Skip to content

Yeni Exchange Gelmiş – I. Bölüm

İki haftadır hangi oyuncu izlenir, kim iyi top oynuyor gibi sorularınıza Yazıhane'den bir cevap bekliyordunuz. Size mahcup muyuz? Aslında değiliz. Değiliz, neden...

Cem Pekdoğru oturum açtı.
Kubilay Kahveci oturum açtı.

“Miami center Reggie Johnson did not accompany the Hurricanes to Washington on Tuesday evening in preparation for the team’s Sweet 16 game, the school said in a statement.”

Cem: Yayınımızı bir son dakika gelişmesiyle açıyoruz sevgili Kubilay. 2 numaralı seribaşı olarak Cinderella filan olmadığı açık ama Miami de bu senenin en anlatmaya değer hikayelerinden biri. Durand Scott ile Reggie Johnson’ı bir araya getirdiklerinde ben birkaç Büyük Dans biletini cebe attıklarını düşünmüştüm. Geçen yıllar bunu pek desteklemedi, ancak onlar da aynaya bakıp bir muhasebe yapmış olmalılar ki mezuniyet öncesi en güçlü hallerinde böyle beklenmedik ölçüde güçlü bir sezon sundular. İşin ilginci yeni dağıtılan rollerde Johnson kenardan gelirken, Scott da kelepçeleri eline alıp hücumda ikincil bir role kaydı. Illinois maçında da Shane Larkin’e en büyük desteği veren -beş üçlüğüyle- rotasyonun yedinci oyuncusu Rion Brown oldu. Şimdi rotasyon altı kişiye inecek ve önemli bir sırtı dönük tehditten yoksun kalacaklar. Çok büyük bir geri adım olup olmadığı tartışılır da Indiana yolda yaşadığı tüm problemlere rağmen Doğu’da hala rahat gözüküyor benim baktığım yerden.

Kubilay: Miami’nin Cinderella hikayesi, olağandan farklı olarak, henüz Mart ayı gelmeden başlamıştı aslında. Duke ve North Carolina’yı aynı sezonda yirmi beşe yatıran ilk takım olduklarında #1 için isimleri yüksek sesle zikrediliyordu. Oylayanlar onları zirveye layık görmese de normal sezonun sonunda ACC’nin tepesindeydiler. Büyük Dans öncesi konferans turnuvasını da alınca hikaye mutlu sona ulaşmıştı aslında. Esas turnuvada bu hikayenin ötesine geçmeleri zaten zor olacaktı ki Johnson’ın sakatlığından sonra ucu karanlık bir yola sapmak zorunda kalacaklar.

Hatta, Davidson’ın büyük acemiliği sayesinde ilk turda paçayı ucuz kurtaran Marquette, Elite 8 için ellerini ovuşturmaya başlamıştır. İlk iki turda elenmeye çok yaklaşmışlardı, şimdi karşılarında rotasyonu iyice daralmış bir Miami olacak, çok şanslılar.

Cem: Miami-Marquette de güzel maç olabilir hakikaten. Synergy Sports üyeliği satın alan ilk kolej koçu olan, açılış sayfasının KenPom.com olduğu rivayet edilen Jim Larranaga’nın karşısında tırnaklarıyla kazıya kazıya yarattığı başarı hikayesini anlatırken sesi titreyebilen has Texas çocuğu Buzz Williams bir tezat oluşturuyor. Marquette’in teknik ekibinde de bu işlere kafa yoranlar var gerçi ama Illinois maçı öncesi-sonrası yaptıklarıyla Larranaga sempati oylarını topladı.

Vander Blue ilk iki maçtaki görüntüsünde olursa yakın geçecektir. Bu gelişme sonrası Davante Gardner’ın savunmasında da biraz zorlanmaları beklenebilir ama kitaba uygun giden bu bölgede (1, 2, 3 ve 4 numaralı seribaşları topluca Sweet Sixteen gördü) Indiana-Miami finaline ilerliyoruz sanki. Syracuse maçlarını fazla yakalayamasam da sezon sonundaki kötü görüntülerinde -James Southerland’in çizginin gerisinden çıldırması dışında- öyle dramatik bir değişme olmadığı ve Cal maçında hakemlerden de cömert birkaç düdük aldıkları söyleniyor. Michael Carter-Williams ile de aramız pek iyi değil malum.

Kubilay: Benim tarafımda da Syracuse maçları genelde vazgeçilenler oldu bu sezon. Evladım Dion Waiters’a karşı da mahcubum bu konuda. Yine de göz ucuyla baktığımda gördüklerim Hoosiers’ı durdurabilecek şeyler değildi. Bracketıma Indiana-Miami finalini yazarken kafam epey karışıktı aslında. İki taraf da banko yazılacak kadar güçlü durmuyordu ilk hafta sonundan önce. Ya da ben NC State’e biraz fazla güvendim. Indiana’ya elenmeleri sürpriz olmayacaktı ama Temple beni şaşırttı. Turnuva performansı C.J. Leslie ve Lorenzo Brown’ın piyasasını kötü etkilemez umarım. Pırıl pırıl çocuklar. (Yine çok yanlış topçulara bağlanıyorum. Dost acı söyler, lafını esirgeme.)

Bracket demişken, koyduk mu edebiyatı yapmak istemem ama fantezi oyunların her türünde hüzünlerle dolu bir sezon geçiriyorsun.

Cem: Ünlü düşünür Tas Melas’ın dediği gibi: “NO ONE cares about your bracket.”

Ben buraya kadar Marquette ve Syracuse’un devrileceğini düşünüyordum doğrusu. Nispeten zayıf gördüğüm bir bölge olduğundan ayak kaydırabilecek takımları kestiremiyordum ama senin de değindiğin gibi Marquette’i iki maçta da melekler korudu. Son 30 saniyede 5 sayı geriden geldikleri Davidson maçı bir kenara, sonrasında Brad Stevens gibi yeni jenerasyonun en ağır koçlarından birinin takımının son dakika içinde bu kadar kötü tercihler yapmasını beklemezdim.

Aslında Indiana’yı Final Four adayı göstermem de bu zorlayıcı olmaktan uzak rotayla ilgili. Mesela Ortabatı’da bu hafta sonu ölenler olacak. Yoksa özellikle sezonun sonunda Indiana da bende birçok konuda şüpheye mahal vermişti. Hücumlarının tıkanmaya ne kadar müsait olduğunu Temple önünde de gördük. Yogi Ferrell ne kadar güzel çocuk olursa olsun karar verme konusunda çok sıkıntılı ve o iş büyük oranda Hulls-Shehey ikilisine kalıyor. Jim Boeheim’ın 2-3 alan savunmasına karşı da -Louisville’in Gorgui Dieng’le yaptığına benzer olarak- Cody Zeller’ın tepeye çıkıp oyunun yönlendirilmesine katkıda bulunması elzem olacak. Temple maçını sen de izlemiştin sanırım. Korkutucu sinyaller aldın mı, yoksa Khalif Wyatt’in azıttığı acayip bir gün olarak mı görüyorsun?

Kubilay: Wyatt turnuvada acayip iki maç oynadı ama ihaleyi onun performansına yıkmak kolaycılık olur. O gün için Victor Oladipo’ya büyük bir teşekkür borçlular. 14 saniye kala attığı üçlük bir kenara, Indiana hücumunun hiçbir şey üretemediği anlarda kopmamalarını sağlayan bir iki parıltı da ondan geldi. Yıkılmaz durmayan Indiana’nın Sweet 16 öncesi bu tip bir maç oynaması iyi oldu bence. Daha sonraki turlarda durumu kotaramadan eve dönmek zorunda kalabilirlerdi.

İlk hafta sonunda en çok hoşuma giden şeylerden biri de Michigan’ın oynadığı basketboldu. South Dakota maçı ilk gün fikstüründe kaynadı ama VCU eşleşmesi ilerisi için epey umutlandırdı. O gece Trey Burke’ün istatistik satırında hiçbirini hatırlayamadığım 7 top kaybı görünüyor ve o geceyi kesinlikle anlatmıyor. Shaka Smart’ın alamet-i farikası “Havoc” o güne kadar çoğu zaman işlemişti; ama Michigan’ın iki guardlı sistemi, Burke gibi iyi bir ball handler ve Mitch McGary’nin duvar gibi perdeleri birleşip panzehri oluşturdu. Öndeki baskıyı bu kadar rahat geçtiklerinde yakaladıkları ikiye-bir, üçe-bir hücumlar Burke için çıtır çerez oldu. Sadece o geceyi izleyen birisinin Chris Paul yakıştırmalarına kendini kaptırmasına çok şaşırmamak gerek.

oladipo-shot

Cem: Oladipo’nun ikinci yarıda Wyatt üzerindeki ‘top aldırmama’ savunması (İhsan Bayülken bir yerlerde gülümsüyor) maç sonunda Temple hücumlarını tamamen tekdüzeleştirip Indiana’nın kurtarıcısı oldu hakikaten. O son top üzerindeki vurguyu da anlayabiliyorum ama. Bütün parlak gençlerin kötü sınavlarına tanık olduk. Chad Ford’un tahtası alabora oldu, pek şaşırmadık. Tek başına aldığı Syracuse maçını gözümüzün önüne getirirsek, saha üzerinde saklanacak köşe arayan Otto Porter figürü de çok akıl almazdı mesela. Ama belki Georgetown ile alakalı bir şeydir bu. Komite tarafından bahşedilen saygın seribaşı pozisyonlarının hakkını verdikleri yalnızca bir sene oldu John Thompson III altında. Greg Monroe’nun March Madness deneyimi de bundan pek farklı değildi mesela. Hemen üzerini çizmemek lazım bence. Bu iletişim çağında Florida Gulf Coast gibi bir takımın turnuva başlayana kadar böyle bir sır olarak kalabilmiş olması da acayip, Hoyas camiasını anlamaya çalışıyorum.

Michigan benim çok sevdiğim bir okuldu, Grantland evindeki Jalen Rose goygoyu da belki sempatimi artırdı. Bunun ötesinde son dönemde bağladıkları Zack Novak, Darius Morris, Tim Hardaway Jr. ve en son olarak da Burke kısa sürede favori topçularım arasına girdi. John Beilein da saygı duyduğum bir koçtur, özellikle de cebinden çıkardığı 1-3-1 alan savunmasıyla Krzyzewski’yi şişirdiği 2011 eşleşmesinden beri. (“Yapma Morris” maçı.) Ama asıl hikaye McGary olacak bu turnuvada belli ki. Sene başında Jordan Morgan faul problemine girdiğinde ya da sakatlık yüzünden maçlar kaçırdığında kenardan ilk olarak Jon Horford’ı getirmesi çıldırtıyordu. Doğru yolu buldu demeyeceğim de turnuva öncesi iyileşmiş Morgan’ı tamamen rotasyon dışına itip, McGary’ye ilk beş süreleri vermesi acayip cesur bir hamleydi. Guard ikilisinden verim alan ve topun kıymetini bilen bir takım olarak VCU eşleşmesinde teklemelerini beklemiyordum ama McGary’nin perdeleri şiir gibiydi. Ya da biz fazla kolej basketbolu izlemekten kafayı sıyırdık.

Stevens derken bir iç çekmiştim zaten, bir de Smart salvosu geldi. Hayır, bana UCLA dedirtemezsiniz. Tabağı uzatıyorum.

Kubilay: White trash tipli bir adamın perdelerinden etkilendiğimize göre Madness’tan nasibimizi almışız.

Zack benim de sevdiğim mavi yakalılardandı. Başlanmış ve yarım bırakılmış onlarca yazımdan biri de Zack ve babasıyla olan garip ilişkileri hakkındaydı. Ancak sonu gelmemiş yazılara girersek, geceyi bitirmemiz zor olacak. Senin güzel hatırına UCLA muhabbetini açmayacağım bu gece; ama hakikaten çok zamansız geldi Jordan Adams’ın sakatlığı. Diğer eşleşmeden gelen Florida zaten yolunuzu epey karartmıştı gerçi.

Florida Gulf Coast gerçeğine ise hala inanmak istemiyorum. Turnuva öncesi sahte lisanslar ayarlayıp uçan kaçan adamları sahaya sürmüş olabilirler. Sezon içinde Miami’yi yendiklerinde de kimsenin kıllanmaması ilginç. Kampüsten gelen aşağıdaki gibi fotoğraflar da hiç gerçekçi değil. Böyle bir kampüs hayatına, kimseden habersiz turnuvaya gelen bu kadar atletik bir takıma kimseyi inandıramazsınız. The Truman Show yeniden çekiliyor olabilir mi? Yok eğer gerçekse, Sedat’la yaptığımız araştırmalar sonucu üniversitede okutulan birkaç programa eriştik, yüksek lisansı zorlamak istiyoruz.

fgcu-kampüs

Cem: Sedat haritada böyle okulların/şehirlerin yerlerini işaretliyor zaten sürekli, bir ara İsveç İkinci Ligi kariyeri yapmanın çok mantıklı olduğunu anlatıp duruyordu. Birinci ligini Tolga Tekinalp’in domine ettiği bir ülkede çıtayı aşağıya koymuş gerçi bir kez daha düşününce…

FGCU hakkında çok fazla şey yazıldığından biraz duyarsızlaştık, bazen plastik hikayeler yaratmak için yarışan Amerikan basını da can sıkıcı olabiliyor ama bu başka bir şey ya. 1997’de ilk derslerini açmışlar, geçen sene Division I’a kabul edilmişler, takımın yıldızı Sherwood Brown ilk senesini walk-on olarak geçirmiş. Bu takımda walk-on olmak, düşünsene. Bir yandan da koçları bir süpermodelle evli. Bruce Arthur yazmıştı galiba: “Bu Cinderella’nın dövmeleri var ve ders aralarında plajda güneşleniyor.” Uyu Amerika uyu!

Florida aslında bana çok korkutucu görünmüyor. Eğer Adams sezonu kapatmamış olsaydı diş bileyebilirdim bile. Ama bir şekilde Elite Eight yapacaklar. Brett Comer yönetimindeki hava harekatları sürse bile karşılarında kabız bir takım olmayacak. (Açık konuşalım, Georgetown öyle bir takımdı ve sonrasında da iç-dış dengesi hiç olmayan, Jamaal Franklin’in sırtında ilerlemeye çalışan bir San Diego State oldu rakipleri.) Asıl kafamı kurcalayan sonraki maç. Kansas-Michigan eşleşmesinden epey yıpranmış bir takım gelecek karşısına Florida’nın. Maç sonlarında sorumluluk alacak alfa karakterli bir oyuncu eksikliği var bence orada. Bu mevsimde de bu büyük önem arz ediyor. Benim takımım olsa sadece top Mike Rosario’nun elindeyken rahat ederdim. Yakın biten maçlardaki kötü karneleri de biraz bununla ilintili bana göre.1

Kubilay: Ben McLemore’a ne diyorsun? Bahsettiğin kötü sınavların en çirkinlerinden biriydi herhalde. İlk iki maçta 2/14 FG, 0/8 3PT, 6 TO. Neyse ki şans çokça yanlarındaydı da Chad amcasına tekrar malzeme verme imkanı olacak. Kansas yayın gerisinden çok iyi atıcılarla bezenmiş bir takım değil. Hücumda Jeff Withey’e top indirdikçe rahat ediyorlar; fakat McLemore tehdit oluşturmazken onun da istediği alanı bulması çok zor. UNC maçında çok çaresizdiler. Ben eve dönüş bileti kesildi diye göz ucuyla bakma moduna geçmiştim hatta. (Bu kadar çok kötü basketbola katlanabilmek için, bu modu çok efektif kullanmak gerekiyor.) Geri dönüşleri de McLemore’un yapamadığını kenardan gelen Naadir Tharpe’ın yapmasıyla başladı aslında. Ondan sonra pota altından çok daha rahat sayılar bulmaya başladılar ve fark açıldı.

Elite 8 görmek istiyorlarsa, McLemore’un kötü oynama lüksü kalmadığının farkında olmaları gerek. Michigan ufak bir sallantıda yıkar. Çirkinleşeceğim, GO WOLVERINES!

Bu üst sıradaki oyuncuların performansı ve eve erken dönmeleri, takımın iyi gösterdiği vasat adamları yükseltecek. O canımı sıkıyor.

Cem: Wolverine ağalar beyler!

Ben UNC’yi ilerletmiştim o eşleşmeden biliyorsun. (Benim tahminlerimi benden iyi biliyorsun, pis herif.) Ama Withey karşısında bu kadar aciz duruma düşeceklerini tahayyül edemedim. Roy Williams’ın da bu dört guardlı sisteme geçiş yapmaktan başka çaresi yoktu. Elindeki uzunun 4 numara için bile yumuşak kalan James Michael McAdoo olması şanssızlıktı belki.

İlk tecrübenin zor olması anlaşılır oyuncular için, ‘lider karakterli değilmiş’ diye kestirip atmadan önce birkaç kez düşünmek gerek. Kendime sık sık tembih etmek zorunda kalıyorum son günlerde bunu. McLemore’un bu kaybolma huyu sezon içinde de bazı maçlarda kötü gözükmesine neden olmuştu. Çok iyi bir şutör olmakla beraber, pozisyonun onun için hazırlanmasına epey ihtiyaç duyuyor hala. Topu hızlı çıkarmasına rağmen odaklanmış bir savunmaya karşı etkili olmasına yetmiyor bu. Kendi şutunu yaratmaktaki zayıflığı zaten benim için tavanının top pick düzeyine çıkmasına engel olan birinci unsur.

Yeri gelmişken sana da kişisel tahtanın durumunu sormak istiyordum. Chad’inki ile kıyaslandığında bizimkiler daha stabil oluyor, fikri takip açısından burada da dursa mı acaba?

mclemore-unc

Kubilay: Kendi içlerinde sıralamayı gözüm yemiyor şu anda ama tepedeki 5’li:

Nerlens Noel
Shabazz Muhammad
Trey Burke
Marcus Smart
Victor Oladipo

Stabilite beklentilerini karşılayamadım korkarım.

Cem: “Tarihin en kötüsü” etiketlerine genelde mesafeli yaklaşırım da bu seneki hakikaten çok zayıf bir sınıf. Galiba 2011’den kötü ve 2000’le kıyaslamak da bu çocuklara öyle büyük bir hakaret olmayacak gibi. En tepedekilerin bile oyunları apaçık bazı gedikler taşıyor.

Benden de bu çıkar:

Marcus Smart
Ben McLemore
Otto Porter
Alex Len
Shabazz Muhammad

(Girmeye karar verirse Gary Harris de yakın aslında, beşinci sıra için hak iddia edebilir yakın gelecekte.)

Yarın yine aynı saatte o zaman.

Kubilay: Yarına kadar kendi şutunu yaratamayan bir şutör guardı neden bu listeye aldım diye düşün bence.


  1. http://kenpom.com/blog/index.php/weblog/entry/florida_probably_will_lose_and_it_will_probably_be_close