Skip to content

A Town Without Pity

Her Clevelandlı’nın baş ucunda bulunması gereken bir yazı. Unutma, unutturma!

Cleveland şehri, her zaman taraftarlarına acı yaşatan, playoff hayal kırıklıklarıyla akla gelir. Şehrin beyzbol takımı Indians, futbol takımı Browns ve Cleveland Cavaliers, şehir halkına acı çektirmekten zevk alırmışçasına kaybettikleri playoff serileri yüzünden, Clevelandımız’ın mağrur yurttaşları hâlâ kahveye çıkamamakta, ne yazık ki yeni nesil gençlerimiz uzak diyarlardaki takımları tutmakta ve şehirlerine sahip çıkmamaktadır. Bu takımların şu anki durumları göz önüne alındığında, uzun bir süre yukarılara çıkamayacaklarını düşünürsek, Cleveland halkı bir süre daha mışıl mışıl uyuyabilecek. Yazının gideceği noktayla pek bir alakaları olmasa da lafı geçmişken, bu hayal kırıklarından bahsetme ihtiyacı hissediyorum.

89 playoff’larında, Chicago Bulls’u başka bir yöne sokarken, Cavaliers’a belki de Ron Harper’ı kaybettiren ve malum kişi gelene kadar, Cavaliers’a mayıs ayını gördürmeyen şutu pek çok kişi hatırlıyordur diye tahmin ediyorum; basketbolun, beyzbol ve amerikan futboluna kıyasla, ülkemizde çok daha popüler olduğunu varsayarak.1 Henüz bir ilk tur serisi olması sebebiyle, ne kadar kalp kıran tarzda olsa da Cleveland insanlarının hafızalarında gerilerde kalır, majestelerinin icraatı.

80’lerin sonuna doğru, QB Bernie Kosar önderliğinde, NFL’in kaydadeğer takımlarından biri haline gelen Browns, 87-88 sezonu AFC şampiyonluk maçında2 Denver Broncos ile deplasmanda karşılaştı. Broncos devreyi 21-3 geçmesine rağmen, Browns harika bir ikinci yarı çıkartıp, maçın son 6 dakikasına, topa sahip bir şekilde, 7 sayı geride girmeyi başardı. Başka bir deyişle, son hücumda bir TD yaptıkları takdirde, maçı uzatmaya götürebilirlerdi. Maçın bitmesine 1 dakika 12 saniye kala, Browns hâlâ hücumuna devam ediyordu ve TD noktasına, yalnızca 8 yardlık bir mesafedelerdi. Kosar topu sorunsuz bir şekilde aldı ve RB Earnest Byner’ın ellerine teslim etti, maçın o anına kadar toplam 187 yard mesafe kat etmiş ve 2 TD yapmış Byner, gol çizgisine 2 yard kala topu kaybetti. Ve, Cleveland ağlamaya devam etti.3 Bu maç, gerçek Cleveland Browns’ın sonu olarak da görülür, geçtiğimiz Eylül ayında hayata veda eden Art Modell, bu mağlubiyetten birkaç sezon sonra takımı Baltimore’a taşımaya karar verdi.

90’ların sonu ve 2000’lerin başı Cleveland Indians için sancılı geçmişti. Yeniden yapılanarak geçen bir sürü sezondan sonra, 2007 yılına gelindiğinde, Indians’ın elinde umut vaat eden gençler, süperstar seviyesinde oyuncular ve iyi veteranlar vardı. İyi geçen normal sezondan sonra, playoff’ların ilk turunda Yankees’i eleyen ve Boston Red Sox karşısında serinin ilk maçını kaybettikten sonra, üstüste üç maç kazanan Indians’ın artık şehrin makus talihini kırabileceğini düşünenlerin sayısı oldukça fazlaydı. World Series’teki muhtemel rakiplerin ikisi de Indians’tan kötü gözüküyordu ve Yankees ile Red Sox’u üstüste eleyen bir ufak pazar takımının, finali kazanmak için de yeterli momentuma sahip olduğu düşünülüyordu. Cleveland’da oynanan beşinci maçta, Indians maça atıcı pozisyonunda ligin (o zamanlar ve hâlâ) en güvenilir atıcılarından CC Sabathia ile başladı. Ancak, işler her zaman olduğu gibi ters gitti. Red Sox, üstüste üç maçı da kazanarak, seriyi kazandı ve Colorado Rockies’i de geçerek sezonu şampiyon kapadı. Umut vaat eden kadrosunu koruyan Indians’ın ise birkaç sezon daha yükseklerde olabileceği konuşuluyordu, lakin beklentiler yine gerçekleşmedi. CC Sabathia, ertesi sezon takımdan ayrıldı ve Indians yeni bir yeniden yapılanma dönemine girdi.

86-87 sezonunda, Kosar önderliğindeki Browns, yine AFC şampiyonluk maçında, yine Broncos ile karşılaşıyordu. Bu kez, maç Cleveland’da oynanıyordu ve Browns son 5 dakika 2 saniyeye 7 sayı önde giriyordu. Top Broncos’un sahasının 2. yardında John Elway’in ellerine geldi ve Broncos tarihe “The Drive” olarak geçecek hücumuna başladı. Üç tane başarısız pas ve bir sack haricinde hiç sekteye uğramayan Broncos, 37 saniye kala TD’yi yapıp, maçı uzatmaya götürdü ve tahmin edeceğiniz üzere de uzatmada maçı kazandı. 15 oyun süren ve toplam 98 yard kaydettikleri bu hücumda, Browns bir kez bile Broncos’u 4. hakkını kullanmak zorunda bırakamamıştı. Kendi sahanızda, tuttuğunuz takımın saniye saniye, bu kadar da önemli bir maçta yenilmesini izlemekten daha kalp kırıcı bir şey olmamıştır diye düşünebilirsiniz; ancak mevzubahis Cleveland şehri olunca, bir kez daha düşünmek daha akıllıca olabilir.

97 senesinin World Series’inde 7. maça gidilmişti, Miami’de Marlins’e karşı oynanan maçın dokuzuncu ve son devresinde, Indians 1 koşu öndeydi. O sezona kadar, önemli closer’lardan4 biri olan Jose Mesa’nın ellerindeydi top ve en sonunda, Cleveland’ı gururlandıracak bir şampiyonluktan sadece 3 “out” uzaklıktaydı Indians. Ancak yine olmamıştı. Marlins skoru eşitledi, maçı uzatmaya götürdü ve ikinci uzatma, yani maçın onbirinci devresinde şampiyonluğu kazandı.

Cleveland Browns’ın son şampiyonluğu 1964 yılında idi, Super Bowl oynanmaya başlandığından beri, hiç Super Bowl maçına çıkamamış dört takımdan biri Browns. Cleveland Indians ise en son 1948 yılında şampiyon oldu ve en son 1945 yılında şampiyon olan Chicago Cubs’tan sonra, en uzun süredir şampiyon olamayan MLB takımı Indians. Öte yandan, basketbolda ise bir sezon Cleveland Rebels ve 1970’ten beri de Cavaliers, bu güzel şehrin insanlarına bir şampiyonluk hediye edemedi.

Beyzboldan pek anlamam, seyretmem de, lakin şu ana kadarki sezon sıralamasına bakınca, Indians’ın durumunun pek iç açıcı olmadığı sonucuna varıyorum. Cavaliers ile ilgili düşüncelerimi yaklaşık bir ay önce paylaşmıştım, o bir aylık süreçte bir daha hiç kendileri hakkında düşünmedim. Her zaman şehrin asıl takımı olarak gösterilen5 Browns ise yeni sezona ilk dört maçını da kaybederek başladı. Durum kulağa hiç iç açıcı gelmese de, görece olarak zorlu bir fikstürü vardı şu ana kadar Browns’ın ve ligin en genç takımlarından biri olmaları sebebiyle, aslında pek de aceleleri yok.

Browns yeniden kurulduğu 99-00 sezonundan beri6 bu sezona kadar toplam 208 maça, 16 değişik QB ile başladı. Her ne kadar tonlarca farklı pozisyon olsa da amerikan futbolunda ve aslında her biri kendi içinde yıldızlarını yaratsa da, QB pozisyonunun bir takım için en önemli bölgelerden biri olduğu gerçeği su götürmez. İnişli çıkışlı geçen sezonlar, sık değişen teknik kadro ve dolayısıyla sık değişen ofansif şemalar da düşünüldüğünde, hâlâ ideal bir QB bulunamaması, Browns’ın mevcut halinin en önemli sebeplerinden biri. Bu seneki draft bu ihtiyacı karşılamak için ideal bir fırsattı, lakin Browns ilk iki sıradan seçemedi ve Hall of Famer potansiyelli RB Trent Richardson’ı pas geçip, riske giremezlerdi.

Yine aynı draftın 22. sırasından ise QB Brandon Weeden seçildi ve hazırlık kampından da birinci QB pozisyonunu kaparak ayrıldı Weeden. Browns kadrosunun gençliğinden (özellikle hücum takımı) bahsettim; ancak hoş bir tezat olarak, 28 yaşındaki Weeden, NFL draft tarihinin en yaşlı ilk tur seçimi. Sekiz senede ancak bir tane üniversite bitirebilen biri olarak, ilk gördüğümde çok da ilgimi çekmemişti bu durum. Ancak, zaten 24 yaşında üniversiteye girdiğini görünce Weeden’ın, kendisiyle de ilgilenmeye başladım.

Oklahoma eyaletinde, Oklahoma City’de dünyaya gelen Weeden, Edmond şehrinde lise öğrenimini sürdürürken, memleketinin en önemli QB’lerinden biriydi; ancak lisesinin beyzbol takımında da atıcı olarak oynayan Weeden, profesyonel beyzbol takımlarının radarına girmişti. 2002 yılında liseden mezun olan Weeden, aynı yıl MLB draftının ikinci turunda, New York Yankees tarafından seçildi. Ancak, bir türlü MLB’ye adım atamayan Weeden, beyzbol kariyerinin tamamını minor liglerde geçirdi.7 Atıcı olarak başladığı 45 maçta sadece 19 galibiyet kazanabilen Weeden, 5.02’lik ERA8 istatistiğiyle de iç açmıyordu ve yaşadığı bir takım sakatlıkların da tetiklemesiyle, 2006 sezonunun sonunda beyzbola veda etti.

24 yaşında bir lise mezunuydu, Weeden. Hem uzun dönem askerlik yapmak istemiyordu, hem de annesi “Lise mezununa kız vermezler, oğlum…” diyerek beynini yiyordu. Oklahoma State üniversitesine girdi, Weeden. “Ya kanka, eşeği bağlasan bitirir” deyip duran arkadaşları yüzünden işletme (biznız mı?) okumaya karar verdi. Üniversitedeki ilk yılında futbol oynamayan, ikinci yılında sadece bir maçta, çok kısa bir süre oynayan Weeden, üçüncü yılında da sadece üç maçta topa dokundu. Eyaletin asıl çocuğu Oklahoma Üniversitesi’ne kıyasla vasat bir tarihe sahip olan OSU’nun pek çok rekorunu alt üst ettiği 2010-11 sezonu ise bu yazıya konu olması sürecini başlatan sezondu. TD pas sayısı, kat edilen toplam pas yardı, tamamlanmış pas, pas tamamlama yüzdesi gibi bir QB’yi ilgilendirebilecek hemen her okul rekorunu kırmasında, bu sezonda yedi maçta 300 pas yardını, üç maçta ise tam 400 pas yardını geçmesi etkili olmuştur, tabii ki. O sezon oynadığı her maçta en az bir TD pası attı Weeden, bunların onbirinde en az iki, beşinde ise en az üç TD pası attı. Başarılı bir final sezonunun sonunda takımını Fiesta Bowl maçına taşıyan Weeden, bu maçta da bu seneki draftta ilk sıradan seçilen Andrew Luck’ın önderliğindeki Stanford’a karşı oldukça iyi bir performans sergiledi ve OSU’nun 112 yıllık tarihinin pek çoklarına göre en iyi sezonunu taçlandıran galibiyete de imza atmış oldu. Bu, aynı zamanda kendisinin son kolej maçıydı.

Beyzboldan amerikan futboluna geçişler iki sporun da tarihi boyunca defalarca görülmüş ve çok da anormal bir şey değil. Ancak iki ligde de oynamış sadece yedi kişinin, NFL Hall of Fame’ine girebildiğini ve bu yedi kişiden sadece birinin modern zamanlarda oynadığını,9 diğer altı adamın en gencinin 1912’de doğduğunu belirtmeliyim. Ancak, bu tip MLB’den gelen oyuncuların NFL draftının ilk turunda seçilmesi ise pek de sık rastlanan bir şey değil.

Draft öncesinde Weeden ile ilgili çok çeşitli görüşler mevcuttu. 21 yaşında olsa Andrew Luck ya da Robert Griffin III’den bir farkı olmazdı diyenler, ikinci ya da üçüncü turda seçilmesi en iyi ihtimal diyenler, 8. sıradan seçecek ve QB arayışındaki Miami Dolphins pas geçmemeli diyenler ve pek çok şey söyleyenler mevcuttu. Herkesin tek bir ağızdan söylediği şey ise Weeden’ın etkileyici bir kol gücü ve istikrarına sahip olduğu; ancak fiziksel baskı altında performans göstermeye yetecek fiziksel ve atletik özelliklere sahip olmadığıydı. Benim izleyebildiğim iki buçuk maçında gördüğüm şey ise sağlam bir mental sertliğe sahip olmasıydı.

2010 sezonu Super Bowl MVP’si, benim de açık ara favori oyuncum olan, Green Bay Packers’ın QB’si, bu sezon sekizinci sezonuna giren Aaron Rodgers’tan 48 gün büyük olan Weeden, kariyerinin ilk NFL maçında tarihin gördüğü en kötü QB performanslarından birini sergiledi. 35 pas denemesinden sadece 12’sini tamamlayabilen, toplam 6 kez top kaybı (4 tane INT, 2 tane fumble) yapan Weeden, maçı 5.1’lik QB rating istatistiğiyle bitirdi.10 Bu QB rating puanı, 1970’teki AFL-NFL birleşmesinden sonra, sezon açılış maçlarında, en az 15 pas deneyen QB’ler arasında, en kötü altıncı QB rating puanıydı. Bir hafta boyunca hiçbir basın organıyla konuşmayan, maçın hemen ertesi günü maçın kasedini izlemek üzere, sabahın ilk saatlerinde tesislerde kamp kuran Weeden ikinci haftada ezeli rakip Cincinnati Bengals’e karşı 37 pas denemesinin 26’sını tamamlayan, hiç top kaybetmeyen ve 322 pas yardı kat eden 28’lik çaylağın QB rating puanı ise 114.9’du. İki hafta arasındaki bu 109.8’lik QB rating puan farkı, 2000’den beri bütün iki haftalık sekanslar düşünüldüğünde en yüksek altıncı puan farkıydı.

Yukarıda bahsettiğim 2010 yılında da benzer bir olay geçmişti, Weeden’ın başından. Takımının birinci QB’si olarak başladığı ve mükemmel devam edecek o sezonun ikinci maçında, Troy Üniversitesi’ne karşı, baş parmağından ciddi bir sakatlık geçiren Weeden, maçı 4 top kaybıyla (2 INT, 2 fumble) bitirmişti. Maçtan sonra “Baş parmaksız bile oynasam, bundan çok daha iyi oynamak zorundayım…”11 meâlinde açıklamalar yapan Weeden, bir sonraki maçta, Tulsa Üniversitesi’ne karşı 6 TD pası atarak, sezonun en iyi maçını çıkarmıştı.

Ancak, Browns taraftarlarını yeniden gaza getirmek için mental yeterliliğe sahip bir QB’den çok daha fazlası gerekiyor. NFL takımları birbirine bağımlı; ama aynı zamanda da göreceli olarak bağımsız pek çok departmandan oluşur. QB’nizi devamlı olarak iyi koruyamıyorsanız şampiyon olamazsınız ya da ikinci level savunmanız kötüyse yine başarılı olmanız çok zor.12 Her departmanda en azından vasatın üzerinde olmanız ve en azından her departmanda en azından bir yıldıza sahip olmanız gerekir, basitçe. Ve, bu genç kadrosuyla, Browns’ın gidilecek çok yolu olduğunu kestirmek zor değil. Ancak, Weeden’ın bu garip hikayesi güzel sonuçlanacaksa, bir noktadan sonra maç kazanmaya da başlaması gerekiyor ve Browns’ın fikstürü benim gördüğüm kadarıyla ligin en zor fikstürü. St. Louis Rams, Tampa Bay Buccaneers ve Jacksonville Jaguars gibi köfte ekiplerle oynamayacaklar ve bir diğer köfte ekip Oakland Raiders’la deplasmanda oynayacaklar. İki kere karşılaşacakları takımlar ise Baltimore Ravens, Pittsburgh Steelers ve Cincinnati Bengals. İlki zaten benim şampiyonluk adayım, ikincisi Browns’ın son yıllarda şansının bir türlü tutmadığı ve playoff’a girmesi süpriz olmayacak bir takım. Bengals ise hızla yükselen bir takım, yine playoff için önemli adaylardan biri. Velhasıl, 0-4 başladıktan sonra, bu sezonu pozitif bir W-L istatistiğiyle bitireceklerine inanmak hayalcilik olur; ancak NFL, takip edebildiğim lig ve organizasyonlar arasında bir oyuncunun iş güvenliğinin en az olduğu lig. Atıyorum, Browns üstüste üç maç daha kaybetse ki çok da imkansız gibi gözükmüyor ve 0-7 olsa, Weeden’ın hâla birinci QB’lik pozisyonunu koruyabileceğini zannetmiyorum.

Diyelim ki beklentilerin üzerine çıkıldı ya da teknik ekip ya da genel menajer çıkıp da “Bu sezon zaten yeniden yapılanma sezonu, sonuçlar önemli değil, çaylaklarımızın birbirleriyle zaman geçirerek gelişmelerini izlemek istiyoruz” tarzı bir şeyler söyledi. Her şey iyi güzel de profesyonel futbol kariyeri 28 yaşında başlayan QB’nin şansı olabilir mi diye düşünebilirsiniz, haklı olarak. Her şey beklendiği gibi bile gitse yine de bir takımın aşağılardan yukarılara çıkması birkaç sezondan fazla zaman alacak bir şey, rüya takım goygoyuyla bir araya getirilen ve kağıt üstünde kusursuz gibi gözüken Philadelphia Eagles iki sezondur bir adım ileriye gitmiş gibi gözükmüyor, mesela. Ancak NFL tarihinde çok önemli iki örnek, aslında Brandon Weeden için hâlâ zaman olduğuna referans olarak kabul edilebilir. (İkinci örnek, bu paragrafta anlatılanlar şeylere karşı bir istisna, aynı zamanda.)

Bunlardan ilkinin ismi Roger Staubach. 70’li yıllarda Dallas Cowboys’u ligin en iyi takımlarından biri haline getiren, takımıyla birlikte iki kez Super Bowl’u kazanan ve bunların ilkinde maçın MVP’si seçilen Staubach’ın ismi ayrıca, Mark Wahlberg’in başrolünde oynadığı ’06 yapımı Invincible filminde de birkaç kere geçer.13 1964 draftında Cowboys tarafından seçilen Staubach, Navy Üniversitesi’nden mezundu ve Vietnam’da zorunlu göreve gitmesi gerekiyordu. Bu yüzden, ancak 1969 yılında, 27 yaşındayken profesyonel futbol oynamaya başlayabildi. Takımının birinci QB’si olduğunda ise yıl 1971 idi ve kendisi de 29 yaşındaydı. İkinci Super Bowl şampiyonluğunu kazandığında ise 36 yaşındaydı.

Diğer örnek ise, NFL tarihinin en iyi playoff oyuncularından biri olarak kabul edilen, iki farklı takımla Super Bowl’a giden ve bunların bir tanesini kazanıp, onun da MVP’si seçilen Kurt Warner, tabii ki. 1994 draftında hiçbir takım tarafından seçilmeyen Warner; 27 yaşına gelinceye kadar, ekmeğini Arena Futbol Ligi ve Avrupa’da aradı. Sonrasında sezon MVP’si seçileceği 99-00 sezonunun hazırlık kampında, önündeki QB diz yan bağlarını parçaladığı için sonunda şansını bulmuştu ve 28 yaşındaydı. Bir önceki sezon sadece 11 pas denemesi yapabilmişti, yani aşağı yukarı ilk NFL sezonu olarak kabul edilebilirdi. Kurt Warner takımı St. Louis Rams’i Super Bowl şampiyonluğuna taşırken, olağanüstü bir sezon geçirdi. İkinci Super Bowl maçı ise Arizona Cardinals takımının komutasındayken geldi ve 38 yaşındaydı Warner.

Cleveland’ın lanetinin yakın zamanda biteceğini iddia etmek saçma olur. Hiçbir zaman bitmeyeceğini söylemek ise daha mantıklı. Ancak, Brandon Weeden’ın sportif kariyeri sempatiyi hak edecek kadar dolambaçlı, belki de garip. Henüz hiçbir şey için geç kalmış ya da geriden başlamış falan değil. Benim gördüğüm kadarıyla, düzgün bir ofans takımının arkasında oynadığı sürece ligin elit QB’lerinin arasına girmemesi için bir sebep yok. Superstar’ların arasına girip, Browns’u artık hayali dahi kurulmayan noktalara getirebileceğine ise inanmıyorum. Lakin, madem mevzu Cleveland şehri, gelecek sezonu 13-3’le falan bitirip, Super Bowl finaline kadar eze eze gittikten sonra, Brandon Weeden’ın pas attığı bilek kırılır, ona rağmen yedek QB ile maçı sonuna kadar getirir Browns. Maçın bitmesine 5 saniye kala, topu 25 yard mesafeye koyarlar. 13 yıllık kariyerinde denediği her 100 field goal denemesinden 83’ünü sayıya çeviren K Phil Dawson topu fezaya gönderir ve Browns 1 sayı farklı maçı kaybeder.

  1. Jordan’ın Ehlo üzerinden soktuğu, “The Shot” diye de bilinen son saniye basketinden bahsediyorum. []
  2. Super Bowl’dan önceki tur, bir nevi dünya kupası yarı finali… []
  3. Bu da tarihe “The Fumble” olarak geçti: http://www.youtube.com/watch?v=9DPeiUOakis []
  4. Takdir edersiniz ki, 9 devre üzerinden oynanan beyzbol maçlarında, bir atıcının maçı baştan sona götürmesi pek olası bir şey değil. Özellikle kafa kafaya giden maçların son devrelerinde, genellikle aynı yedek atıcı görevlendirilir ve o da “closer” olarak isimlendirilir. []
  5. Her ne kadar orjinal Browns, şu anda Baltimore’da, Ravens ismiyle yoluna devam etse de…. []
  6. Art Modell takımı Baltimore’a taşırken, isim hakkı, logo gibi şeylerin hakkından ise feragat etmişti. []
  7. Beyzbolda çaylakların ya da genç oyuncuların alt liglerde kariyerlerine başlamaları normaldir, mesela 2012 draftının 1 numara seçimi Carlos Carrea bu sezon henüz MLB’de maça çıkmadı. Lakin bu süreç bir-iki yılı geçtikten sonra, sıkıntı başlar. []
  8. Her ne kadar çok da önemli bir istatistik olmadığını düşünen yorumcuların sayısı hiç azımsanmayacak miktarda olsa da, bir atıcı değerlendirilirken ilk bakılan istatistiktir. Mesela, New York Mets’in bir numaralı atıcısı R.A. Dickey’nin kariyer ERA istatistiği 3.99’dur. New York şehrinin diğer takımı Yankees’in bir numaralı atıcısı ve yukarılarda da ismi geçen CC Sabathia’nın kariyer ERA’sı ise 3.5’dir. Fikir vermesi açısından not edeyim istedim. []
  9. Deion Sanders; hem Super Bowl’da hem de World Series’te oynamış tek insandır. []
  10. QB rating çok ciddiye alınan bir istatistik olmamakla beraber, tamamen anlamsız olduğunu iddia etmek de yersiz olur. []
  11. http://www.youtube.com/watch?v=yWWFzNH_Pk4 []
  12. Futboldaki sağ ve sol bekleri düşünün mesela, en çok ilgilendiğiniz ligdeki pek çok takımın sağ ve sol beklerinin isimlerini biliyor musunuz diye düşünebilirsiniz. []
  13. Filmi yakın zamanda seyrettim de, nereden hatırlıyorum lan bu ismi diye düşünen vardır belki diye şeyettim. []
[fbcomments]