Skip to content

Konser Mevsimi

Türkiye'ye bu yaz gelecek gruplardan kendimizce bir seçki yaptık, belki de son çıkıştan önce işe yarayacak kırıntılar serpiştirmiş oluruz.

Şarkı çalışmak, klasik konser klişesidir. Bir grubu ne kadar severseniz sevin, külliyatına ne kadar hakim olursanız olun, canlı izlemeden önce sıkı bir hazırlık yapmak istersiniz. Bileti erken aldıysanız, rahatlarsınız. Daha 80 gün vardır. Sonra günler hızlıca geçer, 70 gün, 40 gün, 3 hafta, 10 gün, 1 hafta. Konserden bir önceki geceye nasıl geldiğinizi anlamazsınız bile. Bir şekilde, gelmişsinizdir ve pek de bir şey çalışamamışsınızdır. Dünya başınıza yıkılmaz, harıl harıl şarkı sözlerine girersiniz, röportajları okursunuz, konserde yanınızda gelecek olan arkadaşlarınıza anlatacak havalı anekdotlar ararsınız ve hiçbir zaman tam teçhizatlı gidemezsiniz. Biz de aynı yollardan geçtik, geçmeye de devam ediyoruz. Bu yüzden Türkiye’ye bu yaz gelenlerden kendimizce bir seçki yaptık, belki de son çıkıştan önce işe yarayacak kırıntılar serpiştirmiş oluruz.

Yuck (14 Temmuz)

One Love Festival 11, santralistanbul

Yuck’ın yapmaya çalıştığı şeyin zaten yıllar önce Dinasour Jr. veya Pavement tarafından tamamlandığı eleştirilerin genel bir argümanı. Indie rock revivalists olarak adlandırılıp “miras yiyici” konumuna indirgenmeleri de bir o kadar yaygın. Ellerinde Simon Reynolds’ın Retromania kitabı ile Yuck’ın mezar taşını dikmeye yeltenenler de olmuştur diye düşünüyorum. Ne yazık ki kaçırılan bir nokta var. Yuck’ın geri getirdiği şey sadece müzikten, tondan veya akorlardan ibaret değil. Get Away’i dinlediğinizde aklınızdan geçen ilk düşünce 90’lar rock müziği tarihi değil. Hayatınızdaki en büyük dertlerin az çalışılmış bir fizik sınavından, kötü sol turnikelerden, Pizza Hut’taki rekorlardan ibaret olduğu günler asıl korteksinizi harekete geçiren. En çok liseli olduğunuz ve en çok özleyeceğiniz anılar. Ancak çok özel durumlarda, çok özel insanlarla kayıt altına alınabilen duygular. Smashing Pumpkins’in 1979 klibi ile, Zach Braff’in Garden State ile, Arcade Fire’ın ise ancak Spike Jonze birlikteliği ile yakalayabildiği eşik.

Twitter’la beraber başlayan “buzz” devrinde1 hangi grupları 10 sene sonra dinlemeye devam edeceğiz veya hangi grupların arkasından “Biz neler dinlemişiz abi” diyeceğiz kestirmek zor. Yuck da diğerleri gibi bu “buzz” denen hareden nasiplenmiş, henüz tek albüm yapmış olmasına rağmen 8 ay içinde “Deluxe” seviyesine terfi etmiş bir grup. İleride çok büyük olacaklar tahmininde bulunmak ve o motivasyonla konsere gitmek güç. Yapılacak en iyi şey kafa yormadan o anın tadını çıkarmak. Çünkü konser sonunda tadını çıkaramadığınız günlerin burukluğu ile baş başa kalacaksınız. / Cem Ünalan

Pulp (15 Temmuz)

One Love Festival 11, santralistanbul

Jarvis Cocker’ın yazdığı en iyi şarkı, okulda tanıştığı Yunan heykeltraş bir kız üzerineydi ve kısa sürede ünlü oldu. Common People, Brit-Pop’u sözde apolitizmi, retro manyaklığı ve söz yazımındaki basitliği nedeniyle sevmeyenlerin Pulp’a sığınma nedeniydi. Jarvis’in rivayete göre kız kardeşinin evinde iki günde yazdığı Different Class albümünün “Tehlike anında camı kırınız” vazifesi görmesi gibi. Kitlelerin sesi olmuşlar, bir kuşağın belirli bir kesiminin manifestolarını yazmışlardı. Tek sorun, o belirli kesimin gerçekten belirlenebilecek seviyede çok küçük olmasıydı.

Pulp, bir kez daha İstanbul’da. Kulağa oldukça garip geliyor. Uzun süredir aktif olarak müzik piyasasında rol oynamayan, eskisi gibi gündemde olmayan bir grubu izlemek ilginç olacak. Bittiler mi? Hayır. Karşı pencerede, kaldırımda, sınıfta, otobüste hoşlandığı kızın başkalarıyla birlikte olduğunu gören insanlar olduğu sürece Pulp da yaşayacak. Tarihte, bir daha kimsenin, “If fashion is your trade / then when you’re naked / I guess you must be unemployed, yeah” gibi bir şarkı yazabileceğini düşünüyor musunuz? Ben düşünmüyorum, muhtemelen Jarvis de. Çünkü bu şarkıyı sadece o yazdı. / İnan Özdemir

Feist (25 Ağustos)

santralistanbul

Feist 2004 yılında arkasında iki uzunçalar bırakmış bir müzisyen olarak verdiği bir röportajda, ödeme çekinin hiçbir zaman rüyalarını karşılamayacağını bildiğini ve artık bu gerçekle yüzleştiğini söylüyordu. Onun kulvarındaki birçok sanatçı için er geç varılması gereken bir bilinç düzeyiydi bu. Fakat üç sene sonra, bestelediği anda bir punk şarkısı gibi hissettiren 1234 onu öngöremediği şekilde bir pop figürü haline getirecekti. Şarkı önce o günlerde çok havalı duran iPod Nano’nun reklamlarında kullanıldı, takiben YouTube’un yarattığı ilk fenomenlerden biri oldu. Artık rüyalarını finanse etmekten bahsedebilirdi.

Bunun yerine geri çekildi, birçoklarının düştüğü hatayı tekrarlamadı ve kendisinin karikatürü olup çıkmaktan kaçtı. Yeniden tertipleri Broken Social Scene ile turnelere çıkmaya başladı. Hem bir anlamda köklere dönüş yapıyordu, hem de onu besleyen şey olan yoldan uzaklaşmıyordu. Geçen sonbaharda eskisi kadar kişisel durmayan sözler ve daha zor tınılarla bezeli “Metals” ile çıkageldi. Metalik ve renksiz bir dünya bugünkü, en azından ilk çağrışım bu oluyor. Feist’ın eşsiz sesi bambaşka bir bakış açısını beraberinde getiriyor: Tıpkı gezegenin damarlarından koparılan metaller gibi, bu şarkıların da neye dönüşeceğini büyük oranda ona hükmeden dimağın sınırları belirliyor. / Cem Pekdoğru

Red Hot Chili Peppers (8 Eylül)

santralistanbul

Rock tarihinin büyük gruplarının tamamı gibi Red Hot Chili Peppers kariyerini de dönemler halinde ele almak mümkün. Kuduz funk yılları, “BloodSugarSexMagik” sonrasında gelen rockstar’lık dönemi, “Californication” ile gelen olgunluk ve şu an içinde bulunulan post-Frusciante çağı. “BloodSugarSexMagik” karşısında boynum kıldan ince, “Breaking the Girl” ise en sevdiğim RHCP şarkısı ama genel olarak biberlerin sevdiğim dönemi 2000’lerin başı. “Californication”da parti bittikten sonra “ne içtik dün gece ya” hissinin, ya da grup özelinde kollarda eroin vurulacak damar kalmadıktan sonra aynaya bakıp “durma vakti” kararını almanın başyapıtını yapmıştı RHCP. “By the Way” ise sanki “Californication”ın B yüzü gibiydi. Yine büyük konser şarkılarıyla daha sakin parçaların kol kola ilerlediği, Flea’nın deli tekniğini grubun geleceği için dizginlediği ve Frusciante’nin yıldızlaştığı, biraz gölgede kalan ama nefis bir albümdü.

Yalan yok, Red Hot Chili Peppers’ın en sevdiğim yanı John Frusciante’nin Fender’inden çıkarttığı gökkuşağı. “I’m with You”da Frusciante’nin numaralarını iyi bilen bir öğrencisiyle çalışmaları birkaç şarkı dışında vasatı aşamamış ve grubun müthiş istikrarını bozmuştu. Yine de Red Hot Red Hot’tır (hatta biraz da “redat”tır). Bu yüzden 15-20 yıldır bekleniyorlar ve bu yüzden o gün çaldıkları her şarkı “eaooooo” bağırışlarıyla karşılanacak, çalmadıkları her şarkı da ukde bırakacak. Çalmamaları muhtemel “Universally Speaking”le bundan 10 yıl öncesine ve benim sevdiğim Red Hot Chili Peppers dönemine selam durmak isterim. / Çetin Cem Yılmaz

Lenny Kravitz (4 Ekim)

Kuruçeşme Arena

Rock camiasının en karizmatiklerinden, adamın hası, romantik serseri Lenny bir kez daha huzurlarımıza çıkacak. Diğer birçok meslektaşından farklı olarak, Lenny Kravitz varlıklı bir aileden gelmekte, yani müzik hiçbir zaman onun tek yolu olmadı. Ama o diğer yolları hiç düşünmedi bile (düşündüyse de kimsenin haberi olmadı). Kendi başına bir şeyler yapabilmek için taşındığı New York’ta ailesinden para almak istemediği için arabada yatmak zorunda kaldığı günler oldu. Lisa Bonet ile tanışması, aşık olması, evlenmesi, çocuğu olması ve ardından ayrılık şeklinde ilerleyen süreç onun duygularını iyice karmaşık bir hâle getirmiştir muhakkak ve bu sayede müziğini de hisleriyle paralel şekillendirebildiğini zannediyorum. Eski usul rocker olarak başladığı kariyerinde, 90’ların ortalarına doğru popüler kültür ikonu, trendleri belirleyen adam hâline gelişinde Bonet ayrılığından sonra çıkan Mama Said albümü ve özellikle It Ain’t Over ’til It’s Over parçasının payı büyük. O bununla yetinmedi ve müziğini aramaya hiç ara vermedi. Bu uğurda boktan albümler de yaptı, ama yine de kendisi gibi olmaktan vazgeçmedi. Günümüzde artık hiç duymadığımız bir şarkısı çalsa ve başkası söylüyor olsa bile “Lenny Kravitz lan bu!” diyebilecek hâldeyiz. Tabi Çelik gibi bütün şarkıları birbirine benziyor anlamına gelmiyor bu. Zaman içinde kendine kolay sarsılmayacak bir tarz oturttu ve bu işi son derece geniş bir müzik yelpazesi içinde başardı.

Sizleri baş başa bırakacağım şarkı ise henüz süperstar mertebesine erişmeden önce kafası taksicinin birine bozulup gitar eşliğinde ona saydırma fantezisiyle yazdığı nevi şahsına münhasır bir eser. Lenny’nin henüz ilk albümünden nasıl doğal bir yetenek olduğunu fark edebilmek için fazlasıyla yeterli. Video 1991 yılından, Şimdilerdeki afro artı güneş gözlüğü imajı tartışılmayacak derecede iyi belki ama adamın asıl olayı dreadlock rastasıydı. Hastasıyız. / Alp Akbulut


  1. Buz devri göndermeli bir espri gerçekten yapmak istememiştim.