Skip to content

Doğru Cevap: Almanya

Turnuva öncesi toplanan Yazıhane ekibi, yarı finaller başlamadan yuvarlak masada tekrar buluştu, Euro 2012'de geride kalan iki haftayı değerlendirdi.

1- Euro 2012″de ilk turda golsüz maç olmamasının sebebi ne? İyi hücum futbolu mu oynanıyor, kalite mi düşük, yoksa başka bir sebep mi var?

Ozan Can Sülüm: Bence tamamen turnuvanın gelişimiyle alakalı. Normalde 0-0 bitmeye aday birçok karşılaşma vardı, ancak ilk turda fazlaca sürpriz olduğundan, 0-0 beklenen maçlar gollü geçti.

Biraz Dr. Sinan Sağıroğlu başlangıcı oldu ama, şöyle izah edeyim misal; A Grubu”nun son maçı, Polonya-Çek Cumhuriyeti Franciszek Smuda”nın oyun yapısı ve Çeklerin zayıf hücumu sebebiyle 0-0 bitmeye en müsait maçtı, Polonya savunmasının risk almasından dolayı gol oldu.

Önceden planlanan çoğu şeyin tutmadığı bir turnuvada beklenenden fazla gol olması, ya da az gol olması çok doğal geldi bana. Ha bir de tabii grupların çok denk, bütün takımların birbirine gol atabileceği şekilde dağılmış olmasının da etkisi var.

İsmail Şenol: Euro 2012″de genellikle ülkelerin önceliği sahaya iyi yerleşmek ve pozisyon kaybetmemek. Topa hakim olmak ve topla oynamak isteyen takımlar hem az, hem de diğerlerine oranla başarılı olamıyorlar. Esasında hücumlar çok kaliteli değil. Yani Almanya, İspanya, Rusya ve henüz senkronize olamasalar da Portekiz haricinde topla bir şeyler üretmeye çalışan takım yok. Ancak duran toplar acayip değer kazanmış durumda. Gollerin büyük çoğunluğu da buradan geliyor. Chelsea”nin Şampiyonlar Ligi”nde kusursuza yakın bir şekilde ortaya koyduğu pozisyon futboluyla başarılı olması mı etkili oldu bilinmez, ancak uygulamaya çalışılan futbol bu takımların karakterine yakışmıyor. Yunanistan bunu harika oynadı, ancak kaliteleri düşük olduğu için Almanya karşısında dağıldılar. Bu tip futboldan zevk alanlar için İtalya, şu ana kadar en keyif veren takım konumunda. Savunmada iki maçta üçlü, bir maçta dörtlü oynamalarına karşın harika oynuyorlar. Çok gol olması, takımların genellikle bu tarz futbolu oynamayı bilmeyişlerinden kaynaklanıyor.

Cem Pekdoğru: Büyük okumalara ihtiyaç duyan bir durum değildi sanki. Maça 0-0 planıyla çıkan takımlardan yine bolca gördük, fakat kaleyi korumakta yeteri kadar becerikli olamadılar. İngiltere-Fransa maçı öncesindeki demeçleri hatırlayalım. Oyunu doğal seyrinden koparan duran top golü olmasaydı o maçın 0-0 bitmemesi için pek sebep yoktu mesela. Nitekim Nasri’nin golünden sonra da takımlar santradaki eğilimlerine geri döndüler.

Öte yandan milli takımlar seviyesinde kronikleşen, temelde birliktelik yoksunluğundan kaynaklanan o savunma koordinasyonsuzluklarını da bol bol gördük. Kulüp düzeyinde görmeyeceğiniz basitlikte pozisyon alma hatalarının doğrudan skora yansıdığı da oldu. Hubnik, Holebas, Ward, Willems gibi zayıf karınları işlemek dünyanın en zor işi değildi. Güçlü savunmasıyla bilinen takımların bile kalesini gole kapayamadığı futbol ortamında1 bu tablonun daha sıradan sebepleri vardı yani bence.

Onur Erdem: İyi hücum futbolu mu oynanıyor? Bazen. Kalite mi düşük? Kısmen. Aslında, en başta şunu söylemek lazım; gol ve kalite arasında sanıldığı kadar net bir pozitif korelasyon yok. 2006″daki Arsenal-CSKA Moskova maçı 0-0 bitmişti ama Arsenal”ın kaleye 23 şutu vardı, muazzam bir maçtı. Tıpkı Euro 2000″deki Hollanda-İtalya yarı final maçı gibi. Onun da 120 dakikası golsüz tamamlanmıştı ama çoğu insanın hafızasındadır hala. Bu turnuva özelinde ise “Hangi milli takım?” sorusu, cevabı da beraberinde getiriyor. İyi sezon geçiren futbolcular, alışık oldukları bir düzen içinde performanslarını sürdürebiliyor. Real Madrid”e bakın; Ronaldo, Khedira, Özil ve diğer İspanyol futbolcuların performansı gayet yüksek ama aynısını Benzema için söylemek zor. Ya da iyi bir sezon geçiren Bayern”den Robben sefilleri oynarken, Almanlar yoluna devam ediyor. Arsenal”da harika bir sezon geçiren Van Persie, milli takımda dökülüyor.

Golsüz maç yoksa, bunun bir tarafında takımlar arasındaki güç farkı var. Diğer tarafta ise yakın güçlere sahip takımların, takım olamaması. Denk güçleri çarpıştırdığınızda, ikisi de düzen sahibiyse satranç gibi bir maç izlemeniz mümkün, bunun sonucu olarak o maçın golsüz geçmesi de. Ama bu takımlar sarsak, dengesiz ve düzensiz ise bireysel yetenekle açık bulmak zor olmuyor. Almanya, İspanya, Portekiz, Hırvatistan gibi takımlar uzun süredir bir arada oynayan futbolculardan oluşuyor ve yetenekli ayaklara sahipler. Bu, kağıt üzerinde zayıf rakiplere karşı iyi hücumu ve golü beraberinde getiriyor. Diğer tarafta da sakarlık var, bir ayağı kırık sehpalar var. Onun da getirisi ölümüne sıkıcı 90 dakikalar ve hataların uzantısı olarak atılan goller. Özetle; nicelikten sınıfı geçip nitelikten bütünlemeye kalan bir turnuva izliyoruz.

2- Kim şampiyon olsun? Neden?

Ozan Can Sülüm: Almanya.

Çok uzun süredir ellerindeki genç jenerasyonu tecrübeli oyuncuların yerine yedirip yedirip şimdi zirve yaptılar. Özellikle Bundesliga”daki 20-23 yaş arasındaki genç yıldızların takımın iskeletini oluşturuyor olması çok sempatik bir takım çıkarıyor ortaya. Tabii İspanya”nın pas futbolundan nefret ediyor oluşum da Almanya”nın şampiyon olmasını istememin bir başka sebebi.

İsmail Şenol: Almanya. Çünkü izlemesi en keyif veren takımlardan biri. Hem topla bir şeyler üretmeye çalışıyorlar, hem de pozisyon bilgileri muhteşem. Hummels ile geriden başlayan oyun, Mesut”la ileride bambaşka bir hâl alıyor. Şut çekiyorlar, orta yapıyorlar, kafa vuruyorlar, gerektiğinde çalım atabiliyorlar, pozisyon kaybetmiyorlar ve kibirli değiller. Neden başkası olsun ki?

Cem Pekdoğru: Doğru cevap Almanya. Bundan 6-7 sene önce “Yenik duruma düşersek kenardan Borowski’yi getiririz, yaratıcılığıyla oyunu değiştirir” gibi B planlarına ciddi ciddi bel bağlayan takımın gözümüzün önündeki dönüşümü inanılmaz. Sadece Almanlar’ın “Sizin istediğiniz gibi oynadık, böyle kazanılmıyormuş” diye düşünüp, köklerine temelli dönüş yapmasını istemeyeceğimiz için bile cevap Almanya olmalı. Fakat ben tüm riskleri alıp, Portekiz çığırtkanlığımı sürdürüyorum. Çok az şeyi iyi yapıyorlar ve kupayı almaları halinde, dünya üzerinde Portekiz modeline göre yeniden yapılanmaya gidecek takımlar falan olmayacak. Fakat ne kadar kulaklarımızı kapamaya çalışsak da, Ronaldo-Messi goygoyunun gittiği yer can sıkıcı. Kupayı takımına kazandırıp, Messi’ye değil ama kendi ülkesinde de fazlaca bulunan septiklere bir ‘calma’ çekmesi güzel olurdu.

Onur Erdem: Almanya. İyi futbolcular, iyi teknik direktör, iyi takım. “Neden?” sorusunun cevabı da grup yazısından copy-paste olsun;

“Messi’yle aynı dönemde kariyer zirvesine ulaşan Cristiano Ronaldo gibi, tarihin en iyi takımlarından biri olan İspanya’ya denk gelmenin şanssızlığını yaşıyorlar. Ama bu, daha da iyi bir takıma dönüşmeleri yolunda onları motive ediyor. Artık daha sıkı, daha dişliler. Löw yönetimindeki çekirdek kadro, 2006′dan bu yana birlikte. Ve garip ama hala gençler; 28 yaş üstünde iki, 23 yaş altında 13 oyuncuya sahipler. Sertler, koşuyorlar, basıyorlar, topu hızlı dolaştırıyor, ayaklarında tutmuyorlar. Hücumda muazzam bir ahenkleri, ‘turnuvanın en skorer takımı’ olmak için her şeyleri var. Son 11 resmi maçlarını kazanarak geliyorlar ve durmaya da pek niyetleri yok gibi.”

Durmaya niyetlerinin olmadığını gördük; galibiyet serilerini 15 maça çıkardılar. Kupayı da alıp evlerine dönsünler işte, hak ediyorlar.

3- Şampiyonluk hayalleri kuran Hollanda turnuvanın geri kalanını evinde izleyecek? Hesabı kim öder, adisyon nasıl dağılır?

Ozan Can Sülüm: Bence Bert van Marwijk ve Robben.

Bert van Marwijk bana göre oyuncularının bireysel performansına çok fazla güvendi ve Hollanda”nın iyi pas yapan, hızlı alan kat eden sistemini bozup “at Robben”e taşısın topu” sistemini benimsedi. Yine savunma hattındaki bir kamyon dolusu soruna çare bulamadı, ki özellikle Willems”in tecrübesizliği, savunmadaki orta ikilinin uyumsuzluğu vs…

Robben ise doğuştan loser, yapılacak bir şey yok. Karar anlarında sürekli felaket işler yapması, zaman zaman pas vermek yerine saçma sapan çalımlar ve şutlar denemesi beni bile çıldırttıysa, eminim tüm Hollanda”yı çıldırtmıştır.

İsmail Şenol: Tüm hesap Bert van Marwijk”a çıkmalı. Hücumda fazlasıyla bireylerin yeteneklerine dayalı bir futbol oynamaya çalıştılar. İşin ilginci sahaya çıkarmayı tercih ettiği oyuncular en yeteneklileri değildi. Arjen Robben”e de ayrı bir parantez açmak istiyorum. Resmen futbolun Nick Anderson2 hikâyesini izliyoruz. Kaybetmeyi alışkanlık hâline getirdi artık. Robben”in kazanan bir takımın lideri olması için mental olarak ciddi bir değişim yaşaması gerekiyor.

Cem Pekdoğru: Ben faturayı van Marwijk’ın adresine postalarım. Fakat 2010’da takımı finale çıkarırken de kafasında farklı bir fikir yoktu. Yine bunu uygulamaya çalışmıştı, farklı olarak elinde daha formda oyuncular vardı. Öte yandan bu takımın nasıl oynatıldığından bağımsız olarak, ortada sonuna kadar gidebilecek bir yetenek grubu olmadığını görmek de çok zor değildi. Özellikle gerideki altılı blok için konuşuyorum. Belki van Persie’nin verimini maksimize edecek bir yordam bu yolculuğu uzatabilirdi, fakat ne yazık ki van Marwijk’ın endişe duyduğu son konu buymuş gibi gözüktü.

Onur Erdem: Hesabı Bert van Marwijk ödesin, Robben”e de bulaşıkları yıkatsınlar. 2010″da kişiliklerini kaybetmekle suçlandıktan sonra, van Marwijk geri adım atıp yeniden hücuma ağırlık vermişti. Eleme grubunu 10 maçta 37 golle tamamlamak öze dönüş için iyi bir sinyaldi ama şampiyonanın kendisi, online casino eleme grubuna benzemiyor işte. Hücuma ağırlık vereceğim derken, savunmayı açıkta bırakmanın özrü ve telafisi yok. Hem de ölüm grubunda.

4- İlk turdan aklınızda ne kalacak?

Ozan Can Sülüm: İrlanda-Hırvatistan maçındaki İrlandalı kız.

İsmail Şenol: İki ev sahibinin de turnuvadan elenmesi. Özellikle Polonya”nın gruptan çıkmasını bekliyordum. Bir de Daniele De Rossi”nin ilk iki maç üçlü savunmanın ortasında oynaması. Pozisyon ve oyun bilgisi üst düzey olmasına karşın savunma fundamentali olmadığından hamleyi nasıl yapacağını bilmemesi zaman zaman eğlenceli anlar yarattı. Buna rağmen çok iyi iş çıkardı De Rossi.

Cem Pekdoğru: Bu yaz büyük oranda TRT yayınlarını takip etmek mecburiyetindeyim. “Maça Tümer Metin-Bünyamin Gezer ikilisiyle ısınırız, yorumları da Ömer Üründül ve Hikmet Karaman’a yaptıralım” önerisi kimden çıktı bilmiyorum, insanlığı kurtarabilecek bir deha. Blaszczykowski’nin golü bile aklımdan çıkar ama maç öncesi yayında anlatılan Karagounis fıkrasının ve İspanya-İrlanda Cumhuriyeti maçındaki spiker arkadaşın anıları benimle birlikte sonsuzluğa gelir.

Kuba’ya dönersek… Kariyerinde attığı en güzel gol değildi, fakat aynı gün çıkan, çocukluğunda içinde kaldığı trajediyle ilgili haber3 hepimiz için golün dozunu katlayan bir şey oldu sanırım.

Irkçılık vakaları üzücü. UEFA’nın dikkatini bunun yerine, Bendtner’in çamaşırlarına yöneltmesi de. Kıta Avrupası’nın 67 yıldır hesaplaşmayı beceremediği savaşın kırıntılarını görmeye devam etmemiz, bu da bir o kadar can sıkıcı. Polonya-Rusya maçındaki muhabbetlerden sonra, bir de Almanya-Polonya eşleşmesi görmeyeceğim için ziyadesiyle mutluyum.

Onur Erdem: Bendtner”in donu, Ukrayna-Fransa maçında delinen gökyüzü, Ukrayna-İngiltere maçında çizgiyi geçen top ama verilmeyen gol, gruptan çıkamasa da her maçında zevk veren İsveç, o İsveç”e iki gol atan milli kahraman Shevchenko, Blaszczykowski (copy-paste değil, alın teri), İrlanda tribünleri, Danimarka-Portekiz ve İsveç-İngiltere maçları, Bonucci”nin İrlanda”ya attığı golden sonra başı belaya girmesin diye Balotelli”nin ağzını kapatması.

5- İlk turda gözünüzün pasını silen oyuncu/oyuncular hangileri?

Ozan Can Sülüm: Zagoyev, Jiraçek, Manjukiç, İniesta, Krohn-Dehli.

İsmail Şenol: Mesut Özil / Andres Iniesta / Franck Ribery. Topla bu kadar az oynayıp hücumda bu kadar verimli olan oyuncular hep bana sihirbaz gibi gelmiştir. Mesut topsuz alandaki başarısıyla takım arkadaşlarını rahatlatıyor. Her zaman pas almaya müsait ve topu alınca sonra ne yapacağını biliyor. Muhteşem bir oyuncu. Iniesta da öyle. Sessiz sedasız işini yapıyor. Orta sahayla hücum arasındaki bağlantıyı kurma konusunda bu ikiliden daha iyisi yok. Üstüne üstlük, bu pozisyonda oynayan futbolculara oranla hiç bencil değiller. Bana fazlasıyla Jason Kidd”i anımsatıyorlar. Ribery için durum biraz daha farklı. Eğer o olmasa, Fransa Milli Takımı”nın topu rakip yarı sahaya taşıma ihtimali yok. PES”te ilk zamanlar Babangida ve Roberto Carlos ile topu alıp R1 ile kenardan atak yaptığım günleri hatırlattı bana bolca.

Cem Pekdoğru: Iniesta, Pirlo, Debuchy, Schweinsteiger, Hummels ve takımının ona en çok ihtiyaç duyduğu anda ortaya çıkarak burnunu uzatan Ronaldo. Ukrayna maçları hep bilincimin yarı kapalı olduğu zaman dilimlerine denk geldi, fakat Konoplyanka’ya yanıt verdim. İletişim çağında artık futbol çok fazla gizem barındırmıyor, bu yüzden beklentileri doğru şekillendirmek lazım.

Onur Erdem: Pirlo, Hummels, Iniesta, Konoplyanka, Mesut Özil, Ronaldo, Zlatan.

6- Hayal kırıklığı yaratan topçular kimler?

Ozan Can Sülüm: Huntelaar, Van Persie, Van der Wiel, Mesut, Elm, İsaksson, Lewandowski, Szczesny.

İsmail Şenol: Robben hayal kırıklığının sözlükteki karşılığı haline geldi. Fakat Robin Van Persie”yi de mutlaka bir yere eklemek gerekir.

Cem Pekdoğru: Robben, Kerzhakov, Eriksen, Milner ve Ibra dışındaki İsveç hücumcuları.

Onur Erdem: Robben, Eriksen, Müller, Robben, Szczesny (o kırmızı kart kötü oldu), Sneijder, Van Persie, van der Wiel, Robben.

7- “Ümit Davala turnuvanın en kötü saç modeli”4 özel ödülü kimin olur?

Ozan Can Sülüm: Cristiano Ronaldo ve ilk yarı 1, ikinci yarı 2 olan saçları…

İsmail Şenol: Cristiano Ronaldo açık ara bu ödülün sahibi. Kendisine bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum. “Bak sevgili kardeşim, biz lisedeyken onu denedik olmuyor. Saçları yapıştırmak istiyorsun ama kafa topuna falan çıktığın için o jöle bozuluyor. Anladığım kadarıyla devre arasında da çok fazla ilgilenemiyorsun saçlarınla. Allah aşkına maçın başıyla sonu arasındaki haline bir bak. Çok kötü oluyor. Hadi bizim Çeşme Belediyespor”un maçlarını taş çatlasa 50 kişi izliyordu. Seni milyonlar izliyor canım kardeşim. Ha, saçları öyle yatırmakta ısrarcıysan pahalı jölelere gerek yok, lisedeyken hepsini denedim ben. Egoist Ultra Strong”dan iyi hiçbir şey yok. Ben yine de o tarzdan vazgeç derim.”

Gözlerden kaçmasın, Philippe Mexes de kız çocuğu gibi yapmış saçlarını. Sırf bu yüzden Fransa Milli Takımı”nın başına Daniel Passarella gelsin istiyorum.5

Cem Pekdoğru: Messi.

Onur Erdem: Ronaldo. Düşün; Bar Refaeli bile dayanamayıp “Ronaldo”yu izlerken düşünebildiğim tek şey; saçına sürdüğü jölenin yasaklanması gerektiği” yazdı Twitter”da. Hoş; sonra Irina Shayk”tan azar yiyip “Ya ben seni de erkek arkadaşını da çok seviyorum, jöle için söyledim onu” diyerek toparlamaya çalıştı ama neyse… Ronaldo dışında, Clichy”yi ve Sevtap Parman renkli saçlarıyla Fabio Coentrao”yu da eklerdim ama Coentrao”nunki turnuvaya özel bi” durum değil. Vazgeçtim.


  1. İlk iki maçlar sonrasındaki oran yalnızca 3/32 idi.
  2. Nick Anderson 1995 final serisinin ilk maçında üç sayı gerideyken üst üste dört serbest atış kaçırmış ve kariyerinin kalan bölümünde serbest atış yüzdesi ciddi biçimde düşmüştü.
  3. Daha önce haber konusu olmamıştı yanılmıyorsam.
  4. Ödüle adını veren saç modei: http://www.whoateallthepies.tv/wp-content/gallery/top20-worldcup-haircuts/pa-525367.jpg
  5. Passarella futbolcuların uzun saçla oynamasına izin vermiyordu. Hatta Redondo”yu 1994 Dünya Kupası kadrosuna bu yüzden almadığı söylenir.