Skip to content

Bir Piyano

Bir orkestrası yoktu... Elinde usta sanatçıları yoktu... Kostümleri yoktu fakat umut vardı.

Bir adam çıktı, Taksim’in göbeğinde piyanosuyla insanlara umut oldu. Aslında bir Almandı, fakat kullandığı dil evrenseldi…

İşte Klavierkunst nam-ı müstearlı Davide Martello, çoktan Taksim’in unutulmazları arasına girmiş durumda. O piyanosunu kurtarmaya çabalayadursun; biraz eskilere dönmeli, direnmenin estetiğini müzikle yazanlardan birisini yad etmeli…

Ne Bach, ne Mozart, ne de Beethoven… O, bir toplama kampı için müzik tarihinin en büyük ilahıydı. Ölüme yürürken, kim bilir başkalarının yaşamasını sağlamıştı.

Romanya’da 1905’te doğan Rafael Schächter, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bugün Çek Cumhuriyeti topraklarında kalan Brno’ya gelmişti. Orada konservatuara giden delikanlı, sonradan Prag’a taşınıyor, eğitimini başkentte tamamlıyordu.

1937’de kendi topluluğunu kuran müzisyen, pek bilinmedik eserlere kafayı takmıştı. Oda müziği dışında Barok tarihinde de hafiften hafiyelik yapıyor, doğru bildiği yoldan şaşmıyordu. Unutulan yapıtları günışığına çıkarmaya çalışıyordu.

Fakat her şeyin sonu vardı. Yahudiydi Schächter, 1941’in sonlarında Terezin’e yollanmıştı. Altı ay kadar sonra Smetana’nın Satılmış Nişanlı1 operasının hazırlıklarına başlayan müzisyen, Kasım ayının sonlarında muradına eriyordu. Tek bir piyano eşliğinde icra edilen yapıt, toplama kampının idarecileri tarafından da uygun bulunuyor, moraller yükseliyordu.

Hayatta kalmayı başaranların sonradan o güne dair anlattıkları o kadar etkileyiciydi ki… Bir adam piyanonun başında bir mucize yaratıyor; açlık, ölüm bir süreliğine de olsa unutuluyordu.

Bir orkestrası yoktu… Elinde usta sanatçıları yoktu… Kostümleri yoktu fakat umut vardı. Defalarca sergilenen eser Terezin için yaşamdı.

Terezin’in ünlü simasının bir saplantısı vardı, Verdi’nin Requiem’ini seslendirmek istiyordu. Kimi Yahudi entelektüeller buna karşı çıkıyordu. Onlara göre bir Katolik müzik geleneğinin icrası gereksizdi. O ise olaya din penceresinden bakmıyor, Hristiyanlığa izafe edilmiş ağıtların insanların ortak paydasında yer aldığına inanıyordu.

Mahkumlardan oluşan korosunu tevatüre göre tek bir nota defterinden çalıştırıyordu. Onlara sadece Latince sözleri ezberletiyor, notaları hafızalarına kazıyordu. Mükemmeliyetçi olduğundan uzunca bir süre geçiyordu.

150 kişilik koro ölümlerine şarkı söylüyordu. En azından Adolf Eichmann’a göre. Oldukça başarılı geçen galadan sonra topluluk sürekli eksiliyor, Schächter yerlerine bulduğu yeni seslerle yoluna devam ediyordu. Evet, grubun büyük bir çoğunluğu Auschwitz’e gönderilmişti. Yine de müzik susmuyor, yine tek bir piyano umudun yeşermesine vesile oluyordu.

Requiem son kez Kızılhaç’ın Terezin’e 1944’teki ziyaretinde de seslendirilmiş, sonrasında Schächter ve arkadaşları Auschwitz’e yollanmıştı. Sonu malumunuz…

Terezin’den kurtulan yaklaşık yirmi bin kişi olduğunu biliyor muydunuz…

  1. http://eksisozluk.com/satilmis-nisanli–283577 []
[fbcomments]