Skip to content

Bir Şarkı İçin Uygun Konu Nedir?

Bir anıyla, bir insanla özdeşleştirmediğinde, bir daha denk gelene kadar zihninin derinliklerinde kaybolup gidiyorlar.

En çok hangi şarkılar aklımda kalıyor?

İki gün önce, Outside’dan Remembrance’ı hatırlamaya çalışırken verdiğim mücadeleden yola çıkarak kendime yönelttiğim bir soruydu bu. Mücadele derken açayım; önce şarkının Outside’a ait olduğunu hatırladım ama Google ve Youtube’da sadece ‘outside’ sözcüğüyle pek de şansım olmadığını fark ettim. Devamında şarkının ‘r’ ile başladığı düştü aklıma ama bunun da bir faydası dokunmadı tabii. Yapmam gereken ilk şeyi her zamanki gibi sona bıraktığımı anlamamsa uzun sürdü; “Neden Windows’un ‘search’ opsiyonunu kullanmıyorum?” dedikten üç-dört saniye sonra, tek bir ‘outside’ sözcüğünün yardımıyla ve albüm klasörüyle birlikte, şarkı karşımdaydı.

‘Remembrance’ ile ilgili bu belirsizlik hali, kendisiyle tanıştığım ilk günden beri sürüyor aslında. 2008 yazında, bir cuma gecesi, gece 12’yi biraz geçmişken, arkadaşımın arabasında, radyoda duydum. Sevdim ama beni şarkıya ulaştırabilecek hiçbir bilgi yoktu. Belki bir yerde sözler girer diye bekledim ama öyle bir yer gelmedi. Devir Shazam devri de değil, malum. Tek şansım, şarkının bitiminde spikerin ağzından çıkabilecek bir ipucuydu ama ne şans; programın herhangi bir spikeri yoktu ve dinlediğim şey basit bir playlist’ten ibaretti. Neyse… O dönemler kafam az da olsa çalıştığı için saati not aldım ve pazartesi günü, bugün adını hatırlamadığım radyoyu aradım.1 Telefonu genç bir kadın açtı, anlattım; “Bana lazım bu şarkı” dedim. Beni bir adama yönlendirdi, adam da neyse ki anlayışlı çıktı; “Bir bakayım” diyerek beni hattın diğer ucunda yalnız bıraktıktan iki-üç dakika sonra, “Moruk, dediğin saatte şu var ama ben sana önündeki ve arkasındaki şarkıyı da söyleyeyim, sıkıntı olmasın” dedi. Notumu aldım, “Eyvallah” deyip telefonu kapattım.

Peki aksilikler bitti mi? Bitmedi. Benim söylediğim saate denk gelen, tabii ki benim aradığım değildi. Baktım; önündeki de değildi. Artık elimde tek bir seçenek vardı. Gel gör; koskoca Youtube da o seçenek karşısında çaresiz kaldı.2 Son umudum Google da neredeyse pes ediyordu ama beni son anda 7Digitals’a attı. Yönlendirdiği link’te3 ‘Remembrance’a tıkladım. Dinlediğim 30 saniyelik bölüm, mutlu sona ulaştığımı söylüyordu. Bu noktaya kadar gelmişken, artık vazgeçemezdim; efendi gibi parasını verip albümü aldım. Bu aynı zamanda, ısrarın hayatımda olumlu sonuç verdiği nadir anlardan biri oldu.

Çaresizliğimin hikayesini buraya kadar sabırla okuyanlara teşekkür edip, beni bu yazıya iten asıl soruya dönüyorum; en çok hangi şarkılar akılda kalıyor?

‘Outside’ örneğinden yola çıkarak, her ne kadar gözlem grubum kısıtlı olsa da sözsüz şarkıların -bir hikayesi olsun ya da olmasın- daha az akılda kaldığını söyleyebilecek durumdayım. Ve tabii, sıklıkla dinlemediğim şarkılar için de aynısı geçerli. Bir de hayatıma kişilerle girip, kişilerle çıkanlar var; bana dinletilen ama sevsem bile not etmediğim, arşivime eklemediğim ve o insanlar hayatımdan çıktığında ya da onlar da bıktığında izini kaybettiğim şarkılar. Akılda kalmayanları, bu üç başlık altında toplayabiliyorum sanırım.

Ya akılda kalanlar? En başta, elbette bir anıya ortaklık edenler var; bir anla, bir insanla özdeşleştirdikleriniz. Lost’un ‘The Constant’ bölümünü4 hatırlayanlar vardır; bölüm boyunca, hayatta kalabilmek için bir ‘sabit’e ihtiyacın olduğu anlatılır. Desmond’ın Penelope’a, Faraday’ın Desmond’a ihtiyaçları basit bir ilişkiden ötedir ve bir anlamda hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi şekillendirir. Geçmişten bugüne, sana kendini hatırlatacak, eskiyi anımsatacak bir parça taşıman gerektiğini, aksi takdirde zihninin tutunabilecek bir dal bulamayıp, kendi kendini yok edeceğini anlatır. Şarkılar da bunun gibi biraz; bir anıyla, bir insanla özdeşleştirmediğinde, bir daha denk gelene kadar zihninin derinliklerinde kaybolup gidiyorlar işte.

Time of Your Life, Gabriel, Wonderful, Reckoner, Son Sardunyalar, Anne, Train Song, Road Trippin’, La Ritournelle, Brother, Ava Adore, Fragments of Life, Insatiable, Dead & Lovely, I Feel You, Dance of The Bad Angels, Street Spirit, UnintendedThe Passenger, Between the Bars, High Hopes, Last Kiss, I Feel Better, Papillon, I Have Forgiven Jesus, Wishing, The Number of the Beast, Falling ManRhineland, An, Know How, Gül Güzeli, İki Yol ve şu an hatırlayamadığım onlarcası…

Aklıma ilk gelen, bir çırpıda sayabildiğim 33 şarkı var yukarıda ve bu 33 şarkının hepsi, ya bir insana, ya bir anıya temas ediyor. Aklımdan silinmeleri, geçmişimden bir noktayla eşleştiremediğim herhangi bir şarkıya göre çok daha zor. Hatta imkansız gibi. Burada daha geniş bir gözlem grubu olduğu için, genelleme yapmam daha kolay. Bir kere hepsinin sözleri var. Sıkıntılı bir çocukluğu anlatan ‘Wonderful’, kafası karışık ‘The Passenger’, septik ‘Fragments of Life’ ve belki gözümden kaçırdığım, spesifik konulara değinen bir-iki tane daha… Bunların dışında kalanlarsa ya aşk, ya yol ya da dostluk üzerine şarkılar. Yani kafaya değil de biraz daha kalbe, duygulara oynayanlar. Hatta biraz daha açarsak; hatırlanması, tekrarlanması, denk gelinmesi muhtemel ama unutması güç detaylara dokunanlar.

Tüm bu örnekler, sorduğum sorunun cevabını bulma yolunda beni uygun bir noktaya götürüyor aslında. Müzikte ölümsüzlüğün sırrı -Mozart, Beethoven ya da Bach değilsen- çok çok iyi bir beste ve onun içine özenle yerleştirilmiş, hassas yerlere vuran sözlerden geçiyor.

Buraya kadar gelenler, yola Nick Hornby’yle devam edecek. Zira, havada kalan ne varsa toplaması için kalemi kendisine devrediyorum.5 ‘31 Şarkı’6 isimli kitabında Hornby, değindiği konuya göre şarkıların ömürlerinden bahseder. Nerede olduğunu unutmuştum ama kitabı biraz kurcalayınca bulmak zor olmadı. Ani DiFranco’dan ‘You Had Time’ ve Aimee Mann’dan ‘I’ve Had It’i anlattığı bölümde, ‘bir bilen’ olarak nedenleri ve örnekleriyle birlikte tertemiz anlatmış her şeyi;

“Walter Payne bana bir şey ifade eden az sayıdaki eleştiri yazısından birinde ‘Bütün sanatlar müziğe özenir’ demişti (eğer beste yapabiliyor olsaydım kitaplarla hiç uğraşmazdım); müzik çok saf bir kendini ifade etme yolu, sözler de kelimelerden meydana geldikleri için hiç o kadar saf değiller ve muhteşem şarkı yazarları bile, ne kadar ikisini de üretebiliyor olsalar da kelimelerin insanı her zaman yarı yolda bıraktığını bilirler. Sanatın bir yarısı, diğer yarısına özeniyor; kendini hem tanrısal bir yaratıcılığa sahip, hem de her an hata yapabilecek bir insan olarak görmek çok tuhaf olmalı. Belki de İsa’nın kötü bir gününde neler hissettiği konusunda ancak şarkı yazarlarının bir fikri olabilir. Peki bir şarkı için uygun konu nedir? Şarkılarla kitaplar arasında çok fark var ama şarkı yazarları da romancılar da bir şekilde kendinden fazlasını ifade edecek, göndermeler, ironiler, bir yapı ve zorluk içeren, hem güncel hem zamandan bağımsız ve pop müzik söz konusu olduğunda, yüzlerce kez çalındıktan ve muhtemelen birkaç margarin reklamında kullanıldıktan sonra özünden bir şey kaybetmeyecek bir malzemenin peşindedir. Bazen şarkılar, dinleyiciler ve radyolar sürekli çalsa da kendilerini koruyabilirler ama bu genellikle düşünülüp tasarlanabilecek bir şey değil, şans işidir…

Sonuçta en uzun süre ayakta kalanlar aşk hakkındaki şarkılar. İşle ilgili şarkılar iyidir. Nehirlerle, ebeveynlerle, yollarla ilgili şarkılar da. Çocuklarla ilgili iyi şarkılar şaşırtıcı derecede azdır (doğru, insanın başkalarının midesini bulandırmadan çocuğuyla ilgili duygularını yazabilmesi zor ama bir gece kulübünün tuvaletinde karşılaştıkları aklı beş karış havada manken hakkında bu etkiyi yaratmadan çok düzgün, hatta kimi zaman muhteşem şarkılar yazmayı başaran şarkı yazarları var); hayvanlarla ilgili şarkılardan da kaçınmak en iyisidir. Uyuşturucular hakkındaki şarkılar -özellikle de kızlar hakkında gibi görünen ama ‘aslında’ uyuşturucular hakkında olanlar- öğrenciliğiniz bittiyse ve gizli anlamı açıklayacağınız kimse yoksa eskisi kadar çekici gelmiyor… Ama gerçekten güzel olan şarkılar; yaşlılık ya da eski şarkıları çalan radyolar nedeniyle değeri azalmayanlar, yani romantik duygularımızla ilgili olanlar. Bunun sebebi de şarkı yazarlarının bu konuya bir katkısı olması falan değil. Sadece aşk; bütün inişleri, dönüşleri, batışları, çıkışları, kavgaları, kaprisleri ve hüzünleriyle müziğin doğal bir ikizi… Aşk meseleleri hakkında yazmak alışılmış bir durum olduğu için dil de iğretiliğini kaybediyor, şeffaflaşıyor ve doğrudan sözlerin arkasındaki müziği görebiliyorsunuz. Aşk hakkındaki şarkı sözleri bir enstrümana dönüşüyor ve aşk şarkıları da saf şarkılar oluyor.”

Hornby’nin yanıldığını gördünüz mü? Ben görmedim… O yüzden, Hornby’nin bir başka kitabı ‘High Fidelity’nin en akılda kalan cümlesine dönüyorum; “Did I listen to pop music because I was miserable? Or was I miserable because I listened to pop music?” diyordu Rob, müzikle ilişkisini sorgularken. Ama galiba, bu sorunun net bir cevabı yok. Zira iki yaklaşım da doğru; şarkı yazarları, o satırları ‘miserable’lar ya da olması muhtemeller için yazıyorlar. Bu da ‘gel gel’ yapması en kolay ve en genel duygulara hitap etme arzularından geliyor. Halihazırda ‘miserable’ olanlar da el fenerinin ışığına kilitlenen tavşanlar gibi, kendilerine yazılan bu satırlara yöneliyorlar. Birbirini besleyen mutual bir ilişki var ortada. Sen öyle olduğun için onlar öyle yazıyorlar ve sen, onlar öyle yazdığı için öyle oluyorsun. Karışık gibi ama değil aslında. Neyse…

Wikihow’da ‘Bir şarkı nasıl yazılır?’ başlıklı bir yazı var, ders anlatır gibi anlatmışlar.7 En dikkat çeken bölümlerden biriyse ‘Yesterday’ hakkında olan; Paul McCartney bir sabah kalktığında kafasında dönen melodinin üzerine sözleri eklemiş. Ama “Yesterday, all my troubles seemed so far away” diye başlayan şarkının ilk versiyonu, yataktan kalkan McCartney’nin “Scrambled eggs, oh you’ve got such lovely legs” şeklindeki kahvaltı sayıklamasıymış. McCartney, çırpılmış yumurtaya yazılmış bir şarkının uzun ömürlü olmayacağını fark etmiş olmalı ki sonrasında sakin kafayla sözleri değiştirmiş.8

Sadece şanslı olanları bir kenara koyuyorum, bazıları ‘ölümsüzlük’ yolundaki kestirmelerin hepsini olmasa da bir bölümünü biliyor sanki. Aklımızda yer edenler de -çok özel hikayelere sahipler hariç- onların ürettikleri oluyor. Zaten Hornby de ‘From Above’ şarkısının sözlerinde, üstü kapalı bir şekilde bu sırra mazhar olduğunu itiraf etmiyor mu?

“Maybe that’s how books get written, maybe that’s why songs get sung.”

  1. Şu gereksiz hikayeden aklımda kalmayan tek detay da en minnettar olmam gereken yer bu arada. []
  2. Yukarıdaki kayıt, 2010 tarihli mesela []
  3. http://www.7digital.com/artist/outside/release/the-rough-and-the-smooth []
  4. http://lostpedia.wikia.com/wiki/The_Constant []
  5. bkz. haddini bilmeme []
  6. http://www.idefix.com/kitap/31-sarki-nick-hornby/tanim.asp?sid=NCM4NHHTB181FFKVJ6MG  []
  7. http://www.wikihow.com/Write-a-Song []
  8. Aynı yazıda, ‘Look for the hook’ diye bir madde daha var; “Çok nadir olarak bazı şarkılar, ruhunuzu yakalayan, kafanıza giren ve tekrar tekrar o şarkıyı dinleme isteği uyandıran bölümler barındırır. Bunlar genelde nakaratta olur ve şarkıya ismini verir. O bölümü nasıl yazacağınızı bilmezsiniz ama yazdığınızda da fark edersiniz” diyor. Verdiği örnekler arasında; Hey Jude -Naa Naa Naa Na Na Na Naa-, Call Me Maybe, Gangnam Style gibi küresel ve kitlesel delilikler var. Ama bu biraz oyunun bug’ını bulmak gibi, sayılmaz. []
[fbcomments]