Skip to content

Şafak 10: Hayaller, Rastlantılar ve Gerçekler

90'ların Knicks'ine aşık olma nedenim hayallerine hep yaklaşan ama ulaşamayan karakterleri miydi? Yoksa ben, hayallerine hep yaklaşan ve ulaşamayan bir adamdım da 90'ların Knicks'iyle tinsel bir bağlantı mı kurmuştum?

“Her şey yanlış bir telefon numarasıyla başladı. Aranan kişi o değildi. Fakat aynı yanlışlık ertesi gece de yapıldı. Ve böylece oyun başladı. Kişi, aranan kendisi olmadığı halde, öyleymiş gibi davranırsa ne olur? Bu rastlantı onu nereye götürür? Rastlantıların onu götürdüğü yere sürüklenmeye neden razı olur? Bu soruların cevabı yok. Suda yayılan halkalar gibi birbirini izleyen olayların peşi sıra, kişinin ardına düştüğü şey, sonunda kendi hayatı, kendi geçmişi, içindeki ben, içindeki öteki olabilir.”

Geçen yıl New York Knicks camiası son şampiyonun savunma bekçisi Tyson Chandler’ı saflara kattığında kendi “Big Three”sini oluşturduğu kanaatindeydi. “Şampiyonluk bizim kupa bizim” şarkıları şehri inletmeye başlamıştı yine. New York şehrinin simgelerinden Paul Auster’in Cam Kent şaheserinin tanıtım yazısında yer alan yukarıdaki satırlarda anlattığı gibi, Knicks bir “contender” olmadığı halde, öyle olduğunu düşünüp o şekilde davranmaya başlamıştı. Aynı oyun sahne alıyordu yine. Takım kimyasındaki defolardan dem vuruluyor, Carmelo, Amare, Chandler üçgeninde kenarların birbirleriyle uyumlu açılar oluşturmadığı konuşuluyor ve sakatlıklar, Mike D’Antoni’yle oyuncular arasındaki anlaşmazlıklar derken, Knicks yine sezon başındaki umutları kendi girdabında eritmeye başlıyordu. Akabinde rastlantılar faş etmeye başladı. Rastlantıların onları nereye götürdüğüne bakmaksızın, süt gören kedi misali peşinden gitmeye çoktan razı olmuşlardı. Hakikaten soruların cevabı yoktu. Baron Davis, Iman Shumpert ve Carmelo Anthony sakatlıkları derken Jeremy Lin fenomeni, takımı ve şehri kasıp kavurmaya başlamıştı. Suda yayılan halkalar gibi peşi sıra ortaya çıkan “uyumsuzlar kralı” J.R. Smith, Onur Erdem deyimiyle Minnesota’lı emlak komisyoncusu Steve Novak, gençliğine dönen müzmin sakat Baron Davis de Harvard’lı genç adamı takip etmişlerdi. Belki yine Paul Auster göndermesi olacak ancak bu rastlantılar yumağı onun diğer bir kitabı olan Kırmızı Defter‘e1 konu olacak seviyedeydi. Ama Knicks, sezon sonu geldiğinde sezon başı giydiği süper kahraman giysisinde aslında defolar bulunduğunu, sonunda yine kendi hayatına, kendi geçmişine, içindeki bene, içindeki ötekiye döndüğünü görmüştü bir kez daha. Hayal kırıklıkları, tartışmalar derken yine suni hayallere ulaşılamayan bir sezon sonu gelmişti. Bu hissiyatı en güzel açıklayan adamlardan biri de Knicks taraftarı yazar Chris Gethard olmuştu. Gethard, geçen yılki yazısında High Fidelity‘deki meşhur “Did I listen to pop music because I was miserable? Or was I miserable because I listened to pop music?” sorusuna benzer bir çıkmazını anlatmış ve kendini “90’ların Knicks’ine aşık olma nedenim hayallerine hep yaklaşan ama ulaşamayan karakterleri miydi? Yoksa ben, hayallerine hep yaklaşan ve ulaşamayan bir adamdım da 90’ların Knicks’iyle tinsel bir bağlantı mı kurmuştum?” sözleriyle ifade etmeye çalışmıştı.2 Hatta Gethard bu ikilemini psikologuna da danıştığını fakat kadıncağızın neden bahsettiği hakkında bir fikri olmadığını da eklemişti satırın sonuna. Gethard’ı boş yere ümitlendirmek istemem ama bu sene o hedeflerin biraz daha da olsa gerçekçi olduğunu3 söyleyebilirim. Eğer bu takım, Jay-Z ile Alicia Keys’in Empire State of Mind‘ın nakaratında söylediği gibi hayallerin gerçek olduğu bir ‘jungle’dan ötesini yaratacaksa,4 bu başta Jason Kidd (ve Pablo Prigioni) olmak üzere, bu sene takıma katılan veteranlar sayesinde olacak. Onların getirdiği akil adam duruşu ve birbirine en uyumsuz enstrümanları bile aynı notada buluşturabilecek orkestra şefliği, bu seneki Knicks harmanının verimini artıracak. Öyle ki Kidd ve Prigioni, Space Cowboys‘daki Clint Eastwood ve Tommy Lee Jones gibi, bozuk Rus uydusu hüviyetini taşıyan Raymond Felton’ı bildikleri usulle tamir edecek ve Felton’ı takımın dümenini daha sağlam tutmaya zorlayacak. Space Cowboys‘dan devam edersek, Marcus Camby ve Rasheed Wallace da boyalı alandaki aksaklıkların icabına bakmaya çalışacak. Wallace’ın kafa, Camby’nin beden sağlığı elverdiği ölçüde tabii ki.5 Ama asıl iş, yine olimpiyat şahini Carmelo ve Amare ekseninde bitecek. Kidd ve Prigioni’nin paralarını ceplerinden verdiklerine yönelik şakalara konu olan ikili, Knicks’i nereye taşır bilinmez. Ama bu takım ya retro klasik New York’lu süper kahraman grubuna6 dönüşecek ya da tatsız-tuzsuz uyumsuz bir veteranlar grubu7 olacak. Özetle; Knicks taraftarını Madison Square Garden’da, bu sene daha yaşlı ama daha derli toplu, daha aç ama daha sabırlı bir takım karşılayacak. Tabii, bunların hepsi kağıt üzerindeki gerçekler ve New York’ta hiçbir şeyin kağıt üzerindeki gibi yaşanmadığını sırf Auster gibi New York’lular değil, bütün dünya biliyor. Hayırlısı…8

  1. Buradan buyrun: http://www.idefix.com/kitap/kirmizi-defter-paul-auster/tanim.asp?sid=CO80DC1Q9K5EAR8C0LYH []
  2. Chris Gethard’ın The Score‘da çıkan nefis yazısı: http://blogs.thescore.com/tbj/2011/12/23/the-island-of-misfit-knicks-why-new-yorkers-should-cheer-for-jared-jeffries/ []
  3. Sakın gülmeyin! []
  4. Hayallerin gerçek olduğu yer Madison Square Garden için Kaan Kural’ın yazısını atlamayalım. []
  5. Bu arada Kurt Thomas’a bir benzetme aradım ama bulamadım, sizin hayal gücünüze bırakıyorum. []
  6. Soğuk savaş döneminin çizgi kahramanlar grubu olan Watchmen gibi… []
  7. Herhalde akla en yatkın çağrışım Expendables olabilir… []
  8. Evet yazının sonuna kadar Mike Woodson’a dair tek bir kelam etmedim, bundan da en ufak bir rahatsızlık duymuyorum. Sevgiler… []
[fbcomments]