Skip to content

Ne Yapmış Bu Tomas, Vatanı mı Satoransky?

Tomas Satoransky
Banca Civica Sevilla

6-7 (2.01), PG
Çek Cumhuriyeti (1991)

Tomas Satoransky hala ciddi bir potansiyel olsa da eskisi kadar ilgi çekici bir prospect değil. 2007’de yıldızlar seviyesinde 15.0 sayı, 12.3 ribaund, 4.7 asist gibi bir oyun kurucu için etkileyiciden daha fazlasını ifade eden rakamlarla bitirdiği Avrupa Şampiyonası’ndan sonra Selim Soydan dahil scout’ların gözdesi olmuştu kaçınılmaz olarak. Ondan bir yıl önce aynı turnuvada Ricky Rubio’nun yaptıklarından sonra1 haliyle gözler ona çevrildi.

Aslında bu sezona kadar işler yolunda gidiyordu. Geçen sezon hem ACB’de hem de Eurocup’ta 20 dakikanın üzerine çıkarak oldukça iyi bir süre aldıktan sonra, oyunundaki eksiklerde de ilerleme kaydedip bu sezon patlama yapabileceği düşünülüyordu. Bizim Stadyum’a konuk olsa Selim Soydan onu şöyle özetlerdi: “Alıyor, veriyor, çok iyi oyuncu çok.” 2 metrenin üzerinde, saha görüşü etkileyici, atletik bir oyun kurucudan beklentilerin yüksek olmasını makul karşılamak lazım, özellikle de yaşlı kıtanın süperstarlarından biri olabileceği de düşünülüyorsa. Sezon başındaki drafttan ilk turun iyi bir sırasında gitmesine yönelik beklentilerin yerinde yeller esiyor. Ancak vaat ettiği potansiyel göz ardı edilemeyecek kadar değerli. Her şeyden önce saha görüşü çok etkileyici. Özellikle penetre sonrası dengesini bulup, boş adamı çok zor pozisyonlarda bile bulurkenki rahatlığı ilgi çekici. Açık sahada ise tahmin edebileceğiniz şekilde daha da iyi. Oyun içinde bazen Rubio’yu izliyor hissine dahi kapılabilirsiniz, adam o denli saf keyif. İlk adımı ve çabukluğu gayet iyi, savunmacısını geçtikten sonra, hem uzun boyu hem de uzun kollarıyla rahatça bitirebiliyor. Fiziğinin yanında sıçrama kabiliyeti de müthiş.2

 

En büyük sıkıntı ise pek çok ümit vaat eden genç oyun kurucuda olduğu gibi şut becerisi. Bu sezon şut performansı açısından zaman zaman iyi maçlar çıkarsa ve kendisi de şutunu oldukça geliştirdiğini söylese de bana güven vermeyen o şut mekaniği ile bayağı sıkıntı yaşayacak gibi duruyor. Washington Wizards’la çıktığı workout’taki “7 Drill” denen hadiseden de görebileceğiniz üzere,3 çok iç açıcı bir durum yok ortada, tabi vatandaşı Jan Vesely’yi de arayıp, hemşo ortam nasıl orada diye sorduğunda, “Burası Prag gibi, ortam süper kanka, sen de gelsene” cevabını aldığını da zannetmiyorum, bunun da etkisi olabilir. Bir diğer önemli sıkıntı da çabuk guardlara karşı savunmada ne yapacağı. Lateral hızı yetersiz ve zaman zaman İspanya’da bile kolayca adamına geçilirken, NBA’de bu açıdan daha fazla sıkıntı çekmesi muhtemel.

Savunmada Sevilla’daki gibi rakip guarda sürekli baskı kurmasının beklenmeyeceği, biraz daha mesafe verebileceği NBA’de durumun daha farklı olabileceğini ve keza şutundaki gelişimi göremeyişimizde de takımdaki rolünün etkisi olduğunu belirtiyor. Açıkçası, bu noktada biraz hak veriyorum bu temiz yüzlü, genç kardeşimize. Joan Plaza, Avrupa’nın saygı duyulan teknik adamlarından biri olsa da risk alma konusunda kanımca biraz pasif, oynattığı oyunu biraz yavan bulduğum biridir.4 Neredeyse her hücumda Satoransky, topu getirdikten sonra kanattaki oyuncuya pası atıp, köşesine çekilip bekleyen oyuncuyu oynadı bu sezon. Özgürlüğü kısıtlanmış, rolü azalmış, sorumlulukları daralmış biri olarak uygun pozisyonlarda dahi en iyi yaptığı şeylerden olan fast-break fırsatlarını kullanmayı düşünmediğine şahit olduk. Geçen sezona bu açıdan bakınca, üst seviyede beklentilerin düşük olduğu iyi bir sezondan sonra tatminkar görünmeyişi anlaşılabilir duruyor. Önceki sezon Eurocup finali ile kapanmış olsa da bu sezon ligde üst sıralara çok daha yakın, Barcelona’yı 24 maç sonra evinde mağlup edecek kadar iddialı bir takımdı Sevilla. Topu uzun süre boyunca elinde tutan Earl Calloway gibi bir oyun kurucunun, ligin MVP adaylarından Paul Davis’in, Milenko Tepic, Carl English ve Txemi Urtasun gibi verdiğinizin karşılığında alacağınızın daha garanti olduğu seçeneklerin bulunduğu bir yerde Satoransky’e hücumda sürekli bir rol verme riskine girmedi Joan Plaza. Haliyle kendine güveni biraz sarsılmış olsa gerek. 19 yaşında gittiği Eurocup Final-Four’unda ortalama 26 dakika oynayıp,5 izleyenleri etkileyen bir oyuncu için daha da umutlu olduğu bir sezonda hazmetmesi kolay bir durum olmamalı.

Eksiklerini kapatabilecek bir oyuncu imajı sağlamasının en önemli göstergelerinden biri şu an bile zayıf olan vücudunun eski sıska halinden bu yana geçirdiği hızlı değişim olsa gerek. Keza, üst seviye için elzem bir alan olan pick&roll’lerde eskiye kıyasla daha iyi bir oyuncu olması, nasıl evrileceği belirsiz çok yönlü oyuncu profilinden başarılı bir şekilde oyun kuruculuğa temiz bir geçiş yapıp, o pozisyonun da en temel gereksinimi konusunda halihazırda çok iyi durumda olması kritik ve olumlu noktalar. Türk bayilerinin toplantıları için önde gelen merkezlerinden Prag gibi bir ortamı sırf basketbol için bırakıp yurtdışına gitmesi için ise söylenecek söz yok, çok büyük fedakarlık.

Seçilince doğrudan NBA’e gidecek gibi bir havası var gibi gelse de bana, oynamaya ve sahada sorumluluk alıp tecrübesini arttırmaya şiddetle ihtiyacı var. Sahadaki aktif, hücumdaki agresif Satoransky olarak kendini bulmadan gitmesi umut vaat eden kariyerini NBA’in de ötesinde olumsuz etkileyebilir. Özellikle onunla çok ilgilenen asistan koç Diego Ocampo’nun Plaza’nın ayrılması durumunda başa geçmesi söz konusu ve bu da bizim Çek’in durumunu oldukça pozitif etkileyebilir. Rubio vakasında görüldüğü üzere, benzerliklerinin olduğu bu adamın düşüş gösteren bir ACB sezonu sonrası gösterdiği NBA performansı da NBA takımlarını ikna etmede onun adına olumlu rol oynayabilir. Yine, en son ateş almaya gelir gibi tek gün kalıp ilk beşine seçildiği Adidas Eurocamp gibi platformlarda yıllardır topladığı puanlar da artı hanesinde. Ancak, bu sezon sonrası ilk tur ihtimalleri rafa kalkmış görünüyor. Satoransky’nin ne olacağını kestirmek hakikaten çok zor ve şu an için vaat ettiği de hala potansiyelden fazlası değil. Kendisine en çok ilgiyi gösteren takım olduğundan bahsettiği Cleveland6 da dahil kendisiyle ilgilenen tüm takımlar için ikinci turda seçilip, bir iki yıl sonrası için beklemeye değecek bir proje gibi gözüküyor.


  1. 23.3-12.8-7.1 işin sadece istatistik tarafı, 51-24-12’nin yanında, yarı sahadan atılan üçlükle uzatmaya götürülen ve sonunda şampiyonluğun kazanıldığı final maçı, yarı finalde de quadruple double falan…
  2. ACB 2010 smaç sampiyonu: http://www.youtube.com/watch?v=V9Z4YbEt7k4
  3. Amaç 7’den 0’a inmek, giren şutla sayı azalırken, kaçanla artıyor: http://www.youtube.com/watch?v=ZPKBVz6exbg
  4. Eğer Zalgiris’e giderse, Romanov’la ilişkileri çok ama çok eğlenceli olacaktır.
  5. http://www.youtube.com/watch?v=b2fIXS0z-eU
  6. Başlığın sahibi Ankara Arşidükü Sn. Kahveci’ye de şükranlarımızı sunalım bu vesileyle.