Skip to content

K-Pap: Bir Umudum Sensin, Anlıyor musun?

Kostas Papanikolaou
Olympiacos

6-8 (2.04), SF
Yunanistan (1990)

Final-Four’un sonunda ilk şoku atlattıktan sonraki öncelikli tartışma konusu MVP ödülünü nasıl olup da Vassilis Spanoulis’in aldığıydı. Basın tribününden konuştuğum hemen herkes oyunu başka birine verdiğini söylüyordu. Muhtemelen basın tribünün üçte ikisini kaplayan Yunan gazetecilerin oyları belirleyici olmuştu. Maksat tartışma yaratmak değil zaten, mesele pek çok kişinin gözünde MVP’nin sakallarını ilk çıktığı günden beri uzattığını düşündüren bir çocuğun olması. Epik geri dönüşün baş aktörü, son çeyrekte Andrei Kirilenko’ya kelepçeyi vurmuş Kostas Papanikolaou’nun draft piyasası da o geceden sonra bir hayli yükseldi. NBA menajerleri arasında da onun için rekabet başladı haliyle.1

Yunanistan’ın yeni altın jenerasyonunun üyelerinden biri olarak birkaç yıl önce Nikos Pappas ve Kostas Sloukas kadar ismi sık zikredilen bir oyuncu değildi. Hatta kendisini, genç bir oyuncu için azımsanmayacak bir miktar olan 1 milyon Euro’ya Pire’ye getiren 2009 Avrupa Ümitler Şampiyonası’ndaki MVP performansı2 bile bunu pek değiştirmedi. Ancak, bunun fazla bir önemi yok zira K-Pap,3 onu özel yapan şeyleri ilk anda fark ettirecek gösterişli bir oyun tarzına sahip değil. Geçen sezon Olympiacos’un ihtişamlı kadrosunda dahi ilk beş başlayacak kadar değerli, istatistik kağıdına yansıttıklarının da ötesinde yaptığı önemli şeyler var sahada.

K-Pap, çok yönlü kavramının altını dolduruyor her şeyden önce. Pek çok şeyi iyi seviyede yapabiliyor ve daha da önemlisi takımın o anki ihtiyacı neyse onu verebiliyor. Çok şeyi yapabilen pek çok oyuncu genellikle bunları yeterince iyi yapamadığı için belli alanlarda uzmanlaşan oyuncuların gerisinde kalır üst seviyede. Bu model pek çok oyuncu –Bostjan Nachbar gibi- üst seviyede beklentileri karşılayamazken, görece azınlıkta kalan bir grup ise bu özelliği verimli kullanmayı başarır ve bu yüzden de çok değerli olur -Jamon Gordon gibi-. Papanikolaou da benim gözümde çok değerli olan bu ikinci grupta yer alanlardan. Sahada bu katkıyı verirken de bunu yeteneklerinden ziyade oyun zekası ve doğru karar verme becerisi sayesinde yapması ona dair en ilgi çekici unsurlardan. Her şeyin ötesinde belki de en önemli yanı, sezgileri çok güçlü.

Euroleague’de 10.6% ile kendi pozisyonundaki  en yüksek sekizinci ribaund yüzdesine sahip olması oyununun bu yanına dair önemli bir referans. Daha etkileyici olansa önündeki isimlerden dördünün NIJT’de tekrar gösterdiği üzere Avrupa’nın bariz The Next Big Thing’i Dario Saric, Euroleague MVP’liğinin ötesinde terbiyesizleşen bir oyun oynayan Andrei Kirilenko, sezonu çoğunlukla power forvet olarak geçiren Kostas Kaimakoglou ve Nicolas Batum olup; Fernando San Emeterio, Pete Mickeal, Alex Mumbru gibi bu alandaki katkılarıyla ünlü isimleri arkasında bırakmış olması. Keza, Panathinaikos gibi topun kıymetini ziyadesiyle bilen bir takıma karşı A1 finallerinde elde edilen maç başına 1.8 top çalma da bir başka etkileyici rakam. Kirilenko’yu kilitleyebilmesinin de gösterdiği üzere sıkı bir bire bir savunmacı ve takımının savunma düzeninde de oldukça önemli bir isim. Dört numara da savunabildiği ve pek çok pick and roll’de switch yapmayı mümkün kıldığı için çok değerli bir parça. Öte yandan oldukça iyi bir ceza şutörü ama  daha da önemlisi topsuz oyunda oldukça iyi, zayıf taraftan da bayağı ekmek yiyor. Pozisyonuna göre kısmen hantal görüntüsüne rağmen çabukluğu ve atletik yanı da hiç fena değil.4

Önceki sezon Avrupa’nın en pahalı kadrosunda kendine ilk beşte yer bulabilmesi Dusan Ivkovic’in gençlere verdiği önemle açıklanabilecek kadar basit değil elbette. Ivkovic’in hayatımda gördüğüm en kötü kimyaya sahip olarak nitelediği o takımda performansının kayda değer derecede pozitif bir ilerleme gösteremese de yine çok iyi başlamayan ertesi sezonda Olympiacos’ta durum iyiye gittikçe o da kendini buldu. Son birkaç aydır sahada çekingenliğini atmış, öz güvenini sağlamış ve oldukça istikrarlı bir adam vardı. İstikrardan bahsetmişken, etkisiz hissettiğiniz bir gününde bile istatistik kağıdını dolduruyor.5 Elini taşın altına sokmaktan çekinmeyip, kritik anlarda da sorumluluk alıp hakkını verebildiği için, sezonun MVP’si olması gerektiğine inandığım Spanoulis’ten de rol çaldı sıklıkla. Takımın planlarının saha içinde işlevselliğinin artması ona ne kadar iyi geldiyse, onun performansı da o işlevselliğe o ölçüde katkı yaptı. Takımın saha içi lideri Spanoulis olsa da duygusal lideri Papanikolaou’ydu. On numara adam olmasının yanında, and he is funny though.6

Diğer yandan, NBA’de ne yaparı ciddi ciddi düşünmeye kalktığınızda karşınızda ciddi soru işaretleri buluyorsunuz. Ayakları savunmada üç numaralar için biraz yavaş ve penetre etmeyi seven dış oyunculara karşı Avrupa’daki gibi oyun zekası ile bu eksikliği kapatması zor. Keza, transition oyunununda çok iyi olsa da hücumda kendi pozisyonunu üretme aşamasında NBA seviyesi için yetersiz ve bu nokta hücum performansı için çok belirleyici olabilir. Onu eski kıtada ayıran zaman zaman dört numara da oynayabilmesi gibi pek çok faktör, NBA’de faktör olmaktan çıkıyor. Takım düzeni içerisinde farkını gösteren bir oyuncu olarak, bireyselliğin daha ön planda olduğu bir platformda net bir artısı olmaması önemli bir handikap.

Bunların da ötesinde Yunanistan’ın basketbol ekolünün NBA’e uzaklığı, Avrupa’nın elit basketbol ülkeleri arasında muhtemelen en fazla olanı. Efthimios Rentzias, Antonis Fotsis, Vassilis Spanoulis gibi potansiyel olmaktan fazlası olan, Avrupa’nın en değerli isimlerinin yakın geçmişteki kısa maceraları çok umut vaat etmiyor. Daha da önemlisi hepsinin bir yıl sonunda vazgeçmiş olması hiç de iç açıcı değil. Özellikle de Kill Bill’in Hakan Şükür’ün Torino dönemini bile aratacak ev özlemiyle geçen Teksas macerası hala çok taze. Ancak, K-Pap bu isimlerden farklı olarak umut veriyor zira orada da iş yapacak mentaliteye sahip görünüyor.7

“Hayatta sıfırdan başlayıp, kendi yolumu çizmeyi öğrendim. NBA’e gittiğim takdirde her şeyin zor olacağının farkındayım. Çaylaklar için kural bu fakat beni endişelendiren bir durum değil. NBA’de oynama ihtimali benim için oldukça ilgi çekici ve yeteneklerimi orada sınamam gerektiğini düşünüyorum. Bu kendime borçlu olduğum bir şey ama acelem yok. Benimle konuşan çok sayıda scout ile menajerim de Avrupa’da biraz daha kalmamın doğru olacağını düşünüyor. Benim kanaatim de bu yönde. Ben hiçbir şeyde uzman değilim, oyunum hala gelişiyor ve Olympiacos’ta Koç Ivkovic’in yönetimi altında kalırsam, çok daha iyi bir oyuncu olacağımı biliyorum. Hangi takımın seçeceğini göreceğim, en azından bir sezon daha Avrupa’da kalıp, NBA’e gitme ihtimali üzerine düşüneceğim.”

Oyun stilinin NBA’e uyumu konusunda:

“Avrupa’da atletik bir oyuncu olarak kabul görürken, NBA’de işin bu tarafının benim çok üzerimde olduğunun farkındayım. Sıradaki adımı atmaya karar verdiğimde, Avrupa’daki oyun gelişimime daha fazla yardımcı olacak. Sahada aklımı bugün olduğundan çok daha iyi kullanabiliyor olacağım. Bir Avrupalı’nın NBA’e uyum sağlamasının, diğer türlü olmasından daha kolay olduğuna inanıyorum. Avrupa deneyimi olmayan bir Amerikalı oyuncunun bizim oyun tarzımıza uyum sağlaması çok daha zor.”

K-Pap’ın oyunundaki hızlı ilerleme de söylediklerini eylemle teyit eder nitelikte. Altyapılarda sıklıkla dört numarada oynadığı için, yeni pozisyonunun gereklilikleri konusunda sürekli üzerine bir şeyler katıyor. Bu açıdan hala ham bir oyuncu olması da hızlı gelişimi ile birlikte de NBA vakti geldiği zaman şu anki sıkı oyuncu profilinin üzerine daha da fazlasını koymuş biri olarak azımsanmayacak bir vaat. Altyapı seviyesinde atletizmi ile fark yaratan bir oyuncu olarak A takım seviyesine geçişteki başarısı ve değişen şartlara uyum sağlama becerisi de çok iyi bir referans. Temel bir hücum opsiyonu olması olası görünmüyor ama düzgün işleyen bir yapıda çok iyi bir tamamlayıcı olabilir ve iddialı bir takımın kenardan gelen değerli bir parçası haline gelebilir. Hücumda hareketliliğin yüksek, savunmada rotasyonun görece daha fazla olduğu bir sisteme güzel bir şekilde oturabilir. Düzgün işleyen deyince de bu sitenin pek çok yazarı ile paylaştığımız “Dünyayı Spurs yönetse hiç savaş olmazdı” mottosu doğrultusunda San Antonio’nun draft edip, sonra da hayrını gördüğünü kafamda canlandırabiliyorum.8 Pire’de daha iki yıllık kontratı olsa da gelecek sezonun sonunda NBA çıkışı mevcut. Ancak katılacağı organizasyon onun için herhangi bir Avrupalı’dan daha fazla önem arz ediyor. Şu an için ikinci turda bir yerler olarak görünen sırası eminim ki draft, Olimpiyatlar’ın ardından yapılsa daha da yüksek olur.


  1. Açık artırmayı Marc Cornstein kazanmış.
  2. http://www.youtube.com/watch?v=Mcq87vgdTvg
  3. Bu nick modeline hiç bayılmasam da Yunan basınının goygoycu kimliğinin burada oldukça işe yaradığı bir gerçek.
  4. http://www.youtube.com/watch?v=uDcKlLW5E_Y
  5. NBA Stüdyo’ya selamlar tekrardan.
  6. http://youtu.be/VQ-MHFaZFxY?t=15s
  7. Eurohoops’a 5 Haziran’da verdiği röportaj: http://www.eurohoops.net/2012/06/one-on-one/5842
  8. Adamlar Avrupa’nın en iyi uzunun haklarını almışlar kaşla göz arasında biz askerdeyken. Erazem Lorbek gelirse asıl o zaman farkını göreceğiz bu ince detayın da.