Skip to content

Yeni Trend: Bire Bir Hücum

Douglas Costa, Jefferson Montero, Gerard Deulofeu... Futbolun bire bir sanatçıları yeniden revaçta.

Bayern Münih geçtiğimiz yıl bu dönemlerde Roma’dan 7-1 gibi acımasız bir skorla galip dönerken, manşetleri süsleyen Arjen Robben olmuştu. Champions League Magazine için maçın taktiksel analizini yapan Paul Simpson, Hollandalının durdurulamaz performansına övgüde bulunurken La Gazzetta dello Sport’a başvuruyor; puanlama sistemindeki cimriliğiyle ün yapan İtalyan spor gazetesinden 9 puan almanın hiç de kolay olmadığına vurgu yapıyordu. “Bu seviyede puanlar, ancak Napoli’de oynadığı dönemde Diego Armando Maradona gibi oyunculara tahsis edilirdi.” Robben, işte öylesine bir görsel şölen ortaya koymuştu.

Robben’i bire birde durdurmak imkânsızdı. Hepimiz, topu güçlü sol ayağına geçirdikten sonra bir anda hızlanacağını ve rakibini arkada bırakacağını bilirdik, senelerdir böyle olmuştu. Ama seneler geçmesine karşın, bu basit hamleye ve devamında gelen birbirinin kopyası gollere bir çözüm üretebilen çıkmamıştı. Bu paradoks, bilim adamlarının dahi dikkatini çekecek ve Robben’in hareketlerini inceleyen Dr. Shanti Ganesh, 2010 yılına ait çalışmasında ayak hilesinin beynin algılaması için fazla hızlı olduğu sonucuna ulaşacaktı. O gün ancak 45 dakika sahada kalabilen Ashley Cole, bu araştırmadan muhtemelen habersizdi. Oyunu ısrarla sol kanatta kurup, ani ters toplarla sağ kanattaki Robben için bire bir pozisyonlar hazırlayan Bayernli oyuncular ise ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı. Guardiola, maçın ardından “Geçtiğimiz yıl doğru zihniyete sahip değildik, saha içinde yeterince hızlı kararlar veremiyorduk,” diyecekti. “Ama artık bunu başarabiliyoruz.”

Douglas Costa’nın geçtiğimiz hafta içinde Bellerin’e attığı anlaşılamaz çalım1 tam da Dr. Ganesh’in ifade ettiği çaresizlikle açıklanabilecek bir andı. Brezilyalı oyuncunun ne yaptığını anlamak için, hâlâ, en azından birkaç kez pozisyonu tekrar izlemeniz gerekiyor. Fakat genç İspanyol, Costa’nın şimdilik en ünlü kurbanı olmasının haricinde, sıradışı bir özelliğe sahip değildi. Bayern, sezon başından beri kanatlarda Douglas Costa’yı buluyor; an itibariyle Bundesliga’da en fazla asiste sahip olan oyuncu, pasları ve tahmin edilemez çalımları ile Guardiola’nın takımına yeni bir boyut ekliyordu. Daha önce yalnızca Messi ve Ronaldo’nun muhatap olduğu “Dünyalı mı, değil mi?” sorularına maruz kalan Robert Lewandowski de, yükselen performansının sırrı sorulduğunda yeni oyun sistemini gösterecekti. “Kanatlarda Douglas Costa ve Coman olduğunda, ceza sahası içinde daha fazla şans yakalıyorum.”

Futbol taktikleri üzerine yoğunlaşan yazarlar arasında, Douglas Costa’nın rolü hızla yayıldı. The Tactics Room adlı blogun sahibi Daniel Butler, Eylül ayında kaleme aldığı yazısında Guardiola’nın son deneyini şöyle anlatıyordu:

“Fazla detaya girmeden söylemek gerekirse, oyunda temelde üç tip üstünlük kurma biçimi yer alır. Pozisyonel, sayısal ve kalitatif. Pozisyonel üstünlükte, çeşitli şaşırtmacalar aracılığıyla rakibin savunma bloklarını bozarak oyuncularınızı markajdan kurtarmaya çalışırsınız. Sayısal üstünlükte, belirli bir alanda rakipten daha fazla oyuncuyla yer alınacak pozisyonlar hedeflenir. Kalitatifte ise, rakibin daha düşük kalitedeki oyuncularıyla bire bir pozisyonlar oluşturmaya odaklanırsınız. Fazlasıyla dinamik bir futbolcu olan Costa’nın rolü, kendisine oluşturulan bu bire bir pozisyonlarda dikine ani patlamalar yaratmak ve Bayern’i üçüncü bölgede daha tehlikeli bir takım hâline getirmek. Diğer yandan diğer iki üstünlük biçimi ise, Bayern’in oyun kontrolünde, ve nihayetinde topu Douglas Costa’yla doğru anda buluşturmada kullandığı temel ve daha ilginç yöntemler olarak öne çıkıyor.”

montero-ivanovic

Ana akım medyada bu isimle yer almasa da, Douglas Costa rolü, Premier League’in ilk haftasındaki en değerli hikâyenin de ana kahramanıydı. Bir önceki sezonun açık ara en iyi sağ beki olan Branislav Ivanovic, Swansea’nin sol kanat oyuncusu Jefferson Montero karşısında adeta bir amatör küme futbolcusu konumuna düşmüştü. Maçı altı dribbling ile tamamlayan Montero, Ivanovic ile baş başa kaldığı hemen her pozisyonda rakibini ekarte etmeyi başarmış, dahası ikinci yarıda Courtois’nın kırmızı kart görmesine sebep olacak bir de savunma arkası koşusu yapmış ve nihayetinde, haklı olarak, karşılaşmanın en iyi oyuncusu seçilmişti. Montero’nun etkinliği haftalar içinde azaldı, ama efsanesi hâlâ sürüyor. Everton menajeri Roberto Martinez, 21 yaşındaki savunma oyuncusu Tyias Browning’e atıfta bulunarak, “Premier League’deki ilk maçında onu Montero ile eşleştirdiğim için beni affetmeyecek,” diyecekti maç sonunda şakayla karışık. “Tyias, kulübümüzdeki en iyi bire bir savunmacısı.

İki ayağını da kullanabilen, hem dışa hem de içe doğru çalım atabilen, hızlı ama her yönüyle eski tip bir kanat oyuncusu olan Montero’nun bir anda ligin en çok konuşulan hücum silahlarından olması, Swansea menajeri Garry Monk’un yeni sezonda yaptığı değişiklerle mümkün oldu. Bir önceki sezon yalnızca 1500 dakika süre alan ve maçların ancak dörtte birinde 90 dakika forma giyen Montero, daha ziyade bir hamle oyuncusu olarak rol alıyordu. Progresif bir teknik adam olarak öne çıkan Monk’un sezon sonuna doğru farklı arayışlar içine girdiği ve baklava dizilimini kullandığı maçlar, belki de Montero’nun bu sezonki yeni rolü için ilk fikirleri oluşturmuş olabilir.

Kontrol futbolu içinden çıkan bire bir oyununun bu denli yıkıcı etkiler oluşturabilmesi, eski tip klasik kanat oyuncularının değerini de tekrardan gündeme getirebilir. Bu etkiyi yalnızca Bayern Münih gibi elit takımların değil, Swansea gibi orta sıra ekiplerinin de üstün başarıyla yaratabildiğini görüyoruz. Hatta daha da meydan okuyarak, 2013 yılında Wigan’ın yaptığı gibi FA Cup kazandıracak bir performans dahi ortaya çıkarabilirsiniz. Maçı dokuz dribbling ile tamamlayan ve finalin en iyi oyuncusu seçilen Callum McManaman, Martinez’in oyun planı sayesinde durdurulamaz gözüküyordu. Katalan hoca, şu sıralar da benzer planları Gerard Deulofeu için düşlüyor.2

Fransız Canal+ televizyonu için analizler yapan ve Chelsea’yi de oldukça yakından takip eden Sebastien Chapuis’nin sözlerine başvuracak olursak, “Bek oyuncularını asla elit kanat oyuncularıyla bire bir pozisyonda bırakmamalısınız. Çünkü elit kanat oyuncuları, hemen her seferinde rakiplerini ekarte edebildikleri için bu şekilde çağrılıyorlar.” Chapuis, bizi asıl suçlunun Ivanovic olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Mantığı ters yönden kurarak elit beklerin de iyi bire bir savunmacıları olması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Ama elit savunma takımları, öncelikle blokların disiplinli bir şekilde korunması, dolayısıyla da ilk fırsatta bu bire birlerden kaçınma prensibine dayanıyor. Mourinho’nun savunma anlayışını inceleyen Norveçli gazeteci Thore Haugstad, 2014 tarihli yazısında, üst üste üç sezondur ligin en az pas arası yapan takımı olduklarına dikkat çekmişti. “Pas arası, çoğu zaman oyuncunun esas pozisyonunu terk etmesini gerektirir. Eğer oyuncu topu kazanmakta başarısız olursa, geride bir boşluk bırakacak ve takımını güvencesiz hâle getirecektir” diye yazıyordu. Kusursuzluğu arayan Mourinho’nun gözünde, yersiz bir pas arası teşebbüsü belki de kaosa davetiye çıkarmakla eş değerdir.

  1. https://vine.co/v/e9E9TqBdx5F []
  2. “Bir kareyi asla unutmayacağım. Hangi maç olduğunu inanın hatırlamıyorum, ama son maçlardan biri olmalı. Gerard, top ayağında, Gwladys tribününe doğru koşmaya başlamıştı. Bir anda tüm tribünün ayağa kalktığını gördüm. Sanki bir şeylerin olacağının farkına varmışlardı. O tam da bu tip bir oyuncu. Topu ayağına aldığında, özel bir şeyler yapacağını hissediyorsunuz.” []
[fbcomments]