Skip to content

"Fransız Kalmadık"

Akademi Ödülleri için yuvarlak masaya oturmasak olmazdı.

1- Klâsik soruyla başlayalım. Oscar sizin için ne anlam ifade ediyor?

Yücel Tuğan: Oscar”ın kendi zaten bir Hollywood filmi gibi. Kırmızı halısıyla, hayran olduğumuz oyuncuların pozlarıyla, ödül töreniyle, ayarlanmış tepkilerle tam bir ABD şovu. Sinemanın önde gelen yönetmenlerini ama öncelikle oyuncularını, hepsini bir arada görmek bir cazibe merkezi yaratıyor. Bu özelliğin Oscar”ın ödül kısmından daha ön planda olduğunu söyleyebiliriz. “Şu film çok iyi ama Oscar vermezler” gibi yorumlar bu ödül töreninin doğasını yansıtıyor aslında. Ana akım medya gibi, sunulan haberi merak ediyoruz ama çok da inanmıyoruz. Oscar”ın tavrı hem sanat eseri hem de pek çoğu popüler kültür ürünü olan filmlerin değerini, izleyenlerin gözünde ne azaltıyor, ne de yükseltiyor. Sektör içinde itibar ve gişe getirisi ise tartışılmaz. Yani kendi adıma, tüm Dünyanın odaklandığı ödül töreni olan Oscar, bir gişe filmi gibi. Çekici ve eğlenceli bir seyirlik, fazlası değil.

Çetin Cem Yılmaz: Büyü, parıltı, ihtişam. Yani galiba Hollywood”un bendeki çağrışımlarının aynısı. Çocukluğumdan beri takıntılı şekilde ilgiliyim Oscar”la. O zamanlar belki çok anlamadan etmeden izliyordum, şimdi işin matematiğine, lobisine, öncesine, arkasına daha çok bakmaya başladım. Son birkaç yıla kadar hırsla, sinirle izlediğim dönemler vardı ama onu da atlattım. Günün sonunda bu bir ödül töreni; 5000 tane insan ve daha genel bakarsak bir endüstri kendi ödüllerini veriyor. Sizinle aynı fikirde olmamak hakları. Elbette herkes gibi “Bu dururken buna nasıl verirler!” diye kızıyorum ama bunu Tuğrul Eryılmaz gibi sinire keserek kendimi benzin döküp yakma noktasına getirmeden yapıyorum. İşin parıltısına bakmak daha eğlenceli, siniri de hayal kırıklığını da dozunda yaşamak kişisel olarak daha sağlıklı geliyor.

İnan Özdemir: Dünyanın en büyük ödül töreni ama dünyanın en büyük sinema ödülleri değil. Arada ince bir çizgi var ve bu çizgiden Akademi”nin tüm kaygıları, bazı filmleri gereğinden fazla abartmasının, bazı filmlere hak ettiği övgüyü vermemesinin detayları geçiyor. Bir de tarihe not düşme işlevi var ki en önemlisi bu kendi adıma. Geri dönüp herhangi bir yıla baktığımda o sene neler yaptığımı, hangi filmleri sevdiğimi, hangilerine yüz vermediğimi anlıyorum.

Kubilay Kahveci: Basketbola ve popüler sinemaya ilgi duyan herkesin, Pazar gecesi uğruna uzaktan kumandanın ‘recall’ tuşunu eskittiği NBA All-Star’dan pek farklı değil aslında anlamı. İki tarafta da mükafatın önüne koyulan1 bir şov var. İşbu tavır popüler olanı, kalitelinin önüne koyuyor ve haliyle ödülün ihtişamını gölgeliyor.

Bundan yirmi yıl önce “All-Star” apoletine sahip olmak veya Oscar ödüllü bir film çekmiş olmak kişiye şimdikinden daha fazla itibar ve değer katıyordu büyük ihtimalle. Ya da buradan bakıldığında öyle görünüyor. En azından Mo Williams’ın All-Star olup, Avatar’ın sinematografi dalında ödül aldığı yıllara şahit olmuş birinin aksini düşünmesi zor.

Bu güç kaybı gecenin değerini azaltmış, çatlak sesleri artırmış olabilir ama popülerliğini azaltmayacağı kesin.

2- Bu yılki adaylara genel olarak baktığınızda nasıl bir eğilim gördünüz? Başarılı bir yıl mıydı?

Yücel Tuğan: Bu yılın en büyük güzelliği, anlaşılmış gibi, The Artist ve Hugo ile sinemanın tarihinin kutsanması oldu. Yedinci sanat, kendi olmaklığında bir kez daha ele alındı. Genele baktığımızda, sönük bir Oscar geride kaldı. Hem tören hem de adaylar açısından. Kişisel fikrim, The Tree of Life, The Artist, Hugo ve Midnight in Paris dışındaki adayların o kadar da etkileyici olmadığı yönünde. Meşhur tabirle sinemanın büyüsü bünyelere pek geçmedi. Etkileyici olmamak kötü demek değil tabi. Ancak en iyiler deyince, şaşırmak, belli sahnelerde kendinizden geçmek, sorgulamak, belki de üzerine düşünmek istiyorsunuz. Aksi, o da kabul ama boşvermiş bir keyfe gidiyor.

Çetin Cem Yılmaz: The Artist ve Hugo”nun sayesinde tam bir “Sinemaya övgü” töreni bekliyordum, öyle de oldu. Üzerine Midnight in Paris”in başını çektiği bir “nostalji” havasını da eklerseniz (Midnight in Paris son kertede tam bir anti-nostalji mesajı verse de filmin odağında nostalji var neticede) videolarla, koreografilerle ve dekorla da sinema büyüsünü nostalji ile harmanladılar. Aday filmlere bakılırsa son iki yılın adaylarına göre bir parça geride kaldığını düşünüyorum. (Özellikle Black Swan, The Social Network, Toy Story 3 gibi filmlerle 2010 tarihin en başarılı aday topluluklarından birisine sahipti) Ama bu, bu yılın düzeyiyle de alakalı. Benim hemen aşağıda belirttiğim “bu yılın ukteleri” bu aday listesinde olsaydı da toplamda geçen yılı geride bırakamayacaktı. Bu yılki mahsul böyle çıktı.

İnan Özdemir: Şurası kesin, sinemanın sinemaya saygı duruşu bu yıl geçer akçeydi. The Artist ve Hugo, endüstrinin kan ağladığı bir çağda yüz yılı aşkın mirasa sahip çıktılar. Bir diğer eğilim de “Fransa, daha çok Fransa”ydı. The Artist, Fransız filmi; Midnight in Paris Fransa”da geçiyor; Hugo, Fransız sinemasının mirasına saygıda kusur etmiyor; The Tree of Life (Gününde bir Chris Marker, bu filmi 40 dakikaya sığdırır, başyapıta imza atardı), Fransız filmi gibi. So French.

Kubilay Kahveci: Efsane filmlerin olduğu bir sene değildi ve belki de bu yüzden aday gösterilen filmlerdeki yola çıkış fikirleri, filmin sizi ulaştırmak istediği yer ve yolun sonunda kendinizi bulduğunuz yerler casino online çok daha detaylı konuşuldu. Bu filmlerin altındaki fikirleri bu kadar kurcalamak Oscar’ın tarzı olmayabilir ama beni tatmin etti.

Alanında tarışmasız olduğundan çok konuşulmamış olabilir ama A Separation gibi müthiş bir film sana maç alır, seviye atlatır.

3- The Artist”in büyük ödülleri süpürmesini nasıl karşılıyorsunuz? Gerçek mi abartı mı?

Yücel Tuğan: The Artist amacı olan bir filmdi ve bunu başardı. Sessiz film estetiğini kullanmak pek orijinal bir fikir gibi gelmeyebilir ancak Michel Hazanavicius bunu tam zamanında yaptı. Filmi izledikten sonra böyle bir şeye ihtiyaç varmış diye düşündüm. İşitsel manada sözün ortadan kalkmasıyla, film çıplaklığıyla ortaya çıktı. Sözün yönlendiriciliği olmadan, imgeyle başbaşa kalmak güzeldi. Tabi bu benim filmi sevme sebeplerimden biri. Kaldı ki, sadece bu fikirle Oscar”ı almıyorsunuz. Bu melodram sadece nostalji ile de bu ödüllere layık görülmedi. Sözün-sesin film için önemli olduğu bir dönemde, sessiz-sözsüz bir filmi kabul ettirmek o kadar kolay değil. Film eskiyi örnek alsa da, onu birebir tekrarlamıyor, bugünkü beğeniye uygun bir sessiz film ortaya koyuyor. Oyunculuklar da üst düzey olunca başarı geldi. Mutlu sonu rahatsız ediyor ama dediğimiz gibi bir amacı var. Tabi En İyi Film ile En İyi Yönetmen neredeyse özdeşleşmiş durumda. Bu tavır bu Oscar”da kırılabilir ve En İyi Yönetmen Ödülü, Hugo”da nefis bir iş ortaya koyan Martin Scorsese”ye verilebilirdi.

Çetin Cem Yılmaz: The Artist bence harika bir film. Şu anda “Tam Hollywood işi” gibi görünse de Cannes”da bu film ayakta alkışlandığında “Vay be, 2011 yılında sessiz film, ne cesaret!” eleştirileri okuyorduk. Ama “ödül sezonu” rüzgarı doğru yerden esti, Akademi bu filmi sevdi ve bence hak edilmiş bir ödül aldı. 2011″in en iyi filmi The Artist midir, tartışılır (ki bence en iyi üç-beşinden birisi). Ama bu adayların arasında öne çıkmasına şaşırmamak gerek. 5000 kişinin oy kullandığı bir ortamda The Tree of Life veya Drive gibi bir filmin öne çıkması saflık olur. Ama şu bir gerçek, Akademi değişiyor. Brave Heart, Gladiator, Forrest Gump gibi filmlerin yerini The Hurt Locker, No Country For Old Men, The Departed gibi kazananlar alıyor. Bence The Artist bu çizginin sağlıklı bir devamı. Eğer eski Akademi olsaydı War Horse veya Extremely Loud & Incredibly Close törenden elleri boş dönmezdi.

İnan Özdemir: Bu yılın peri masalı The Artist”in ödülleri süpürmesi normal. Akademi”nin ve genel anlamda Amerika”nın tüm hassasiyet noktalarına lâyıkıyla dokunan bir iş. Dünyanın en iyi filmi değil, en iyi sessiz filmi hiç değil ama Tuğrul Eryılmaz ve Demet Akalın”ın iddia ettiği gibi en kötüsü de değil. Fakat yaratılan “hype” çerçevesinde çok abartıldığı da bir gerçek. Seneler sonra geçmişe bakıldığında “Ya niye bu kadar ödül verdik ki?” denilen filmlerden biri olacağı aşikar ki bu konuda Oscar”ın defteri bir hayli kabarık.

Kubilay Kahveci: 26 Şubat gecesine gelmeden rüzgarı çoktan arkasına almıştı The Artist ve Akademi’nin istediği birçok şeyi sağlarken süpürgelerin ortaya çıkması şaşırtmadı. İyice iç içe girmiş En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerine sözüm yok ama Jean Dujardin’e gelince, “işte orada dur hocam.” Törendeki tavırları da gördükten sonra haksızlık düşüncesi nefrete dönüşmeye başladı.

Hazanavicius bence de bu yılın en iyi işine imza atmıştı ama değerini verebilmek için The Artist’i efsaneleştirme çabası abartı geliyor.

4- Hak ettiği övgüyü, ödülü, ilgiyi almadığını düşündüğünüz bir film/kişi var mı?

Yücel Tuğan: Oscar kategorisi içinde düşününce pek bir sürpriz görmüyorum. Terrence Malick”i ve The Tree of Life”ı aday göstermemek zordu ancak ödül vermek de, Oscar”ın popüler sinemayı hedef aldığı düşünülürse, o kadar da kolay değil. En iyi belgesel Undefeated yerine başka bir filme gidebilirdi. Paradise Lost 3: Pulgatory ya da If a Tree Falls: A Story of the Earth Liberation Front”a. En İyi Sinematografide, The Tree of Life ile Emmanuel Lubezki düşünülebilirdi. Ancak Hugo”da Robert Richardson”da nefis bir iş çıkarmıştı.

Çetin Cem Yılmaz: Moneyball”un spor filmi janrına getirdiği açılımın ödüllendirilmesini isterdim. Bu yılın tartışmasız yıldızı Jessica Chastain”e bir Oscar güzel bir “Hoşgeldin” olurdu. Tilda Swinton”ın es geçilmesi de önemli bir hata sayılır. The Tree of Life”ın belki sinematografisinin ödüllendirilmesi isabetli olabilirdi ama Oscar”ın öncülleri sayılan Yönetmenler Birliği, Yapımcılar Birliği vs. gibi ödüllerde es geçilen bir filmin Oscar”a aday gösterilmesi dahi bence olumlu bir mesaj oldu. Aynı şeyi Bridesmaids için de söyleyebilirim. Hollywood için neredeyse “devrimci” saydığım bir filme Oscar iyi olabilirdi ama en azından “Seni gördük” mesajı isabetliydi. Ben We Need To Talk About Kevin, 50/50, Drive ve Take Shelter”ı biraz daha öne çıkartırdım ama abartılı bir itirazım yok.

İnan Özdemir: Gary Oldman. “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü için ilk kez aday olması bile başlıbaşına Amerikan sinema tarihi için kara leke olabilir. Aklınıza gelebilecek tüm sıfatları karşılayabilecek muazzamlıkta bir aktör ve Tinker Tailor Soldier Spy”daki performansı kariyerinin en iyilerinden, Sid and Nancy”nin yanına konulur. Sadece Rus Polyakov ile zamanında konuştuğu anı anlattığı, canlandırdığı, yaşadığı sahne için bile Akademi”nin anahtarını almalıydı. Clooney de iyiydi ama ödülün Oldman”a gitmesi en doğru tercih olurdu bence.

Not: Jean Dujardin”den nefret ediyorum. Uluslararası anlamda büyük bir yıldız olduğuna, olacağına da inanmıyorum.
Not 2: Adım Tuğrul Eryılmaz değil.

Kubilay Kahveci: Moneyball’un, anlatılan hikayeye – burada yazan herkes gibi – hissettiğim(iz) yakınlık sebebiyle, Akademi tarafından da ödüllendirilmesini isterdim ama yaygara koparılacak bir durum değil. Onun dışında, o gece We Need to Talk About Kevin’i de bir yerlerde duymak ya da Midnight in Paris’i daha çok duymak güzel olurdu.

5- Kırmızı halının yıldızı kimdi?

Yücel Tuğan: Birbirine benzeyen erkeklerde, Mickey Rourke gibi bir baba olmadığı için söylenecek pek bir şey yok. Ancak kostümüyle bir vaiz edasına sahip Christian Bale”i beğendiğimi söyleyebilirim. Asıl mevzu, kadınlarda tarafsız olamayacağım, Milla Jovovich gelişiyle beraber fark kattı kırmızıya. Angelina Jolie çılgınlığını anlamış değilim. Viola Davis diyeceğim bir de, o nasıl bir enerjidir kendisinden yayılan. Jolie”nin ölü güzelliğine karşı, Davis”in yaşam fışkıran varoluşu diyorum.

Çetin Cem Yılmaz: Aynı zamanda Hollywood”un da starletleri olan Emma Stone ve Jessica Chastain”i beğendim. Bir de Gwyneth Paltrow. Cate Blanchett”in olmadığı bir ortamda Hollywood”un en zarif kadını hala o.

İnan Özdemir: Jennifer Lopez. Lopez hakkında konuşmalıyız.

Kubilay Kahveci: Büyük ödüller The Artist’e gitmemiş olsa (züğürt) teselli ödülü olarak Berenice Bejo demeyi düşünebilirdim ama ortada atlanmaması gereken bir Michelle Williams gerçeği/güzelliği var, o yüzden lütfen…

6- Billy Crystal”ın performansı nasıldı? İlerleyen yıllar içinde sunucu olarak görmek istediğiniz kimse var mı?

Yücel Tuğan: 9. kez Oscar sunan Billy Crystal iyi, hoş ama biraz eskide kaldı sanki. Oscar”lar için, Altın Küre Ödüllerinde çığır açan Ricky Gervais format dışı tabi ama sunumda döneme uygun bir uslup değişikliği çekici olabilir.

Çetin Cem Yılmaz: Geçen yılki James Franco-Anne Hathaway faciasından Billy Crystal”ın performansından umutluydum ama çok hayal kırıklığı yarattı. Hatta birkaç esprisi (iPad”den film izlemek veya Meryl Streep”in asıl oyunculuğunu ödülleri kaybettiğinde sergilemesi) düpedüz önceden yapılmıştı2. Belki Ricky Gervais kapısı bu yılki Golden Globe”dan sonra kapandı ama Amerikan komedisinin şaha kalktığı bir dönemde artık yeni isimlere yer verilebilir: Tina Fey, Kristen Wiig, Steve Carell, Seth Rogen, Jonah Hill gibi isimler veya Chris Rock, Louis CK, Aziz Ansari gibi stand-up kökenli komedyenler değerlendirilebilir ve gelecek yıl bu tipte bir ismin seçileceğinden de eminim. Bir kenara yazayım, favorim Tina Fey.

İnan Özdemir: Tek söyleyeceğim var: Tekdüze. Sıkıcı. Garantici. Şimdiden üç şey söyledim. Fakat bu azılı Clippers taraftarını bir ödül törenine daha sunuculuk yaparken görmek istemiyorum. Ricky Gervais, Louis CK gibi isimlerin Oscar için fazla kaçacağının farkındayım fakat bence bu işte 2010″da muazzam bir performans gösteren Hugh Jackman”ın kapısı sık sık çalınmalı, kabul etmiyorsa da tören için gece evinden kaçırılmalı.

Kubilay Kahveci: Geçen yıl ağzı kulaklarına varan3 Anne Hathaway çirkinliğinden sonra herhangi birinden hoşnut kalmayacağımı düşünmezdim4 ama Billy Crystal fazla bayat kaldı. Dertli gönüllere girmesini istediğim bir Ricky Gervais var herkes gibi. Seth Meyers5, Angelina Jolie’nin sağ bacağı ya da Chris Rock – Louis CK ikilisi güzel olabilir, favori Meyers.


  1. Bilinçli olduğundan “önüne geçen” demeyeceğim.
  2. http://www.youtube.com/watch?v=T482ipWnBM4
  3. Literally.
  4. Siteye yazı bile yazmayan Sayın Orkun Çolakoğlu, bunu okuduktan sonra editörlük yapmaya kalkıp yazı kırpmaz herhalde.
  5. “This is where sports and entertainment come together. It”s like a Kardashian sister”s bedroom.”: http://www.youtube.com/watch?v=kIRTv5OR_IA