten Önce

1912 Stockholm Olimpiyat Oyunları'nda Türkiye'yi bu toprakların çocukları temsil etti. Peki bu toprakların çocukları kimlerdi?

Bir Zamanlar Anadolu’da

İmparatorluk yıkılırken tahta çıkan II. Abdülhamid, muhtemel darbe teşebbüslerinden çılgıncasına korktuğu için ülkeyi demir yumrukla yönetmeye başlamış, sosyal hayatı devasa gölgesiyle kaplamıştı. Yalı sohbetleri saraya jurnalleniyor, fasıllarda meşk edilen şarkıların güfteleri yasaklanıyor, hafiyeler gece gündüz sokakları arşınlıyor, istibdad rejimi hüküm sürüyordu. Sultan Hamid, zihnini işgal eden paranoyalara mahkum olmuş, memlekete deli gömleği giydirmişti adeta. Kalabalıkların kendisini devireceğine kanaat getirdiği için spor müsabakalarını bile yasaklamıştı.

İttihadcılar 1908’de Taşnak Cemiyeti’nin de desteğini alarak Sultan Hamid’i tahttan indirdi. Birkaç sene sonra ülke tamamen cinnete sürüklenecekti ama rejim değişikliğiyle beraber insanlar nefes alacak fırsat bulmuştu. İstanbul sokaklarında 1789 İhtilali’nin meşhur sloganları (Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet!) yankılanırken spor kulüpleri de bir bir palazlanmaya başladı.

Avrupa’dan gelen sporlara belki de en fazla alaka gösteren Ermeni cemaati, memleket sathının tamamında meskûndu; Ege kıyılarından Kafkas dağlarına, İstanbul sokaklarından Mezopotamya mabedlerine dek.1 Türkiye’nin her köşesinde spor kulüpleri kurdular; Kayseri’de Pertev, İzmit’te Atlas, Trabzon’da Artziv, İzmir’de Vaspuragan… Eskrim, futbol, atletizm, cimnastik ve akla gelen hemen her spor dalıyla iştigal ediyorlardı.

Stockholm’de İki Ermeni

İstanbul spor tarihinin derinliklerine uzanınca karşımıza ihtiraslı bir karakter çıkıyor: Şavarş Krisyan. Beşiktaşlı bir ailenin çocuğu olan Krisyan, Londra ve Paris’te okumuş, atletizm başta olmak üzere muhtelif sporlarla ilgilenmiş, 1909’da İstanbul’a geri dönmüştü. Artık II. Abdülhamid tahtta değildi. Devlet, spor organizasyonlarını engellemiyordu. Krisyan bilhassa Ermeni gençlerinin spor kulüpleri kurmasını, İstanbul’da spor müsabakaları tertiplemesini arzuluyordu. Hatta 1911’de Türkiye’deki ilk süreli spor mecmuasını yayımlamaya başladı: Marmnamarz (Մարմնամարզ).

1912 Stockholm Olimpiyatı yaklaşırken, Osmanlı’nın İsveç’e sporcular göndermesini hayal ediyordu. Yurt içinde ve yurt dışında çalışmalara başlayan Krisyan, Robert Kolej’de okuyan iki genç buldu: Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Migiryan.2 Marmnamarz’ın ön ayak olduğu bağış kampanyalarıyla maddi kaynak bulundu ve iki genç sporcu İsveç yollarına düştü.

papazmigir

Vahram Papazyan, Stockholm’de 800 ve 1500 metre yarışlarında yer aldı. 6 Temmuz günü koşulan 800 metrede henüz ilk turda elendi. İlk müsabakada istediği dereceyi elde edememesine rağmen 1500 metrede daha iyi iş çıkaracağını hissediyordu. 9 Temmuz tarihli 1500 metre koşusuna iyi başladı. Fakat yarışı uzun müddet ilk sıralarda götürmesine rağmen son düzlükte nefesi yetmedi ve bayıldı.

Mıgırdiç Migiryan hem gülle ve disk atma müsabakalarına, hem de pentatlon ve dekatlona katıldı. 7 Temmuz’da sırasıyla uzun atlama, cirit, 200 metre, disk ve 1500 metre disiplinlerinde mücadele etti ve 26 atletin katıldığı pentatlonu 23. sırada bitirdi. Yalnızca üç gün sonra, 10 Temmuz 1912’de gülle atmada 19. sırayı elde etti ve Türkiye’nin 1912 Olimpiyat oyunlarındaki en başarılı derecesine imza attı.3

İstikbalde Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi’nin başına geçecek olan Selim Sırrı (Tarcan), Olimpiyat oyunlarında Türkiye’nin temsil edilmediğini yazınca, Marmnamarz’ın müellifi Şavarş Krisyan hiddetle cevap verdi. İki Ermeni sporcunun Stockholm’e gittiğini ve hilalli formalarıyla Olimpiyat’a katıldığını yazdı.

Krisyan, bugünlerde Kızıl Pazar olarak hatırladığımız 24 Nisan 1915 günü Ermeni entelijansiyasının meşhur isimleriyle beraber tutuklandı. Haydarpaşa’dan Ayaş toplama kampına giden trene bindirildi ve bir daha kendisinden haber alınamadı.

Yüzyıllık Yalnızlık

Çolak İsmail’in kara, keskin kaşları çatık
Ve etli, kırmızı ağzının üstünde
Bir tek teline bile ak düşmemiş, pırıl pırıl
Clâlı abanoz gibi bir bıyık.

İsmail’i seferberlikle
Yaşı on altı olduğu halde
Tutup askere gönderdiler. Domuzuna yiğitti
Yozgat taraflarına jandarma gitti
Ve Ermeniler kesilirken
Kana battı göbeğine kadar

Nazım Hikmet

100 yıl önce yatalak ihtiyarlardan kundaktaki bebeklere dek 1 milyon insan4 yalnızca Ermeni oldukları için uzak menzillere sürüldüler. Kimileri yollarda öldü, kimileri katliamlara kurban gitti, kimileri farklı coğrafyalara göçtü. Binlerce yıllık vatanlarından sökülüp atılanlar, dünyanın ücra köşelerinde nesilden nesle devreden bir lanetin ağır zincirini taşıyorlarmışçasına dillerini ve kültürlerini kaybetme tehlikesi altında yaşamaya çalıştılar.

Bugün Ermenistan’daki spor kulüplerinin isimleri, yüzyıllık yalnızlığa referans veriyor; Kilikya, Eleşkirt, Malatya, Ararat… Tıpkı Konstantinopolis’in hatırasını artık yalnızca K harfiyle yâd eden PAOK ve AEK gibi, Anadolu’nun manevî mirasını amblemlerinde ve isimlerinde taşıyorlar.


  1. Osmanlı İmparatorluğu’nda yedi iklimden gelen yetmiş iki millete mensup insan vardı. Fakat Araplar Tarsus’un kuzeyine, Kürtler Fırat’ın batısına kitleler halinde geçmemişti henüz. Rumlar bile çoğunlukla Ege ve Doğu Karadeniz kıyılarında yaşıyordu. Ermeniler ise tıpkı Türkler gibi imparatorluğun her vilayetine, her nahiyesine, her mevkiine yerleşmişti.
  2. Rober Koptaş Agos’ta Vahram Papazyan hakkında şunları aktarıyor: “Bebek’te oturan bir gazete bayiinin oğlu olan Papazyan, her sabah Bebek’ten koşarak Bab-ı Âli’ye gelir, oradan aldığı gazeteleri yine koşarak Bebek’e getirip babasının dükkânına bıraktıktan sonra Bebek sırtlarındaki okuluna koşardı. Okul arkadaşı Mıgırdiç Migiryan ise varlıklı bir ailenin spora meraklı oğluydu.”
  3. Mıgırdiç Migiryan disk atma disiplininde 41 atlet arasında 34. sırada yer aldı. Dekatlonda 100 metre, uzun atlama, gülle atma disiplinlerinde mücadele etmesine rağmen yüksek atlamada bileğinden sakatlandığı için yarışmadan çekilmek zorunda kaldı.
  4. Talat Paşa’nın, yani imparatorluktaki en önemli gayr-ı askerî devlet adamının metruk evrakına göre 924.158 Ermeni tehcire tabi tutuldu.