Skip to content

Basketbolun Yedinci Harikası

Game 7... Küçük bir dereden bir nehre dönüştükten sonra suyun denize kavuştuğu an bu.

’51 Royals-Knicks, ’52 Lakers-Knicks, ’54 Lakers-Nationals, ’55 Nationals-Pistons, ’57 Celtics-Hawks,
’60 Celtics-Hawks, ’62 Celtics-Lakers, ’66 Celtics-Lakers, ’69 Celtics-Lakers,
’70 Knicks-Lakers, ’74 Celtics-Bucks, ’78 Bullets-Sonics,
’88 Lakers-Pistons,
’94 Rockets-Knicks,
’05 Spurs-Pistons,
’10 Lakers-Celtics, ’13 Heat-Spurs.

19 Haziran Pazar gecesi, Warriors ile Cavs bu listenin yeni üyeleri olacaklar. NBA’in nadir rastlanan güzelliklerinden birini, basketbolun yedinci harikasını, bir de final serisinde deneyimleyecekler. Katmerli bir Game 7’ın etkisinin ne olduğunu en azından 2010 ya da 2013’te görmüşsünüzdür. Ama onlardan da önce Kaan Kural’ın batug.com’daki bu yazısını okuduğumuzu hatırladık, size de hatırlatmak istedik.

Pazar gecesi öncesinde, 6 Mayıs 2004’e geri sarıyoruz.


Miami-New Orleans maçının başlamasına yaklaşık bir buçuk saat var. İçim içime sığmıyor. NBA TV son anda programı değiştirip Minnesota-Sacramento Batı yarı finali yerine bu maçı vermekle ne kadar doğru bir iş yaptı.

Basketbol açısından her zaman Sacramento-Minnesota maçını tercih ederim. Ama bu Heat-Hornets maçı sıradan bir maç değil. Bu bir Game 7. Açıkça söylüyorum. Kimin oynadığı umurumda bile değil. Şu maçı T-Mac’siz Orlando ile Hinrich’siz Chicago bile oynuyor olsa yine ağzım sulanırdı.1 Çünkü bu bir yedinci maç. Burada mesele basketbol falan değil. Bu başka bir şey. Başka bir hikâye. Bu, iki tane çok kararlı takımın, altı değişik cephede savaştıktan sonra yenişemedikleri için son bir kez düelloya çıkışları. Yağmurda, karda, dağda, ormanda, her şartta, her tür farklı ekipmanla savaştılar. Üçer kez zaferi tattılar, üçer kez yenilgiyi… Farklı skorlar oldu, son saniye basketleri. Yıldızlar sahne aldı, fazla kullanılmayan bench oyuncuları clutch sayılar üretti. Sakatlıklar yaşandı, bireysel rekabetler vs…

Duygu ve Akıl Oyunları

Bu takımlar 17 gündür birbirleriyle yatıp kalkıyorlar. Zaten yeni scouting teknikleri sayesinde daha sahaya çıkmadan, karşılarına gelecek oyuncuların alçak post’ta top aldığında ne tarafa hareketlenmeyi sevdiğinden, çayı kaç şekerli içtiğine kadar her şeyi biliyor oluyorlar. Ancak bu 17 günün sonrasında o yedinci maçın hava atışı sırasında acaba George Lynch, Caron Butler’ın yanına geldiğinde ne hissediyordur? Ya da ilk hücumda sağ köşede Butler topu alınca, Lynch’in kafasından neler geçiyordur?

İlk iki maçta genelde dip çizgiye ani penetreler yapıyor ve pota dibinde sayıyı bitiriyordu. Üçüncü maçtan itibaren oraya Magloire ve Brown’la yardım getirdiğimiz, ben de pas yolunu kapattığım için bunu artık yapmıyor. Çok top kaybı yaptı orada. Beşinci maçta ortaya girer gibi yapıp iki veya üç dripling üzerinden geriye çekilerek şut atmaya başladı. Ama altıncı maçta hafif solunu kapattığım için ortaya giremedi ve hemen topu içeri indirip kat yapmayı tercih etti. Acaba şimdi ne yapacak?

Yedinci maçın ilk hücumu… Butler sağ köşede topu alır almaz kaldırıp şutu attı. “Heey! Bu da nereden çıktı?” demiş midir acaba Lynch içinden. Yüzünden bir hayal kırıklığı ifadesi okumak zor.

Peki ya Brian Grant? Seri başından beri Doğu standartlarında çok iyi bir pivot olan ve çok iyi bir sezon geçiren Magloire’la bir maç daha boğuşmak zorunda. Seri öncesinde Hornets’in burada üstün olacağını sanıyordu herkes ama Grant geri adım atmadı. Magloire bu defa artık ölüm-kalım maçında kimin patron olacağını göstermek isteyecektir. Onların rekabeti biraz +130 kilo grekoromen güreş gibi. 48 dakika boyunca birbirlerini itiyorlar. “O pes etmeden, ben etmeyeceğim” diyorlar mıdır ki?

Miami pas kanallarına baskı yapıp özellikle köşede ikili sıkıştırma ve tuzaklı bir savunma yapmak zorunda. Tempoyu yükseltmek için tek çareleri bu. Ancak bu aynı zamanda, top hızlı geri dönerse Grant’in Magloire’la baş başa kalması demek. Acaba Hornets’in özellikle Darrell Armstrong oyundayken soldan başlatmayı sevdiği 4-down seti sırasında Magloire’ın önüne mi geçse? Ama üçüncü maçta bunu denediğinde, arkasına atılan iki topta alley-oop yemişlerdi. En iyisi klasik göğüs göğüse çarpışmak…

davis-haslem

Maçın daha başında Miami bench’i taktik tahtasını sürekli saklamaya gayret ediyor. Malum, altıncı maçta Baron Davis, koçların kendisine verdiği 72 tane Heat seti arasında hiç görmediği bir tanesinin oynanması üzerine merak edip Miami bench’inde setin çizilişini incelemeye kalkmıştı. Bu defa dikkatli olmak zorundalar.

Rekabetin Basketbolun Önüne Geçtiği Yer

Tam 17 gün… Tam 17 gündür birbirlerinin sınırlarını test ediyorlar. Kimin daha fazla fedakârlığa katlanacağını, kimin daha fazla istediğini öğrenmeye çalıştılar. İkisi de “yeter be” diyen taraf olmamak için, artık biraz da inattan, oynamaya, mücadele etmeye devam ediyor. İş artık basketbolu falan aşmış durumda. Bu denli büyük bir mücadelenin ardından, her ne kadar kazanmayı dünyada her şeyden çok isteseler de, aralarında oluşan bir kader birliği var. 17 günde, zaferde ve hüzünde bir arada oldular. Birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Sevmiyor olabilirler ama en az kendileri kadar çaba harcayan bu rakibe saygı duyduklarına eminim.

Game 7… “Artık bütün numaralar bitti” dediğiniz anda Caron Butler’ın çıkardığı o şutun (üst üste üç tane atması daha bir ayıp tabii) yarattığı psikolojik etkiyi görmek, bütün o hikâyelerin son sahnesini, nasıl bittiğini görmek demek… Küçük bir dereden bir nehre dönüştükten sonra suyun denize kavuştuğu an bu. Bu iki takım çok uzun bir yoldan geliyor. Aynı acıları çekip aynı mutlulukları yaşadıkları için ister istemez çok şeyi paylaştılar. Şimdi biri, diğerinden ayrılmak zorunda. Ve evet, sanki hiç bitmeyecek gibi süren bu macerada birinin kalması, diğerinin devam etmesi gerekiyor. Hayatın döngüsü böyle. Biri artık gitmek zorunda. Hayatta kalan olabilmek için sonuna kadar savaşacaklarına eminim.

Ama yenilen de başı dik olarak ayrılabilir sahadan. Tarih kazananı yazsa da, hafızalar böyle rekabetleri asla unutmaz. Kazananlar yazılı arşivden gider, kaybeden ise dilden dile bir efsane gibi anlatılır. Chicago Bulls’un 1998 şampiyonluğu ile ilgili sayısız kaynaktan, sayısız hikâye okuyabilirsiniz. Ama o sezonu takip eden birine sorarsanız, size anlatacağı ilk hikâye Doğu finali ve Indiana Pacers serisi olacaktır.

Game 7 bitti. Skoru hiç hatırlamıyorum ama fark “yakın” diyebileceğim bir düzeydeydi. Miami kazandı ama dediğim gibi, konu basketbol değildi zaten. O yüzden kimin kazandığını pek umursamıyorum. Ben zaten kazananın hikâyesini bundan sonraki seride takip edeceğim. Ona da sıra gelecek. Ben bugün maçın sonunda değil, başında ve ortasında olanları takip etmek istiyordum.

Maç sonrası taraflar birbirlerini nazikçe tebrik etti. Yine de çoğu maçın sonunda gördüğümüz ağdalı, suni ve göstermelik gülüşlerle bezenmiş değildi bu ritüel. Daha durgun ama çok daha anlamlı ve gerçek birkaç bakış vardı. Sanki sürekli kavga ettiğiniz yatakhane arkadaşınızla yıl sonunda ayrılırken, onu en azından bir süre göremeyeceğinizi bir anda idrak etmeniz gibiydi. Tanımlanamayan bir boşluk sanki. Lynch acaba o anda içinden “Hadi Caron, göster şu kendini beğenmiş Artest’e gününü. Yılın Savunmacısı’ymış. Hadi be! Caron’la oyna da görelim” demiş midir?


  1. Bu arada, 98’de Jordan takımı bıraktığından beri o kadar draft ve takasa rağmen Bulls’un izlemeye değer tek oyuncusunun bu sene seçildiğinde herkesin kendisine şüpheyle baktığı beyaz bir gard olması ne kadar acı.